Adyabatik, Termodinamikte çalışma akışkanında ısı ve kütle kaybının veya kazancının olmadığı haldeki süreçtir. Adyabatik bir ortam oluşturabilmek için sınırlanmış alanın ısı ve kütle geçişine karşı tamamı ile yalıtılmış edilmiş olması gereklidir. Adyabatik bir süreçte ısı ve kütle değişimi olmadığı için toplam iç enerji değişimi sıfırdır. Başka bir deyişle tam bir yalıtım vardır. Örneğin; bir pistonun bir gazı sıkıştırması esnasında, silindirin duvarlarının tamamen yalıtılmış olması durumunda sıkıştırma işleminin adyabatik olduğu söylenebilir. Ama gerçekte tamamen adyabatik bir sistem oluşturmak mümkün değildir. Termodinamikte teorik olarak bu yönde kabuller yapılarak çalışılır. atmosferde düşey adyabat ve yatay adyabat vardır.

Aerodinamik; hareket eden katı kütlelerin havayla etkileşimlerini inceleyen bilim dalıdır.
Özellikle uçakların, roketlerin ve füzelerin havadaki hareketlerini belirleyen ilkeleri açıklar. Ayrıca otomobillerin, hızlı trenlerin, gemilerin tasarımıyla, köprülerin ve çok yüksek yapıların şiddetli rüzgara dayanabilecek biçimde inşa edilmeleriyle ilgilenir.

Akustikoptik
Işık ışımaları ile akustik dalgaların etkileşimini etkileyen bir fizik kolu.Işık ışımalarıyla akustik dalgaların etkileşimi,bazı saydam sıvı ve katılarda özellikle yüksek sesötesi frekanslarda görülür.Bu etkileşimlerin etkileri sözkonusu ortamların optik kırılma indisinin yerel kiplenimine bağlıdır.Kiplenime yol açan tepkime sesötesi ışımanın bu ortamlardan geçişidir.Böylece tek renkli düzlemsel bir sesüstü dalga,ses hızıyla yol alan ve üstünde bir optik ışımanın kırındığı gerçek bir evre ağı yaratır.Bu konudaki araştırmalar bilişimin optik uygulamasınıbüyük ölçüde etkilemiştir.

Akümülatör
Elektrik enerjisini kimyasal enerji olarak depo eden, istenildiğinde bunu elektrik enerjisi olarak veren cihaz, akım toplar.
Akünün görevi marş motorunu, ateşleme sistemini, doğru akımla çalışan tüm devreleri, ışık ve alıcıları beslemektir. Benzinli motorlarda kullanılan 12 voltluk akü, birbirine seri olarak bağlanmış altı adet elemandan meydana gelmiştir. Genellikle her eleman içerisinde, yine birbirlerine seri olarak bağlanmış 4 adet pozitif, 5 adet negatif yüklü plakalardan meydana gelir. Bu plakalar, kurşun-antimuan alaşımı petek üzerine, aktif maddelerin sıvanarak fırınlanmasından oluşur. Pozitif plakalar aktif madde olarak, kurşundioksit içerir. Negatif plakalar aktif madde olarak, saf kurşun içerir. Bu tür plakalar arasına, kısa devreyi önlemek için plakaları izole eden ayırıcılar yerleştirilir. Ayırıcılar, plakalar arasındaki kimyasal tepkimeyi engellemeyecek şekilde çok küçük gözenekleri bulunan plastiklerden yapılır. Akünün içinde sülfirik asitle saf su karışımı olan elektrolit konulur. Karışımda %39 asit, %61 su vardır. Elemanlar arası seri köprülerle bağlanmıştır.
Çalışma prensipleri aynı olmakla beraber, günümüzde ise akümülatörler sadece araçlarda marş amaçlı olarak değil; elektrik enerjisinin depolanması ve gerektiğinde geri alınması / kullanılması amaçlı olarak da kullanılmaktadır. Özellikle sabit / durağan yerlerde kullanılmak üzere üretilen akümülatörlerin iç yapısı, starter / marş amaçlı olanlara göre büyük farklılık ihtiva eder. Kesintisiz ve/veya yedek enerji ihtiyaçları için bilinen en eski, kolay ve ekonomik yöntemdir. Sabit tesis akümülatörleri de kendi aralarında alt gruplara ayırmak mümkündür. Ayrıca likit bazda asit ihtiva edenler olduğu gibi, yeni jenerasyon vrla / agm ve gel teknolojisi ürünlerde asit sıvı bazda değildir. Bu sayede bakıma gereksinim duyulmadan kullanım ile cihaz içi vb. kapalı yerlerde kullanma imkânı gibi avantajları mevcuttur.

Akım Şiddeti
Akım şiddeti iletken telden birim zamanda (saniye olabilir) geçen yük sayısına denir. Atomda elektronlar hareketli olduğu için bu yükler elektronlardır.
Sembolü I harfidir, birimi A harfiyle gösterilen Amperdir.

Akışkanlar Dinamiği, akışkanlar mekaniğinin alt dallarından biridir. Hidrolik biliminin temel çalışma alanlarındandır. Hareket halindeki akışkanları konu alan bu bilim dalının; hidrodinamik (su dinamiği), aerodinamik (hava dinamiği) gibi alt dalları vardır. Mühendislik uygulamalarında yaygın kullanım alanına sahip bir bilim dalıdır.

Akışkanlar Mekaniği, akışkan olarak adlandırılan maddelerin (genel olarak sıvılar ve gazlar, bunların dışında da bazı diğer maddeler) fiziksel davranışlarını inceleyen bilim dalıdır.
Başlıca Akışkan Statiği ve Akışkan Dinamiği olmak üzere ikiye ayrılır.
Akışkanlar mekaniği bilimi temel mühendislik bölümlerinden olan hidrojeoloji, inşaat, makine ve kimya,tekstil mühendisliklerinde zorunlu olarak okutulur.Akışkanlar mekaniği konuları basit bir boyut analizi ile baslayip vizkozite ardından sıvı ve gaz basınçlarının incelenmesiyle devam eder. Bernoulli süreklilik denklemleriye değişkenlerden bilinmeyenler bulunabilir. Navier-Stokes denklemleri yardımıyla 3 boyutlu basınç gradyenlerine ulaşılabilir. Bunlar oldukça karmaşık olduklarından genelde çözümlerinde çok güçlü bilgisayarlar kullanılmaktadır.

Alev, yanan bir madde ve onu oksitleyen bir maddenin yüksek derecede ekzotermik reaksiyona girmesi sonucu oluşan diğer bir tanımla yanan maddelerin ışıklı uzantısı, ateş parçası. Alevin, rengi ve sıcaklık derecesi yakan ve yanan maddelerin türüne bağlıdır. Örnek olarak bir çakmak ve onun tutuşturduğu mumun alevi aynıdır.

Amorf Katı
Amorf katı atomların kararlı bir kristal yapıya sahip olmadığı katılar için kullanılan terimdir. Cam gibi maddeler, polystyrene gibi polimerler, pamuk helva gibi yiyecekler ve ruj gibi makyaj malzemeleri amorf katılara örnek gösterilebilir.

Anlık Hız hareket eden bir parçacığın, herhangi bir andaki hızıdır.
Hız sınırlaması olan bir yolda, trafik kurallarına uymak için, aracın ani hızının bilinmesi istenir. Ani hızı bulurken, ortalama hız formülü (konumun zamana oranı) kullanılır. Aracın göstergesi, tekerleklerin devir sayısına dayanarak ani hızı hesaplayabilir. Bir parçacığın ani hızını hesaplarken, o parçacığın belirli bir zaman aralığında, konum-zaman grafiğine ihtiyaç duyulur.hız=yol/zaman
Konum-zaman grafiğinde, istenilen ana karşılık gelen konumun, grafiğe teğet olan doğrusunun, tanjantı anlık hızı verir. Ani hız, konum/zaman oranının, birim zamanın 0'a yaklaşırken aldığı değerdir. Başka bir deyişle konumun, zamana türevidir.

Anomalon, tanecik fiziğinde yüksek enerjili bir çekirdeğin katı bir hedefle (bir emülsiyon kütlesi ya da plastik tabakalar yığını) çarpışması sonucu oluşan atom çekirdeği parçacıklarıdır.
Kuramsal olarak, öbür parçacıklarla, bu tür parçacıkların normalde yaptıklarına oranla çok daha hızlı tepkimeye giren anomalonlar, varlıkları kuramsal olarak nükleer maddenin alışılmış aşamalarını gösterebildiğinden büyük önem taşırlar. Alışılmıştan farklı biçimlerde olabilirler; hatta kuark ve gluon bileşenlerine bölünebilen nötronlar ve protonlar içerebilirler. ABD'de ve eski SSCB'de yapılmış anomalon gözlemlerinin sonuçları henüs tartışma konusudur.

Atom saati, atomların rezonans frekanslarını sayarak zamanı ölçen bir saat çeşididir. 3 milyon yılda 1 saniye hata yapmalarının ihtimali sadece %22,522dir.
İlk atom saatleri, sayım ekipmanları eklenmiş MASER'lerdir. Bugünün en iyi atom saatleri, soğuk atomlar ve atomik çeşmelerle çalışan, ileri fizik ürünü aletlerdir. Ulusal standartlar enstitüleri, kullanılan MASER'lerin hata payı olan günlük 10-9 saniyelik sapmayla çalışan saatler kullanırlar. Atom saatleri devamlı ve istikrarlı bir zaman ölçümü standardı olan Uluslararası Atomik Zamanı (International Atomic Time ,TAI) oluştururlar. Diğer ölçümler için, TAI'den elde edilen ancak gece ve gündüzün geçişiyle senkronize edilen Koordine Evrensel Zaman (Coordinated Universal Time, UTC) kullanılır.
İlk atom saati 1949'da ABD Ulusal Standartlar Bürosu'nda (U.S National Bureau of Standards, NBS) yapıldı. İlk isabetli atom saatiyse, sezyum-133 atomunun rezonansı ölçümüyle 1955 yılında İngiltere Ulusal Fizik Laboratuvarında Louis Essen tarafından yapıldı.
Ağustos 2004'te NIST bilim adamları, bilgisayar çipi ölçeğinde ilk atom saatini tanıttılar.
Modern radyo saatleri atom saatlerini referans alırlar, ancak radyo saatleri ikincil ekipmanlar oldukları için atom saatlerindeki kesinlikten yoksundurlar. Bu yüzden yüksek kesinlik gerektiren bilimsel uygulamalarda kullanılmazlar. 2005 yılında atom saati birazdaha gelistirildi

Aubert Olayı
Baş, karanlıkta iyice eğildiği (45°-95°) zaman, dikey doğrunun (görünür dikeylik) başın eğim yönünde yer değiştirdiği izlenimini bırakan algılama olayıdır. Bu olay, ilk defa Aubert tarafından belirtildi (1861). Sonra Witkin ve Asch tarafından sistemli şekilde incelendi (1948). Bunlar, karanlıkta duran, başı eğik bir kişiden ışıklı çubuğu dikey tutmasını istediler. Witkin ile Asch, Aubert olayının ancak aşırı baş eğimlerinde ortaya çıktığını gördüler. E olayı 28°-45° arasında olur. Olay başın eğilmesinden ileri geliyor gibidir (tüm gövdenin eğilmesi herhangi bir değişiklik doğurmaz). Gözlerin kendi etrafında dönmesinin de bunda payı olsa gerek; bu durumda gözler, başın simetri ekseni ile açı yapan ışıklı bir doğruyu izlemek zorunda kalır. Denek sağ yanına yattığı zaman, görünür dikeylik, sağa doğru 18°-25° bir eğim gösterir. Bununla beraber Aubert olayı insandan insana büyük fark gösterir.

Ayarlanabilir Kondansatör
Kapasiteleri çeşitli yöntemlerle değiştirilebilen kondansatörlere ayarlanabilir kondansatör adı verilir. Bu halleriyle ince ayar yapmaya imkân tanırlar. Yandaki resim, devre üzerinde ayarlanabilir kondansatörlerin alabileceği simgelerdir. Üç çeşit ayarlanabilir kondansatörden bahsedilebilir.


Varyabl kondansatör



Trimer kondansatör



Varaktör

Açısal ivme, açısal hızın birim zamandaki değişim oranı olarak tanımlanır. SI birim sistemindeki birimi: rad/s2 (radyan bölü saniye kare) dir ve genellikle Yunan harfi alfa () ile gösterilir. Açısal ivmenin sabit değerleri için dönen bir cisim dönme hareket denklemlerine uyar:

τ torku,I eylemsizlik momentini gösterir.
Ağırlık, bir cisme uygulanan kütle çekim kuvvetidir. Dinamometre ile ölçülür. Dünya'da bir cismi ele alırsak yükseğe çıkıldıkça ağırlık azalır, kutuplara gidildikçe ağırlık fazlalaşır, ekvatora gittikçe ağırlık azalır, dünyanın merkezine inildikçe ağırlık azalır.Ağırlık birimi newton'dur ve kısaca N ile gösterilir.
Yatay bir taban üzerine konan bir cismin, o taban üzerine yaptığı basınca ya da bir noktaya asılı bir cismin, o noktaya uyguladığı yer çekimi kuvvetine verilen ad.
Bu bakımdan, ağırlığın yönü, yer çekimi kuvvetinin yönündedir. Bu da, cismin kütlesine ve o yerin ivmesine bağlıdır. İvme, yeryüzünde cismin bulunduğu yere göre değişebildiğine göre, kütlesi sabit olan bir cismin mutlak ağırlığı, küre üzerinde bulunduğu yere göre değişebilir.

Ağırlık Merkezi:
Bir cismin parçacıkları üzerine etki eden yerçekimleri bileşkesinin uygulama noktasına verilen ad. Boşluğa bırakılan her cisim, yerçekiminin etkisi altında kalarak düşer. Yerçekimi, cismin yere düşmesini, dolayısıyla bir ağırlığı olmasını sağlar. Yerçekimi kuvveti, kütlesi (m) olan bir nokta gibi tasarlanan cismin parçacıklarına ayrı ayrı etki yapar. Bir cismin ağırlık merkezi, o cismin meydana gelmesini sağlayan noktalar sisteminin, o noktada toplanmış ve yerçekimi kuvveti o noktaya etki ediyormuş gibi olan halidir.

Bant teorisi, bir katıdaki elektronların davranışını tanımlar. Bu teoriye göre katıda elektronlar tarafından doldurulacak sürekli enerji bantları ve elektronların bulunamayacağı enerji aralıkları bulunur. Teori elektriksel direnç ve optik absorpsiyon gibi birçok olayı açıklamada büyük yarar sağlar.
Basınç Ölçümü
Basınç ve vakum'un ölçülmesi için çok çeşitli teknikler geliştirilmiştir. Basınç ölçümü için kullanılan bu cihazlar, basınç ölçüm saati veya vakum ölçüm saati olarak adlandırılır.
Manometre, bir basınç ölçüm aletidir, genellikle atmosferik basınca yakın basınç ölçümleri için kullanılır. Manometre terimi sık olarak, özel sıvı kolonlu hidrostatik cihazları ifade etmek için de kullanılır.
Vakum ölçüm saati, vakum (vakum, iki alt kategoride incelenir: yüksek ve düşük vakum) içindeki basıncı ölçmek için kullanılır. Vakum ölçümü için kullanılan tekniklerin birçoğu basınç ölçüm aralığı içinde uygulanabilirdir. Bundan dolayı, farklı tipteki bir çok ölçüm cihazı birleştirilerek, 10 mbar'dan 100000000000 mbar'a kadar olan basıncı aynı basınç ölçüm sistemi içinde ölçmek mümkündür

Bağıl nem, belli bir sıcaklıkta havadaki buharlaşma ve yoğunlaşma dengesine denir. Örneğin, bağıl nem %100 olduğunda su, buharıyla dinamik dengede demektir. Bağıl nem %100'den küçük bir değerdeyse buharlaşma, büyük bir değerdeyse yoğunlaşma daha fazladır. Bağıl nem ülkemizde en fazla Karadeniz Bölgesi'nde görülür. "Bağıl nem belli bir yerdeki hava kütlesinin sıcaklığına ve basıncına bağlı olarak taşıyabileceği maksimum nemin yüzde kaçı kadar neme (su buharına) sahip olduğunu ifade eden bir kavramdır."

Bağıl dielektrik (yalıtkanlık) sabiti, herhangi bir malzemenin dielektrik katsayısı, boşluğun dielektrik katsayısına göre oranlanır ve ortaya çıkan yeni katsayıya bu ad verilir.
Bağıl dielektrik sabiti tamamen deneysel olarak elde edilir. Aynı fiziksel koşullara sahip bir ortamda, aynı iki metal plaka arasına aynı uzaklık bırakılır. Plakalar arasına aynı gerilim uygulandığı zaman, öncelikle yalıtkan olarak vakum kullanıldığında aldığı kapasite bulunur, sonrasında yalıtkan olarak farklı bir malzeme kullanıldığında aldığı kapasiteyle oranlanır. Kısaca, vakumun yalıtkanlığı temel alınarak diğer malzemelerin yalıtkanlığı buna göre kıyaslanır. Bir yalıtkan malzeme bağıl dielektrik sabiti oranında, vakuma göre daha fazla yük depolar.

Beta parçacıkları, potasyum-40 gibi bazı ışınetkin öğeciksel çekirdeklerden salınan yüksek hızlı ve erkeli eksicik (elektron) veya artıcıklardan (pozitron) oluşur. Salınan bu parçacıklardan ayrıca beta ışını denen yükünleştiren bir ışınım olarak da söz edilir. Beta parçacıklarının üretimine beta çözünmesi adı verilir, eksicik ile artıcık üretimine göre, β− ve β+'dan söz edilir.

Alfa ışınımı helyum çekirdeklerinden oluşup, bir kâğıt sayfası ile bile durduralabilir. Ancak beta ışınımı eksiciklerden oluşur ve aluminyum ile durdurulabilir. Gama ışınımı ise son derece yoğun özdeklere bile işleyebilir.

Betatron

Betatronda parçacık hızlandıkça manyetik alanda artırılmaktadır. Böylece, dairesel yol her zaman aynı büyüklükte kalır. Burada hızlandırıcı elektrik alan manyetik alan tarafından oluşturulmaktadır. Çünkü indüksiyon yasasına göre zamanla değişen manyetik alan elektrik alan üretmektedir. Bu nedenle özel bir hızlandırıcı bölge tasarlamaya gerek yoktur.Çünkü indüksiyon yasasına göre zamanla değişen manyetik alan elektrik alan üretmektedir.Bu nedenle özel bir hızlandırıcı bölge tasarlamaya gerek yoktur.

Bose-Einstein yoğunlaşması bozonlardan oluşan maddelerin mutlak sıfır sıcaklığına çok yakın değerlere kadar soğutulmasıyla ortaya çıkan maddenin bir halidir. Bu süpersoğutulmuş maddede atomların büyük çoğunluğu en düşük kuvantum durumlarına çöker ve böylece makroskopik skalada kuvantum etkileri göstermeye başlar.
Maddenin bu hali, Satyendra Nath Bose'un yaptığı çalışmalar üzerine 1925'te Albert Einstein tarafından kuvantum mekaniğinin bir sonucu olarak tahmin edilmişti. Yetmiş yıl sonra 1995te ilk yoğunlaşma Eric Cornell ve Carl Wieman tarafından Colorado Üniversitesi NIST-JILA laboratuarında rubidyum gazını 170 nanoKelvin'e (nK) soğutarak elde edildi. Cornell, Wieman ve MIT'den Wolfgang Ketterle bu deneyle 2001 Nobel Fizik Ödülü paylaştılar.

Buz suyun donmuş haline verilen addır. Oda koşullarında 0 °C ve altında bulunur.

Büyüteç, İnce kenarlı mercek kullanarak cisimleri büyütmeye yarayan araç. Büyeteçler, ışığın kırılma özelliklerinden yararlanırlar.Çoklukla küçük cisimleri daha büyük görebilmek için, bu cisimlerle göz arasına konan yakınsak mercek, pertavız. Büyüteçlerde odak uzaklıkları küçüktür. İncelenecek cisim büyüteç ile bunun odaklarından birisi arasına yerleştirilir; öbür odak tarafına da gözleyicinin gözü gelir. Böylece cismin zahirî, büyük ve doğru bir görüntüsü görülmüş olur.

Casimir kuvveti, 1948'de keşfedilip ilk kez 1997'de ölçülmüştür. Bir kertenkelenin yüzeye sadece tek bir parmağının ucuyla yapışabilme becerisinde görülebilir.

Coulomb kuvveti, atomlar arasındaki tepkimelerde yer alan asal kuvvetlerden biridir. Coulomb kuvveti, "aynı yüklü tanecikler arasında itme kuvveti", veya "zıt yüklü tanecikler arasında çekme kuvveti" olarak tanımlanabilir. Fransız mühendis ve fizikçi Charles Augustin de Coulomb, 1780'lerde Fransa'da optik aletler, pusulalar ve benzeri gereçler üzerinde çalışmalarını sürdürmüş ve mıknatıslanma konusundaki çalışmalarıyla dikkati çekmiştir. Coulomb bağıntısına göre, yüklerin büyüklüğüne ve aradaki uzaklığa bakılarak "kuvvetlerin şiddetleri" bulunur.

Dalga, bir fizik terimi olarak, uzay veya uzayzamanda yayılan ve sıklıkla enerjinin taşınmasına yol açan titreşime verilen isimdir. Bununla birlikte günlük dilde farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Ayrıca denizlerde oluşan bir su vuruntusudur.Dalgalar bir yerden başka bir yere uzanırlar. Titreşimleri, periyodik (bir kemandaki nota sesi gibi) olabileceği gibi , periyodik olmayadabilir (bir patlama sesi gibi.) Bütün dalgalar şu özelliklere sahiptirler:


Salınımın şiddeti genliktir.
Salınım ne kadar sıklıkla olduğu frekanstır.
Dalganın maksimumları arasında gittiği mesafe dalga boyudur.

Dalgalar bir materyalde belirlenmiş bir hızda gittiklerinden, dalga frekansını arttırdığınızda, dalga boyu azalır. Matematiksel olarak, dalga hızı = frekans x dalga boyu, yani sabit dalga hızı için, frekans ve dalga boyu ters orantılıdır. Dalgaların en ilginç özelliklerinden birisi, iki dalganın birbirinin içinden geçerken etkilerinin birleşmesidir. Bu olaya girişim denir.

Dalgaboyu, bir dalga örüntüsünün tekrarlanan birimleri arasındaki mesafedir. Yaygın olarak Yunanca lamda (λ) harfi ile gösterilmektedir. Dalgaboyu frekans ile ters orantılıdır, dolayısıyla dalgaboyu uzadıkça frekans azalır.
Dalgaboyu - frekans ilişkisi;
Bu ilişki aşağıdaki formülle ifade edilebilir;

Burada f frekans, v dalga hızı, λ ise dalgaboyu`nu sembolize eder.





Deplasman (Denizcilik)
Yüzen bir geminin taşırdığı suyun kütlesi. Yani geminin suyun altında kalan kısmının hacmixsuyun özkütlesi
F=mcisimxg , Fkaldırma=Vbatanxdsıvıxg (Sıvının kaldırma kuvveti cismi kaldırdığına göre kaldırma kuvveti ile cismin ağırlığı birbirine eşittir.)

mcisimxg=Vbatanxdsıvıxg (Gerekli sadeleştirmeler yapıldığında;

Vbatanxdsıvı=mcisim
Sonuç olarak yüzen cismin taşırdığı suyun kütlesi, cismin kütlesine eşittir.
Not:Bu kural yalnızca yüzen ve sıvıda askıda kalan cisimler için geçerlidir. Bu yönten ile batan cisimlerin kütlesi ölçülemez.


Depozisyon gazların katılara dönüşmesidir. Depozisyonun tersine ise süblimleşme denir.
Depozisyonun bir örneği ise, donma sıcaklığı altındaki havada, su buharının öncelikle sıvı hale gelmeden doğrudan buz haline geçmesi işlemidir. Kar ve don bulutlarda böyle oluşur.
Fiziksel depozisyonun bir diğer örneği de fiziksel buhar depozisyonunun yapay işlemidir, çeşitli malzemelerin ince filmlerini çeşitli yüzeylerde biriktirmek de kullanılır.

Dev magnetorezistans, kuvantum mekanik bir tür magnetorezistans etkidir. Değişken dalgalı ferromanyetik ve manyetik olmayan metalden ince film tabakalarında incelenir.

Difüzyon Basıncı
Sıcaklık sabit kaldıkça bir gazın basıncı, konsantrasyonu ile yani o gazın birim hacimdeki molekül sayısı ile doğru orantılıdır. Öyleyse karışık gazlardan oluşan bir sistemde gaz moleküllerinin difüzyonu her gazın kısmi basıncına bağlıdır ki buna difüzyon basıncı denir. İki bölge arasındaki difüzyon basıncı farkı her ne kadar büyükse difüzyon o kadar süratlidir.

Diyamanyetik
Diyamanyetiklik, manyetik ters yönelmesi olarak ifade edilebilir. Manyetik alan yayılım frekansına göre moleküler çapta ters yönlenme eğilimi gösterirler. Bir mıknatısa yaklaştırıldığında kuzey kutbu gören maddenin yakın tarafı kuzey kutbu olarak yönelecektir İtkisel bir yapı oluşmasına sebep olan bu maddeler yeni bir fenomendir. Su, bu yapıya sahip maddelerden biridir.

Doğru akım (DC ya da sürekli akım) elektrik yüklerinin yüksek potansiyelden alçak olana doğru sabit olarak akmasıdır. Tipik olarak kablo gibi bir iletkende, ya da yarıiletkenler ve yalıtkanlardan akabilir. Doğru akımda, elektrik yüklerinin aynı yönde akışı, doğru akımı alternatif akımdan ayırır.

Doğru akım zamanla kutbu değişmeyen akım türüdür.

Doğru-Voltaj Hızlandırıcı
En basit parçacık hızlandırıcı, elektrotları arasında, yüksek voltaj jeneratörü ile üretilen sabit bir elektrik alan kullanmaktadır. Elektrotlardan birinde aynı zamanda parçacık kaynağı da bulunmaktadır. Elektron demetleri için bu termo-iyonik katottur. Başka bir DC ya da yüksek frekans kaynağı kullanılarak seyreltik gazların iyonlaştırılmasıyla elde edilen protonlar, hafif ve ağır iyonlar da hızlandırılabilmektedir. Bu şekilde elde edilen parçacıklar elektrik alanla hızlandırılmaktadır. Hızlandırma bölgesi parçacıkların gaz molekülleriyle çarpışıp enerji kaybetmelerini engellemek amacıyla vakum altında tutulmaktadır. Parçacık bu şekilde ikinci elektroda kadar enerji kaybetmeden hızlanır. İkinci elektrotu genelde parçacığın sabit hızla hareket ettiği (elektrik alanın olmadığı) bir bölge takip eder. Parçacığın bu şekilde hızlandırılmasıyla elde edilen enerji, teknolojik limitler nedeniyle oldukça sınırlıdır.

Dünya kütlesi (M⊕) kütlenin Dünya'nın toplam kütlesine eşitlenmesi. 1 M⊕ = 5.9742 × 1024 kg.
Güneş Sistemi'ndeki dört yerbenzeri gezegen, Merkür, Venüs, Dünya ve Mars kütleleri sırasıyla 0.055, 0.815, 1.000, ve 0.107 Dünya kütlesidir.
Bir Dünya kütlesi ilgili birimlere şu şekilde dönüştürülebilir:


81.3 Ay kütlesi (ML)
0.003 15 Jüpiter kütlesi (MJ)
0.000 003 003 Güneş kütlesi (M⊙)

Düzgün Dairesel Hareket
Düzgün doğrusal hareket bir cismin düz bir yerde ilerlemesidir.. Bu cisme ivme kazandıran kuvvet merkezcil kuvvet olarak adlandırılır. Bu kuvvet ivmeyle aynı yönlü,yani merkeze doğrudur. Merkezcil kuvvetin yönü sürekli değişir ama büyüklüğü sabittir. Bu cismin hız vektörü, r yarıçaplı daireye sürekli teğettir.Düzgün doğrusal hareket günlük hayatta çemberde dolaşan çocuktur.
Formülsel olarak ifadesi → mv²/r
Açısal hız cinsinden → mw²r dir.
Çevremizde dairesel bir yörünge etrafında dönen birçok cisim vardır.Otomobillerin tekerleklerinin dönmesi, dişli çarkların dönmesi,elektronların çekirdek etrafında dönmesi, gezegenlerin kendi etraflarında dönmesi ve buna benzer birçok dairesel harekete örnek verilebilir.
Dairesel bir yörüngede eşit zaman aralıklarında eşit yol alan hareketlinin hareketine, düzgün dairesel hareket denir.Dairesel hareket,sabit ve hız vektörüne dik ve sürekli uygulanan kuvvet sayesinde olur.

Düşük sıcaklıklar fiziği ya da kiyojeni; oksijenin yoğunlaşma sıcaklığı -183°C ile mutlak sıfır -273°C arasındaki çok düşük sıcaklıkların elde edilmesi, denetlenmesi ve kullanılması ile ilgilenen fizik dalıdır.

E = mc2, fizikte kütle-enerji eşitliğinin temel formüldür.
Bu formül, hangi formda olursa olsun enerji ile kütle arasında ilişki kurar. Bu formülde boşluktaki (vakumlanmış ortam) ışık hızının karesi, kütle birimlerinden enerji birimlerine dönüşüm katsayısı için kullanılır. Formülü bir cümlede anlatmamız gerekirse: Kütlenin, dönüştürme katsayısı olan ışık hızının karesi ile çarpılarak dönüşüm sonrası çıkacak enerjinin hesaplanmasıdır.

EXAFS, İngilizce'den Extended X-ray Absorption Fine Structure, X ışını enerjisinin değişikliğine bağlı olarak soğurulmasında oluşan dalgalanmaları inceleyerek, soğurmayı yapan atomun etrafındaki bağ yapısını incelemeye yarayan deneysel bir yöntemdir.

Ekonofizik; fizikçiler tarafından geliştirilmiş kuram ve yöntemleri ekonomi problemlerini çözmekte kullanan ve uygulayan bir interdisipliner araştırma alanıdır. Finansal (malî) piyasaların incelenmesindeki kullanımı ve uygulama alanı zaman zaman istatistikî finans olarak da adlandırılmıştır ki bu isimde kökeni olan istatistikî fizik dalına gönderme vardır.
Ekonofizikte kullanılan temel araçlar, sıklıkla istatistikî fizikten alınan, olasılık ve istatik yöntemleridir. Ekonomide uygulama alanı bulmuş fizik alanlarına örnek vermek gerekirse: perkolasyon modelleri, kaotik modeller... Bunlara ek olarak, matematiksel karmaşıklık teorisi ve bilgi teorisini kullanmaya yönelik adımlar da atılmıştır.
Ekonomik fenomenlerin, heterojen ajanlar arasındaki etkileşimlerin sonucu olması hasebiyle, birçok partikülün etkileşim içerisinde olduğu istatistikî mekanik ile arasında belirli bir analoji bulunmaktadır; bununla birlikte, elbette, insanlar ile partiküllerin özelliklerinin birbirinden çok önemli biçimde farklı olduğu da ilgili araştırmalarda göz önünde bulundurulmalıdır.

Elastisite modülü, malzemenin dayanımının (mukavemetinin) ölçüsüdür. Kimi kaynaklarda Young modülü olarak da geçer.
Elastik deformasyondaki birim uzama ile normal gerilme (çekme ya da basma gerilmesi) arasındaki doğrusal ilişkinin bir sonucu olup bir birim uzama başına gerilme olarak tanımlanır. Elastisite modülünün birimi N/m2'dir. Örneğin, yapı çeliği için elastisite modülü Eçelik=2×1011 N/m2, alüminyum için Ealüminyum=7×1010 N/m2'dir.
Birim uzama ile normal gerilme (çekme ya da basma gerilmesi) arasındaki doğrusal ilişki şöyle tanımlanabilir:
Elastisite Modülü (E) =Normal Gerilme (σ) / Birim Uzama (ε)

Elektriksel Alan; Kıvıl alan, elektriksel alan veya elektrik alanı, elektriksel yükü çevreleyen uzayın bir özelliği olup, içerisinde bulunan yüklü nesnelere elektriksel güç aracılığı ile etki eder.

Elektromotor kuvvet, elektrik geriliminin eş anlamlısı yani, elektronları hareket ettiren kuvvettir. Elektriksel olaylar sonucu ortaya çıkan kuvvet.

Elektromıknatıs
Ham demir çubuk etrafına sarılmış geçirgen bir sargı (selenoit) dan elektrik akımı geçmesi halinde meydana gelirler.

Elektrostatik
Electrostatik duran veya çok yavaş hareket eden elektrik yüklerini inceleyen bir bilim dalıdır.
eski devirlerden beridir bilinen kehribar gibi bazı maddelerin sürtünmeden sonra bazı hafif maddeleri çektiği bilinirdi. Yunanca kehribar(amber,elektron),) elektrik kelimesinin kaynağıdır. Elektrostatik elektrik yüklerinin bir birine kuvvet uygulamasıyla doğar ve Coulomb yasası ve Gauss yasası ile incelenir. Elektrostatiksel olarak oluşturulan kuvvet zayıf olarak düşünülse de, hidrojen atomundaki elektron ile proton arasındaki elektrostatik kuvvet yerçekimi ile hidrojen arasındaki kuvvetin büyüklük olarak 40 katıdır.

Enerjinin Korunumu
Enerjinin korunumu fizikte, yalıtılmış bir sistemdeki enerjinin toplam miktarının sabit kalmasıdır. Buna göre enerji kaybolamaz ancak şeklini değiştirebilir. Örneğin, lambanın yanmasıyla elektrik enerjisi kinetik enerji olarak farklı bir forma bürünür. Termodinamiğin birinci yasası termodinamik sistemler için enerji korunumundan bahseder.
Kısaca korunum yasası enerjinin yoktan var edilemeyeceğini ve tamamen yok edilemeyeceğini ancak başka şekillere dönüşebileceğini söyler.

Eylemsizlik kuvveti, cisimlere etkiyen kuvvet. Eylemsizlik kuvveti sistemin ivmesiyle zıt yönde oluşur.
Eylemsizlik kuvveti yoktan var edilemez.Var olan enerjiyi cisim yine kendi halini yani hareketsiz haline dönmek için kendi hareket yönüne zıt bir kuvvet oluşturup kullanır... evrende madde her zaman ilk hareketlerini korumak ister, yani duruyorsa durmak hareket halindeyse o hızda hareke devam etmek ister. cisme bir kuvvet uygulandığında cisim harekete ters yönde cevap vererek ilk halini korumak isteyecektir. işte bu kuvvet eylemsizlik kuvvetidir.
Bir cisme uygulanan hiçbir kuvvet yoksa ya da cisme uygulana kuvvetlerin bileşkesi 0 ise cisim ya hareketsiz kalır ya da düzgün doğrusal hareket yapar.Örneğin sıra üzerinde duran bir kitaba dışarıdan bir kuvvet uygulanmadıkça sonsuza kadar bırakıldığı yerde kalır.Başka bir cisme eşit büyüklükte zıt yönde iki kuvvet uygulanırsa kuvvetler birbirini yok edeceğinden cisim hareket etmez.Sürtünmesiz bir ortamda bir misketi harekete geçirdiğimizde misket düzgün doğrusal hareket yapar.
Duran bir otobüste ayaktaki yolcuların haberi olmadan otobüs aniden hareket ederse yolcular arkaya doğru itilir.Hareket halindeki bir otobüsün aniden fren yapması sonunda ayaktaki ve oturan yolcuların öne fırlamaları yolcuların bulundukların durumları korumak istemelerinden kaynaklanıer.Trafik kazalarında arabaların ön koltuklarında oturanların ani fren sonunda kafalarını cama çarpmamaları için emniyet kemeri takmaları zorunludu.Duran bir cismi herhangi bir kuvvet etkilemedikçe sürekli durur.Hareket halindeki bir cismi hareketini engelleyecek bir kuvvet etki etmedikçe hareketine devam eder .Bu özelliğe eylemsizlik denir.

Eylemsizlik Momenti
Eylemsizlik momenti veya atalet momenti (SI birimi kilogram metrekare - kg m²), dönme hareketi yapan bir cismin dönme eylemsizliğidir.

Filaman
Lambalarda ısınmayı sağlayan parçadır. Bu ısınma sayesinde elektronlar diotlar arasındaki hızlanma sağlanarak sinyallerin yükseltilmesi sağlanır. Filaman tungsten adı verilen metalden yapılır.

Fizik felsefesi, modern fiziğin temelinde yatan felsefi soruların, madde ve enerjinin etkileşimini inceleyen felsefe dalıdır.
Başlıca soruları, uzam, zaman ve parçacıklar ile ilgilidir. Ayrıca evrenbilim, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik, etki ve tepki, determinizm, ve fizik kanunlarının doğası da ilgi alanıdır. Özellikle 20. yüzyılda kuantum kuramının gelişmesiyle evrenin doğasının belirlenirci mi yoksa belirlenemezci mi olduğu çokça tartışılmaktadır.Fizik gibi katı bir bilim2in Felsefeyle birlikte anılması şaşırtıcı gelebilr.oysa dış dünyamızın temel kavramları bulanıktır ve tanımları güçtür.Mekan, zaman, madde, enerji gibi...
Günümüzde fizik felsefesi, bilim felsefesinin en etkin koludur.

Fizik sabitleri, evrenin her yerinde aynı olduğu varsayılan ve zaman boyunca değişmez olan sabitler. Sabit bir sayıdan ibaret olan matematik sabitlerinden farklı olarak fiziksel bir ölçü birimini içerirler. En çok bilinen fizik sabitleri arasında yerçekimi sabiti G, Planck sabiti h, ışık hızı c sayılabilir.

Fotonik, (İngilizce; photonics) bir fiziksel parçacık olan elektronun belirli çerçevedeki uygulama/kullanım alanına elektronik denildiği gibi, yine elektromanyetik radyasyonun partiküler karakter sergilediği için bir parçacık olarak ele alınan kuantumu yani fotonunun belirli çerçevedeki kullanım/uygulama alanlarının teorik zeminine verilen isim.

Gal
Galileo. cgs birim sisteminde ivme birimi. 1 cm / s2 ye eşittir.

Gama ışını, gama-ışını veya gamma ışıması (simge:γ), öğecik altı parçacıkların etkileşimden kaynaklanan, belirli bir titreşim sayısına sahip elektromıknatıssal ışınımdır; genelde uzayda gerçekleşen çekirdeksel tepkimelerin sonucunda üretilirler.
Bu ışınlar atom çekirdeğinin enerji seviyelerindeki farklılıklardan meydana gelir. Çekirdek bir alfa veya bir beta parçacığı çıkarttıktan sonra genellikle kararlı bir durumda olmaz. Fazla kalan çekirdek enerjisi bir elektromanyetik radyasyon halinde yayınlanır. Gama ışınları, beta ışınlarından daha yüksek enerjili ve dolayısıyla daha girici (nüfuz edici) ışınlardır. g ile sembolize edilirler.
Gama ışınları, diğer elektromıknatıssal ışınlar arasında, en yüksek titreşim sayısına ve en düşük dalga boyuna sahiptirler. Taşıdıkları erke düzeyi nedeniyle yaşayan hücrelere önemli zarar verirler. Gama ve x ışınlarının, alfa ve beta parçacıklarına göre madde içine nüfuz etme kabiliyetleri çok daha fazla, iyonlaşmaya sebep olma etkileri ise çok daha azdır. İyonize etme gücünün daha düşük olması, onun kalın cisimlerden kolayca geçmesini sağlar. Gamma ışını, birkaç santimetre kalınlığındaki kurşun tuğlalarla ve sadece belli bir kısmı durdurulabilir. Madde içerisinden geçerken üstel bir fonksiyon şeklinde bir şiddet azalmasına uğrarlar. Yüksüz olduklarından elektrik ve manyetik alanda sapma göstermezler.

Gauss yasası, başlıca fizik (doğabilim) ve matematiksel çözümleme alanlarında kullanılır. Elektrik bağlamında, bu yasa kapalı bir yüzeyin dışına akan elektriksel akı ile, yüzey içerisinde kalan elektriksel yük arasındaki bağıntıyı tanımlar. Elektrik ile sınırlı kalmayıp ters kare kök yasasının etkin olduğu her duruma uygulanabilir. Örneğin, yerçekimsel güçler söz konusu oldu mu, benzer biçimde yüzey içerindeki kütle ile dışa akan yerçekimsel akı arasındaki bağıntıyı tanımlar. Elektromıknatıslık kuramının tabanını oluşturan dört denklemden biridir.

Genlik Kipleme

Halk badı 26.965-27.405, hava bandı ve radyo yayınlarında (orta dalga) (mw) kullanılan modülasyon türüdür. Girişim (enterferans) oranı FM e göre çok daha fazladır. Modülasyon şiddeti arttırıldığında bu oran daha da artar. Eski bir teknik olmasına rağmen kullanımdadır.

Girdap, bir akışkanın dönme veya türbülanslı hareketidir. Bir akışkanın bir merkez etrafında hızlıca dönme hareketine girdap denir. Akışkanın hızı ve dönme oranı merkezde en hızlıyken merkezden uzaklaştıkça bu durum değişir ve yavaşlamaya doğru gider.
Bernoulli Kanununa uygun olarak, hızla ters orantılı olarak merkezdeki akışkan basıncı düşüktür ve merkezden uzaklaştıkça artar.

Gram (sembol g), bir kütle birimidir. Dünyaca kabul edilen Uluslararası Birim Sistemi'nde kütle birimi olarak kabul edilen kg (kilogram)'ın binde birine Gram (Fr.; gramme) denir. C.G.S. Birim Sistemi'nde temel kütle birimi Gram'dır.

Görünür ışık veya görünür izge, elektromanyetik tayfın insan gözü tarafından saptanabilen aralığıdır. Bu dalgaboyu aralığına kısaca görünür ışık veya sadece ışık da denmektedir. Aralığın sınırları tam olarak belirlenmemiş olmakla birlikte, ortalama bir insan, 400 ile 700 nm arasındaki dalgaboylarını saptayabilir. Titreşim sayısı olarak, bu aralık 450-750 terahertze eşdeğerdir.

Güç
Birim zamanda yapılan iş miktarı Enerji, iş yapabilme kabiliyeti, kapasitesi; güç ise, belli bir işi yapmanın hızıdır. Birimi Erg/s veya Newton.metre/saniye=Joule/s (J/s)dir. Yaygın olan güç birimleri ise, Watt ve beygir gücü (Buhar Beygiri, BG, BB, PS, CV)'dür.

Hal denklemi, fizik ve termodinamikte (ısıldevinge) hal değişkenleri arasındaki bir ilişkidir. Daha spesifik olarak hal denklemi belirli fiziksel koşullar altında bir maddenin halini belirten termodinamik bir denklemdir. Maddenin sıcaklık, basınç, hacim ve iç enerjisiyle alakalı iki veya daha fazla hal fonksiyonu arasında bağ kuran yapıcı bir denklemdir. Hal denklemleri sıvıların, sıvı karışımlarının, katıların ve hatta yıldızların içlerini açıklamada dakullanılır.

Hal Fonksiyonu
Termodinamikte, hal fonksiyonu maddenin bulunduğu hale nasıl ulaştığını değil maddenin o andaki hali ile ilgili olan bir özelliktir. Bir hal fonksiyonu sistemin denge halini açıklar. Örneğin, iç enerji, entalpi, entropi hal değerleridir çünkü termodinamik sistemlerde değerlenebilir olarak bir denge açıklarlar. Aynı zamanda mekanik iş ve ısı yöntem değerleridir çünkü değerlenebilir olarak termodinamik sistemlerde denge sistemleri arasında geçişleri açıklarlar.

Hall Etkisi

Manyetik alan içerisinde bulunan ve üzerinden akım geçen bir iletken boyunca gerilim (Hall gerilimi) oluşması olayına Hall etkisi denilmektedir. 1879'da Edwin Hall tarafından keşfedilmiştir. Gerilimin doğrultusu iletkenden geçen akımın ve manyetik alanın yönüne diktir. Hall katsayısı, indüklenen elektrik alanın akım yoğunluğu ve manyetik alanın çarpımına oranı olarak tanımlanır. Bu katsayı iletkenin yapıldığı malzemenin karakteristik bir özelliğidir ve değeri akıma katkıda bulunan yük taşıyıcılarının tipi, sayısı ve özelliklerine bağlıdır.

Harmonik Hareket
Klasik Mekanikte, periyodik hareketler denge konumlarından ayrıldıklarında, Hooke kanununa göre x yer değiştirmeye bağıl, denge konumuna doğru bir F kuvveti uygulayan sistemlerdir.
k burada k pozitif bir sabittir.

Hund Kuralları
Eş enerjili boş bir orbital varken bir elektronlu orbitale 2. bir elektron giremez.Buna;Hund kuralı denir.


Terimler spin kuantum sayısı s'nin değerlerine göre sıralanırlar.s'si büyük olan terim daha kararlıdır.Kararlılık s ile aynı yönde değişir.Buna göre taban enerji seviyesinin çok katlılığı(2s+1) daha büyüktür.Spin sayıları veya

olmak zorundadır.


Verilen bir s değeri için çeşitl l değerlerisöz konusu olduğunda l'si büyük olan seviye daha kararlıdır.
Verilen bir s ve l çifti için elektron alt kabuğu yarıdan az dolu ise j'si en küçük olan seviye daha kararlı olup;yarıdan fazla dolu ise j'si büyük olan seviye en kararlıdır.Yarı dolu alt kabuklar ise yarıdan fazla dolular gibi işlem görürler.

Huygens–Fresnel prensibi Hollandalı fizikçi Christiaan Huygens ve Frensız fizikçi Augustin-Jean Fresnel'dan adını alan dalga yayılımı ile ilgili konuda geçerli ilkedir.
Işığı dalga olarak tanımlayan Huygens, dalganın ulaştığı her noktanın yeni bir dalga kaynağı gibi davrandığını ve yarım küre yüzeyli dalgalar yaydığını söylemiştir. Bu yarım küre yüzeyli dalgaların zarfı dalga cephesini, zarfa dik olarak çizilen doğrultu da dalganın ilerleme yönünü vermektedir.

Işığın iki yönlü yansıtma dağılımı fonksiyonu (BRDF:The Bidirectional Reflectance Distribution Function), ışığın belli bir yüzeyle etkileşimini anlatan basit bir modeldir.
Işık etkileşimi genellikle difüze yansıtma (diffuse reflection) ve speküler yansıtma gibi daha basit modellerle yakınsama yoluyla bulunur. Bu modeller de BRDF olabilir.

Jeans kararsızlığı yıldızlararası gaz bulutlarının çöküşü ve ardından gerçekleşen yıldız oluşumunun nedenidir.
Bu kararsızlık, kütle ile dolu bir bölgenin, iç gaz basıncı kütleçekimsel çöküşü engelleyecek kadar güçlü olmadığında ortaya çıkmaktadır. Genel olarak, söz konusu gaz bulutunun kararsızlığı, gaz basıncına oranla kütlesinin çok yüksek veya sıcaklığının çok düşük olduğu durumlarda gerçekleşir.

Jiroskop, (İngilizce: Gyroscope, Gyro) veya Yalpalık, Cayroskop, Cayro, yön ölçümü veya ayarlamasında kullanılan, açısal dengenin korunması ilkesiyle çalışan bir alet. Jiroskopik hareketin temeli fizik kurallarına ve merkezkaç ilkesine dayalıdır.
Jiroskop olarak bilinen alet ilk olarak 1817’de J. Bohnenberger tarafından icat edilmiştir ve jiroskop adı 1852’de Dünya'nın dönüş hareketini incelemek üzere yaptığı deneyler sırasında J. Foucault tarafından verilmiştir. Bir jiroskop presesyon ve nutasyon olarak bilinen hareketleri de içine alan çeşitli hareketler yapar. Günlük hayatta, uçak ve gemilerde yön bulmak için, uzay teleskoplarında yörünge kararlılığını sağlayabilmek için yaygın olarak jiroskoplardan yararlanılmaktadır.
Bisiklete binen herkes, bir bisiklet hızlı gittiği vakit dengeyi sağlamanın, yavaş gittiği vaktinkine göre çok daha kolay olduğunu bilir. Bir topaç, dönme hızı büyükse, dik kalarak dönmeye devam eder, fakat yavaşladıkça yana yatmaya başlar ve sonunda devrilir. Bu örneklerin her ikisinde de, kararsız olan (yani kolayca düşebilecek olan) cisimler, yeter hızla hareket halinde oldukları vakit dik durabilmektedir.
Bunlarda gördüğümüz, bir defa bir düzlemde dönmeye başlatılan bir cismin o düzlemde dönmeye devam etmesi özelliğinden jiropusularda ve denizcilik ile havacılıkta kullanılan başka çeşitli seyir yardımcılarında faydalanılır. Bu özellik, ağırlığının büyük bir kısmı çevresine yakın toplanmış bulunan tekerleklerde daha açıktır. Bu cins ağır tekerleklerin hepsine jiroskop denir.



Bir jiroskop'un yapısı


Jirospop'un çalışması


Kalın kenerlı mercek gelen ışınları dağıtarak yansıtır. Işınların devamını arkaya doğru çizersek odak noktasını buluruz. Mercek ile odak noktası arasına odak uzaklığı denir. Gerçek gösteriminde uçlar kalındır göbek bölgesi incedir. Sembolik gösterimde ise bir çizgi çizilir ve *>* işaretinin saat yönünde 90 derece döndürüldüğünde, o yaptığımız çizginin üzerine konur. Böylece kalın kenerlı merceğin sembolik gösterimini elde etmiş oluruz.
Miyop tedavisinde kuLLanıLan gözLükLerde bu mercek kuLLanıLır.
Kalın kenarlı mercekler kenarları gövdesine göre kalın olan merceklerdir.


Kalın kenarlı merceğin diğer bir ismi de ıraksak mercektir

Kanat profili, Bernoulli prensibine göre hızı artan havanın basıncı düşer ve bir cismin birbirine zıt iki yüzeyinde farklı hızlarda hareket eden hava basınç farkı oluşturarak aerodinamik kuvvet oluşturur.
Uçaklar, Bernoulli prensibinden kaynaklanan bu aerodinamik kuvvet sayesinde havada tutunabilirler. Bu kuvveti sağlama görevi kanatlara aittir. Kanatlar öyle şekilde tasarlanmışlardır ki, iki akışkan arasında basınç farkı yaratarak bu aerodinamik kuvvetin müsebbibi olurlar.
Kanat profili, akışkanın üzerinden geçtiği kanadın 2 boyutlu (yandan) görüntüsüdür.
Şekilde de görüldüğü gibi, kanadın kamburluklu olan üst kısmında akışkanın katetmesi gereken yol, alt kısmından daha fazladır. Bu sebeple üstteki akışkan daha hızlı hareket eder ve akışkanın basıncı alt yüzeye göre düşer. Bu da aerodinamik kuvveti (taşımayı) oluşturur.

Kaos kuramı, kaos teorisi veya kargaşa kuramı; yapısal olarak bir fizik teorisi ya da matematiksel bir tümevarım değil, fiziksel gerçeklik parçalarının bir bütün olarak eğilimini açıklamaya yarayan bir yöntemdir.
Bir sigara dumanının havada yaptığı şekiller tamamen düzensiz ve bağımsız rastlantıların ürünü olarak görülebilir. Ancak bir teorik fizikçi dumanın bu dinamiğinin aslında ortamdaki birçok parametre ve etken ile belirlendiği görüşündedir. Bu girdiler o kadar çoktur ve o kadar değişkendir ki incelemek ve net bir kanıya varmak imkânsızdır. Parametrelerin bu denli değişken olması aslında o parametrelerin de bir çıktı olmasından kaynaklanır. Dumanın hareketine neden olan hafif bir hava akımı aslında odanın başka yerindeki bir sıcaklık değişikliği ve basınç farkının neden olduğu bir harekettir. Ayrıca dumanın dinamiğini etkileyen girdiler birbirlerine bağlı olabilirler ki bu durumu tam anlamıyla içinden çıkılmaz hâle sokar. Sigara dumanı örneğine geri dönersek, hava akımının yalnızca sıcaklık değişiminden kaynaklandığını farz edelim (ki pratikte bu milyonlarca etkenden biridir). Sıcaklık değişimi ortamda basınç farkı yarattığından hava akımını etkiler. Ancak oluşan hava akımı sıcaklıkta tekrar değişimlere neden olacağından farklı girdilerle tekrar bir fonksiyon oluşturur ve bu değişim sonsuza kadar devam eder. Birçok farklı girdinin sürekli değişerek fiziksel değişimler ve farklı düzenler yaratması ve bu düzenlerin yine kendisini etkilemesi insan zekasının ve günümüzdeki gözlem ve bilimsel tahmin yeteneklerinin çok çok üstünde olmasından dolayı kaos olarak nitelendirilir. Oysa tüm bu değişimlere neden olan fiziksel yasalara ve matematiksel açıklamalara hakimiz. İşte bu noktada karşımıza düzen ve anarşinin aslında birbirine ne kadar sıkı sıkıya sarılmış olduğu ortaya çıkar. Fiziksel yasalar ne kadar basit olursa olsun sonuç o kadar rastlantısal ve karmaşa doludur.
Sayısal bilgisayarların ve onların çıktılarını çok kolay görülebilir hâle getiren ekranların ortaya çıkmasıyla gelişti ve son on yıl içinde popülerlik kazandı. Ancak kaotik davranış gösteren sistemlerde kestirim yapmanın imkânsızlığı bu popüler görüntüyle birleşince, bilim adamları konuya oldukça kuşkucu bir gözle bakmaya başladılar. Fakat son yıllarda kaos teorisinin ve onun bir uzantısı olan fraktal geometrinin, borsadan meteorolojiye, iletişimden tıbba, kimyadan mekaniğe kadar uzanan çok farklı dallarda önemli kullanım alanları bulması ile bu kuşkular giderek yok olmaktadır.

Kapasitif
Elektrik devreleri omik, kapasitif, endüktif özellik gösterir.
Eğer bir devreye AC (alternatif gerilim) uygulandığında devreden geçen akım;
Uygulanan gerilimle aynı fazda ise devre omik davranıyor demektir. Gerilimden daha onde ise devre kapasitif davranıyor demektir. Gerilimden daha geride ise devre endüktif davranıyor demektir.
Bir devrenin kapasitif davranması devre içindeki baskın elemanın konsansator olduğu anlamına gelir.
Bir devrenin endüktif davranması devre içindeki baskın elemanın bobin (endüktans) olduğu anlamına gelir.
Bir devre omik davranıyorsa devre direnç elemanından oluşmuş ya da dirence ilave olarak endüktif ve kapasitif elamanlar içeriyor fakat ilgilenilen frekansda eşlenik empedans göstermişler demektir.
Bobinler devreyi endüktif hale getirirken kondansatörler devreyi kapasitif hale getirir.
Eğer devrede bobin ve kondansatör bir arada varsa devrenin endüktif mi yoksa kapasitif mi davranacağını devreyi besleyen gerilimin frekansı belirler.
Frekans ve endüktans değeri bobinin reaktansını belirler. Frekans ve kapasitans değeri kondansatörün reaktansını belirler.

Karanlık Enerji
Bilinen fizik kurallarına göre, herhangi bir şekilde hareketlendirilen bir şey ya zamanla hızı azalarak durur ya da hiç bir enerji kaybı yoksa aynı hızla hareketine devam eder. Örneğin elimize bir cisim alıp fırlatırsak mutlaka hızı azalır ve durur, çünkü Dünya'da sürtünmeden dolayı enerji kaybı olur. Eğer yerçekimsiz ve havasız bir ortamda (uzayda) aynı cismi atarsak karşısına bir engel çıkana kadar hareket eder. Evren ise bahsedilen fizik kuralları aksine Big bang'den beri genişlemektedir ve zamanla evrenin genişleme hızı da artmaktadır.
Bilim adamları bunu keşfettiklerinde bu hızı artıran bir enerji olması gerektiğine karar verdiler. Bu enerji "karanlık enerji" olarak adlandırıldı. Karanlık enerjiden ilk bahseden bilim adamı "Alan Guth" evrenin büyük patlamadan sonra ani genişlemesini gizemli bir karanlık enerjinin varlığına dayandırdı (1980). Daha sonra "Saul Perlmutter ve Brian Schmidt" adlı iki bilim adamı gözlemleri sonucu evrenin genişleme hızının arttığı ve bunun uzayın bir tür içsel gerilimi diyebileceğimiz karanlık enerji olduğunundan bahsettiler(1998). Tam olarak çözülemeyen Karanlık Enerji hakkında araştırmalar hala sürmektedir.

Katı
Maddenin, atomları arasındaki boşluğun en az olduğu halidir. "Katı" olarak adlandırılan bu haldeki maddelerin kütlesi, hacmi ve şekli belirlidir. Bir dış etkiye maruz kalmadıkça değişmez. Sıvıların aksine katılar akışkan değildir. Fiziksel yollarla, diğer üç hal olan sıvı, gaz ve plazmaya dönüştürülebilirler. Altın demir gibi madenler katı maddelere örnektir. Ayrıca katı maddeler atomlarının en yavaş hareket edebildiği haldir.
Maddenin üç temel hâlinden biri. Gaz ya da sıvı hâldeki madde katı hâle dönüşürken maddeyi oluşturan atomlar daha düzenli bir üç boyutlu yapıya geçer ve atomların enerjisi azalır. Katı durumdaki bir maddenin atomları arasındaki boşluk azalır. Bu nedenle aralarındaki çekim kuvveti de artar. Katı maddelerin biçim değiştirebilmesi için dışarıdan bir kuvvetin etki etmesi gerekir. Maddenin bu kuvvete göstereceği direniş, onun dayanıklılığını gösterir. Her maddeye göre değişen bu dayanıklılık belli katsayılarla gösterilir. Maddenin dayanıklılık özelliklerini mekanik bilimi inceler. Katıdan sıvıya, sıvıdan gaza dönüşürken ısı verir, tam tersi gazdan sıvıya, sıvıdan katıya dönüşürken ısı alır. Isıların donması ve sert bir görünüm almasına denir. Ayrıca içine hava almayan katılar sıkışmazlar.

Katı Cisim Dinamiği
Katı bir madde durumundan dolayı bir enerjiye sahiptir.
Katılar kendilerine uygulanan kuvveti, molekül bağlarından sıklığından ve titreşim yoluyla iletim özelliğinden dolayı aynen iletiler. newtonun prens**** göre katı bir maddeye bir kuvvet uygularsak ya konumunu olduğu gibi korur ya da hız kazanır.
Bilindiği gibi yeryüzünde bir sürtünme kuvveti vardır. Eğer bu kuvvet olmasaydı harekete sahip bir cisim ya sürekli olarak hız kazanacak ya da kendi hızını hep koruyacak, yani duramayacaktı.

Kaynama noktası, sıvının buhar basıncının dış basınca eşit olduğu andaki sıcaklığıdır.

Kilogram (sembolü kg) Uluslararası Birimler Sistemi'nde (SI, Fransızca Le Système International d’Unités 'den kısaltma) kütlenin temel birimidir. Kilogram, Uluslararası Kilogram Prototipi'nin kütlesine eşit olarak tanımlanmıştır, bu da bir litre suyun kütlesine nerdeyse eşittir. Adında bir SI öneki (k) içeren tek SI temel birimidir. Ayrıca, farklı laboratuvarlarda ölçülebilecek temel fiziksel bir özellik yerine, insan yapımı bir cisme dayandırılmış tek SI birimidir.
1889 yılında sabit bir etalon kütle olarak kabul edilmeden önce kg, +4°C de 1 dm³ saf suyun kütlesi olarak tarif edilirdi. Aynı yılFransa'nın başşehri Paris'teki Milletlerarası Ağırlıklar ve Ölçüler Bürosu'nda bulunan iridyum ve platinden yapılmış, 39 mm çapında ve 39 mm yüksekliğinde silindir şeklindeki etalon cismin kütlesine eşit kabul edilmiştir.

Kinetik teori veya gazların kinetik teorisi gazların basınç, sıcaklık, hacim gibi makroskopik özelliklerini moleküler bileşim ve hareketlerine bağlı olarak açıklayan teoridir. Esas olarak, teori Isaac Newton'un kanısının tersine basıncın moleküller arası statik itmeden kaynaklanmadığını, bunun yerine belli hızlarda hareket eden moleküller arası çarpışmalardan kaynaklandığını söyler. Kinetik teori aynı zamanda kinetik-moleküler teori veya çarpışma teorisi olarak da bilinir.

Komplians veya compliance
Birim basinç degisikliginin sebep oldugu hacım degisikligidir. Formül: hacim değişimi/basınç değişimi. İçi boş olan organların (örn: akciğer, damarlar) basınç hacim oranlarında kullanılır.

Kristal Kafes
Bir katının atomları ya da iyonları kendini üç boyutta yineleyen bir örüntü içinde dizilmişse, oluşturdukları yapıya kristalli yapı, katıya kristalli katı ya da kristalli malzeme adı verilir. Kristalli malzemelere örnek olarak metalleri, alaşımları ve bazı seramik malzemeleri gösterilebilir.
Kristalli katılarda atomların dizilimi, üç boyuttaki bir çizgiler ağının kesişme noktalarına atomlar yerleştirilerek gösterilir. Bu çizgiler ağına uzay kafesi adı verilir ve noktaların üç boyutta sonsuz dizilimi olarak tanımlanabilir. Bir uzay kafesinde her noktanın benzer bir çevresi vardır.
Kusursuz bir kristalde, kristal kafesinde herhangi bir noktanın çevresindeki kafes noktaları kümesi, diğer bir noktanın çevresindeki kafes noktaları kümesiyle aynıdır. Birim hücrenin boyutu ve biçimi, birim hücrenin bir köşesinden çıkan üç kafes vektörü a, b ve c eksenel uzunlukları ve eksenler arasındaki α, β ve açıları birim hücrenin kafes sabitleridir.

Kristal yapı, Mineraloji ve kristalografide, bir kristaldeki tektip olan atom yerleşimlerine verilen isim.

Kuantum kütleçekimi kuramsal fiziğin bir dalı olup, doğanın temel kuvvetlerinden üçünü (elektromanyetizm ve etkileşimleri) tanımlayan kuantum mekaniği ile dördüncü temel kuvveti kütleçekimin kuramı olan genel göreliliği birleştirmeye çalışır.
Bu birleştirmede karşılaşılan güçlüklerin çoğu evrenin işleyişi hakkındaki bu teorilerin birbirlerinden tümüyle farklı kabullerinden doğmaktadır. Bir başka güçlük de kuantum mekaniğinin ve genel görelilik kuramının başarısından kaynaklanmaktadır. Kuantum mekaniğindeki enerji ve koşullar halihazırdaki teknolojimiz için ulaşılamaz durumdadır. Şimdilik hiçbir deneysel gözlem bunların birleştirilme tarzına ilişkin bir veri sağlayabilmiş değildir. Kısaca kuantum kütleçekimi için elektromanyetizmi ve kütleçekimi birleştiren genel görelilik ve kuantum vakumsal alan denklemlerinin birbirine dönüştürülebileceği bir sabite değeri veya bir ara değer henüz bulunamamıştır.
Genel görelilik kuramı kütleçekimi maddenin yer değiştirmesiyle yarıçapı değişen bir uzay-zaman eğriliği olarak ele alırken, kuantum mekaniği ise newton mekaniğinin ya da özel göreliliğinin düz uzay-zamanında kullanılan farklı güçlerin aracılık parçacıkları üzerine kuruludur.
Kuantum kütleçekimi teorileri bildiğimiz uzay-zaman kavramlarının ortadan kalktığı "kuantum dalgalanmaları"nı öngörür. Solucan deliklerine ve zaman yolculuğuna ilişkin meseleler kuantum kütleçekimi tam olarak anlaşılamadığı sürece yanıtsız kalmaya mahkumdur.

Küresel iklim, bugüne kadar tam açıklık getirilmemiş bir kavramdır, ancak temelde dünya atmosferinin ve gezegen yüzeyinin tümünün ortalama ısı, yağmur, yel aşırılığı ve benzer niteliklerini ifade etmesi amaçlanmıştır. Bu anlatım, iklim değişkenliğini genelde açıklamak ister, yani hava durumunun ayrıntılarını ve yerel iklimleri hesaba katmaz.
Küresel iklim bağlamında "buz çağı" önemli bir kavramdır. Küresel iklimde birçok oluşumun gökbilimsel nedenleri olduğu bugün bilinmektedir. Son zamanlarda, insanoğlunun yeryüzünde yaptıklarının da, küresel iklimi etkilediği üzerine varsayımlar ortaya çıkmıştır.

Kütle, bir cismin özündeki niceliklerin ölçüsüdür. Ayrıca nesnenin hareket etmeye karşı gösterdiği direnç olarak da adlandırılabilir. Kütlesi büyük olan nesneye aynı kuvvet uygulandığında hızlanması daha düşük olur. Diğer bir deyişle kütlesi büyük olan daha büyük eylemsizliğe sahiptir. Günlük kullanımda kütle genellikle ağırlık ile karıştırılır. Kütle bulunduğu ortamın yerçekimine göre değişmez bir değerdir.

Kırınım, [Fransızca, difraksiyon (diffraction)] sözü fizikte "Işık, ses ve radyoelektrik dalgalarının karşılaştığı bazı engelleri dolanarak geçmesi." anlamında kullanılmaktadır.

Kıvılcım, yanmakta olan bir maddeden sıçrayan küçük ateş parçası, alev anlamlarına gelir.


Elektriksel anlam: Birikmiş olan durgun (statik) yükün bir şekilde önündeki engeli zorlayıp delmesi ve bir yolu takip ederek hızla boşalması durumuna verilen isim. Kıvılcım, sürekli veya anlık yük boşalması anlamına gelebileceği gibi, kablolardaki korona boşalmalarını anlatmada da kullanılabilir.

Lorentz yasası: Hareket halindeki yük taşıyıcıları mıknatıssal alana maruz kaldıklarında yönlerinden saparlar.

Vikipedi

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1047
favori
like
share
nuri deniz Tarih: 08.06.2010 15:08
iyi bir çalışma...
Firari Sevdam Tarih: 03.09.2009 16:17
Malzeme
Kullanılabilir cisimler yapmak amacı ile doğal ya da yapay olarak üretilmiş maddelere malzeme denir. Günümüzde birçok malzeme çeşidi bulunmaktadır, bunlar şöyle gruplandırılabilir.

Mıknatıssal veya manyetik alan, bir mıknatısın mıknatıssal özelliklerini gösterebildiği alandır. Mıknatısın çevresinde oluşan çizgilere de, mıknatısın o bölgede oluşturduğu manyetik alan çizgileri denir. Manyetik alan çizgilerinin yönü Kuzeyden ( L) Güneye doğrudur.

Manyetik Alan Yoğunluğu
Birim yüzeydeki manyetik alan miktarıdır. Buna göre, manyetik alan birimi Weber ise manyetik alan yoğunluğunun birimi de Weber / m² olmalıdır. Manyetik alan yoğunluğuna, manyetik indüksiyon adı da verilir.

Manyeto optik tuzak (kısaca MOT), yüksüz atomları yaklaşık mutlak sıfır noktasına kadar soğutan ve onları manyetik alan ve dairesel olarak kutuplanmış lazer ışınları ile kesin bir yerde tuzaklayan bir alettir. Yüklü parçacıklar için manyetik ve elektrik alanların kombinasyonu ile Penning tuzağı ya da Paul tuzağı kullanılır, ancak bu tuzaklar nötr atomlar için kullanılamaz. Manyeto optik tuzakta nötr atomlar (yüklenmemiş) soğutulabilir ve optik güç ya da lazer ışını kullanılarak depolanabilir. Sodyum atomları için tipik bir MOT atomları 300 μK ya da mutlak sıfırın 0.0003 derce yukarısına kadar soğutur.

Maxwell-Boltzmann dağılımı fizik ve kimya uygulamalarında geçerli bir olasılık dağılımıdır. En yaygın uygulamaları istatiksel mekanik alanında görülür. Isıyı herhangi bir (kütleli) fiziksel sistemde moleküllerin, atomların hareketleri oluşturur.

Metrekare bölü saniye, uzaklık ya da yer değiştirmenin karesinin saniyeye bölünmesiyle elde edilen ve açısal momentumu simgeleyen bir SI birimidir. Birim; m²/s, m²·s−1 ve m²s−1 olarak da yazılabilir. "Metre bölü saniye x metre" biçimindeki yazım, bir nesnenin belirli bir konuma göre momentumunu belirttiğinden daha anlaşıldı.

Michelson–Morley deneyi, fizik tarihinin en önemli ve ünlü deneylerinden biridir. 1887'de Albert Michelson ve Edward Morley tarafından Case Western Reserve University'de yapılan deney genel olarak eter teorisine karşı en büyük kanıt olarak düşünülür. Albert Michelson özellikle bu çalışması için 1907'de Nobel Fizik Ödülü'nü aldı.

Mikrodalga
Mikrodalga frekansları genel olarak 300-300.000 MHz frekans aralığını kapsar. Mikrodalgalar elektromanyetik dalga olarak yayılırlar, radarlarda, mikrodalga fırınlarında, cep telefonlarında, kablosuz Internet erişiminde, Bluetooth kulaklıklarda, mağaza güvenlik sistemlerinde, mikrodalga frekansları kullanılır. "Mikrodalga" sözü elektromanyetik dalganın dalga boyunun 1 metreden kısa olduğu frekansları tanımlar. Dalga boyunun 1 cm'den kısa olduğu frekanslara (30-300 GHz aralığı) "milimetrik" dalga ismi de verilir. Dalga boyunun 1 mm'den kısa olduğu frekanslara (300-3000 GHz) "submilimetrik" dalga ismi verilir.

Molekül kimyada genel olarak en az iki atomun değişik durumlarında beraber durmasıyla oluşan, bütün şekline denir. Genel olarak bir molekül, saf kimyasal maddenin kendi başına bütün kimyasal bileşimini ve özelliklerini taşiyan en küçük parçasıdır. Bazı katı ve sıvı kimyasal maddelerde (örneğin; metaller, eriyik durumundaki tuzlar, kristaller, vb) bu tanım her zaman geçerli değildir ve böyle kimyasal maddelerin farkedilebilir meleküllerden değil atomlardan oluştuğu söylenmelidir. Moleküler fizikte ise bir molekül, iki ya da daha fazla atomdan oluşan, yeterli düzeyde değişmez, elektriksel olarak nötr bir oluş biçimidir. Tekatomlu molekül genel düşüncesi, asal gazlardaki gibi tek atomlu moleküller, neredeyse tek başına gazların kinetik teorisinde açıklamada kullanılır. Çok atomlu iyonlar bazen işe yarar bir şekilde elektirksel olarak yüklenmiş moleküller şeklinde düşünülebilirler.
Hidrojen ve oksijen elementlerinde olduğu gibi atomların oluşturduğu atom kümesi molekül olarak adlandırılır. Atom ve molekül maddelerin özelliğini taşıyan en küçük birimdir. Yüzden fazla çeşit atom vardır. Bazı moleküller tek çeşit atomdan oluşurken,bazı moleküller farklı çeşit atomlar içerebilir.

Morötesi
Elektromenyetik ışınım, dalga boyuna göre çeşitli sınıflara ayrılır. Bunlar, en uzun dalga boyundan en kısasına doğru radyo, mikrodalga, kızılötesi, görünür, morötesi X-ışını ve gama ışınımlarıdır. Dalga boyu arttıkça, ışınımın enerjisi de artar.
Morötesi ışınım, dalga boyu 10 ile 400 nm arasındaki ışınıma denir. Gözümüz, 40 ile 70 nm dalga boyları arasına duyarlıdır ve bunun dışındaki ışınımı algılayamaz. Görebildiğimiz en küçük dalga boylu ışınımı mor olarak algıladığımızdan, bundan daha küçük dalgaboyuna sahip olan ışınıma "morötesi ışınım" adı verilir.
Işıkta olduğu gibi, M.Ö. ışımada da, dalga boyu nanometre (nm) olarak tanımlanır. 1 metrenin bir milyarda biridir.

Mıknatıs, manyetik alan üreten nesne veya malzemedir. Demir, nikel, kobalt gibi bazı metalleri çeker, bakır ve alüminyum gibi bazı metallere ve metal olmayan malzemelere etki etmez.
Mıknatıslık etkisi, malzemelerde iki karşılıklı uçta toplanır. Bu iki uca mıknatısın kuzey ve güney kutubu ismi verilir. İki mıknatısın eş kutupları birbirini iterken, zıt kutupları birbirini çeker.

Nedensellik sebep ve sonuçlar arası ilişkileri açıklar, -özellikle fizik için- tüm pozitif bilimler için esansiyeldir. Aynı zamanda felsefe, bilgisayar bilimleri, ve istatistik perspektifleri açısından da bakılabilir.

Newton'un beşiği, adını Isaac Newton'tan alan, momentumun korunumunun incelendiği ve basit sarkaçların yanyana bağlanması ile oluşan çoklu sarkaçtır.
Animasyonlu resimde de göründüğü gibi, tipik bir Newton'un beşiği, basit bir fizik kanuna göre çalışmaktadır. Toplar, tek bir çizgide hareket ederler. Aynı hizada ve bir sarkaçta yer alan bir kaç toptan meydana geen beşikte, bir top kaldırıldığında topa bir enerji yüklenir. Kaldırılan top, diğer topa değeceği sırada bu enerji, kinetik enerjiye dönüşür. Birinci top, ikinci topa değdiğinde momentumu, bu topa geçer. Bu şekilde en son topa kadar geçer. Son top aldığı momentum transferi sonucu havaya kalkar ve aynı şekilde oluşan momentum transferi, bu defa sondan başlayarak ilk topa doğru gider.



Nobel Fizik Ödülü, fizik dalında alınabilecek en yüksek ödüllerden biri olup, her yıl Alfred Nobel'in ölüm günü olan 10 Aralık'ta verilir.
Nötron Işıması

Radyoaktif çekirdekten nötron yayılmasıdır.Bu yolla çekirdeğinde nötronu fazla olan çekirdek Nötron / Proton sayısını 1 ' e yaklaştırmaya çalışır.Böylece kararlı bir yapı kazanır.Bu ışımayla Atom Numarası (Proton) değişmez , Nötron Sayısı 1 azalır.

Nükleer izomer, nükleonlarından birinin veya daha fazlasının uyarılması sonucu yarı kararlı duruma geçen atom çekirdeğidir. Bir nükleer izomer uyarılmamış çekirdeğe göre daha yüksek enerji seviyesi işgal eder. Nükleer izomer sonunda sahip olduğu ekstra enerjiyi serbest bırakarak tekrar temel enerji seviyesine geri döner.
Yarı Nükleer İzomer, nükleer füzyon veya diğer nükleer reaksiyonlar sayesinde oluşurlar. Oluşan çekirdeğin varlığı uyarılmış durumda başlar, bir veya iki gama ışını yayarak uyarılmış durumdan çıkar. Bu olay bir pikosaniyeden daha kısa bir zamanda gerçekleşir.
Belirli izotopların yarı kararlı izomerleri genellikle "m" takısı ile gösterilirler (ya da birden fazla izomerli izotopun durumuna göre 2m, 3m... gösterimleri yapılır.)

Olasılık dalgası veya de Broglie dalgası, ne elektromanyetik ne de mekanik dalgadır. Parçacığın belirli bir anda, bir konumda bulunma olasılığını veren dalgadır. Parçacığa eşlik eden dalga paketleri olarak yayılırlar ve grup hızı ile hareket ederler. Vg=dW/dk (Grup Hızı)
Birinci derecede Broglie denklemi ile parçacık momentumu hesabı:


Parazit sürükleme, viskoz akış içerisinde yer alan ve akışa maruz kalan cisme kendi varlığından kaynaklanarak etkiyen sürükleme kuvvetine verilen isimdir.
Parazit sürükleme; akışkan elemanı ile cisim arasındaki sürtünmeden kaynaklanır. Sürtünmeli akışlarca cisim akım önünde bir set oluşturur. Akım; bu seti aşmak için cismin etrafından dolanır. Bu dolanma etrafında yüzeyde kayan akışkan ile cisim arasındaki sürtünme kuvveti cismi akım yönünde sürüklemeye çalışır. Ayrıca akışkanın ataletinin de cisme akış yönünde bir kuvvet uygulaması söz konusudur. Bu kuvvetlerin bileşkesi, cismi akış yönünde hareket etmeye zorlayacaktır.

Periyot iki sıkışma veya iki gevşeme bölgesi arasındaki zaman süresine ya da bir titreşim için geçen süreye denir. Birimi saniyedir. Frekansla ters orantılıdır. Eşit zaman aralıklarında yinelenen harekettir.

Planck Uzunluğu
Kuantum kuramının temel uzunluk birimi Planck uzunluğudur. 1900 yılında Max Planck enerjinin kuanta adını verdiği temel birimlerden oluştuğunu keşfetti ve bu kuantum kuramını başlattı. Buna göre zaman ve uzay, sonsuza kadar bölünemez. Bu uzunluk, Bir milimetrenin 10^-35 te biri kadardır ve ışığın bir Planck zamanında kat ettiği yola eşittir. Bir metre, 100.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000 tane planck uzunluğuna eşittir.

Plazma lambası Nikola Tesla tarafından yüksek voltaj olgusunu araştırmak amacıyla içi boşaltılmış cam tüplerde yaptığı yüksek frekans elektrik akımı deneyleri sonucunda icat edilmiştir. Tesla bu icadını "soy gaz deşarj tüpü" olarak adlandırmıştır.

Plummer modeli, dinamik sistemlerde parçaçıkların hız ve konumlarının dağılımını tanımlamakta kullanılan bir modeldir. İlk defa H.C. Plummer (1911) tarafından küresel kümelerin gözlemlerini açıklamak için kullanılmıştır. Bu nedenle onun ismiyle anılagelmektedir.
Plummer modeli için yoğunluk dağılımı şu biçimdedir:

Bu ifadede M toplam kütleyi, b ise Plummer yarıçapını göstermektedir. Bu yoğunluk dağılımına, aşağıdaki potansiyel karşılık gelir

Bu ifadede de, G Newton'un yerçekimi sabitidir.

Poyting vektörü bir elektromanyetik alanın enerji akısını tanımlar. Adını, mucidi olan John Henry Poynting'den alır.
cgs birim sisteminde poynting vektörü şöyle tanımlanır:


Burda c ışık hızı, manyetik alan, ise elektrik alandır. MKS birim sisteminde ise:



Burda da μ0 uzay boşluğunun geçirgenliğidir.

Purkine Kayması
Güçlü bir ışık, mavi ve yeşil renklerin, kırmızıdan daha parlak algılanmasına neden olur. Bu etkiye Purkine Kayması denir.

Reaktans, kondansatör ve endüktans gibi matematiksel analizlerinde türev ifadesi içeren elemanların AC gerilime karşı gösterdikleri dirençtir.
Reaktans, saf omik direncin akım akışına karşı gösterdiği tepkiden daha farklıdır ve empedansın sanal kısmını oluşturur. Empedans aşağıdaki gibi yazılabilirken, empedansın iki kısmının ismi şöyledir.


Rezonans (Fizik)
Periyodik bir kuvvetin dürtüsü altındaki bir sistem, salınımlar sergiler ve eğer dürtü frekansı sistemin doğal frekansına eşit ise, bu salınımların genliği sınırsız artma eğilimine girer. Sonuç olarak sistem, belli bir genlikten sonra bütünlüğünü veya bulunduğu durumu koruyamaz ve dağılır veya bozunur. Buna rezonans denir.
Doğrusal sistemlerde rezonansa girme şartı, salınım genliğinin, uygulanan kuvvetle doğru orantılı olmasında yatar. Eğer uygulanan kuvvetin frekansı sistemin doğal frekansına eşitse rezonans gerçekleşir. Doğal frekansa bir örnek olarak yayı ele alalım. Bildiğiniz gibi bir yayın, uzama veya kısalmaya karşı uyguladığı kuvvet, denge konumundan uzaklaşma mesafesine bağlı olup bu uzaklaşmaya ters yöndedir: m(d2x/d2t)=-kx veya d2x/d2t=-(k/m)x. Burada (k/m) doğal frekansın karesidir. Yani doğal frekans yayın kütlesi ve esneklik katsayısı tarafından belirlenir. Doğal frekans genel olarak sistemin fiziksel özelliklerine bağlıdır.
Kum da rezonansa girebilir. Örneğin birbirinin üzerine oturmuş, araları su dolu kum taneciklerinden oluşmuş bir zemin düşünelim. Bir depremin yol açtığı periyodik kuvvetler altında bu kum tanecikleri, salınımları sırasında bir asamadan sonra birbirlerinin üzerinden kayarak, ara boşluklara yerleşebilir ve sonuç olarak, ara boşlukları daha az olan bir kum yığınına dönüşebilir. Bu durumda tabii, daha önceki boşlukları dolduran suyun bir kısmi yukarı çıkar ve kum yığınının üzerini kaplar. Böyle bir zemine oturtulmuş binalar, söz konusu depreme karsı dayanıklı yapılmış ve hiçbir hasar görmemiş olsalar dahi; oldukları gibi yanlara, öne veya arkaya doğru yatabilirler.
Ayrıca rezonans, moleküllerin alev veya elektrik düzenekleri ile serbest atomların ayrışması ve bu serbest atomların bir üst seviyeye çıkarak 10-8 saniye orada kalması ve kazandığı enerjiyi geri vererek temek haline dönmesi sırasında atomun kendine has yaydığı ışına rezonans ışın denir.
Elektriksel olarak rezonans:
iki çeşit enerji depo eden elemana sahip (genelde L ve C) frekans seçici özellikte devrelerdir. Bağlanış biçimine göre seri veya paralel rezonans devresi olabilirler. Bu devrelerde kapasite ve endüktans öyle değer almışlardır ki akım ve gerilim aynı fazdadır. Aynı anda sıfır olur aynı anda tepe noktasına ulaşır (hemen hemen). İşte bu kapasitenin akımı gerilimde öne götürmesi ve endüktansın akımı geri bırakması durumları L ve C değerleri ayarlanarak yok edilmiş akım ve gerilimin aynı fazda olduğu devrelere rezonans devresi denir. Bu devrelerdeki yük R L C 'den oluşur.

Sarkaç, bir ipin bir ucuna rahatlikla sallanabilecek sekilde baglanilan bir kutle ile olusturulan duzenektir. Duzenek yerçekim kuvveti yuzunden denge konumunu muhafaza etmeye meyillidir. Kutle denge konumundan alindiginda yercekimi kuvveti tarafindan denge noktasina getirilmek uzere hizlandirilacaktir ve bu da denge noktasi etrafinda bir salınıma yol acar.

Sağ El Kuralı
ki vektörün vektörel çarpımı sonucundaki sonuç vektörünün yönünü belirlemeye yarayan bir yöntemdir.

Örneğin böyle bir vektörel çarpımda, sağ elinizin dört parmağını vektörü yönünde tutup vektörüne doğru kıvırdığınızda baş parmağınız vektörünün yönünü verecektir.

Schumann Rezonansı
1952'de fizikçi Winfried Otto Schumann tarafından açıklanan, yeryüzü ile iyonosfer tabakası arasında meydana gelen doğal titreşime verilen isimdir. Küresel elektro manyetik bir alanın oluşması ve bu alan bünyesindeki titreşimsel veriye ilişkindir.
Güneşten gelen ışınlar, yıldırım ve buna benzer elektrik akımları ile yeryüzüne aktarılan, atmosfer içerisinde bulunan elektiriksel güç ile tetiklenen enerjiye bağlı titreşim. Schumann rezonans alanının frekansı 7.83, 14.3, 20.8, 27.3, 33.8 hertz aralıklarına sahiptir. Yani yeryüzü ile iyonosfer tabakası arasındaki boşluk, 7.8, 14.3, 20.8, 27.3 ve 33.8 Hz aralıklarında titreşen elektro manyetik alanlar halindedir.






Schwarzschild yarıçapı, her kütle ile ilişkilendirilen karakteristik bir yarıçaptır. Verilen bir kütle bu yarıçapa kadar sıkıştırılırsa bilinen hiçbir kuvvet onun uzay zaman tekilliğine çökmesini engelleyemez. Schwarzschild yarıçapı terimi fizikte ve astronomide özellikle de kütleçekim ve genel görelilik teorilerinde kullanılır.
Cisimlerin Schwarzschild yarıçapları kütleleriyle doğru orantılıdır. Buna göre Dünya'nın Schwarzschild yarıçapı sadece 9mm iken Güneş'inki yaklaşık olarak 3km'dir.
Bir cisim Schwarzschild yarıçapından daha küçükse kara delik olarak isimlendirilir. Dönmeyen bir cisim için Schwarzschild yarıçapında bulunan yüzey olay ufku işlevini görür. Ne ışık ne de diğer parçacıklar bu yüzey içerisindeki bölgeden kaçamaz bu yüzden bu cisimler karadelik olarak isimlendirilmiştir.


burada;
rs Schwarzschild yarıçapı, G gravitasyon sabiti, m cismin kütlesi, ve c ışık hızıdır. Güneş kütlesine sahip bir kara delik için Schwarzschild yarıçapı 2.96 km'dir ve herhangi bir kara delik için Schwarzschild yarıçapı km. ile hesaplanır

Serap, Atmosferde ışık ışınlarının kırılmasından doğan ve çöllerde kolaylıkla gözlemi yapılabilen optik yanılma, uzaktaki bir cisme bakarken sanki bir su yüzeyinden yansıyormuş gibi, cisimle birlikte ters görüntünün oluşumu, ılgım, yalgın, pusarık. Atmosferin homojen olmayan seviyelerinden geçen ışığın kırılmasından kaynaklanan optik illüzyonlardır.

Serbest Elektron Modeli
Katı hal fiziğinde serbest elektron modeli katı metalin kristal yapısındaki değerlik elektronların davranışının temel modelidir. Özellikle Arnold Sommerfeld tarafından geliştirildi

Ses, atmosferde kulağımız tarafından algılanabilen periyodik basınç değişimleridir. Fiziksel boyutta ses, hava katı sıvı veya gaz ortamlarda oluşan basit bir mekanik düzensizliktir. Bir maddedeki moleküllerin titreşmesi sonucunda oluşur.
Ses veren her madde bir ses kaynağıdır. Ses kaynaktan aldığı enerjilerle titreşerek yayılırlar. Titreşen cisimler esnek olup sesi oluşturur. Esnek olan cisimler ses dalgaları meydana getirebilir ve ses dalgalarını iletebilir. Ses mekanik dalga olduğu için yayılması için bir ortama ihtiyaç duymaktadır. Ses dalgaları ortamlarda sıkışma ve genleşme şeklinde boyuna ilerleyen dalgalardır. Ses dalgalarının basıncı olup girişim sunucu vuru oluştururlar.
Sesin bir frekansı, boyu, periyodu ve hızı bulunmaktadır. Bir saniye içerisindeki titreşim sayısına sesin frekansı denir. Birimi ise Hertz (Hz)dir. Dalga boyu, bir ses dalgasının oluşması için sesin aldığı yoldur. Sesin hızı normal koşullarda; havada 340, tahtada 4000-6000, suda 3000-5000, çelikte ise 8000 m/s dir.Ses boşlukta yayılmaz.Çünkü:titreşen bir cismin sıkışıp genleşmesine yol açabilecek atom ya da molekül gibi tanecikler yoktur. Ancak uzay boşuk değildir.

Sicim Kuramı, fiziğin temel modellerinden biridir. Yapı taşı olarak Standart modelde kullanılan boyutsuz noktalar yerine tek boyutlu uzanıma sahip sicimler kullanılmaktadır. Bu temel yaklaşım farklılığı, parçacıkları noktalar olarak tasvir eden modellerde karşılaşılan bazı problemlerden sakınılmasını sağlamaktadır.
Kuramdaki temel fikir, gerçekliğin esas bileşenlerinin rezonans frekanslarında titreşen ve Planck uzunluğunda olan (10-35 mm civarı) sicimler olduğudur.
Sicim denilen yapı taşlarını gözlemlememiz neredeyse imkânsız olduğu ve dolayısıyla bu teori büyük ihtimalle hiçbir zaman test edilemeyeceği için şu an fizikçilerin en çok tartıştıkları konulardan biri de, bu kuramın, fiziksel bir kuram mı yoksa yalnızca felsefi bir teori mi olduğudur.
Sicim teoremi 6 yeni boyut daha önerirler fakat bu boyutları standart anlamdaki mekan ve zaman boyutları değil bunlara bağlı alt boyutlar gibi tanımlarlar mesela çok ince bir tel düşünelim 2 mm kalınlığında bu tel uzaktan bakılınca bizim için tek boyutlu bir doğrudur diğer boyutları bizim için yok gibidir fakat bu telin üzerinde hareket eden bir karınca için telin üzerinde sağa ve sola gidip tur atılabilir ve o yönlerde de boyut vardır.İşte o boyutlar ancak o seviyeye inince anlam kazanır ve her zaman gözükmezler.Membranların oluşturduğu parçacıklarında çok küçük yüzeyler olduğu ve onların seviyesine inince anlaşılabileceği düşünülüyor.Bu yüzeyler farklı titreşimlerle farklı atom altı parçacıkları oluştururlar ve bu atomaltı parçacıklarda birleşerek atomları oluşturuyor.
Atomun temel yapıtaşları olan proton ve elektron aslında kendsini oluşturan alt parçacıklardan oluşmaktadır.Bu parcacıklar hızlandırıcı ve çarpıştırıcı labaratuarlarda yapılan deneylerle bulunmuşlardır fakat bu parçacıkların altında hangi parçacıklar bulunmaktadır bunların yapı taşı nedir sorusuna cevap verilememktedir.İşte bu parçacıkları birbirinden farklı kılan sicim teorisine göre 6 farklı boyut içeren ve değişik titreşimleriyle sicimsi parçacıklardır.Bu sicimler bir frekans ta titreşip protonu başka frekansta titreşip elektronu oluştuturlar.
Şu anda evreni açıklayan iki fizik teorisi var diyebiliriz: Birincisi, yıldızlar, galaksiler gibi çok büyük boyutlu maddeleri açıklayabilen, Einstein'ın görelilik teorisi, ikincisi ise atomlar gibi çok küçük boyuttaki maddeleri açıklayabilen kuantum mekaniği. Bu iki teorinin ikisi de aynı evreni açıkladığına göre, ikisini bir teoride birleştirmek ve evreni bütünüyle anlamak mümkün olmalı. Ancak bu bugüne kadar başarılabilmiş değil. Eğer sicim kuramı doğru ise bu iki teori birleştirilmiş olacak ve bu birleşim, şimdiden bilim tarihinin en büyük adımı olarak kabul ediliyor.
Sicim teoremi aslında son gelişmeler ışığında membran teoremi olarak anılıyor, parçacıkların sicim değilde bir membran gibi olduğu ve farklı boyutlarda büzüştüğü düşünülüyor.Membran-M diye de adlandırlıyor.
Birçok fizikçi ispatlanabilir bir teori olmadığı için bu teoriyi benimsemiyorlar.Çünkü bahsedilen sicim membran parçacıkları ışığın en küçük dalga boyundan bile küçük olduğundan görüntülenmesi mümkün değil ve başka bir ispat yoluda henüz bulunabilmiş değil.

Solucandeliği aslında uzayzamanın temelde uzay ve zamanda bir kısayol olan kuramsal topolojik bir vasfıdır. Genel olarak beyaz delikler ve kara delikler arasındaki bağlantıya solucan deliği denmektedir. Bir solucandeliğinin bir boğaza bağlı en az iki ağzı vardır. Eğer solucandeliği geçilebilir ise madde solucandeliğinde bir ağızdan diğerine boğazdan geçerek ulaşabilir.

Solucandeliği ismi fenomeni açıklamakta kullanılan bir analojiden gelir. Eğer bir solucan bir elmanın üzerinde seyahat ediyorsa, tüm elmanın etrafını dolaşmak yerine içinden geçerek bir kestirme yol bulmuş olur.

Su buharı suyun gaz halidir.
Su her sıcaklıkta buharlaşabildiği için havada her zaman su buharı bulunur. Buharlaşma su yüzeyinden meydana gelir. Suyun su buharı haline gelmesine buharlaşma, su buharının tekrar su haline gelmesine de yoğunlaşma denir. Atmosferde bulunan su buharı ani yoğunlaşmalar yaşarsa yağmur yağar, yoğunlaşma ortamı aniden ve aşırı soğursa su buharı direkt yoğunlaşma olmadan katı hale geçer.

Su döngüsü, erkenin korunumu yasası gibi, yeryüzündeki su kaynaklarının artmaz veya eksilmezliğini ifade eden bir terimdir. yeryüzündeki su kaynaklarını okyanuslar, denizler, göller ve yer altı suları oluşturur. Dünya'daki su hareket eder, biçim değiştirir, bitkiler ve hayvanlar tarafından kullanılır, fakat gerçekte asla yok olmaz ve buna su döngüsü (hidroloji döngüsü) denir.
Su Döngüsü
Su, yaşam kaynağıdır. Bütün canlıların ağırlıklarının önemli bir kısmını su oluşturur. Yeryüzündeki su miktarının yaklaşık % 5’ i tatlı sulardır. Güneş enerjisinin ısıtmasıyla, çeşitli kaynaklardan atmosfere çıkan su buharı; yağmur, kar, dolu gibi yağış biçimleriyle yeniden yer yüzüne döner. Bu suyun bir miktarı yer altı sularına karışırken, daha büyük kısmı, göl ve deniz gibi kaynaklarda birikir. Su döngüsü de, öteki tüm döngüler gibi süreklidir. Bitkiler terleme ile su döngüsüne katılır. Yer yeryüzündeki bütün sular katılmaktadır. Söz gelimi, denizlerden buharlaşan su, yağış olarak yer yüzüne dönmekte, bir kısmı yüzeysel sularda birikip, bir kısmı da yer altı sularına karışmaktadır.Yer altı sularının son toplanma yeri ise deniz ve okyanuslardır. Burada toplanan sular, su döngüsüne devam eder ( uzun su devri ). Deniz ve okyanuslardan buharlaşan suyun karalara geçmeden tekrar yağmur, kar, dolu biçiminde deniz ve okyanuslara geçmesine ise kısa su devri denir.

Süper İletken
1986'da George Bednorz, kayıp olmaksızın enerjiyi transfer edebilen bir madde geliştirdi. Böylece süper iletken kavramı hayatımıza girmiş oldu. Süper iletkenler, bilgi çağı açısından çok önemli bir gelişmedir. Sıradan bir bakır telden iletildiğinde enerjinin yaklaşık % 40'ı kaybolmaktadır. İşte bu yüzden süper iletkenler insanlığın enerjiyi doğru ve verimli kullanabilmesi açısından çok önemlidir. Süper iletken bir fen konusudur. Elektrikte, direnç üstü bir kavramdır.

Süpersicim kuramı parçacıkları ve temel kuvvetleri çok küçük süpersimetrik sicimlerin titreşimleri şeklinde modelleyerek onları tek bir kuramda anlatmayı amaçlayan bir denemedir. Kuram, kuantum kütleçekim kuramları arasında en umut verici olanlardan biri olarak düşünülür. Süpersicim kuramı, süpersimetrik sicim kuramı için bir stenodur çünkü bozonik sicim kuramından farklı olarak o sicim kuramının fermiyonları ve süpersimetriyi birleştiren bir versiyonudur.

Temel Yük, herhangi bir atom içerisinde tek bir proton veya elektron tarafından taşınan elektrik yükünü ifade eden sabittir. Simgesi küçük e harfidir. CODATA tarafından hesaplanan değeri coulomb cinsinden 1.602 176 487 × 10-19 C, statcoulomb cinsinden ise 4.803 204 273 × 10-10 statC'dur. Burada 1 statC = 0.1 **/c ≈ 3.33564×10−10 C'ye eşittir.

Fizikte terhertz ışınımı 300 gigahertz ile 3 terahertz arasında dalgaboyuna sahip elektromanyetik ışınımı tanımlamak için kullanılır.

Tersinmezlik
Termodinamikte, geri döndürülemez olan işlemlere tersinmez denir. Bu termodinamik perspektifinden tüm doğal işlemler tersinmezdir. Bu olgu termodinamik sistemde etkilenen moleküller başka bir termodinamik sisteme aktarılsa bile atom ve moleküllerin diziliş ve düzenlerinin mutlaka birbirinden farklı olması nedeniyle oluşmaktadır. Belirli bir miktarda "dönüşüm enerjisi","çalışan cisim" molekülleri bir halden başka bir hale geçerken birbirleri üzerinde iş yaptıkları için harcanmalıdır. Bu dönüşüm esnasında belirli bir miktar ısı enerjisi molekül-içi sürtünme ve çarpışmalar nedeniyle kaybedilecek veya dağılacaktır. Bu enerji işlem ters çevirildiğinde geri kazanılabilir olmayacaktır.

Tokamak, plazmanın kapalı manyetik alan bölgesi içinde hapsedilmeye çalışıldığı bir plazma tutucu sistemdir. Plazma çok sıcak bir madde olduğundan plazmanın tutulabilmesi için manyetik alandan faydalanılır. Tokamak da bu sistemlerden biridir.
Tokamak, Rusça'da "тороидальная камера в магнитных катушках" (toroidal odadaki manyetik sarmallar) söz öbeğinin kısaltılmış halidir. 1950lerde Sovyet fizikçiler Igor Yevgenyevich Tamm ve Andrei Sakharov tarafından bulunmuştur.
Tokamak plazmayı hapsetmek için toroidal manyetik alan üreten bir makinedir. Manyetik hapsetme yapan cihaz türlerinden bir tanesi olup füzyon enerjisi üretmeye güçlü bir adaydır.

Uzayzaman, uzay ile zamanı "uzay-zaman sürekliliği" adı verilen yapıda birleştiren matematik modeli. Öklitçi yaklaşıma göre evren uzayın üç boyutu ve dördüncü boyutu oluşturan zamandan oluşur. Fizikçiler, uzay ve zaman kavramlarını tek bir çatı altında birleştirmek yoluyla, karmaşık fizik teorilerini önemli ölçüde basitleştirmeyi ve evrenin işleyişini süpergalaktik (Fiziksel Kozmoloji) ve altatomik (atom altı, bkz. Kuantum Fiziği) seviyelerde daha basit ve ortak bir dilde açıklamayı başarmışlardır.
Klasik mekanikte, Öklid uzayı kullanımı, uzay-zamanı kendine mal etmek yerine, "zaman"ı gözlemcinin hareket durumundan bağımsız olarak evrensel ve değişmez gibi kabul edip ele alır. Göreliliğe dayalı bağlamda ise "zaman", uzayın üç boyutundan ayrı olarak düşünülemez; çünkü bir objenin vektörel hızı, ışığın hızı ve bir de güçlü yerçekimsel alanların gücü ile ilişkilidir. Bu yerçekimsel alanlar zamanın ilerleyişini yavaşlatabilir, ve bir o kadar da bağımlıdır gözlemcinin hareket durumuna. Bu nedenle de evrensel değildir.
Evrensel dediğimiz, bir olgunun evrenin her köşesinde doğru ve değişmez olmasıdır. Ancak Albert Einstein'ın kurduğu "Görecelik Kuramı"na göre zaman evrenin her köşesinde aynı değildir ve gözlemciye göre değişir, görecelidir. Örneğin, kütle uzay-zamanda eğrilikler yaratır. Burada zaman bükülür ve bu eğride bulunan bir gözlemciye göre, dışarıda duran bir başka gözlemciden zaman daha yavaş akar. İşte "zaman" burada evrensel değildir.
Bu bükülmeyi şu şekilde açıklayabiliriz: Düz bir yatak düşünün. Bu yatağın üzerine gergin bir çarşaf serin, hiç kırışıklık olmasın. İşte bu dümdüz çarşaf iki boyutla tanımladığımız uzay-zaman düzlemi olsun. Şimdi bu düzleme bir gezegeni simgeleyen demir bir bilye koyun. Bilye yatağa biraz gömülüp bir göçük yaratarak çarşafı da bükecektir. İşte zaman da bu şekilde demir bilye ile simgelediğimiz kütle yardımıyla bükülebilir. Kütlenin artışı, uzay-zaman düzlemini büküşünü arttırır. Kütle arttıkça göçük de artar. Eğer kütle ölçülemeyecek boyutlarda aşırı yüksek olursa uzay-zaman düzlemi ışığı bile hapsedecek kadar göçecektir. İşte bu göçük karadelik olarak adlandırılır. Eğim çok olduğu için ışık karadelikten girer ama geri çıkmaz. Bazı teorilere göre bu içeri giren ışık evrenin başka bir noktasından geri çıkar. Bu teorilerde karadelikler dipsiz kuyular değillerdir, iki ucu açık bir boru gibi düşünülebilir.

X-ışınları ya da Röntgen ışınları, dalgaboyu 10 ile 0,01 nm olan elektromanyetik dalgalardır. 30 ile 30.000 PHz (1015 hertz) aralığındaki titreşim sayısı aralığına eşdeğerdir. X ışınları özellikle tıpta tanısal amaçlarla kullanılmaktadırlar. Yükünleştirici ışınım sınıfına dahil olduklarından zararlı olabilirler. 1895'de Wilhelm Röntgen tarafından bulunduğundan sıkça Röntgen ışınlarından söz edilir. Röntgen ışınları opak maddelerden geçebilir. Buna insan örnek olabilir.Wilhem Röntgen X ışınlarını tesadüfen bir deney yaparken bulmuştur.
Röntgen Işınları Işığa benzeyen fakat gözle görülmeyen, oldukça delici özellikli bir radyasyon (şua). Röntgen ışınlarına X ışını da denir. X ışını tabirini ilk olarak bu ışınları keşfeden fakat özelliklerini tam bulamayan Wilhelm Conrad Röntgen, “bilinmeyen” manasında kullanmıştır. Röntgen ışınlarının elektromanyetik radyasyon spektrumunun bir kısmı olduğu, bugün artık bilinmektedir. Bu ışınların dalga boyu 10-7 ile 10-11 cm arasındadır. Dalga boyu gözle görülen ışığınkinden kısadır.

Yansıma, homojen bir ortam içerisinde ışık ışınlarının yansıtıcı bir yüzeye çarparak yön ve doğrultu değiştirip geldiği ortama geri dönmesi olayına denir. Yansımanın genel örnekleri ışık, ses ve su dalgalarıdır. Düzlem aynalarda yansıma, saydam ortamda hareket eden ışığın herhangi bir yüzeye çarpıp geri dönmesi olayıdır. Yansıma olayında ışığın hızı, frekansı, rengi yani hiçbir özelliği değişmez. Sadece hareket yönü değişir.

Yarı kararlılık, hassas denge durumunu tanımlayan genel bilimsel bir kavramdır. Dengede (zamanla değişmeyen durumda) olupta zayıf bir etkileşimle daha düşük bir enerji seviyesine geçmeye yatkın olan sistem yarı kararlı durumdadır. Örneğin oda sıcaklığında elmas yarı kararlıdır, çünkü elmasın kararlı durumu grafite dönüşüm son derece yavaştır. Daha yüksek sıcaklıklarda elmasların grafite dönüşüm oranı artar.
Neredeyse her sistem yarı kararlılık gösterebilir, ancak bu zayıf etkileşme gösteren parçacıklarda daha yaygındır.

Yer değiştirme, hareket eden bir parçacığın konumundaki değişmesidirdir. Parçacığın harekete başladığı konum ile, belirli bir zaman sonra bulunduğu konum arasında, son konum yönünde, doğrusal bir vektördür.
Yer değiştirme = Son Konum - Başlangıç Konumu
Alınan başlangıç noktasına göre yerdeğiştirme artı (+) veya eksi (-) olabilir.
Yerdeğiştirme, alınan yol ile karıştırılmamalıdır. Dünyanın etrafında bir tur attıktan sonra başlangıç konumuna geri dönen bir parçacığın aldığı yol binlerce kilometre olmasına rağmen, yerdeğiştirmesi sıfırdır.

Young katsayısı , katı fiziğinde bir katının sertliğini ölçmede kullanılan bir birimdir. Aynı zamanda elastikiyet katsayısı,gerilme katsayısı (hacim katsayısı ve kopma katsayıları farklı elastik katsayılarıdır) olarak da bilinir.Farklı zorlanmalara bağlı olarak değişen farklı gerilmelerin oranı olarak tanımlanır. Bu maddenin bir örneği üzerinde yapılan gerilme testleri sonucunda çıkarılan gerilme-zorlanma grafiğine baz alınarak karar verilen bir olgudur.

Yoğunlaşma Bulutu
Nispeten nemli bir atmosferdeki nükleer (veya atomik) patlamayı takiben ateş topunu geçişi olarak çevreleyen çok ince su damlacıklarından duman veya sis. Patlamanın negatif safhasındaki hava genişlemesi ısının azaldığı patlama sonuçlarında dalgalanmakta, bu nedenle havadaki mevcut su buharının yoğunlaşması oluşmakta ve bir bulut teşkil etmektedir. Bulut, basıncın normale döndüğü ve hava sıcaklığının tekrar yükseldiği zaman hemen ortadan kalkmaktadır. Bu olgu, Wilson bulut kümesinde Fizikçiler tarafından kullanılana benzerdir ve bazen bulut küme etkisi olarak anılmaktadır.

Yüklü Parçacıklar
Pozitif ve negatif elektrik yük miktarının dengede olmadığı parçacıklara denir. Eğer pozitif yükler daha fazlaysa parçacık artı yüklü, negatif yükler daha fazlaysa parçacık eksi yüklüdür. Bu iki yükün birbirine eşit olması durumunda parçacık yüksüz veya nötrdür.
Aslında doğada bütün parçacıklar (atom ve moleküller) eşit sayıda proton (artı yüklü temel parçacık) ve elektron (eksi yüklü temel parçacık) içerirler. Bu nedenle doğal olan, parçacıkların yüksüz olmasıdır. Sürtünme gibi çeşitli nedenlerle parçacıklar elektron alabilir veya kaybedebilir. Proton sayısı ise (nükleer değişimler dışında) sabittir, değişmez. Elektron alan parçacık eksi yüklenirken, elektron kaybeden parçacık artı yüklenir. Dolayısıyla parçacıkların yükleri sahip oldukları elektron sayısıyla doğrudan ilişkilidir.
Bir başka deyişle; protonlar atom çekirdeğinde çok güçlü nükleer kuvvetlerle birbirine bağlı tutulmaktadır. Bir atomun proton kaybetmesi veya kazanması çok zordur. Atom çekirdeğinin etrafında kümelenen elektronlar ise atomlar tarafından kolaylıkla kaybedilebilir veya kazanılabilir. Örneğin masanızın yüzeyindeki atomların dış yörüngelerinde gezinen (yüksek enerji seviyesindeki) elektronları elinizle süpürebilirsiniz. Bu durumda ya masanız elektron kaybederken eliniz elektron kazanacak, ya da tam tersi olacaktır. İki durumda da bir taraf pozitif yüklenirken, diğer taraf negatif yüklenecektir.
Yüklü parçacıkların davranışları Coulomb Kanunu ile incelenir.

Yüzey Kütleçekimi
Bir gökcisminin (gezegen, yıldız vb) yüzeysel kütleçekimi, yüzeyinde etkili olan kütleçekim hızlandırmasıdır. Yüzeysel kütleçekim söz konusu nesnenin kütle ve çapına bağlıdır. Sıkça Yer'inkine oranla belirtilmektedir.

Yüzey Sertleştirme
Endüksiyonla yüzey sertleştirme parçanın tamamında sertlik istenmediği durumlarda kullanılan bir ısıl işlem türüdür. İndüksiyon yüzey sertleştirmede, parça teknik resmine göre sertlik istenen bölgeler elektriksel manyetik alan ile hızlı bir şekilde sertleştirme sıcaklığına çıkarılır ve ani olarak soğutulurlar. Soğutma ortamı olarak genellikle su kullanılır. Bu sayede parçaların istenen bölgeleri sertleştirilirken diğer bölgeler ise yumuşak kalır.

Zaman, ölçülmüş veya ölçülebilen bir dönem, uzaysal boyutu olmayan bir kontinyum.[1] Zaman kavramı, tarih boyunca felsefenin ilgi alanlarından biri olmasının yanısıra matematik ve bilimsel araştırmaların da önemli malzemelerinden biridir.Tarih boyunca çok tartışılmış bir konudur. Son olarak Albert Einstein'in tarifiyle son bulmuş ifade şu an için en geçerli teoremdir. İçinde olduğumuz 3 mekan ve 1 zaman boyutlu uzay-zamanın, soyut olan boyutu olarak da kabul edilir. Zaman olgusu fizikte 't'(yani ingilizce time) harfiyle tanımlanır. Zamanın objektif olarak var olup olmadığı, fiziğin en önemli ve çözülemeyen konularının başında gelir. Planck zamanı denilen saniyenin 10 üzeri 43'de birinden daha kısa olan süre, fizikçilerce içinde bulunduğumuz 3+1 boyutlu uzayın sınırı ve kara delik ortamının başlangıcı olarak kabul edilir. Tıpkı ışık gibi bükülebileceği varsayılmaktadır. Bu yüzden zaman içi yolculuğun mümkün olup olmadığı birçok bilim adamı tarafından düşünülmektedir. Zamanın akıp akmadığı veya hangi yönde aktığı da aynı şekilde fiziğin en tartışmalı konulardandır.

Zayıflatılmış Uranyum, yapısındaki radyoaktif Uranyum-235 izotoplarının büyük kısmını kaybetmiş uranyuma denir. Zayıflatılmış Uranyum, atom silahı veya atom enerjisi santrali için yakıt üretmek amacıyla uranyum zenginleştirilmesi sırasında ortaya çıkan bir yan üründür. Özkütlesi ve dayanıklılığı çok yüksek olduğundan silah sanayiide, özellikle mermi ve zırh yapımında, kullanılmaktadır.

Çekirdek fiziği veya nükleer fizik fiziğin atomun çekirdeğini inceleyen dalıdır. Başlıca 3 amacı vardır, temel parçacıkları (proton ve nötron) ve etkileşimlerini incelemek, çekirdek özelliklerini sınıflandırmak, değerlendirmektir ve teknolojik gelişmeler sağlamaktır.

Özhacim, birim kütlenin hacmidir. Maddenin ayırt edici özelliklerindendir. Özhacim aynı zamanda özkütle ile ters orantılıdır.

Özkütle veya yoğunluk (Eski Dil: Kesafet); fizikte, belirli sıcaklık ve basınç altında birim hacimdeki madde miktarıdır.
Özkütle, maddenin karakteristik özelliği olmasına rağmen yalnız öz kütlesi bilinen bir maddenin hangi madde olduğu anlaşılamayabilir. Bir maddenin hangi madde olduğunun anlaşılabilmesi için birden fazla ayırt edici özelliğinin incelenmesi gerekir.
Sabit basınç ve sıcaklık altında; Kütlesi artan bir maddenin hacmi de artar dolayısıyla, hacimle kütle doğru orantılı değiştiği için öz kütle değişmez.

İyonosfer

Atmosferin elektromanyetik dalgaları yansıtacak miktarda iyonların ve serbest elektronların bulunduğu 70 km ile 500 km lik kısmı. 2. Arz atmosferinin dış bir kuşağı. Güneşten veya yıldızlararası uzaydan gelen ışımalar, burada atmosfer gazlarının atom ve moleküllerini iyonlar veya elektrikle harekete getirir. İyonosferin yüksekliği zamana ve mevsime göre değişir fakat sınırının 25 ila 50 mil arasında olduğu kabul edilir. Işıma ve yansıtma özelliklerine göre çeşitli tabakalara ayrılır. Karakteristik bir olay, bazı radyo dalgalarını yansıtmasıdır. Bu katmanda gazlar iyon halinde bulunur. Bu yüzden radyo dalgaları çok iyi iletilir. Sıcaklık yüksektir, ancak gazlar çok seyrek olduğu için sıradan bir termometreyle ölçülen sıcaklık düşüktür.

Şamandıra, genellikle suyun kaldırma kuvveti ve üzerinde yüzerlik yeteneği olan bir cismin kullanılması prensibine dayanır. Kaynaktan gelen suyu durdurma ve harekete geçirme düzeneğidir.
Şamandıra sistemi, mekanik sistemlerin günlük hayatta kullanılan belki en pratiği olup, su deposu, rezervuar gibi sıvı depolamaya ve akışını yönetmeye yarayan her yerde sıklıkla kullanılan bir mekanizmadır.

Şekil Değiştirme
Mühendislik mekaniğinde cisimlerin uygulanan kuvvetler neticesinde şekillerinin değişmesi anlamına gelir.

Vikipedi