TERLEMENİN FAYDASI VAR MI?
Terlemek vücudumuz için oldukça önemlidir. Öyle ki terleme hem vücudumuzdaki zehirli ve zararlı maddeleri dışarı atar, hem de
vücudumuzun ısısını korur. Diyebiliriz ki terleme, adeta klima benzeri bir etki göstererek vücudumuzu serinletir. Eğer
terlemeseydik, vücudumuz normal sıcaklığı olan yaklaşık 37 dereceyi muhafaza edemezdi. Sürekli ısınırdı ve vücut sıcaklığımız
çok artardı. O zaman da hayatımız tehlikeye girerdi. İyi ki vücudumuza yaratılıştan yerleştirilmiş olan bu mekanizma var ve
hiç durmadan bizim için çalışıyor. Terlemenin önemi hayati ama bir de şikayetlere sebep olan kokusu var. Terlemenin faydalı
tarafını görebilmenin en iyi yolu ise ter kokusundan rahatsız olmamak ve rahatsızlık vermemek için vücut temizliği konusunda
hassas davranmak.
GÜNEŞTE KARPUZ SOĞUTULUR MU?
Piknikte karpuz soğutmanın en iyi yolu, karpuzu ikiye kesip güneşe koymaktır. Çünkü karpuzun yüzeyindeki su tanecikleri
buharlaşmak için karpuzdan ısı alır. Böylece mevcut ısısı azalan karpuz soğumuş olur. Tıpkı elimize döktüğümüz kolonyanın
buharlaşırken bizi serinletmesi gibi. Tabiî karpuzun üzerindeki su tanecikleri buharlaştıktan sonra hala güneşte bırakmaya
devam edersek, tekrar ısınmaya başladığını görürüz.
METAL Mİ DAHA SOĞUK TAHTA MI?
Özellikle kış aylarında vücudumuzun sıcaklığı yaklaşık 37 derece iken, oda sıcaklığı yaklaşık 20 derece olur. Tabiî odadaki
eşyalar da oda sıcaklığındadır. Ancak dokunduğumuzda, eşyalarımızın metal kısımlarını tahta kısımlarına göre daha soğuk
hissederiz. Çünkü iyi bir iletken olan metal, hemen bizden ısı almaya başlar. Elimizde ısı kaybı olur ve elimiz üşür. Biz de
metali daha soğukmuş gibi hissederiz. Ama tahta kısmı tuttuğumuzda tahta, metalin tersine kötü bir iletken olduğundan bizden
daha az ısı alır. Biz de tahtayı, metalde olduğu gibi fazla soğuk hissetmeyiz. Aslında odamızdaki metal de tahta da aynı
sıcaklıktadır. Farklı hissetmemizi sağlayan, sadece onların vücudumuzdan çektiği ısıların farklı olmasıdır.
GÖZÜMÜZÜ KIRPMASAK NE OLUR?
Her bir göz kırpma, gözyaşını gözün her tarafına yayarak, adeta gözü yıkar. Göz kapağı arabalardaki silecekler gibi üst
kısımlara kaçmış zerreleri, kapağın altına doğru sürükler. Böylelikle gözyaşı seline kapılan bu zerreler, uzaklaşıp gider.
Göz kapaklarımız her kapandığında, gözyaşı bezlerimizden salgılanan bu tuzlu salgı, gözümüzü bir anlamda dezenfekte eder. Ve
bize doğuştan verilmiş olan bu sistem, görevini hiç durmadan sürekli yapar. Yapmasaydı ne mi olurdu?
Eğer insan göz kırpamasaydı ve göz kapağı hep açık kalsaydı, gözlerdeki saydam tabaka olan kornea kururdu. Üzeri başka bir
tabakayla kaplanırdı ve insan bu yüzden kör olurdu.
CEP TELEFONLARI ÇALMADAN ÖNCE TV VE BİLGİSAYAR EKRANLARINDAKİ DALGALANMANIN NEDENİ NEDİR?
Cep telefonları, elektromanyetik dalgalar yoluyla iletişim sağlar. Bu elektromanyetik enerji, en yoğun olarak telefon
çalmadan hemen önce ve telefonun yakınında hissedilir. Çünkü baz istasyonuyla bilgi alışverişi en yoğun bu anda gerçekleşir.
Monitörler ve televizyonlar ise elektronların manyetik alanlar aracılığı ile yönlendirilmesi yoluyla görüntü oluşturur. Cep
telefonlarından yayılan elektromanyetik dalgalar, bu manyetik alanı ve içerisindeki elektronları etkiler. Bu sebeple
görüntüde kaymalar ve atlamalar meydana gelir.

NEDEN İKİ KULAĞIMIZ VAR?
Beş duyumuzdan biri olan kulağımız, hem işitme hem de denge organımızdır. Kulaklarımızın iki tane olması sayesinde ise
duyduğumuz seslerin yönlerini ve ne kadar uzaktaki bir mesafeden geldiğini de tespit edebiliriz. Eğer tek kulağımız olsaydı,
beynimiz gelen sesleri kıyaslayamazdı ve sesin nereden geldiğini tam olarak bulamazdık.

SABUN KİRLERİ NASIL GÖTÜRÜR?
Yağlı elimizi yalnızca suyla yıkadığımızda derimizin üzerindeki yağ tabakası, suyu hemen dağıtır. Su elimizi ıslatamaz bile.
Tabiî bu sebeple temizlik de sağlanamaz. Ancak sabun kullanımı bu durumu değiştirir. Çünkü sabun moleküllerinin bir ucu su
sever, diğer ucu da su sevmez bir yapıdadır. Yani sabun molekülünün bir ucu suyla temas etmek isterken, diğer uç istemez. Bu
durumda su sevmez taraf elimizdeki kire yapışırken, su seven taraf suyun içinde serbest kalır. Elimizi yıkadığımız suyun
oluşturduğu basınçla sabun molekülleri elimizden akar gider. Tabiî bu moleküller giderken, su sevmez taraflarının tutunduğu
kirleri de beraberinde götürür. Aynı durum çamaşırlarımızdaki kir ve yıkamada kullandığımız deterjan ikilisi için de
geçerlidir.

SERAP GÖRMEK NE DEMEKTİR?
Güneşli bir günde, sıcak bir yol üzerinde küçük gölcükler görüp, tam onlara ulaşmaya çalışırken kaybedebilirsiniz. Çünkü
gördüğünüz o küçük gölcükler, aslında yol yüzeyine yakın, hava tabakasından ibarettir.
Işık, yol yüzeyine yakın sıcak hava tabakasına çarparak, yansır ve gözümüze gelir. Yansıyan yüzeyde tam karşı tarafımızdaki
cisimleri görebiliriz. Serap dediğimiz bu görüntü ise su yüzeyinin yansımasına benzer.
Biz de yol üzerinde su birikintisi var zannederiz.
GÖKTEN KURBAĞA YAĞAR MI?
Bazen rüzgârlı havalarda, yerden göğe yükselen spiraller meydana gelir. Hatta bu spiraller, dev hortumlar şekline bile girer.
Kara hortumları çok hızlı olduğunda arabaları, insanları veya hayvanları sürükleyebilir. Su hortumları ise denizdeyse
balıkları, bir göl veya nehir üzerindeyse kurbağa ve balıkları, hatta bazen çamur ve küçük taşları bile kaldırabilir.
Hortumlarla yerden göğe yükselen şeyler, hortumun taşıdığı bir başka bölgede yere düşer. Bu durumu ifade için
"Gökten....yağdı." sözü kullanılır.
PARMAKLARIMIZ NEDEN ÇITLAR?
Parmaklarımızı çıtlattığımızda çıkan ses, sanıldığı gibi kemiklerin birbirine çarpmasından meydana gelmez. Parmaklarımızın
eklem bölgeleri, eklem kapsülüyle sınırlanmış durumdadır. Bu kapsülün içi ise yoğun ve berrak bir sıvıyla doludur. El
parmaklarımızı bastırdığımızda, eklerimizi oluşturan kemiklerin birbirinden ayrılmasını sağlamış oluruz. Bunun üzerine eklem
kapsülü gerilir ve eklemleri yağlayan sıvının içindeki küçük gaz kabarcıkları patlar. Sonra da o eklemden bildiğimiz çıtlama
sesi gelir. Bu hareketin fazla yapılması, eklem kapsülünün zarar görmesine sebep olabilir. Ve bu kişilerin nesneleri kavrama
güçleri azalabilir.
ANTİBİYOTİKLERİ NASIL KULLANALIM?
Bakterilerin yol açtığı hastalıklarda kullanılan antibiyotiklerin keşfi; insanlık adına çok büyük faydalar sağlamıştır. Fakat
bunlar, faydalı olmalarının yanında bazı durumlarda oldukça tehlikeli olabilmektedir. Antibiyotiklerin neden olduğu en büyük
tehlike, bakterilerin bu maddelere karşı direnç kazanmasıdır. Antibiyotiklerin kendilerine karşı direnç kazanmış bakterilerle
savaşı zorlaşır. Bakterilerin direnç kazanması, çoğunlukla yanlış ve gereksiz kullanımdan kaynaklanır. Bazı durumlarda da
yanlış antibiyotik kullanımı, vücudumuzdaki faydalı bakterileri yok edebilir. Tabiî ki bu da vücut işleyişimizi hemen bozar.
Bu nedenle antibiyotik kullanma kararını mutlaka hekimler vermelidir. Hekimin verdiği antibiyotikten başkasını kullanmamak,
söylenen miktarlardan az ya da çok almamak ve tedavi süresine uymak en doğrusudur. Ayrıca virüslerin sebep olduğu
hastalıklarda antibiyotik kullanılmaması gerektiğini unutmamak gerekir. İnsan sağlığı adına çoğu zaman hayatî önem taşıyan
özellikler, yanlış kullanımla yok edilmemelidir.

YILDIRIM EN ÇOK NEREYE DÜŞER?
Yıldırım, genelde gökyüzüne en yakın ve sivri yerlere düşer. Anten, telefon direği, yüksek gerilim hattı, minare, ağaçlar ve
dik kayalar gibi... Bu nedenle yağmurlu ve şimşekli havalarda, bu gibi yıldırım düşmesi muhtemel sivri noktalardan uzak
durmak gerekir. Ayrıca böyle havalarda sivri uçlu şemsiye taşımamaya ve bulunduğumuz yerdeki en sivri nokta olmamaya dikkat
etmek de önemlidir.
NİÇİN HAPŞIRIYORUZ?
Hapşırma, burun iç yüzeyinin uyarılmasıyla havanın gürültülü ve hızlı bir şekilde burun ve ağızdan çıkarılmasıdır. Bu
uyarılmaya, burna kaçan polen, tüy, kıl, biber gibi alerjik, tahriş edici maddeler ve solunum yolunda biriken mikroplar sebep
olabilir. Bunun yanında ışık, heyecanlanma, titreme ve korku gibi unsurlar da kişiyi hapşırtabilir.
Dikkat edersek hapşırırken gözlerimiz kapalıdır. Hapşırma sırasında başımız ve solunum sistemimiz üzerinde öyle büyük bir
basınç vardır ki bu durumda gözlerimizin kapanması koruyucu, bir refleks olur. Hapşırırken ağzımızdan ve burnumuzdan çıkan
havanın hızı, saatte yaklaşık 120 km'dir. Toz, kir, polen ya da mikropların üst solunum yollarından uzaklaştırılmasını
sağlayan hapşırığı, asla tutmamak gerekir. Çünkü bu durumun, vücudumuza felce varacak derecede ciddi zararlar verme riski
vardır.
BALIK ETİNİN DİĞER ETLERDEN FARKI NEDİR?
Balık eti diğer etlerden farklı olarak, n-3 ve omega-3 olarak adlandırılan doymamış yağ asitlerini fazlaca içerir. Doymamış
yağ asidi içeriği fazla olan yağlar, kalp ve damar sağlığı açısından en az riskli olanlardır. Bitkisel yağlar, hayvansal
yağlara göre daha fazla doymamış yağ asidi içerirken, hayvansal gıdalardan bu yönüyle en sağlıklı olan, balık etidir.
Balık etindeki yağ asitleri, çocukların sinir sisteminde ve beyin sağlığında önemli rol oynar. Bunların bebeklik döneminde
eksikliği durumunda, ileri yaşlarda depresyona yatkınlık bile görülebilmektedir. Balık tüketiminin, yetişkinlerde kalp ve
damar sağlığının korunmasında önemli rol oynadığı da yapılan araştırmalarla ortaya çıkmıştır. Balık yağındaki yağ asitlerinin
anne sütünde de bol miktarda bulunması, aslında öneminin anlaşılması için yeterlidir. Sağlığımız adına bu derece faydalarla
donatılmış ve istifademize sunulmuş olan bu gıdanın, mümkün olduğunca tüketilmesi ve alınırken taze olmasına dikkat edilmesi
gerekir.
TERMOS, İÇİNDEKİ MADDELERİN SICAKLIĞINI NASIL KORUR?
Bir termosta iç içe geçmiş iki kap vardır. Dıştaki kap metal, içteki ise genelde camdır. İkisinin arasındaki hava ise
boşaltılmıştır. Yani iki kap arasında üreticiler tarafından oluşturulmaya çalışılmış tama yakın bir boşluk vardır. Boşlukta
hava olmadığından ısı iletimi de olmaz. Yani dışarıdan içeriye, içeriden de dışarıya ısı alışverişi yapılamaz. Ayrıca ısı
yalıtımının en iyi şekilde sağlanması için iç ve dış yüzeyler parlak yapılır. Böylece kaliteli bir termos, içerisine konulan
maddenin sıcaklığını uzun süre muhafaza edebilir.

NEHİR VE GÖLLER NİÇİN ÜSTEN DONMAYA BAŞLAR?
Su soğudukça, hâl değiştirir ve buza dönüşür. Soğuk arttıkça da bu buz tabakası kalınlaşır. Tabi buz, sudan daha hafif
olduğundan suyun üzerinde kalır. Böylece sadece suyun en üst kısmı buz tutmuş olur. Bu durumda, buzun altında kalmış olan
suda yaşayan canlılar soğuktan korunmuş olur. Buz, ısıyı çok zor ilettiğinden üst kısımda oluşan buz tabakası, dıştaki soğuk
havayı içeri geçirmez. O zaman da gölün ya da nehrin derinliklerindeki su donmaz. Tabiî bu suyun içinde yaşayan canlılar da.
Eğer su donduğunda hafiflemeseydi ve diğer birçok madde gibi ağırlaşsaydı, donan kısım en üste çıkamazdı. Donma, dipten
başlardı ve soğuk arttıkça da yukarı doğru ilerlerdi. O zaman, tamamı donan gölde canlı kalır mıydı? Peki, hiç deniz canlısı
olmaması bizim hayatımızı nasıl etkilerdi? Ne güzel ki suya böyle bir özellik verilmiş.

NİÇİN UYUYORUZ?
Su, hava ve gıdalara ihtiyacımız olduğu gibi, uyku da bizim için bir ihtiyaçtır. Çünkü uyurken; gün boyunca zihnimizi meşgul
eden düşünceler, gerginlikler ve edindiğimiz bilgiler tek tek değerlendirilir. Günlük tecrübeler hafızaya yerleştirilir.
Beyin hücrelerimiz gün boyu yetecek enerjiyi depolarken, bağışıklık sistemimiz de aktif hâle geçer. Ayrıca büyüme ve vücudun
tamiri gerçekleşir. Bu yüzden neredeyse hayatımızın 1/3’ünü kaplayan uykunun, yeterli ve dinlendirici olması hayatî önem
taşır.
Günlük uyku süresi kişiye ve yaşa bağlı olarak değişirir, bir yetişkin için ortalama 6 ila 8 saat arası uyku yeterlidir.
Ancak çocukların daha fazla uykuya ihtiyacı vardır. Aksi hâlde, uykuda salgılanan büyüme hormonlarından yeterince
faydalanmaları mümkün olmayacaktır. Uyku bizlere sunulmuş bir nimet ve ikramdır.
DÜDÜKLÜ TENCERE NİÇİN ÖTER?
Düdüklü tencerenin içinde pişen yemeklerin meydana getirdiği bir su buharı vardır. Zaman ilerledikçe artan ısıyla birlikte bu
su buharının basıncı da artar. Tabiî tencerenin kapağı kapalı olduğundan bu basınç dışarı sızamaz. Belirli bir zaman sonra
kapağı fırlatıp atacak kadar artar. İşte o zaman kapak üzerindeki emniyet sübabını kaldırır. Sonra da oradaki özel olarak
hazırlanmış küçük delikten dışarı çıkar. Çıkarken de sesli titreşimler meydana getirir. Tencerenin çalan düdüğü olarak
bilinen, bu sesli titreşimlerdir. Düdüklü tencerede oluşan yüksek basınç sayesinde suyun kaynama sıcaklığı 100 oC’den daha
yukarlara çıkabilir. Suyun sıcaklığı artınca da yemekler daha çabuk pişer. Böylece zamandan ve yakıttan tasarruf edilmiş
olur.

VANTUZLA DUVARA TUTTURULAN EŞYA NASIL DURUR?
Genelde kauçuk ya da plastik gibi esnek maddelerden yapılmış olan vantuz askılar yarım küre şeklindedir. Vantuzu düz bir
yüzeye doğru sıkıca bastırınca yarım kürenin içindeki hava çıkarılmış olur. Böylece duvarla vantuz arasında bir boşluk
meydana gelir. Bu durumda dışarıdaki hava, sadece vantuzun dışına basınç yapar. Ve böylece onu yüzeye sımsıkı yapışık tutar.
Biz de vantuzun ucuna eşyalarımızı asabiliriz. Vantuzu çıkarmak için ise tutunduğu yerle arasına tekrar hava sokmak
yeterlidir.

BUZLANMIŞ YOLLARA NİÇİN TUZ DÖKÜLÜR?
Kışın soğuklar artıp, sıcaklık 0 oC’nin altına düştüğünde kar yağar ve yollarda sık sık buzlanmalar görülür. Bu nedenle kar
yağdığında ya da sıcaklık 0 oC’nin derecenin altına düşeceği zamanlar yollara tuz dökülür. Çünkü tuz, suyun donma sıcaklığını
düşürür. Böylece buz normalde katı olması gereken sıcaklıkta erimeye başlar ve buzlanma engellenmiş olur. Eğer donmamışsa da
normalde donması gereken sıcaklıkta donmaz. Araba motorlarındaki antifrizin kullanım amacı da yollara dökülen tuzla aynıdır.
Antifriz su molekülleriyle birleşerek onların belli bir kristal düzenine girip donmasını engellemiş olur.
KAŞIĞIN İÇİNDE KENDİMİZİ NİÇİN TERS GÖRÜRÜZ?
Parlak metalden yapılmış olan kaşıklar, bu hâlleriyle ayna görevi görür. Ancak kaşığın iç yüzeyi çukur ayna gibi, dış yüzeyi
ise tümsek ayna gibi görüntü verir. Bildiğimiz gibi görüntü çukur aynalarda ters, tümsek aynalarda düzdür. İşte bu sebeple
kaşığın içine baktığımızda kendimizi ters, dışına baktığımızda da düz görürüz.

SİNEKLER TAVANDA NASIL YÜRÜR?
Sineğin her bir ayağının ucunda minicik vantuzlar vardır. Bu vantuzlardan salgılanan özel bir sıvı, onu durduğu zemine iyice
yapıştırır. Bu sayede sinekler, hemen hemen her türlü yüzeye rahatlıkla konabilir. Hatta tavanlarda baş aşağı bile durabilir,
yürüyebilirler.

BARKOD NEDİR?
Barkod, birçok ürünün üzerinde bulunan bir çeşit etikettir. Genelde dikdörtgen biçimindedir. Birbirine paralel çizilmiş
inceli kalınlı siyah çizgilerden ve bu çizgilerin arasındaki boşluklardan meydana gelir. Çizgiler sadece ürünün referans
numarasını içerir. Ürünün fiyatı ve ürün hakkındaki diğer bilgiler, barkodun okunduğu bilgisayarda kayıtlıdır. Bilgisayar
okuduğu barkod numarasına göre, ürünün fiyatını kasaya yansıtır. Bu sayede ürünlerin fiyatları hızlı bir şekilde sıralanmış
olur. Eğer barkodlar referans numaraları yerine ürünlerin fiyat bilgilerini içerseydi, barkodun her fiyat değişiminde
yenilenmesi gerekirdi. Bu durum, maliyet ve zaman açısından çok büyük kayıplara neden olurdu. Mevcut sistemde ürünlerin fiyat
bilgileri bilgisayarda kayıtlı olduğu için, bilgisayardaki fiyat bilgisini değiştirmek yeterli olmaktadır. Ayrıca barkodlar,
raflarda kalan ürün sayısının tespit edilebilmesini de sağlamaktadır.

MISIR PATLAYINCA NİÇİN BEYAZ OLUR
Öz hâlindeki mısır taneciği ısıtıldığında, yapısındaki su, buhar hâline dönüşür ve bir basınç meydana getirir. Bu basınç,
taneciğin kabuğunu zorlamaya başladığında mısırı patlatır. Bu olay gerçekleştiğinde dışarı çıkan kabarık beyazlık, mısır
tanesinin yapısındaki nişastadır.

ATMOSFER BASINCI OLMASAYDI NE OLURDU?
Dünyamızı saran atmosfer dediğimiz hava tabakası kilometrelerce kalınlıktadır. Ve bu koruyucu tavan üzerimize oldukça büyük
bir ağırlık uygular. Fakat hiçbirimiz "açık hava basıncı" dediğimiz bu ağırlık altında ezilmeyiz. Zaten üzerimizdeki bu
basınç olmadan hayatımızı sürdürmemiz mümkün değildir. Çünkü vücudumuzun içinde hızla hareket eden kanın dışarı doğru yaptığı
bir basınç vardır. Eğer bu kan basıncı atmosfer basıncı ile dengelenmemiş olsaydı, bütün damarlarımız yüksek basıncın tesiri
ile patlardı.
KALORİFERLER NİÇİN PENCERE KENARLARINA YERLEŞTİRİLİR?
Evlerimizdeki pencereler, özellikle de iyi bir yalıtım yapılmamışsa ısı kayıp noktalarıdır. Dışarıdaki soğuk havanın içeri
girmesine, içerideki sıcak havanın da dışarı çıkmasına sebep olurlar. İşte bu yüzden kalorifer petekleri pencere kenarlarına
yerleştirilir ki, yaydıkları ısıyla pencerelerden içeri giren soğuk hava bir miktar ısıtılmış olsun. Ve bu sayede odadaki ısı
dengesi korunsun.
ISIRILAN ELMA NİÇİN HEMEN KARARIR?
Elmanın içinde “tanen” adlı bir asit vardır. Elmadaki hafif ekşimsi tadın kaynağı da budur. Bu asit havadaki oksijenle
birleştiği takdirde kahve renkli “polifenol” denilen maddelere dönüşür. Elma bir kez ısırıldığında havayla teması başlamış
olur. Isırılan kısım havayla ne kadar çok temas ederse, rengi o kadar kararır. Bu sebeple en iyisi, yemeye başladığımız
meyveyi bekletmeden bitirmektir.
TÜRKİYE'DE YEMEK EN GEÇ NEREDE PİŞER?
En geç pişen yemek, Türkiye'nin en yüksek tepesinde pişendir. Yani Ağrı dağında. Dünya’da ise Everest tepesinde. Çünkü
yükseklerde su deniz seviyesinde olduğu gibi 100 0C’de kaynamaz. Yükseklere çıkıldıkça basınç azaldığından suyun kaynama
noktası da düşer. Isıtılan bir sıvının kaynamaya başlaması için, sıvının kendi iç basıncıyla bulunduğu ortamın basıncının
birbirine eşit hâle gelmesi gerekir. Ancak yükseklerde kaynamaya başlayan suyun kendi iç basıncının, deniz seviyesindekine
göre daha düşük olan dış basınca eşitlenmesi daha erken olur. O zaman da su, 100 0C’den daha düşük bir sıcaklıkta kaynamaya
başlar. Tabiî ki kaynama suyunun sıcaklığı düşük olan bir yemek de suyu yüksek sıcaklıkta kaynayan bir yemekten çok daha geç
pişer.
TÜKENMEZ KALEM NASIL ÇALIŞIR?
Tükenmez kalemin ucunda yakından baktığımızda, rahatlıkla görebileceğimiz bir metal bilye vardır. Bu metal bilye, yerinden
ayrılmadan her yöne dönebilir. Bu sayede bilyenin bir yüzü kağıda dokunurken, arka yüzü mürekkebe değer. Kalemi kağıt
üzerinde hareket ettirdiğimizde metal bilye döner ve önceden mürekkebe değen kısım bu sefer kağıda dokunur. Bu hareketlerin
tekrarı ile yazı yazılmış olur.
KARETECİLER NİÇİN "HAYT" DİYE BAĞIRIR?
Karateciler çıkardıkları "hayt" sesi ile birlikte karınlarındaki havayı boşaltırlar. Bu şekilde karın kasları sertleşmiş
olur. Dolayısıyla aldıkları darbelerle karınlarında oluşan basınç, iç organlarına zarar verici boyutta iletilmez. Ayrıca bu
hareketle rakipleri karşısında konsantrasyonlarını da sağlamış olurlar.
YAĞMUR DÜZ MÜ YAĞAR EĞİK Mİ?
Bazen yağmurun eğik yağdığını sansak da yağmur damlaları gökyüzünden yere düz iner. Özellikle bir taşıt içinde seyahat
ederken bu yanılgıya daha kolay düşebiliriz. Arabamızın hızı sebebiyle, yağmur damlalarının hareket ettiğini zannederiz. Oysa
ki yağmur damlaları rüzgârın tesiriyle zaman zaman yere eğimli düşse de aslında yağmur düz yağar.
BALIKLAR UYUR MU?
Balıkların göz kapakları yoktur ve bizim gibi gözlerini kapatamazlar. Biz, onları hep gözleri açık olarak gördüğümüz için hiç
uyumadıklarını zannederiz. Çünkü biz uyurken gözlerimizi kapatırız. Ancak böyle bir benzetme bizi yanıltabilir. Meselâ biz de
uyurken kulaklarımızı kapatmayız, ama uykumuz gelince beynimiz otomatik olarak kendini seslere kapatır. Uyurken kulaklarımız
açık olduğu hâlde, beynimizdeki işitme merkezi kapalı olduğundan hiçbir şey duymayız. İşte bizim kulaklarımız gibi balıkların
da uyurken gözleri açıktır. Ancak beyinlerindeki görme merkezi kapalıdır. Yani balıklar da gözleri açık olarak, ama hiçbir
şey görmeden uyur.
KATI SABUN MU SIVI SABUN MU?
Kalıp şeklindeki katı sabunlar tüketilirken, pek çok kişi tarafından defalarca kullanılır. Tabiî her kullanıcı tarafından
üzerlerine çeşitli mikroorganizmalar bırakılır. Bu mikroorganizmalar nemli ya da durgun sıvı ortamları sever ve oralarda
çoğalır. O zaman da temizlik amacıyla kullanılan sabun, tam tersine mikrop yuvası hâline gelebilir. Bu sebeple katı kalıp
sabun kullanacaksak, küçük olanlarını tercih etmeliyiz. Ayrıca her kullanımdan sonra sabunu güzelce yıkayıp, yerine öyle
bırakmalıyız. Temiz ve kuru ortamda tutmalıyız.
Sıvı sabunlarda ise durum farklıdır. Sıvı sabunun kutusundan sadece ele alınan miktarı kullanılır. Sabunu kullananın, sabunun
geriye kalanı ile hiçbir teması olmaz. Bir de sıvı sabun, katı sabun gibi durduğu yerde eriyip bitmediğinden daha
ekonomiktir.
SÜT NİÇİN TAŞAR?
Sütün çoğunluğu sudan oluşur. Suyun yanında süt içinde biraz yağ, protein, laktoz ve benzeri mineraller vardır. Sütün
içindeki yağ kürecikleri ısınınca yukarı doğru yükselir ve sıcak süt üzerinde bir kabuk meydana getirir. Isınan sütün içinde
oluşan buhar kabarcıkları, yukarı doğru çıkarken bu kabuk tarafından engellenir. Fakat bu buhar kabarcıklarının sayıları
zamanla artar. Bir an gelir ki birleşen bu kabarcıklar, sütün üzerinde oluşan kabuğu yırtabilecek basınca sahip olur. O zaman
da süt taşar. Sütü karıştırmak, yağ kabuğunun oluşmasını engelleyeceği için kaynayana kadar sürekli karıştırınca süt taşmaz.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 8195
favori
like
share
paye Tarih: 07.09.2009 13:54
yararlı bilgiler, paylaşım için teşekkürler