Ömer Baba Öyküsü - Derin Duygular - Tülay Bilgin - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Zamanın çok gerisinde köyün birinde yaşlı bir oduncu yaşarmış. Ormana oduna gider topladığı odunu eşeğine yükler kasabaya indirirmiş. eşeğinin ön ayakları uzar arka ayakları kısalırmış. Ömer baba bu şekilden dağdan odunu daha kolay indirirmiş. Bu odunları satar geçimini sağlarmış.

Ömer baba yaşlı sakalları ağarmış, yüzü ay gibi parlakmış. insanlara nasihat eder ve dualarla onlara yol gösterirmiş. Halim, selim durgun denizler gibi sakin ruhuyla çocuklar onu çok severmiş, onlara hikâyeler anlatırmış. Sıcak bir yaz günü çocuklar çok sıkılmışlar.

Ömer babadan hikâye istediler. Ömer baba bir kolu doğuya bir kolu batıya uzanan çınarın dibinde başlamış hikâyesini anlatmaya.

Yer karanlık, gök aydınlık bir zamandı. Karanlık dünyadan toprak alınıp, balçıktan yarattıdı Âdemi Tanrı. Ademin Her şeyi vardı ama cennette mutlu değildi. Yaratıcı Havva'yı ona arkadaş yarattı. Cennette hoş vakit geçiriyorlardı. Şeytan bir tuzak kurdu Havva bu tuzağa düşerek âdem ile birlikte yasak meyveden yediler.
Aydınlık dünya'ya gelecek insanlığın başlangıcı olacaklardı. Âdem'le Havva ayrı yerlere düştüler sonra hasretle yanıp Allahtan kavuşmayı dilediler, duaları da kabul oldu. İnsanlık her geçen gün çoğalıyor çoğaldıkça hayat yerini buluyordu. Âdemin çocuklarını hayat türlü şekilde şekillendiriyordu.iyi evlatları kötü evlatlar oldu. Âdem bu duruma çok üzülse de elinden bir şey gelmiyordu.
İnsanlar çoğaldıkça yerleşim alanları kasabalar kuruluyor buralara peygamberler önder oluyorlardı.
Peygamberler İlim matematik bilimin çeşitlerini insanlara öğretiyorlardı. Hıristiyanların âlimleri papazlar ilk ilmi peygamberlerden öğrenmiştir. Çocuklar ilim çok önemlidir yoruldunuz güneşte batmak üzere sonra devam edelim hikâyemize. Şimdi evimize gidelim.
Ömer baba ağacın üzerindeki kulübesine çıkıp el yazmasını kitabından okuduktan sonra çocuk seslerini duydu, çocuklar merak ettikleri için uyuyamamışlardı. Karanlık güğümün içinde mum gibi parlayan yıldızların altında hikâyenin ikinci kısmı başladı. Ömer baba bağdaş kurdu, çocuklar dedi; sırlarla dolu hayat yolculuğundan ibretler almak lazım.

Ömer baba; Şu Göğü aydınlatan kandil gibi parlayan yıldızlar gibi, Peygamberler bizim karanlık dünyamıza ışık tutmak için yaratılmışlardır. Âdem peygamber, yüzlerce dil biliyordu. Dünya dilleri bugüne kadar bu şekilde geldi, bir çoğu da kayboldu. Âdemin çocukları peygamberler) şehir kurmayı öğretti insanlara. Her beldeye peygamberler önderlik ettiler. Felsefe Âdem peygamberle başlar ve devam eder önemli olan düşünmek ve bilgiyi öğrenmektir. Hafiften rüzgâr ıslık çalıyor.

Yapraklar ayın ışığında parlıyordu. Hoş bir yaz akşamında çocuklar zevkle ağacın içindeki kulubede esrarlı bir yolculuğa çıkmış gibi Ömer babayı pür dikkat dinliyorlardı. Hak ve hakikat olan budur çocuklar. Şeytana uyanlar ve uymayanlar ikiye ayrıldılar. Şeytana uymayanlar sayıca çok azdı/lar. Uyanlar ise ateşe, puta tapar oldular. Her peygamber onlara doğru olanı anlatsa da insanlık her geçen gün şirazeden çıkıyor du. Peygamberlerin o yumuşak kalpleri dayanmaz olmuştu. Artık insanlık helak olmaya doğru yol alıyordu. Çeşitli yollara sapan insanlar ışığı terk etmiş zindan bataklıklarında helaklerini beklerken Ay gibi şems gibi bir peygamber doğu vermişti. Dünya yeniden var olmaya başladı zifiri geceler onunla aydınlanıyor. Kararmış kalpleri o kalaylıyordu. Önceleri kimsesi yoktu yavaş yavaş çığ gibi büyüdüler büyüdüler Yeryüzüne yayıldılar.
Şimdi birazdan doğacak güneş işte o dur. Gönülleri ısıtan, ışıtan onun nurudur. Çocuklar ışığı hep takip ederseniz o size hep yol gösterecektir. Sizin en zifiri kuytuda kalan müşkülünüzü o parlatıp size cevap verecektir.
Şu ağacın üzerende meltemli bir gecede beni dinleyen o güzel kalpleriniz sizi hep doğru yola iletecektir. Yeter ki şuna inanın. Hiçbir zaman fenni ilimlerin taş devri tunç devri olmamıştır.
Her asrın medeniyeti vardır. Bugün olduğu gibi. O zaman sadece daha sadeydi. İnsanlar var olduğu müddetçe her güzellik her kolaylık vardı. İlim bir noktadan başladı ona (yüce yaratıcıya) doğru yol alıyor.
Onu yok sayma gayretinde olanlar. İnandığı halde yoktur diyenler sadece ve sadece inkâr etmekten öteye gidemediler. Şimdi şu yıldızları yok saya bilir miyiz tutamıyoruz yanına yaklaşamıyoruz. Sadece bize ışık veriyor. Yüce yaratıcının da bunca nimetini görerek, onu yok sayamaz verdiği nimetleri inkâr edemeyiz. İşte gönlünüze doğan şu şems sizi gerçek aşka ulaştıran yolun ta kendisidir.

Sabahın o eşsiz güzelliğinde mis gibi bir havanın ardından güneşin ısıtmaya başladığı bir haziran günü Ömer baba çocukların kalbine yer etmiş, sevgiyle onları kucaklamıştı. Isınan yüreklerin, yolundan şaşması mümkün müydü? Sevgi her kapıyı açan bir dildir. Ömer babanın o eşsiz gönlünde, o çocukların geleceğin birer kandilleri olacaklarına inanıyordu. Yaşam hikâyesi aslında bu kadar kolaydı.


Tülay Bilgin

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 964
favori
like
share