Buse'nin Gözyaşları 2 - Derin Duygular - Ayhan Sarıkaya - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Buse'nin çocukken en çok korktuğu kendisine iğne yapılmasıydı.Ebe ya da hemşirenin elinde enjektörü gördüğü zaman;kendisine her ne kadar "Korkma canım,gülüm,bir tanem,çiçeğim" gibi tatlı,gönül okşayıcı sözler söylenilmiş olunsa da başına gelecekleri çok iyi sezinliyordu. İğnenin acı gerçeği ile altı yedi yaşlarındayken;geçirmiş olduğu ateşli bir hastalıktan tanışmıştı.O zamanlar mevsimlerden kışdı.Acımasız soğunu ve şiddetini alabildiğine şehrin üzerine kusuyor insanları kasıp kavuruyordu.Buse,ansızın hastalanmış,ateşlenmeye ve kesik kesik öksürmeye başlamıştı.

Annesi,koca karı ilaçlarıyla Buse'nin öksürük ve ateşini düşürmeye çalışsa da başarılı olamamıştı.Önce sağlık ocağına gitmiş,sağlık ocağındaki doktorun yazmış olduğu şuruplar,öksürüğün hızını birazcık azaltmış olsa da ateşi düşmemişti.Sağlık ocağına gidene kadar da herhangi bir sosyal güvencesi olmadığı için "yeşil kartın" nasıl çıkarılacağı ve neler yapması hakkında bilgiler toplamıştı.

Muhtarlık,tapu ve belediyedeki işlemlerini de tamamladıktan sonra tek sosyal güvencesi olan "yeşil kartını" alınca Buse'yi Amasya Devlet hastanesi çocuk polikliniğine götürmüştü.Bütün bu işlemleri tek başına kotarmıştı.

Kocası Cemal,kızının hastalığı karşısında da kayıtsız kalıyor,kılını bile kıpırdatmıyordu.Hala "nasıl olsa kız çocuğu" düşünceleri içerisinde umarsızca günlerini geçirmekle meşguldü.Onun gözünde varsa yoksa erkek evlattı.

Karısı Raziye de istediği erkek çocuğunu bir türlü doğurmayınca,hem kendi dünyasına küsmüş,hem de eviyle ilişkisini kesmişti.Sabah evden çıkıyor,akşam geç saatlere kadar dışarıda zaman öldürüyordu.İş bulursa günlük amelelik işlerine gidiyordu.Üç gün iş bulur da çalışırsa dört gün yatıyordu.Doğru düzgün bir sanatı da yoktu.Sıradan bir insan portesi çizmeye devam ediyordu.Son zamanlarda iş bulsa da eski gençlik yıllarındaki gücünden yoksun olduğu için çalışmakta isteksiz davranıyor,kahvede oturup zaman öldürmeyi yeğliyordu.

Buse'nin babasının yüzünün güldüğünü bir kez olsun kimse görmemişti.Yüz mimikler,katı ve soğuktu.İlk görünüşte karşısındaki insana ürpertiyle karışık korku bulutları saçıyordu.Geriye ve yukarıya doğru uzanan kalın kaşlarının altında derine kaçmış iki siyah gözler,ok gibi fırlıyordu ileriye doğru.Yüzünün bu haliyle bıyıklarının kalın hali,sakallarının her zaman bakımsız ve kirliliğiyle bütünleşiyor daha da korkunç bir porte çiziyordu.

Buse'nin hastalığı karşısında kayıtsız kalmaya devam ediyordu.Ruhsuz ve gaddar haliyle etrafa öfke kusmaya devam ediyordu.

"Şu gızlar bir an büyüseler de kör topal gelen talihlilere satıp kurtulsam,kendime sermaye yapsam,başka ne işe yararlar ki zaten. Ah ulan kancık Raziye,bana bir erkek evlat doğurmadın ya sana dizlerimin hakkımı helal etmiyorum.." diye sızlanıp durur,bazen de karısına amaçsızca homurdanıp dururdu.O haliyle Raziye'nin karşısında kocası değil de ormandan kaçmış kıllı bir ayı izlenimi veriyordu.Karısı Raziye de kayıtsız kalmayıp öfkelenir ama öfkesini belli etmeden içinden
" Ormanlardaki ayılar,senden daha insaflıdır.Hiç olmazsa onların dişisine ve yavrularına karşı ilgisi ve korumacılığı vardır.Senin domuzdan farkın yok Allah'ın belası"diye intizarda bulunurdu.

Amasya Devlet Hastanesi çocuk polikliniğindeki uzman doktor,Buse'nin akciğerlerini dinlemiş film ve kan tahlillerinden sonra ise daha bir enine boyuna teferruatıyla gözden geçirmişti.Filmleri, ışığa tutup baktığında akciğerlerinin alt kısmında ince bir bulut şeklinde beyaz lekenin olduğunu görünce hemen Buse'nin annesini uyarmıştı.Yazmış olduğu reçetedeki ilaçları kullanmasını,yirmi tane antibiyotiğin iğneyle vücuda alınmasının şart olduğu telkininde bulunmuştu.

Raziye,analığın vermiş olduğu şefkat duygularının coşmasıyla kızının üzerine daha fazla titreyerek, koruyucu bir melek gibi kol kanat germişti.Her gün on iki saat arayla Buse'nin iğnelerini yaptırmıştı.Yirmi günün bitiminde doktorun,

"Hadi geçmiş olsun,kızınız hastalığı atlattı.Allah O'nu size bağışlamış" sözleriyle rahatlamış,dünyalar onun olmuştu adeta.Kadıncağız eve geldiğinde kızına sarılıp sevinçten ağlamış,Buse'nin kokusunu ciğerlerine doldurmuş,

"-Kızımın bir telini bile dünyalara değişmem" diye sevinç gösterisinde bulunmuştu.

İşte altı yedi yaşlarındayken geçirmiş olduğu bu ateşli hastalık sürecinde Buse'nin korkuları, iğneye karşı beyninde farklı çağrışımların doğmasına sebep olmuştu.Kalçasından iğne yapılması,O'nun için kabustu.Her iğne yapılmasında tüyleri diken diken olur,yaygarayı koparırdı.

Böylece o yaşta bilinç altına yerleşen bu korku,ileriki yaşlarda O'nun farklı bir pencereden bakıp sağlık konusunda farklı değerlendirmelerine vesile olmuştu.Artık iğneden korkulmaması,iğnenin insanların sağlığının düzelmesinde etkin rol oynadığı ve olumlu bir işlevi olduğu gerçeğine inanıyordu.Böylece geçirmiş olduğu bu deneyiminden sonra ilkokul ve ortaokul yıllarında kendisine belirlediği hedefi "hemşire " olmak önce çocuklara sonra da yetişkinlere daha doğrusu bütün insanlara yardımcı olmayı bilinç altına yerleştirmişti...

Ayhan Sarıkaya

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 359
favori
like
share