İşim Bitti Öyle Mi - Nesrin Göçtürk Kaya
Geçmiş karşıma “boşanalım” diyor! Yirmi yedi yıl evlilikten sonra, tam cahilliğimiz gitmiş, çocuklar büyüyüp yuvadan uçmuş, dünyanın yükü, az biraz üzerimizden düşmüş, bir “oh” diyeceğimiz zaman, “boşanalım” diyor!

On beş yaşımdaydım sözüm verildiğinde. Kapı aralarından, perde arkalarından bakardım, sen evimizin önünden geçerken. Askerden yeni gelmiştin o vakitler.
Sen çocuktun, kendini büyük bir adam edasıyla taşıyan, ben küçük bir kızdım evliliği evcilikle bir tutan! Sonra nişanımız yapıldı, ardında da köy meydanında düğünümüz kuruldu. Senesine bir kız evlât verdim kucağına. Sonra, bir kız ve bir erkek evlât daha…
İneğimiz sarıkız, koyunumuz aksakız ve üç çocuğumuzla geçinip gidiyorduk hep birlikte. Mısır kokan, tarhana kokan, sevgi kokan ve biz kokan evimizde mutluyduk. Gülüyordu al yanaklı çocuklarımızın gözleri, biz de gülüyorduk onların parlayan göz bebeklerinde. On yıl geçmişti aradan ve anlayamamıştım geçip giden yılları.
Yazın, tarla-bahçe, kışın, odun- ocak derken akıp gidivermiş yıllar ‘gelin pınar’ının suyu gibi.

O yıl da yine, kışın soğukları bitmiş, dağın eteklerine kadar yürümüştü bahar çiçekleri. Yeşiller giyiniyordu köyün her yanı yavaş yavaş. Damda sarıkız, ağılda aksakız gebeydi. Avlunun dibinde, ak köpükler gibiydi Mayıs papatyaları. Yeni uyanıyordu uykusundan börtü böcek. Her yağan yağmurun ardından yeni bir çiçek başını uzatıyordu toprağın üzerine. Varoluşu yeniden yaşıyordu tüm doğa, yenilenen her şey için şükürler ediyorduk Allah’a. Tarlalar, bahçeler ekilmiş, yeni tohumlar, fideler dikilmişti. İşte tam o günlerde şehirden kardeşin geldi. Orada- burada, kıyıda- köşede günlerce senin beynine girdi. Anlamıştım kötü şeyler olacağını, anlamıştım bizi buralardan söküp koparacağını. Yıllardır yapamadığını bu defa yapmıştı işte, sonunda senin aklını karıştırıp çekip gitmişti.Günlerce düşündün durdun. Ne söyledim, ne sordumsa sessizliğinin içinde kalıyordun. Sonunda bir karar vermiştin ve ilk önce, sarıkız’ın yavrusunu göremeden, aksakız’ın kuzusunu öpemeden sattın onları. Ardından bağı bahçeyi, tüm anılarımızı, umutlarımızı, on yıllık emeklerimizi sattın! Bir kuru ev, boş bir dam ile ağıl kaldı geride satmadığın. Sonrasında yüklenip göçümüzü geldik bu koca şehre.

Aylarca elti yanında sığıntı yaşadım üç çocuğumla. Sen, kardeşinle sabah çıkıp akşam geliyordun yanıma. Gün boyu ne yaşadığımı nereden bilecektin? Sonunda bir iş buldun ve taşındık, her ay bedel ödediğin bir gecekonduya. Ne dirlik kaldı, ne düzen. Beti benzi soldu çocuklarımın, bir aksi, bir huysuz oldular. Açlık nedir bilmezdik bu şehre göçmeden önce. Memlekette, her bağ bozumu kasabaya gider üst-baş alırdık her birimize. Bir de Raşit’in lokantada kebap yerdik ki, bir yıl tadı gitmezdi damağımızdan. Gurbette gördük sefaleti, her öğün zeytin ekmek yemeyi öğrendik buralarda. Çocuklara bir çift çorap alamaz hale geldik sonunda. Sen, kazancının çoğunu ev sahibine veriyordun, paran kalmayınca da hırsını bizden çıkartıyordun. Bir gün komşulardan, buralarda da kadınların çalıştığını, zengin evleri temizleyip yevmîye diye günlük para alındığını öğrenmiştim!
Hiç unutmam, ilk gittiğim evde çalışıp akşam eve dönerken korkudan ölecek gibi olduydum. Sana çalıştığımı nasıl diyeceğimi bilemiyordum. Cebimde on lira yevmîye, yüreğimde endişeyle gelmiştim o akşam eve. Sen hemen benim peşimden geldiydin ve anlatmıştım ezile büzüle o gün senden habersiz yaptığım işi. Dizlerinin üzerine koymuştum kazandığım on lira yevmiyemi. Parayı alıp cebine koymuştun. Hiç konuşmuyordun! Döveceğini, söveceğini, isyan edeceğini düşünürken, hiçbir şey olmamış gibi davranmıştın sen. O gün bu gün gündeliğe gider oldum. Para kazanıp sana omuz verdim, bu batasıca şehirde yok olup gitmeyelim diye ama sen yitip gidiyordun elimden kaç kere! Sıkıntını azalttıkça senin aklın başka heveslere düştü. Çok kere duydum duymazdan geldim, gördüm görmezden geldim. ‘Bir hevestir’ dedim, ‘yalan söylüyorlar’ dedim, ‘yanlış görmüşümdür’ dedim, yıllarca hep böyle avuttum kendimi. Sonra, çocuklarda işe girdiler birer birer ve aile içinde el birliğiyle rahatlattık para sıkıntımızı.

Altına araba çektik, çalıştığımızı eline verdik, bir gün senden alın terimizin hesabını sormadık. Yıllar içinde de kızları everip oğlanı asker ettik. Artık köyümün mis gibi kokan toprağına, dağına; bahçesine, bağına kavuşacağım diye hayal ederken, uğruna koca bir ömrü feda etmişken, sonunda ahir ömrümde güleceğim derken! Karşıma dikilip “boşanalım” diyorsun. Neden!
Artık işim bitti öyle mi? Yaşım kırkı geçti, yüzüm kırıştı, vücudum diriliğini kaybetti öyle mi? Altına araba çektim, seni emekli ettim, çoluk çocuğunu everdim, buraya kadar öyle mi? Şimdi daha tazesini, daha cilvelisini istiyorsun! Ahir ömründe heyecan arıyor, başka tenlerde erimek istiyorsun öyle mi?

Ya ben? Bundan sonra yalnız başıma ben ne yapayım? Yirmi yedi yıllık emeğimi düşünüp kahır mı olayım? Yoksa çekip bıçağı, seni hırsımla parça parça mı doğrayayım?
Seni sevdim, erim dedim, ar’ım dedim tüm sözlerini emir belledim ve şerefine tek bir leke değdirmedim. Üç tane dölünü doğurup adam ettim. Hem evde çalıştım sana avrat oldum, hem dışarıda çalıştım ele ırgat oldum. Aç kaldım “açım” demedim tek sen üzülmeyesin diye. Birini iki etmek için çırpınıp durdum senelerce. Şimdi emeklerimi boş sayıp, yaşanmışlıklara hayal deyip, umutlarımı bu şehirde bırakıp, seni de boşayıp, sevgimi koynuma alıp çekip gideyim öyle mi?

De ki, boşadım seni! Hiç olmamışım gibi yaşayabilir misin? Vicdanını yok sayabilir misin? O kadına da ben gibi sarılabilir misin? Ciğerimden kopacak intizarımı taşıyabilir misin? Kuldan kaçıp saklansan da, Allah’tan da kaçabilir misin ha?

Var git adam, var git işine! Onların aradığı ‘koca’ değil eğlence… Bilesin ki, ahir ömründe oyuncak etmem seni kimsenin elinde. Yıllardır kocadan öte, canım bildim, kanım bildim ben seni... Senin eline diken batsa, kan çıkar benim tenimde! Gel kurban olduğum, köyümüze gidelim birlikte… Bilirsin, her taş ağırdır derler kendi yerinde…


Nesrin Göçtürk Kaya

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 317
favori
like
share
Pedaliza Tarih: 03.09.2009 14:34
Artık işim bitti öyle mi? Yaşım kırkı geçti, yüzüm kırıştı, vücudum diriliğini kaybetti öyle mi? Altına araba çektim, seni emekli ettim, çoluk çocuğunu everdim, buraya kadar öyle mi? Şimdi daha tazesini, daha cilvelisini istiyorsun! Ahir ömründe heyecan arıyor, başka tenlerde erimek istiyorsun öyle mi?


Kendinden çok şey verdin mi böyle oluyor

Vefa bile vefasız : )