Yaygın olan hurafelerden biri de fala bakmak, "FAL AÇMAK" adetidir. Fal hurafesi ile okumuşu da cahili de meşgul olmaktadır.
Bazı kimseler de: "Fala inanmıyoruz amma eğlence olsun diye açtırıyoruz" diyorlar. Bu düşünce doğru değildir.

İslâm Dinine göre hangi şekilde olursa olsun, fal baktırmak ve falcıların söylediklerine inanmak yasaktır.

Bu hususta Kurân-ı Kerim'de şöyle buyurulur:

"Ey iman edenler! şarap, kumar, putlar, fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki felaha

erişesiniz" (Maide Sûresi, Ayet: 90).

Konuya ilişkin olarak Allah Elçisi Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S) de şöyle söylemiştir: "Kuşun ötmesinden, uçmasından uğursuzluk kabul etmek, ufak taşlar (nohut, bakla, fasulye, iskanbil kağıdı, kahve telvesi vs.) ile fal açmak, kum üzerine hatlar çizmek, bunlardan geleceğe dair hükümler çıkarmak SÎHİR ve KEHANET nevindendir"

Bu ilahi emirlerden açıkça anlaşılıyor ki, fal yasak bir davranış olup haram kılınmıştır. Haram olan bir hükmün şakası helal olamaz. Bu bakımdan eğlence için dahi olsa, falcıların dediklerine ve fala inanmak caiz değildir. Falcılar bir takım şekil ve sembollere dayanarak geleceği gördüklerini ve gaybı bildiklerini iddia ederler. Bu iddialar yalandır. Söylediklerinden binde biri rast gelse dahi bu onların gaybı bildiklerine kanıt olamaz. Çünkü gaybı Allah'tan başka kimse bilemez.

Eğer falcılar herşeyi önceden bildiklerini iddia ediyorlarsa, sınaması kolay. Gelsinler bir araya toplansınlar; ilim adamlarından da jüri kurulsun ve dünya üzerinde herhangi bir şehir tesbit edilip, bu şehirde yarın neler olacak diye falcılara sorulsun. Bakalım bir gün evvelden o tesbit edilen yerde veya ülkede neler oluyor, tümünü haber verebilecekler mi?

İşte meydan, işte dünya !

Her yeni yıl biterken bazı kâhin ve falcıların sesleri duyulur.

Yeni yılda şu olacak, şu ölecek, şu günde dünya bozulacak vs. gibi.

Çok şükür ki onların dediklerinden hiçbirisinin gerçekleştiği duymadım. Çünkü geleceği falcı değil, kâinatın yaratıcısı "Âlemlerin Rabbi" Yüce Allah bilir. Allah'ın bildirmediği bir şeyi kimse bilemez.

İnsan, ancak Allah'ın yarattıkları üzerinde akıl yürütür. İlmi öğrenmeye çalışır. En akıllı ve en gelişmiş varlık insan olmasına rağmen, insanın bilgisi ve enerjisi sınırlıdır. Beşeri ve tabii kanunlar arasında sebep-sonuç münasebetleri kurarak birtakım olayları keşfedebilir, bilgiyi öğrenir, yeni yeni kanunları isbat edebilir. Ama bu bilme ve tanıma gücü bir noktaya kadardır. O noktadan ötesi insan için meçhuldür, gayb âlemidir. Gaybın sırlan ve tasarrufu ise Allah'ın ilmine ve iradesine tabidir. Bu nedenlerle Allah'ın bildirmediği bir şeyi ben biliyorum demek, hem ilahi talimata hem de insanlık vasıflarına aykırıdır. Bu itibarla yukarıda söylediğimiz gibi, falcıların söylediklerinden bir kaç tanesi rastgelse bile, bu onların gaybı bildiklerim ifade etmez. Nitekim bu konuyla ilgili olarak Diyanet İşleri Başkanlığı'na sorulan bir soruya, Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığından 27 Ocak 1987 tarih K6214-9/93 sayılı yazıyla aşağıdaki cevap verilmiştir.

"Gaybı Allah'tan başka kimse bilemez. Nitekim Kur'ân-l Kerim'de (Neml Sûresi, Ayet: 65)

"Göklerde ve yerde gaybı Allah 'tan başka bilen yoktur" buyrulmuştur. Rasulullah (S.A.S) Efendimiz de: "Kahin ve falcıya (yani gaipten haber veren kişiye) inanan kimsenin 40 gün namazı kabul olmaz", "Ona inanan kişi, bana indirileni (kitap ve vahyi) inkar etmiş olur" buyurmuştur.

Bu itibarla yıldızname ve benzeri fal kitaplarına itibar edilmesi ve bu tür şeylere inanılması caiz değildir."

İnsanların maddi ve manevi ilerlemesine engel olan bu tür inançlar, ilk çağların müşrik toplumlarından zamanımıza intikal etmiştir. Ne çare ki modern dünyamızın modern toplumlarında hâlâ bu tür martavallara inananlar, gönül bağlayanlar pek çoktur.

Meselâ böyle hayal üzerine yazılmış bir kitapta şöyle denilmektedir.

"Dahi 1231 kere YA MUĞNİ deye seccadesi altında akçe (yani para) bula. Kimseye demeye batıl olur".

Ne saçmalık!... Hiç oturduğun yerden'"YA MUĞNİ" çekmekle seccadenin altı parayla dolar mı?.. Öyle olsaydı milyarlarca insan gecesini gündüzüne katarak geçim derdi peşinde koşar mıydı?..

İşte böyle yanlış ve batıl telkinlerdir ki, asırlardır şark memleketlerini fakr u zaruret içerisinde kıvrandırmaktadır. Bu kolaydan ve havadan para kazanma isteği tamamen tembellerin, miskinlerin falcı ve kahinlerin uydurdukları yalanlardır.

Ama bu hurafelere de en çok kanan bizim halkımızdır.

Oysa mensup olduğumuz İSLÂM DİNİ, kesinlikle tembellikten, miskinlikten yana değildir. Büyük müçtehit İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri, "İslâm'ın dostu ilim, düşmanı cehalettir" demiştir. Ama buna rağmen hurafelere de en çok bizim dindaşlarımız inandırılmaktadır.

Bu, bizim halkımızı iyi eğitemediğimizi, gerçek İslâm düşüncesini iyi öğretemediğimizi gösterir. Burada suçlu İslâm değil, İslâm'ı iyi anlamayan ve anlatamayanlardır. Çünkü İslâm, daima çalışma, araştırma, okuma ve düşünmeyi teşvik etmektedir. Kur'ân-ı Kerim'de okuma, araştırma ve çalışma ile ilgili yüzlerce ayet-i kerime vardır.

İslâm Dinine göre meşru yoldan kazanç temini için çalışmak ibadet hükmündedir. Bu nedenle tembellik ve havadan para kazanma yollan İslâm'da reddedilmiştir. Hele eli kolu bağlı oturup da: "Kaderimde ne varsa o çıkar" düşüncesi hiç bir şekilde kabul edilemez. Çünkü kutsal Kitabımız Kur'ân-ı Kerim'de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"İnsan ancak çalıştığına erişir. Onun çalışması şüphesiz görülecektir. Sonra ona karşılığı noksansız verilecektir" (Necm, 39, 40, 41). Bir başka buyrukta da şöyle denilmektedir: "Namaz bitince yeryüzüne yayılın; Allah'ın lütfundan rızık isteyin.." (Cuma, 10) Mülk Sûresi 15. âyette de şöyle bildirilir. "Yeryüzünü size boyun eğdiren O'dur. Öyleyse yerin sırtlarında dolaşın. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, sonunda dönüş O'nadır."
Anlamlarını sunduğumuz bu âyetler, kişinin ve toplumun mutluluğu için çalışmanın ve araştırmanın önemine dikkatlerimizi çekmekte ve çalışmanın Allah emri olduğunu ifade etmektedir. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S.) de, her vesile ile çalışmayı önermiş, tembelliği kişinin yüzkarası olarak nitelemiştir. Rızık kapısının günün en yüksek noktasından yerin derinliklerine kadar açık olduğunu haber vermiştir. Sevgili Allah Elçisinin hadis kitaplarında konuya ilişkin pek çok buyruğu vardır.

Bu konuda Milli Şairimiz M. Akif ERSOY da bir beyitinde şöyle diyor:

"Bekayı hak tanıyan, say'ı bir vazife bilir,

Çalış, çalış ki beka sa 'y olursa hak edilir."

Kutsal kitabımız Kur'ân-ı Kerim'in pek çok yerinde insanın düşünmesi, araştırması tavsiye edilir demiştik. Ancak Kur'ân, prensiplere en genel şekli ile değinir. Ayrıntıları insanın çalışmasına, araştırmasına, idrakine bırakır. Çünkü ilerlemek, yükselmek ve başarıya ulaşmak ancak çalışmayla, bilimle elde edilir. Veren elin alan elden daha hayırlı olduğu bildirilmiştir. Kur'ân-ı Kerim'de, "Kim iyi davranışta bulunursa kendisi için yapar, kim kötülük ederse kendisine eder. Allah kullarına zulmetmez" (Fussilet Suresi, âyet, 46). emri mevcuttur. Buna göre iyiyi yapmak, doğruyu bulmak, yararlı yönde çalışmak görevimizdir. Unutmayalım ki ne ekersek onu biçeriz.

Burada bir noktaya daha değinmek istiyorum. O da çalışırken doğruluktan ayrılmamaktır. Çünkü Yüce Allah Hûd Sûresi 112. âyetinde: "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" demektedir. Buna göre hangi iş yerinde olursak olalım ve hangi işte çalışırsak çalışalım, daima iyi niyetle doğru çalışalım. Zira İslâm'da falcılık, üfürükçülük yaparak değil, alınteri dökerek kazanç temini helaldir, insanları kandırarak, inançları sömürerek kazanç temini ise haramdır.

Unutulmamalıdır ki uygar uluslar uzayı parselleme, kâinatı feth etme yolunda yarış yaparlarken bizim, falcının söylediklerinden, kuşun ötmesinden, kahvenin telvesinden ahkâm çıkarmamız abestir.

Bu hem ilme hem de İslama saygısızlıktır. Konuyu Yüce Allah'ın buyruğu ile noktalayalım.

[COLOR=orangered]"Peygamber size ne emretti ise onu alın (O'nun dediği ile amel edin). Size neyi yasak etti ise ondan sakının."

(Haşr Sûresi, Âyet: 7)

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 16062
favori
like
share
zekyuss Tarih: 07.02.2009 18:26
bence yaptıgın işlerde niyet önemlidir.
niyetin iyiyse yada kötüyse ona göre değerlendirilirsin.
kalp meselesidir.
eğer fala inanıyorsan niyetin o yönde hareket ediyorsan kötü yargılanırsın.
eğlencesine, dalgasına yapıyorum, baktırıyorum gibi iddialar konunun abur cubur işleridir bence.
a-yan Tarih: 26.01.2009 00:46
Levis kardeş bende istemezdim konunun bu kadar dallanmasını benim iddia ettiğim amelsizlik kişiyi kufre sokmaz idi ister istemez konu mezheblere kaydı konami kardeş hakkım varsa helal olsun sen de helal et.
LEVIS-501 Tarih: 26.01.2009 00:23
@a-yan

Konuya bu kadar kişisel yaklaşmanıza anlam veremiyorum. Sonuçta sürekli sorguladığınız mezhebler vardır ve inançlar da mezheplere göre farklılık gösterebilmektedir. Bu nedenle eğer bir konuda ihtilaf varsa ya da içinize sinmeyen bir durum Kur-an ve sahih hadislere göre davranmak ve amel etmekte ne gibi bir sakınca olabilir ki. Kaldıki icdihad yolu sadece 4 büyük mezheb imamının tekelinde değildir ve kur-an da açık delillerle anlatılmış ve anlamakta şüpheye düşülmeyen bir meselede illede şu mezheb imamının icdihadına göre hareket edilmelidir diye bir şart mı vardır? Bunun zorunlu olduğu gibi bir ayet ya da hadis mevcut mudur?

Yani bu kadar insanların mezhebini dürtüklemek neden? Sahebelerin her biri mezheb imamıydı ve kendi mezhebleri vardı, şimdi tutup onları mezhebsizlikle yada 4 büyük mezhebe uymamak ile yargılamak mümkün mü? hayır onlar zaten mezheb imamlarınında imamları idi.

Fal konusuna gelince hade diyelimki senin dediğin gibi ALLAH dostları gaybı biliyor. Sen inanıyormusun ki 20. yüzyılda bu tür insanlar var ya da bu ALLAH dostları gerçekten ALLAH dostu ise insanlara gaybdan haber veririler mi? E aklı başında her insan bunada hayır cevabını verir.

Şu durumda elimizde ne kaldı? Bu işten para kazanan şarlatanlar kaldı. Ki bunlar hakkında hüküm bellidir.

Senin bu şartlatanlara prim verme amaçlı bu meselenin üzerine gitmediğini biliyorum ama sen de kendi bildiğin bir meseleyi böyle neden irdeliyorsun onu bilmiyorum. Yok sen ille meseleyi ve kişilerin mezhebini kurcalamakta kararlı isen sana kolay gelsin.
KONAMI Tarih: 26.01.2009 00:16
Kardeş bak gene aynı şeyi yapıyorsun düşünüyorsun karar veriyorsun ve yorumluyorsun. Ben El Ehzer mezunuyum. Sana neye bağlı olduğumu yazdım. Ben yazdığım herşeyin ardındayım ve arkasındayım düşüncem bakış açım bellidir insanları ayırmam düşüncelerine göre yada bakış açılarına göre. Kimseyi eleştirmek haddim değil zaten ve öyle bir hatada yapmam. Sen gibi bir Müslümanıda kırmak gibi bir hatada yapmam zaten.. Benim duruşum bellidir bunu ne saklarım neden inandıklarımı yazmaktan sakınırım.
Ben sadece kendimden konuşulmasından yada kişisel konulardan konuşmayı çok sevmem mesele budur..
Seni kırdım yada üzüdümse hakkını helal et..
İmzam ve avatarım sana çok şey anlatır sende anlarsın umarım..
Selam Dua İle..

KONAMI
a-yan Tarih: 26.01.2009 00:08
Konami kardeş Ayet ve Hadisi geç dediğimi de nerden çıkarıyorsun bir kere ben sana yakışmayan bir söz söylemedim bu kadar tepki vermene de gerek yoktu senin yazdığın ayet ve hadisi inkar da etmiş değilim Haşa ve kella. Benim anladığım kadarıyle sen selefişin bunu söylemekten niye bu kadar sakınıyorsun ki
KONAMI Tarih: 25.01.2009 23:24
Küfür, imanın zıddı yani imansızlıktır. Başka bir deyişle Allahın varlığını ve birliğini peygamberliği, Hz. Muhammedin Allah katından getirdiği kesin olarak belli olan şeyleri inkâr etmektir. İslam dininde inanılması gereken şeylere inanmayan kimseye de gerçeği örttüğü için kâfir denir. Küfür için iman edilecek şeylerin tümüne inanmamak şart değildir. Bunlardan birine veya bir kısmına inanmamak da küfürdür. Küfür kalben olduğu gibi söz ve davranışla da olabilir. Her hangi bir zorunluluk olmadığı halde diliyle insanı küfre götürecek bir söz söyleyen, inanılması gereken şeyleri küçümseyen onlarla alay eden yahut imanla bağdaşmayan işleri yapanlar da kâfir olur.
Son sözümüzde Allahın emir ve yasaklarını, bütün İslamî hükümlerini kabul ederek İslamı bir nizam olarak görmek iman gereğidir. İmansızların durumuda ortadır ama zamanımızda öyle insanlar çıkmışlardırki onların işine gelmedimi rantlarına ters düştümü onlara ne ayet yeter nede hadis..
Rabbim müslümanları islam kısveti altında dolaşıp küfürlerini saçanlardan korusun..

Not: Yazdığım mesajı editledim konularda mesajların kişiselleşmesi taraftarı değilim. Kişisel sorununuz varsa özelden sorun yada anlatın burası islam başlığı bu yüzden dikkat etmemiz gerekiyor. Kardeşim ben Kuranı Kerim ve sünnete yani peygamberimize ehli sünnete bağlayım herhangi bir kişi yada kişileri tanımam itibarda etmem
Selam Dua İle

KONAMI
a-yan Tarih: 25.01.2009 21:37
Konami kardeş ben sorduğum sorulara karşılık senin yazdıklarından tam tatmin olmuş değilim bak ben rahatlıkla hanefi mezhebine mensubum yani hanefiyim DIYORUM sen niye diyemiyorsun hangi mezhebten olduğunu amel kufre sokar diyorsun yazdığın ayetlerde ona dair bir sarahat yok Vallahi ben bu işten hiç bir şey anlamadım selam ve dua ile Allaha emanet ol.
KONAMI Tarih: 25.01.2009 18:08
Son cevabı eklemediğimi notu yazayım gayb meselesini ve ayeti örnek verirken fal açan kahin denilen şaklabanlar için yazdığımız için izafi gayb eklenmemiştir son cevabda konu derinlenmesine açıldığından eklenmiştir tarafımdan izafi gayb meselesi
Selam Dua İle..

KONAMI
KONAMI Tarih: 25.01.2009 17:57
S.A Öncelikle seninle farkımız şu ben konuyu yazarken genel olarak herkesin konuyu tam anlaması için yazıyorum sen ise sana cevaben yazdığımı algılıyorsun seni yanıltmak gibi derdim yok ben konuları anlatıyorum alan alıyor almayan almıyor..
Mezheb meselesine gelince kişisel kimseye soru sormam kimseyi sorgulamam.
Şimdi senin Allah dostları meselesine gelelim..
İslami bilginleri Müfessirler Hz. Peygambere bildirilen gayb bilgilerinin Kuranla sınırlı olduğunu, Kuran dışında herhangi bir gayb haberi bildirilmediğini savunurlar. Buna karşılık İslâm bilginlerinin büyük çoğunluğu Hz. Peygambere Kuran dışında da vahiy geldiğini vahyi gayri metluv dolayısıyla Kuran dışında kalan bazı gayb bilgileri verildiğini kabul ederler. Bu gayb bilgileri de hadislerce aktarılır.
Aynı islam bilginleri Müfessirler gaybı ikiye ayırarak birincisine mutlak gayb ikincisine de izâfî gayb adını verirler. Mutlak gaybı Allahın zatı, meleklerin mâhiyeti, kıyamet, ahiret, cennet, cehennem gibi insanın kendi imkan ve yetenekleriyle hiçbir şekilde bilgisine ulaşamayacağı alan oluşturur. İzâfi gayb ise yer, zaman, imkân ve yetenek gibi nedenlerle bazı insanların bilgisine ulaşamadığı, buna karşılık bazı insanların bilgisi içinde olabilen olay ve olgulardır.
Yani kardeşim kısaca son olarak şöyle yazayım..
İslam bilginleri ve müfessirlere göre Hakîkat, asıl âlem olan gayb âlemidir. Bu dünya onun bir tecellisidir. Hakîkat görülmez görülen onun görüntüsüdür. Tıpkı ışık, ısı, ses, koku, tat gibi. Allah ve Resulu dışında hiç kimsenin mutlak gayb olan âlemle ilgili şeyler bilmesi mümkün değildir.
Selam Dua İle..

KONAMI