Çölde Bir Köy - Yol Hikayeleri - Selma Akar

Hava sanki gitgide daha çok soğuyor, çantamdan ceketimi alıp giymekte buluyorum çareyi. Derken günün ilk ışıkları gözüküyor. Alauwedi’nin Quetta’da yaşadığını sanmıştım ama anladığım kadarıyla çevre köylerinden birine doğru gidiyoruz. Bir saattir yoldayız ve ben bilmediğim bir yere tanımadığım biriyle gidiyorum…

Yüksek duvarlarla çevrili, daracık sokakların içinden geçtik. Her yer toprak rengi. Ortalıkta ev gibi bir şey göremiyorum, sadece duvarlar var, insan boyunu aşan duvarlar ve ortalarında geniş kapılar var. Bir kapının önünde durduk. Alauwedi indi, ben de indim. Çantaları aldık. Alauwedi kapıyı çaldı, kapı sesine bir havlama sesi eşlik etti. Bana uzunca gelen bir süreden sonra kapı açıldı. Karşımda bir kadın vardı. Kadının rengarenk elbiseleri ve burnundaki hızma ilk dikkatimi çeken şey oldu…

Kapıdan geniş bir avluya girdik. Her yer toprak, ortalıkta ne ağaç, ne çiçek ne de böcek var. Sadece toprak. Ve karşıda koskoca avlunun kenarına yapılmış kerpiçten bir ev var. Evin önünde de bir sürü çocuk. Minik minik, gözleri sürmeli bir sürü kız çocuğu. Alauwedi karısı ve kızları ile tanıştırdı beni. İçeriye girdik, kalınca bir örtünün altından. Genişçe bir oda, duvarın kenarında üstü çarşafla kapatılmış yüklük gibi bir yer, yerlerde de kilimler var. Onlar kilimlerin üzerine oturunca ben de oturdum. Gözlerimden uyku akıyor. Karısı gülüyor sürekli, tek kelime konuşamıyoruz, kimse bir diğerinin dilinden anlamıyor. Birbirimize bakıp bakıp gülümsüyoruz. Az sonra önüme bir tepsi kondu. Yağda pişmiş yumurta ve ekmekle, bir bardak ta süt. Canım hiç kahvaltı yapmak istemiyor ama yapmasam da olmayacak. Yedim bir şeyler, ardından yerlere yataklar serildi, ben bana ayrı bir oda vereceklerini düşünürken yer yataklarının sıra sıra dizilmesini izledim. Ardından, Alauwedi yataklardan birine yattı. Bana da işaret etti yatıp uyumam için. Hep beraber burada, sıra sıra uyuyacaktık. Yapacak bir şey yoktu. Uzandım ama uyuyamadım. Gözüm bir ara geçer gibi olsa da çocukların sesleri uykuya geçmeme engel oluyordu.

Derken odaya başka birileri daha girdi. Kalktım. Uyumam artık mümkün değildi. Gelenler oturdu. Ve bana bakmaya başladılar. Derken birkaç kadın daha geldi. Ardından kafasını kadınlar gibi örtmüş bir adam daha. Adamın bakışları, duruşu ve kafasındaki örtü bana komik geldi. Bir süre sonra yüzümü yıkamak üzere dışarıya çıktım. Tuvalete bakındım, bulamadım. Alauwedi beni arka bahçeye götürdü ve yine her iki yana kollarını açarak ‘noooo, problem’ dedi. Burada da tuvalet yoktu, işte buna çok şaşırmıştım!

Ben dışarı çıkınca herkes dışarı çıktı. Bir kenara oturdum, temiz hava aldım, zira içerdeki yastık, yorgan her şey farklı kokuyordu. Duş almak isteği içindeydim, uykusuz ve yorgundum. Etrafımı çevirdiler. Saçlarıma dokundular. Kıyafetlerime baktılar, incelediler, kendi aralarında konuştular ve güldüler. Kendimi uzaydan gelmiş gibi hissettim. Ne diyeceğimi bilemedim. Ben onlara bakıyordum, onlar bana bakıyordu…

Bana bakarken yazmalarıyla ağızlarını kapatmaları, genellikle uzun elbiseler giymeleri ve etrafta çok fazla çocuk olması kapalı bir toplumun ve kararlı adetlerin işaretleriydi. Burası ilginç bir yerdi. Ve Pakistan’da çölde, tam olarak nerede olduğumu bilmediğim bir yerde, bir Peştun ailesinin evindeydim.

Şaka gibiydi…


Selma Akar

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 336
favori
like
share