Buse'nin Gözyaşları 3 - Derin Duygular - Ayhan Sarıkaya - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Amasya'ya 13 km.mesafede ki Işıklı köyünün en zengini Ahmet efendinin karısının ansızın kalpten ölmesiyle;adamlarını toplamış,durum değerlendirmesi yapıyordu.Adamları, yerdeki halının üzerine bağdaş oturmuşlar,pür dikkat Ahmet efendinin ağzından çıkanları dinliyordu.

"-Hepiniz de takdir edersiniz ki fani dünyada yaşamaktayız.Ölenle ölünmüyor.Rahmetli iyi insandı.Ama ne yapalım ki elimizden bir şey gelmez.Her şey Allah'ı talanın takdirinde.Rahmetlinin aramızdan ayrılışının bugün kırkıncı günü.Allah,bizden daha fazla seviyormuş.Kırk birinci gününde koynuma yeni bir avrat almam haktır.Aynı zamanda geride kalan sabilerin(çocukların) mağdur olmaması için bu konağa yeni bir hatunun gelmesi şart olmuştur artık.Öyle değil mi?...Yanlışım varsa söyleyin arkadaşlar..."

Ahmet efendinin karşısında oturan adamları,en ufak bir falso yapmamaya özen gösteriyor,pür dikkat dinliyorlardı.Böyle hassas konularda ne denli titiz olduğunu tahmin edebiliyorlardı.

Karşısında bağdaş kurmuş oturan adamlarından Cafer,diğerlerini de temsilen söz hakkı alıp konuşmaya başladı.

"-Haklısınız efendim.Acınız,bizim acımz sayılır.Sizin başınıza gelen bu elem verici olaydan biz de derin üzüntü duymaktayız.Rahmetli hanım anamızı,hepimiz sayar severdik.Ama gel gör ki Ulu yaradanın takdiri böyleymiş.Ne yapmamız gerekiyorsa hepimiz de emrinizdeyiz..."

Ahmet efendi,

"-Sağ ol Cafer oğlum.Ne yazık ki gerçeklerden kaçınılmıyor.Şimdi gelelim yapacağımız icraata.Akşam,hatunlarınızın yanına döndüğünüz de onlara da bu benim anlatacaklarımı aktaracaksınız,el birliğiyle dört koldan benim işime çözüm aramaya başlayacaksınız..."

Cafer, "-Emirleriniz başımızın üstüne efendim.Sizler yeter ki neler yapmamız gerektiği hakkında bizleri bilgilendiriniz..."

Ahmet efendi,oturduğu yerden geriye doğru kaykılarak yerini daha da sağlamlaştırdı.İstediği kahveyi adamlarından genç birisi, elindeki tepsiyle getirip kendisine saygıda kusur etmeyerek sundu.Sonra yan tarafa çekilerek kahvenin bitmesini bekledi.

Ahmet efendi,elli yaşlarda olmasına rağmen çok sağlıklı gösteriyordu.Köy yerlerinde elli yaş,ömrün bittiği,el eteğin kenara çekildiği yaş olarak kendisini hissettiriyordu.Ahmet efendi ise tam tersi bir portre görüntüsü arz ediyordu.Bu zamana kadar geçim sıkıntısı çekmemiş,mevcut varlığının getirdikleriyle rahat bir yaşam sürmüştü.Zenginlik,babasından kendisine devir olmasına rağmen akıllı davranmış,mirası bilinçli şekilde kullanmasını bilmişti.Her ne kadar kısa süren hataları olmasına rağmen kendisini yenilemesini,hatalarından ders çıkarıp ileriye doğru hamle yapmasını idrak edebilmişti.Bu süreç içerisinde ise geçirmiş olduğu deneyimler,onu hata yapmaya sıfır konuma ve çelikten yumruk haline getirmişti.Etrafında çalıştırdığı adamları,öncelikle onun zaaflarından yararlanmayı düşündüler ve yalakalıkta herkes birbirinin önüne geçmek için yarış halinde koşuşturdular.Ahmet efendi,bunların hepsini bir bir beynine kazıdı.Tam yetki kendisinde olmasına rağmen bu yalaka takımını tırpanlamak için gerekli zamanı kolluyordu.Yapılan işlerin püf noktalarını tam manasıyla öğrenip de kendine güveni geldiğini hissettiği anda kurallarını acımasızca uyguladı.Yalaka takımını hiç acımadan kendi çevresinden uzaklaştırmış,bir nevi sokağa atmıştı.

Ahmet efendi kaldığı yerden devam etmeye başladı:

"...Şimdi sizler göz altından etrafı kolaçan etmeye başlayacaksınız.Yakın köy,kasaba,Amasya'nın içi dışı neresi olursa,eli ayağı düzgün,şöyle eti butu yerinde düzgün bir hatun bakıp araştıracaksınız.Kocası ölmüş,kocasından ayrılmış dul falan istemem.Onu peşin peşin size arz edeyim de bir yanlışlık yapmayasınız.Bana kız oğlan kız olacak.Ancak bu şekildeki hatunu da fakir,düşkün ailelerden bulabilirsiniz.Bulduğunuz anda gözünün yaşına bakmayın.Anasını,babasını her kim ise, bastırın parayı ikna edin,alın elinden kızı.Bana bulacağınız hatunun yaşının yirmiden yukarı olmasını kesinlikle istemem.Bunu peşin peşin söyleyeyim ha..Benim söyleyeceklerim bunlardan ibaret...Hadi sizlere kolay gelsin..."

Ahmet efendi tarafından verilen emir yerine getirilmek üzere adamları ve adamların eşleri her bir tarafa dağılmışlardı.Mevsimin de kış ve tarım işlerinin ölü devrede olması dolasıyla adamlarının işlerini kolaylaştırmıştı.Yana döne yirmilik hatunu didik didik aramaya başladılar.Diğer taraftan kadınlar da antenlerini açmışlar,etrafdan gelebilecek olan sinyalleri taramakla meşguldüler.

Hafiye gibi dolaşmakta olan adam ve eşlerinin çoğunlukla buldukları;kocaları ölmüş , kocalarından ayrılmış dullar ya da yaşları otuzun üstündeki evde kalmış kızlardı.Hiç birisi Ahmet efendinin istediği kriterlere uymuyordu.Kesinlikle yirmiyi geçmeyen hatun olmalıydı ..Dedi kodu gazetesinden gelen fısıltıların hemen kulaktan kulağa dolaşması gibi etraf çalkalanmaya başlamıştı:"Yirmilik hatun aranma" hikayesi.Dullar,adeta isyanları oynuyor,evde kalmış yaşı geçkin kızlar sızım sızım sızlanıyorlardı.

"-Madem ki köyün en zengin adamıymış,bizler ne güne duruyoruz.Yirmilik kızlardan aşağı kalır ne yönümüz eksik ki.Her bir şeylerimiz tamam.Çocuk desen çocuk da doğururuz.Çocuk bakımı desen onları da biliyoruz.Karı koca ilişkilerinde tecrübeliyiz de zaten." Evde kalmış kızlar ise bir an evvel kocaya varıp "evde kalmış" kompleksinden kendilerini kurtarmaya çalışıyorlardı....

Bir hafta içerisinde her taraf didik didik tarandı.Ahmet efendinin adamlarından Şakir,dolaşmaktan yorgun düşmüş,çay içmek için kahveye girmişti.Hava soğuk,kuru ayaz insanın yüzünü yalıyordu.Şakir, ayazın etkisiyle vücut ısısını kaybediyor,burun deliklerinden dışarıya çıkan karbondioksitli hava, dışarının sıfırın altındaki ısısıyla çarpıştığında buza dönüşüyordu.Şakir,verilen görevi yerine getirmekten gına gelmiş halde;

"-Anasını satmışım Ahmet efendinin.Adamın uçkur sevdası yüzünden neredeyse sokaklarda donup öleceğiz ya.Neyse şu kahvede mola vereyim de sonra yine başımızın çaresine bakarız.Ahmet efendi denen deyyos, "ilk önce ben buldum haberini müjdeleyene özel ödül vereceğini söylememiş olsaydı,aklımın zoruna neydi k;tavşan görmüş tazı gibi koşuşturmaya.Bir yerlerde pinekler kendimi riske sokmaz,bulamadım der,çekilirdim bir kenara." Diye kendi kendine sızlanmıştı.

Şakir,bir süre yanına iliştiği masadaki okey oyununu izlemeye kendisini kaptırmış,göz hizasındaki adamın ıstakasındaki okey pullarının rakamları üzerinde göz gezdiriyordu.Beyninin ilgisi adeta oraya odaklanmıştı.Pulların arasına gizlenen "okey"pulu,istenen bir pulun gelmesiyle boşa çıkacak ve "okey" denecekti.Okey diyen adam,ortaya konan iddianın iki katını almış olacaktı.Ne yazık ki beklenen pul bir türlü gelmiyordu.Gözünü hırs bürümüştü.Normal şekilde de okey diyebilir,iddia miktarı neyse onu alabilirdi.Ama öyle yapmıyordu. Okey taşını boşa çıkarıp "okey" demeli ve iki kat para almalıydı.Diğer üç kişi de pür dikkat tetikte bekliyorlardı.Herkes tek pula düşmüş,bir an evvel normal şekilde bitmeyi düşünüyorlardı.Herkes,doruktaydı.Ahmet efendinin adamı Şakir de oyunun havasına kendisini kaptırmıştı.Zaten oyunlara karşı kendi zaafı da vardı.Çocukluktan beri bu illetin içerisinde debelenip durmuş ne yazık ki kaybeden hep kendisi olmuştu.Yine de fırsatını bulduğu ve parası olduğu zaman oynamaktan çekinmezdi.Parası olmadığı zamanlarda şimdi olduğu gibi kumar oynayanları seyredip,hasta ruhunu tatmin etmenin yollarını araştırırdı.

Okey atmak için bekleyen adama sıra gelmeden,karşısındakinin normal bitmesiyle bütün beklentileri suya düşmüş,iki kat para kazanmayı düşlerken kendi parasını karşıya kaptırmıştı.Işıl ışıl bekleyen gözleri,matlaşmış " Böyle şansın içerisine s..malı "diye mırıldanarak kendi kendisine öfkelenmişti.Masaya dökülen pullar,yeniden karıştırılıp yeni oyun hazırlığı yapılırken yanlarında oturan yabancıya çay ikramı için garsona seslenildi.

"-Garson,arkadaş buraların yabancısı,misafirimize çabuk bir demli çay getir bakalım..."



Ayhan Sarıkaya

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 322
favori
like
share
İLK DOST Tarih: 18.12.2010 22:05
ellerine sağlık