ev hanımı olmak - ev kadınlığının zorlukları - çalışan kadınlarAnnem çalışan bir kadın. Küçükken, annem çalışmasın diye türlü numaralar yapardım. Çünkü okuldan eve geldiğimde annem evde olsun istiyordum. Evde her an yemek olması ya da her istediğimde anneme ulaşabilmek güzel olmalıydı. Emekliliği geçti yine de çalışıyor. Ben de çalışan bir kadınım ama şimdiden emeklilik hayalleri kurduğum zamanlar oluyor. Bazı durumlarda insan ev kadınlığına özenmiyor değil. Çalışan kadın hasta oluyor, izin almak zorunda. Ev mi taşıyacak, noterde işi mi var, hep izin almak zorunda. Çocuğunun veli toplantısına gitmek bile bir sorun. Oysa ev kadını kendisinin patronu. Tek fark, maaşı ve sosyal güvenliği yok.

Son verilere göre, Türkiye’de erkeklerin %69,8’i; kadınların ise %23,7’si çalışıyor. Bu, ülkemizdeki kadınların yalnızca dörtte birinin çalıştığı anlamına geliyor. Kentte, erkeklerdeki işsizlik oranı %20,5 iken kadınlardaki işsizlik %27,4. Kırsal kesimde ise erkeklerde işsizlik oranı %27; kadınlarda %16,9. Kırsal kesimde yaşayan kadınların işsizlik oranının düşük olması, ücretsiz aile işçisi olarak çalışmalarına dayandırılıyor.

Günümüzde ekonomik koşullar kadınların iş hayatına katılımlarını arttırsa da, gerek çocuk sahibi olduktan sonra işi bırakan anneler, gerekse (evet hala) kocası çalışmasını istemediği için istifa eden kadınlar evde oturmak zorunda kalıyor. Ve çoğu bundan dolayı kendini kötü hissediyor. Size gözlemlerimden fazlasını vermem gerektiği için çalışan çalışmayan pek çok kadınla bu konuyu konuştum. Mutlular mı? Zorlanıyorlar mı? Eşlerinin davranışları çalışıp çalışmamalarına göre değişiyor mu? İşte bazı bölümler.

37 yaşındaki 2 çocuk annesi Yasemin, evinin geçimini sağlamak için köyündeki beyaz et fabrikasında çalışıyor. Kocası çalışmadığı için işe gitmek zorunda olduğunu ama bundan da önemlisi sağlık sigortasının karşılanması için çalışmak istediğini söylüyor. “Ama mutluyum çalışırken.” diyor Yasemin ve işe severek gittiğini söylüyor.

Grubumuzun en deneyimlisi ise 80 yaşındaki Muaviye Hanım. Hiç “çalışmamış” ama pırıl pırıl dört çocuk büyütmüş. Okuldan bahsettiğimizde kendisine kızıyor aslında. Annesine ev işlerinde yardım etmek için ilkokul ikinci sınıfta okulu bıraktığını söylüyor. “Şimdiki aklım olsa 2 hatta 3 okul bitirirdim; o zamanlar da şimdiki olanaklar olsaydı evime ev işleri için birisini tutardım ve çocuklarıma daha iyi imkanlar sunmak için bir işte çalışırdım.” diyor.

37 yaşında, tek çocuk annesi Gamze özel bir şirkette yönetici olarak çalışıyor. “Üniversitede okuduğum bölümle ilgili bir iş bulup hemen çalışmaya başladım.” diyen Gamze, iş hayatının kadının kendi iyiliği için - ne kadar yorucu olduğu düşünülse de - gerekliliğine inananlardan. “Tabii, çocuğum hastaysa ve benim işe gitmem gerekiyorsa isyan ettiğim oluyor.” diyor. Bu, çalışan annelerin sıklıkla söylediği sözlerden. Gamze’nin de aynı şeyleri söylemesi bana anneleri en çok evlatlarıyla ilgili meselelerin yaraladığını düşündürüyor.

Neriman 49 yaşında, 2 çocuk annesi, kendini çocuklarına adamış bir kadın. “Çalışmayı isterdim ama o zamanki şartlarda ailem istemediği için çalışamadım.” diyen Neriman yine de çocuklarını kendisi büyütmüş olmanın onu mutlu ettiğini söylüyor.

Evlendikten sonra çalışmaya başlayan 53 yaşındaki Nilgün’ün 2 çocuğu var. On yıl önce özel sektörden emekli olmuş. Nilgün iş hayatını seven kadınlardan, “Çalışırken daha dinamik, programlı ve bakımlı oluyorsun.” diyor. Olanak olsa şimdi de çalışacağını, evde oturunca kendisini körelmiş hissettiğini söylüyor.

Pınar Koçer Aydın: Çocuğunuz ev kadını ya da çalışan kadın olmanızdan memnun mu?

Yasemin: Çok memnunlar. Arada “Keşke çalışmasaydın.” diyorlardı. Beyaz et fabrikasında vardiyalı çalışıyorum, gece vardiyaları zor oluyor. O yüzden ilk başlarda istemiyorlardı. Şimdi çok iyiler, alıştılar büyüdükçe.

Muaviye: Ne eşimden, ne çocuklarımdan bir şikayet duymadım. Elimden geldiğince onlar için uğraştığımdan olsa gerek. Şimdiki aklım olsaydı çalışırdım ve bu kadar çocuk yapmazdım.

Gamze: Kızım 2-3 yaşlarındayken daha zordu. Bir keresinde ben tam işe gitmek için hazırlanırken, kızım seslenip beni yanına çağırdı. Elinde bir lira, bana uzatmış “Bunu al anne, işe gitme.” dedi. O gün çok üzülmüştüm. Ama şimdi sorun etmiyor. Bazen soruyor “Anne, işi bırakırsan yine böyle gezebilir miyiz?” diye. “Gezemeyiz, çünkü bu kadar paramız olmaz.” diyorum, “O zaman işi bırakma sakın!” diyor.

Neriman: Kızım çalışmamı istiyordu. Arkadaşlarının anneleri çalışıyordu, o da özeniyordu. Ama oğlum memnundu.

Nilgün: Oğlum ben çalışırken hiç memnun değildi, hep onunla kalmamı istiyordu. Çocuklar istemiyor. Önceleri çalışmam kızımın çok hoşuna gitse de, sonra istemedi. Onlara bütçemiz için çalışmak zorunda olduğumu anlattık. Alışıyorlar sonradan.

Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği Başkanı Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak, annenin çocukla geçirdiği zamanın uzunluğundan çok kalitesinin önemini vurgulayarak, çocukların anne ve babalarının işe gitmesinden değil, birlikteyken kendileriyle ilgilenilmemesinden rahatsızlık duyduklarını söylüyor.

Eşiniz memnun mu peki?

Yasemin: O herkesten memnun. O çalışmadığı için evin geçim kaynağı benim, en çok o memnun (gülüyor).

Muaviye: Eşim hayatından memnun. Belki çalışmak istesem izin verirdi. Ama o zamanlar istemedim.

Gamze: Bence son derece memnun. Sonuçta eve geldiğinde surat asan, bütün gün ev işleri yaptığı için ağrıları olan biri değilim. Çalışırken de ev işleri yapıyorum tabii ama birlikte de yapabiliyoruz.

Neriman: Hiçbir zaman “keşke sen de çalışsaydın” demedi. Kızımın bazen arkadaşları gelirdi bize. Bazılarının ailesi çalışıyordu. O çocukların da annelerinin çalışmasından şikayetçi olduklarını gördükçe “İyi ki çalışmamışım.” diyordum.

Nilgün: Eşimden “Niye çalışmıyorsun?” ya da “Artık çalışma!” gibi bir tepki görmedim. Evlendikten sonra çalışmaya başladım, bana hiç zorluk çıkartmadı.

Sıra uzman görüşü almaya geldiğinde Uzman Sosyolog Ömer Erkan’ın kapısını çaldım. Bazı bölümler.



Çalışan kadının ekonomik değeri, getirisi vardır. Bu da onu prestijli kılan şeydir. Bu hane gelirine artı olarak yansırken kadının da özgüven sahibi olması ve hareket kabiliyetinin artması anlamlarına geliyor. Çalışan kadın kendini daha iyi ifade ediyor. Tabi tartıştığımız şehirli ve orta sınıf çalışan kadın. Yoksa Anadolu’nun bozkırında da Karadeniz’in bahçelerinde de kadın çalışıyor.

Çocuk yetiştirme konusunda, çalışan kadının ciddi bir zaman sorunu var. Ev kadının ise zamanla ilgili sorunu nispeten yok gibidir, iş stresi nedir bilmez vs. Lakin bütün gününü çocuğuyla evde geçiren, “Beyefendi gelse de şu işlerin ucundan tutsa!” diye hayal kuran kadının tükenmişlik düzeyi nasıldır? Tükenen kadın mı yoksa eve özleyerek gelen kadın mı? O ya da bu diyemeyiz. Önemli olan ilgi ve sevgidir. Ha, bir de eşi tarafından desteklenen kadın her zaman daha iyi çocuk yetiştirir.

Ev kadınlarının ve çalışan kadınların toplumda yaşadıkları zorluklar neler?

Ev kadını deyince nedense hiç çalışmayan kadın imajı akla geliyor. Aksine ev kadını da bir iş kadınıdır ve onun işi profesyonel ev yönetimidir. Üstelik çalışan kadının yardımcı bir kadın alma gibi bir hakkı olduğu düşünülürken ev kadının bu hakkı da “ama hayatım…” cümleleri ile engellenmektedir. Ev kadını hep çalışır ama maaş, ikramiye gibi sosyal güvenlik hakları yoktur.

İmkânı olan her eş (ev kadını olan) eşini bir sosyal güvenlik mümkünse de bir emeklilik sistemi içerisine mutlaka almalı.

Çalışan kadın hem işte, hem evde muhtelif yükler altına girmiş durumda. Bence çalışan kadının sağlam bir psikolojiye ihtiyacı var. Çünkü ne kadar eğitimli, ne kadar seçkin olursa olsun bu toplumun erkeği “Türk erkeği”dir ve beklentileri değişmez.

Neticede kadın kimliği unutulup yerine annelik, aşçılık gibi diğer kimlikler ön plana çıkınca doğanın ritmi bozuluyor. Unutmamak gerekir ki aşk, sevgi, mutluluk, huzur düşünceleri ile evleniriz; ütü, çamaşır, bulaşık ile değil.



Psikiyatrist Bekir Ceylan kadınların çalışmasını savunanlardan. Kadınların çalışırken kendine olan güvenlerinin arttığını, kültürel olarak daha fazla geliştiklerini, böylece kendilerini daha mutlu hissettiklerini söylüyor.



Çalışan kadın daha mutlu çünkü özgüveni var. Yorulsa bile, kendini bağımlı ve işe yaramaz hissetmiyor. “Zengin koca bulup, çalışmasam…” diyen de oluyor. Fakat bunu yapanlar bir süre sonra çok pişman oluyor. Eşleri tarafından hor görülüyorlar. Kendine ait dünyaları olmuyor çünkü.

Ev kadınıysa “Keşke çalışsaydım.” diye düşünüyor. Çünkü çalışmayınca eşinden para istemek zorunda. Erkeğin avucuna bakıyor, bu da moralini bozuyor. Evde oturmaktan sıkılıyor.

Ayrıca erkekler için ne yazık ki evde yapılan işlerin parasal değeri yok. Yeri gelince kadına “Ne iş yapıyorsun ki evde!” diye söyleniyor.

Çocuk için annenin çalışması mı yoksa ev kadını olması mı daha iyidir?

Amerika ve Fransa’daki uzmanların söylediğine göre çocuğa az ama yoğun sevgi yetiyor. Yani 1-2 saat de olsa, çocuk ile dolu dolu ilgilenmek onun sevgi ve ilgi ihtiyacını karşılıyor. Ev kadınları ev işlerinden, çocuk bakımından bıkmış oluyor. Çalışan kadınlar iş dışındaki zamanlarını özellikle çocuklarına ayırmaya çalıştıklarından daha ilgili oluyorlar.

Bu dosyayı hazırlamama bir arkadaşımın annesinin beni etkileyen sözleri sebep oldu. “Hiçbir şey değil, bir yere kayıt olurken falan mesleğimi sorduklarında utanıyorum. Ev kadınıysan mesleksiz kabul ediliyorsun ve kendini vasıfsız hissedip utanmana sebep oluyor. Halbuki herhangi birinden daha az çalışmıyoruz”.

Psikiyatrist Bekir Ceylan cevap olarak; “Şehirde yaşayan kadınlar utanıyor genelde. Kadın evde birçok iş yapsa da çalışıyor gibi görülmüyor.” diyor. Toplumda çalışan kadının kültür düzeyinin daha yüksek olduğu düşüncesi olduğu için çalışmayan annelerin çocuklarının okulda veya sokakta arkadaşları tarafından eziliyor olduğunun altını çizen Ceylan, “Ama aslında ev kadını da evde çalışıyor.” diye tamamlıyor sözlerini.

Sosyolog Ömer Erkan ise; çocukların ebeveynleriyle ilgili sorular sorduğu ve hatta onları tenkit ettiği bir dönem olduğunu, bu dönemde çocuğun annesinin çalışmamasından şikayetçi olabileceğini söylüyor. Bunu çocuğun annesini arkadaşlarının çalışan anneleriyle kıyasladığı için yaptığını belirten Erkan; “Bu döneme ait sorular annenin de canını sıkabilir. Ama aynı çocuk, çoğu zaman evde olan annenin kendisi için daha iyi bir seçenek olduğunu da fark eder.” diyor.

Kadın, evin temizlikçisi, aşçısı, organizatörü, son ütücüsü. Hem eş, hem anne, hem evlat olarak vazifeleri bitmek bilmiyor. Bunlara ek olarak iş sahibi kadınlar gündüz dışarıda farklı bir mücadele veriyor. Ama çocuğuyla yeterince ilgilenemediğini düşünerek vicdan azabı çekiyor. İş hayatı olmayan kadın çalışmıyor demek imkansız. Çalışıyor ve ne yazık ki bunu boğaz tokluğuna yapıyor. Ve çalışsa çocuğuna daha iyi bir gelecek sağlayabileceğinden yakınıyor. Yani aslında çalışan kadının da ev kadınının da dertleri ortak: o da “annelik”!

Görünen o ki kadın -anne olduktan sonra- ne yaparsa yapsın, en sık hissettiği duygu hep vicdan azabı oluyor.


Haber : Pınar Koçer Aydın

alıntı

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 844
favori
like
share
BiR-DOST Tarih: 25.05.2013 23:21
Eline sağlık...
nichole Tarih: 06.09.2009 21:53
paylaşım için sağol