Kronik Glomerülonefrit -Kronik Glomerülonefrit Nedir - Kronik Glomerülonefrit Hastalığı

Kronik glomerulonefrit bazen akut ya da subakut (uzun süren) bir nefriti izler. Bazen de hasta daha önce bir böbrek hastalığı geçirdiğinin farkında değildir. Glomerüllerde yavaş ama artan harabiyet nedeniyle kronik böbrek yetmezliği ve üremi gelişir.

Böbrek Hastalıkları Belirtileri ve Bulgular

Kanda üre ve kreatinin düzeyi yükselir. Hipertansiyon görülür. İdrarda albümin vardır. İdrar yoğunluğu 1010 civarındadır (izotenüri) Gece idrara çıkma (noktüri) Baş ağrısı, ödem görülebilir.

Kronik Glomerülonefrit Tedavisi ve Bakım

Tedavi semptomlara yöneliktir. Proteinden kısıtlı diyet verilir.
Kalp yetmezliği, ödem ve hipertansiyon yoksa, tuz genellikle kısıtlanmaz.
Üre yüksek olduğunda dialize alınır.
Hastada hematüri, ödem ve hipertansiyon bulgularında artma olunca, hasta yatak istirahatine alınır ve akut glomerulonefritte olduğu gibi tedavi ve bakım uygulanır.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2307
favori
like
share
Firari Sevdam Tarih: 02.09.2009 18:04
KRONİK GLOMERULONEFRİT

Çeşitli nedenlerden kaynaklanan, değişik gelişim, anatomik değişiklik ve klinik belirtiler sunan birçok böbrek hastalığı, kronik glomerülonefrit başlığı âtında toplanır.
Bu hastalıkların ortak özelliği, glo-merülün (kılcal damar yumağı) şiddetli biçimde etkilenmesi ve hastada yavaş ya da hızlı, ama genellikle ilerleyici bir biçimde böbrek yetmezliğinin gelişmesidir.
BELİRTİLERİ
Bazı olgularda kronik glomerülonefrit, hissettirmeden başlar; bazen de çok kısa bir süre içinde akut glomerülonefriti izler. Ama hastaların büyük bir bölümünde, daha önceden böbreklerle ilgili bir hastalık saptanmamış olmasına karşın sinsice ortaya çıkar. İlk klinik belirti gözkapaklannda ve/ya da ayak bilekle
rinde ödemdir (derialtı yumuşak doku
larda su tutulması). Bu, ya tek başına ya da yaygın ödemlerle birliktedir (nef-rotik sendrom). Hastalık bazen idrarla kan gelmesi (hematüri), bazen çıkarılan idrar miktarının artması (poliüri), bazı olgularda da kan basıncı (tansiyon) yükselmesine bağlı baş ağrısı, baş dön
mesi gibi belirtilerle ortaya çıkar. Hasta İlk belirtileri fark ettiğinde, genellikle akut böbrek yetmezliği yerleşmiş du rumdadır.
İNCELEMELER
Glomerülonefriti akla getirecek birçok belirti saptanabilir. En yaygın başvuru lan inceleme idrar tahlilidir.
İdrarda protein bulunması (proteinü-ri) glomerüllerin etkilendiğini gösterir. Yirmi dört saat içinde 0,1 gr’den yük sek protein çıkarılması, daha ayrıntılı incelemeyi gerektirir. Proteinüri tek ba sma önemli bir böbrek hastalığı belirtisi değildir; basit bir bel lordozunun (bel omurlarında eğrilik; belin içbükey eği minin dışbükey bir görünüm alması) böbrek sarkmasının ya da ortostatik proteinüri adı verilen fizyolojik bir du rumun belirtisi olabilir. Ortostatik pro-teinüride hasta yatar durumdayken alı nan idrarda protein yoktur, hasta ayağa kalkınca protein belirgin biçimde artar. Hastalığın gidişi iyidir ve tedaviye ge rek yoktur. Bedensel çalışmaya bağlı olarak örneğin ağır idmanlardan sonra sporcularda görülen proteinüri de aynı yapıdadır ve tedavi gerektirmez. Bu du rumlar dışında idrarda protein çıkması ise önemli bir böbrek hastalığı belirtisi olarak görülmeli ve ayrıntılı inceleme ler yapılmalıdır.
İdrarda protein bulunması dışında, idrar çökeltisi de ilginç bulgular verebi lir. Çökeltinin mikroskopta incelenme si, çeşitli tip ve boyutta silindirlerle al yuvarların saptanmasını sağlar. Hastalı ğın böbrek İşlevini bozup bozmadığına karar verilmesi için glomerül sızma hı zının, yani glomerüllerden bir dakikada süzülen plazma miktarının (normal koşullarda 120 ml/dak) saptanması gerekir. Bu değer, İnülin khrensi (inülinin temizlenme hızı) ölçümüyle kesin ola rak saptanabilir. Ama bu, uygulaması güç ve karmaşık bir testtir. Günlük uy gulamalarda daha çok kreatinin klirensi (kreatinin temizlenme hızı) kullanılır, Kreatinin böbrek borucuklarından atı lan ya da geri emilen bir madde değil dir ve proteinlere de bağlanmaz. Sap tanması için belli bir süre boyunca (la-boratuvara göre 2, 12 ya da 24 saat) id rar toplanması ve bir miktar kan alın ması gerekir. Kreatinin klirensinin düş mesi, böbrek dokusundaki yıkıma iliş kin yeterince güvenilir bir gösterge de ğildir. Aynca kan azotunun yani kanda proteinlere bağlanmış durumdaki azot oranının saptanması gerekir; kan azotu nun artması böbrek yetmezliğinin kesin bir belirtisidir. Böbreklerin temel işlev lerinden biri de protein metabolizması sonucunda üretilen azotlu maddelerin organizmadan atılmasıdır. Ama kan azot düzeyi, kreatinin klirensine oranla daha az güvenilir bir testtir, çünkü an cak dolaylı bilgi sağlar ve alınan besin lerden önemli ölçüde etkilenir (protein bakımından zengin beslenme nedeniyle böbrekleri sağlıklı bir kişide normalden yüksek kan azotu değerleri alınabilir; benzer biçimde protein oranı düşük ve kalori bakımından zengin bir beslenme de, ileri derecede böbrek yetmezliği olan bir kişide normal kan azotu değeri verebilir). Klinik bulgular ve/ya da la-boratuvar bulguları kronik glomerülo-nefriti düşündürdüğünde, tanı ve hasta lığın gidişinin kestirilmesi açısından böbrek biyopsisi yapılması gerekebilir. Biyopsi değişik gelişim gösteren böb rek hastalıklarının ayırt edilmesini de sağlar. Böylece kuşkulu olgularda birin cil ve ikincil glomerülonefritlerin ayni edilmesiyle doğru tedaviyi saptama ola nağı doğar. En önemli glomerülonefrit tabloları şunlardır:
• Doku artışıyla seyreden (prolifera-tif) odaksal glomerülonefrit: Hastalık böbreğin başka bölümlerini değil, glo-merülün tümünü etkiler. Özellikle ço cuklarda ve gençlerde görülür. Klinik olarak genellikle üst solunum yollan il-tihabıyla birlikte gelişen yineleyıcı mik roskopik hematüri (idrardaki kan mikta rı ancak mikroskopla saptanabilecek düzeydedir) nöbetleri ile ortaya çıkar. Kan basıncı yüksekliği, ödem, böbrek yetmezliği yoktur. İdrarda çok az prote in bulunur. Gidişi genellikle iyidir, kan da üre miktan artmaz.
• Zar gelişimiyle seyreden (membra-nöz) glomerülonefrit: Glomerüllerdeki kılcal damarların duvarlarında düzenli ve yaygın bir kalınlaşma olur. Her yaşta görülebilir. Nefrotik sendroma (idrarda yüksek miktarda protein çıkması, ödem) neden olabilir. Genellikle yavaş yavaş böbrek yetmezliğine doğru gider; arada belirtilerin kendiliğinden iyileşti ği dönemler görülebilir.
• Membrano proliferatif glomerülo nefrit: Kılcal damar boşluğunda daral ma ile birlikte damar duvarının kalın aşması, kılcal damar halkalarım çevre ye doğru iter ve glomerüllerde bağdoku artışı görülür. Çoğu zaman çocukluk ve ilk gençlik döneminde ortaya çıkar. Ge nellikle mikroskopik bir hematüri ile birlikte nefrotik sendroma yol açar, ba zı olgularda ise yanıltıcı sonuç verebi lir. İlk evreden başlayarak kan basmcı yükselir ve kreatinin klirensi azalır. Ge nellikle birkaç ay ile birkaç yıl arasında değişen bir süre içinde böbrek yetmez-liğiyle sonuçlanır. Ama çocuklar başta olmak üzere bazı olgularda, klinik gidiş ender olarak yavaştır; yıllarca sürebilir ve yanlış tam konmasına neden olabi lir.
• Odaksal glomerüloskleroz: Histolo jik olarak bazı glomerülleri dolduran bağdokusunu tümüyle yıkıma uğratır; bazı glomerüller ise tümüyle sağlamdır. Klinik olarak idrarda alyuvarların bu lunması ve şiddetli nefrotik sendromla ortaya çıkar. Yavaş yavaş böbrek yet mezliğine doğru ilerler, bazen yanıltıcı bir gidiş de gösterebilir. • Kılcal damarların dışını etkileyen ve doku artışıyla seyreden glomerülonefrit: Bu biçim 2. ciltte “Akut Glomerülonefrit” başlığı altında anlatılmıştır. Hücre tipi açısından, yarımay biçimli epitel hücreler hızla artarak glomerülleri doldurur. Böylece kanı süzme işlevi göremeyen glomerül yetersiz bir kütleye dönüşür. Çocukları da etkileyebilen bu bozukluk daha çok ileri yaşlarda ortaya çıkar. Genellikle çıkarılan idrar miktan ani olarak düşer ve hızla üremi (kanda üre miktarının artması, ["üre zehirlenmesi"]) gelişir; bazen ilk belirtilerle böbrek yetmezliğinin ortaya çıkması arasında geçen süre daha uzun dur (birkaç hafta île birkaç ay arasın da). Kötü gidişli ve hızla ilerleyen glo merülonefrit biçimleri, bazı olgularda akut, bazılarında ise kronik gidişli ola bilir. Daha çok da belli bir sınıflandırmaya girmeyen bağımsız olgular minde görülürler.
NEDENLERİ
Kronik glomerülonefritlerin gerçek nedenleri ve glomerüllerde nasıl yıkrr yaptıkları tam bilinmemektedir. Akm glomerülonefrit sonrasında gelişen bi çimlerde glomerüldeki lezyonun etken leri saptanabilir. Olguların büyük bölü münde etken, ağız-yutak enfeksiyonla rına neden olan beta hemolitik strepto koklar ya da başka bakteriler ile bir vi rüs olabilir. Ama başından beri kronik gidişli olan, akut bir nöbetten sonra ge lişmeyen birçok glomerülonefrit olgu sunun nedeni saptanamamıştır.
Son yıllarda böbrek biyopsisi çalış maları ve buna koşut olarak hayvanlar üzerinde yapılan deneyler, değişime uğ ramış bağışıklık yanıtının glomerülo-nefrite neden olan süreci bir ölçüde ay dınlattığını göstermiştir. Glomerülün taban zarına karşı doğrudan antikor oluşması ya da glomerül düzeyinde yer leşen antijen-antikor bileşikleri hastalı ğa neden olabilir.
Antikorlar, vücudun dış etkenlerden korunmak için ürettiği özgün globülin-lerdir. Antikor üretimini uyaran etken yani antijen vücuda girdiğinde, kimya sal yapısı vücut proteinlerininkinden farklı bir protein olarak tanınır. Antikor saldırısı sonucu antijen etkisizleşip yıkı ma uğrar. Antimembran antikorlarının neden olduğu glomerülonefrit olguların da vücut, glomerüllerin taban zarını yı kıma uğratan antikorlar üretir. Vücudun bağışıklık sisteminin neden böyle yanıl dığım açıklamak amacıyla birçok varsa yım ileri sürülmüştür: Antijen, glomerülün taban zarına çok benzer yapıda ola bilir, böylece vücut taban zarına saldı ran antikorlar oluşturabilir. Hastalık et keni taban zarında yapısal bir değişikli ğe yol açarsa, bağışıklık sistemi zarın proteinlerini kendi parçası olarak tanı maz ve bunları yıkıma uğratan antikor lar oluşturur. Antijen taban zarında yer leşince, bağışıklık yanıtı da bu dokuyu etkiler. Antimembran antikorların ne den olduğu glomerülonefrit oldukça en der görülür ve olguların ancak yüzde 20-30′undan sorumludur.
İkinci olası mekanizma ise, kanda dolaşan antikorların antijenlere bağla narak bunları etkisizleştirmesiyle başlar ve antijen-antikor bileşikleri oluşur. Bu bileşikler genellikle vücudun retikülo-endotelyal sistemi (RES) tarafından ya kalanarak yıkıma uğratılırlar; çok kü çük yapılı olduklarından retiküloendo-telyal sistemden kaçarlarsa, glomerül-lerden süzülerek idrarla atılırlar. Üçün cü bir olasılık da, bu bileşiklerin retikü-loendotelyal sistem tarafından yakala-namayacak kadar küçük ve böbrek glomerüllerinden süzülemeyecek kadar büyük olmalarıdır. Bu koşullarda glo-merüllerde yakalanıp birikirler. Olağan dışı koşullarda bu bileşiklerin birikmesi doğrudan bir lezyona neden olacağı gi bi, iltihabi bir etki de yapabilir (vücut, içinde biriken yabancı maddelere her zaman iltihap geliştirerek yanıt verir). İltihaplanma damarlarda üçüncü bir pıhtılaşma etkeni oluşturduğundan, doğrudan ağır anatomik lezyonlara ne den olabilir. Gerçekten de taban zarının yapısı değişince vücut, damar duvarının bütünlüğü bozulduğunda, pıhtılaşma sürecini başlatma işlevi gören küçük kan hücrelerinin (trombositler) biriki miyle yanıt geliştirir. Trombositlerin harekete geçmesi başka bir dizi karma şık tepkimeye, ayrıca glomerüllerin kıl cal damar halkaları düzeyinde damar içi pıhtılaşmaya ve beraberinde giderek artan glomerül yıkımına neden olur. Glomerülonefritlerin büyük bir bölümünün oluşumunda bu sürecin rolü vardır. Karanlıkta kalan birçok noktaya karşın, çeşitli klinik ve deneysel araştırmalar bu varsayımın doğruluğunu orta-* ya koymaktadır.
TEDAVİ
Kronik glomerülonefritin nedenleri tam olarak bilinmediğinden, günümüz de nedenlere yönelik bir tedavi uygu lanması olanaksızdır. Hastalığın bağı şıklık sistemi bozukluklarından kaynak landığı düşünülerek antikor oluşumunu önlemeye yönelik ilaçlarla tedaviye ça lışılmıştır. Bağışıklığı baskılayıcı olan bu ilaçlar, yalmz zararlı antikorların de ğil, aynı zamanda yararlı yani vücudu enfeksiyonlara karşı koruyan antikorla rın oluşumunu da engeller ve bazı kan hücrelerinin üretimini baskılar. Tedavi, deneyimli bir hekimin titiz denetimi al tında uygulanmalıdır. Bazı hekimlerin bu ilaçlar konusundaki görüşleri son derece olumsuz olduğundan, bağışıklığı baskılayıcı tedaviye hiç başvurmazlar. Bazıları ise, olguların büyük bölümünde etkisiz olduğunu kabul etmelerine karşın bu tedavi yöntemim gerekli gö rür, çünkü hastaların bir bölümü bu tedaviye hafif bir gerileme ile yanıt vermekte ve çok ender de olsa böbrek has talığının tüm belirtileri geçmektedir. Bazı hekimler ise, değişik etkilerinden yararlanmak amacıyla birden çok bağışıklık baskılayıcı ilacm birlikte kullanılmasını önermektedir.
Sonuçta bağışıklık baskılayıcı tedavinin gerçek değeri tam aydınlatılmamıştır. Bunun dışında hastalık belirtilerinin yol açtığı rahatsızlıkları hafifletmeye ve kan basmcı yükselmesi gibi bazı belirtilerin zaten azalmış olan böbrek işlevini daha da bozmasını önlemeye yönelik tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. Belirtilere yönelik tedavide, Ödeme karşı idrar söktürücüler, yüksek tansiyona karşı kan basıncını düşürücü ilaçlar ve kanda Ürik asit biriktiğinde de bunu azaltmaya yönelik ilaçlar kullanılır.
Her olguda hastanın bedensel etkinliğini azaltması gerekir; böbrek işlevlerindeki bozukluk ne ölçüde ağırsa, bu önlem o ölçüde titizlikle uygulanır. Kesin yatak dinlenmesi yalnız böbrek yetmezliği olgularında gereklidir ve kural olarak her olguya önerilmez. Sürekli yatmak protein yıkımını kolaylaştırır, ayrıca hastanın ruhsal durumu üzerinde olumsuz etkileri vardır. Böbrek yetmezliği çok ağır değilse hastaya bazı hareket olanakları tanınır, kısıtlı da olsa çalışma etkinlikleri Önerilir. Ama kronik glomerülonefrit hastalarının soğukta kalması ya da inflüenza gibi sıradan mevsim hastalıklarına yakalanması önlenmelidir. Beslenme de önemlidir; yiyeceklerin protein içeriğine ve kalori değerine dikkat edilmelidir. Beslenmeyle alman kalori içeriği yeterli, en azından harcanana eşit olmalıdır. Uzun süre kalori açısından yetersiz beslenen hastalarda vücudun temel doku öğeleri tüketilir ve azotlu artıklar çoğalır.
Beslenmenin nitel bileşimiyle ilgili göstergeler ve protein oranıyla ilgili olarak, bak. Beslenme (Böbrek Hastalıklarında Beslenme); Cilt 7: Sağlıklı Yaşam.
Böbrek yetmezliğinde, 2. Ciltte “Böbrek Yetmezliği” maddesinde anlatılan Özel tedavi gerekir. Böbrek yetmezliğine glomerülonefrit eşlik ediyorsa ne dinlenme, ne de protein oram düşük bir beslenme yeterli olur.