Hırsız Ve Polis - Nesrin Göçtürk

Genellikle yağmur yağdığında bu kocaman kentin caddeleri sabah ve akşam işe gidip gelenler nedeniyle hep böyle keşmekeş bir kalabalığın sıkıntısını üzerinde taşırdı. Trafik Arap saçına döner ve yağmur altında koşuşturan yayalar, üzerlerine su sıçratan sürücülere öfkeyle küfürler yağdırırdı. Bahar ve yaz aylarında, sabaha kadar caddeleri ve eğlence yerlerini dolduran insanların çoğu, sonbahar gelip de havaların serinlemesiyle gece yarısından önce evlerine giderlerdi. Geceleri ortalıktan el ayak çekilir, bu sayede kentin cadde ve sokakları da kalabalıktan kurtulup biraz nefes almış olurdu. Havaların soğumasıyla birlikte akşam saatlerinden sonra gidecek bir evi olmayan kimsesizler, hırsızlar ve bir duvar dibinde sızıp kalmış sarhoşlar, hava muhalefetine rağmen, şehrin sokaklarını, köprü altlarını mesken tutarlardı. Bu nedenle de genellikle kış mevsiminde cadde ya da sokaklarda devriye gezen polis arabasının üzerindeki kırmızı-mavi ışıklar, sık aralıklarla karanlığı yırtan çizgi gibi bir görünüp bir kaybolurdu.

Umut, anne ve babasını küçük yaşta kaybetmiş, Anadolu’nun bir kasabasında yetiştirme yurdunda büyümüştü. İçine kapanık yapısı onu daha çok okumaya yönlendirmişti. Çocukluğundan beri polis olma düşleriyle büyüyen Umut, okul seçimini de bu mesleğe yönelik yapmıştı.
Polis okulundan mezun olup üç yıl şark hizmetinde görev aldıktan sonra bu büyük şehrin en berbat bölgesinde yer alan emniyet âmirliği birimine atanmıştı.
Tayin olup geldiği bu devasal büyüklükteki ana kent’de görevi her ne kadar meşakkatli ve yıpratıcı olsa da; cesur davranışları, dürüst ve sorumluluğunu bilen kişiliği nedeniyle, bağlı olduğu emniyet âmirliğinde herkes tarafından seviliyordu. Bazen seçtiği mesleğin ne kadar isabetli bir karar olduğunu, bazan de karşılaştığı bazı olaylar nedeniyle polis mesleğinin duygusal yapısına hiç uymadığını düşünüyordu. Sokaklarda gösteri yapan öğrenci ve işçi gruplarıyla, evlerinin yıkımına engel olmak isteyen gecekondu sahipleriyle, ya da kapkaç yapan küçük bir çocukla, bataklığa düşürülmüş küçük bir kızla karşılaştığında, içinden hep yanlış meslek seçtiğini tekrarlayıp duruyordu. Bu nedenle de son iki aydır gece devriyesine gönüllü olarak çıkıyordu. Geceleri genellikle hırsızlarla mücadele ettiğinden, amacı duygusal olarak yıprandığını düşündüğü diğer olaylardan bir süre uzak kalmaktı. Âmirleri de Umut’un bazı olaylara duygusal yaklaştığını iyi bildiğinden, bu talebini anlayışla karşılamışlardı.

Akşamdan beri aralıklı olarak devam eden yağmur yeniden başladı. Cisil cisil yağan yağmur, gün boyu yüzlerce insanın koşuşturduğu kocaman caddeleri, sokakları, stresten arındırmak ister gibi yumuşak ve sık damlalarla yağıyordu. Ağaç dallarında tek tük kalmış sarı yaprakların üzerine düşen her damla, sokak lâmbasının ışığında tıpkı gözyaşları gibi görünüyordu. Gökyüzü, bazan koyu bir öfkenin kucağında homurtularla, bazan de şimşek parlaklığında, yağacak yağmurun şiddetini önceden haber verir gibiydi.

Umut, her zamanki gibi akşam devraldığı görevinin başındaydı yine. Saatlerdir karanlığın içinde, görev bölgesinin emniyetini sağlamak, suçluları yakalamak için sokak sokak, cadde cadde devriye geziyorlardı. Devriye arabasını kullanan Sinan’a gülerek baktı.
“Sinan! Nerede oğlum bu suçlular ya? Saatlerdir kimseye rastlamadık. Hâlbuki geçen gece topladığımız suçluları, nezarette koyacak yer bulamamıştık.”
Sinan, caddeden ara sokağa girmek için direksiyonu sağa doğru kırarken gülümsedi.
“Artık havalar soğudu kardeş, suçlular kış uykusuna yatmış olmasın?”
“Öyle mi düşünüyorsun? Bence, yaz kış kesinlikle uyumaz onlar. Genellikle sabaha karşı, herkes derin uykudayken iş başı yapıyorlar.”
“Yani bir, iki saat daha rahatız diyorsun!”
“Aynen öyle! Sen pek devriye çıkmıyorsun, bense iki aydır bu konuda uzmanlaştım artık”
“Seninki de akıl mı, sabır mı, nedir anlayamadım arkadaş? Gece çalışmak nereden geldi aklına? Ne güzel gündüz karakolda hep beraberdik. Geçtin bu gece işine! Oysa biliyorsun geceleri bizim görevin tehlikesi daha çoktur. Sarhoşlar, hırsızlar, fahişeler! Ooof of! Çekilir mi her gece? Gerilim yaşıyorsun yani. Hızla yıpratır adamı bu stres be!”
“Ben halimden memnunum Sinan! Asıl gündüz aldığım görevler beni yıpratıyordu. Üstelik bu meslekte karakolda otursan da tehlike vardır. Suç varsa tehlike de vardır! Hele böyle bir metropolde! Yirmi dört saat koştursak da ne suçlu biter ne tehlike!”
“Sen öyle diyorsan öyledir. Neyse, bak şu ana caddenin karşısında sabahçı kahvesi var, sabaha kadar açık oluyor. Arada uğrar birer çay içeriz, içimiz ısınır bari.”
“Biliyorum! Her gece birkaç kere uğruyoruz zaten oraya. Hele sabaha karşı, sokaklarda üşüyen ne kadar evsiz varsa ısınmak ya da uyumak için oraya geliyor. Ya, yazık bu insanlara diye düşünüyorum Sinan! Neyse, şu iki sokağı da dolaşıp çay içmeye gidelim bari. Bu ilk çaylar benden”

Aynı anda iki sokak ileride, başında siyah kar maskesi, elinde deri eldivenler, üzerinde siyah bir mont ve ayağında postallarla bir gölge, karanlığın içinde sessiz ve çevik hareketlerle ilerliyordu. Dar bir sokaktan süzülüp uzun bacaklarıyla caddeyi koşarak geçti. Caddenin sonunda durup etrafa bakındıktan sonra sol tarafındaki sokağa girip küçük bir bakkalın kapısına yanaştı. Elindeki teli kapının kilidine sokup biraz oynadıktan sonra kapı açıldı ve içeriye girdi. Cebinden çıkarttığı el fenerini yakıp önce etrafa göz gezdirdi sonra da tezgâhın çekmecesini açtı. İçinde kâğıtlar, el ilânları ve küçük bir defterden başka bir şey yoktu. Hemen arkasındaki rafta duran sigaralardan birkaç paket alıp montunun ceplerine sokuşturdu. Sessizce kapıya doğru giderken sağ tarafındaki camlı dolabın içinde ekmekleri fark etti. İki tane ekmek alıp kolunun altına sıkıştırdı ve kapının önüne çıktı. Aynı anda devriye arabası da o sokağa girmişti. Umut farların ışığında onu gördü ve arabadan inerken belindeki silâhını da eline almış bağırıyordu:
“Dur, polis! Teslim ol!”

Hırsız, kedi gibi çevik bir hareketle sokağın diğer ucuna doğru koşmaya başladı.
Umut hiç düşünmeden hırsızın peşine takıldı, Sinan ise arabayla onları izliyordu. Maskeli hırsız hiç durmadan var gücüyle koşuyor bir sokaktan diğerine girip çıkıyordu. Umut peşinden koşarken onun bu bölgeyi çok iyi tanıdığını anladı. Arabadan Sinan’ın sesi gecenin içinde yankılanıyordu.
“Umut! Arabaya bin! Umuuut!”

Oysa Umut, arabaya binerse ne kadar zaman kaybedeceğini hesaplamıştı. Vaktini harcamak istemiyordu. Tüm gücüyle koşuyor, suçluyla aralarındaki mesafeyi kapatmaya çalışıyordu. Hırsız, ana caddeye çıkan sokağın sonuna geldiğinde nefes nefese bir an durup arkasına baktı. Polis hemen arkasındaydı. Anî bir kararla, geçen arabaların korna seslerine aldırmadan caddeden karşıya geçti. Tam kaldırıma çıkmıştı ki arkasında acı bir fren sesiyle olduğu yerde durup döndü ve caddeye baktı.
Peşinden gelen polis, yağmurun ıslattığı caddenin ortasında yatıyordu. Az önce elinde tuttuğu silâh caddenin diğer ucuna fırlamıştı. Çarpan araçtaki şoför polisin yanına çömelmiş ölüp ölmediğini anlamaya çalışıyordu. Hırsız karanlıktan yararlanıp yan tarafında duran konteynırın arkasına gizlendi ve caddeyi seyretmeye başladı. Sinan devriye arabasını caddenin tam ortasına yan olarak park etmiş, böylece kaza mahallini trafiğe kapatmıştı. Bu sırada, geceyi yırtan fren sesi sabahçı kahvesinden de duyulmuştu ve üç beş kişi kahveden çıkıp merakla caddeye doğru koşmaya başladılar. Sinan, ara sıra elindeki telsizle konuşuyor sonra da yerde kıpırdamadan yatan arkadaşına bağırıyordu. Sesindeki acı ve endişe karanlığın içinde, karşı yönden geçen arabaların motor sesine karışıyordu.
“Umut! Umut kardeşim, ne yaptın sen? Sana söyledim, arabayla takip edelim dedim!”
Polise çarpan sürücüyse korku içinde aynı cümleyi tekrarlayıp duruyordu:
“Zaten yollar kaygan, anîden önüme çıktı memur bey! Benim bir suçum yok!”

Maskeli hırsız, olay yerinin gittikçe kalabalıklaştığını görüp tedirgin oldu. Az sonra da ambulans ve polislerin olay yerine doluşacağını, polislerin bütün çevreyi didik didik arayacağını çok iyi biliyordu. Konteynırın arkasından sessizce çıkıp kahvenin aksi yönüne doğru yürüdü ve karanlık bir sokağa girerek gözden kayboldu…

Nesrin Göçtürk

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 337
favori
like
share