Hırsız Ve Polis 2 - Nesrin Göçtürk Kaya

Olayın üzerinden bir buçuk yıl geçmişti. Bakkaldan sigara ve ekmek çalan, sonra da bir polisin ağır yaralanmasına sebep olan maskeli hırsız, tüm aramalara rağmen bir türlü yakalanamamıştı. Umut ise, bir buçuk yıl önce yaşamının yönünü değiştiren hırsızı ve sebep olduğu kazayı bir türlü unutamıyordu. Aylarca hastane odalarında acılar içinde yatmış ve defalarca ameliyat olmuştu. Sonunda sol bacağına boydan boya plâtin takılmıştı ve yürürken dizini kıramıyor, sol bacağını sürümek zorunda kalıyordu.

Bu kaza, meslek hayatını da, inançlarını da alt üst etmişti. Altı ay önce iyileşip emniyetteki görevine geri döndüğünde, hakkında alınan kararla bir kere daha yıkıldı. Severek yaptığı polis memurluğundaki aktif görevinin sonlandırılıp, geri hizmete verildiğini öğrenmişti.
Yaşamın anlamsız ve boş olduğuna dair olan inancı, kafasında gün geçtikçe daha da sabitleniyordu. Tek isteği, o gece kazaya neden olan ve yaşamının dönüm noktasını oluşturan maskeli kişiyle bir defa daha karşılaşmaktı. Yüzündeki kar maskesine rağmen onu hisleriyle tanıyacağına inanıyordu. Karşılaştığında ona ne söyleyeceği, nasıl davranacağı konusunda hiç bir şey yoktu aklında, sadece onunla bir kez karşılaşmaktı isteği. Bu delice istek genç adamın tutunduğu tek yaşam bağıydı. İçindeki bu ümitle altı aydır bıkıp usanmadan, her akşam karakoldan çıkıp caddedeki sabahçı kahvesine gidiyor, saatlerce pencereden boş gözlerle caddeyi seyrediyordu. Gece yarısından sonra da sabah gün doğuncaya kadar şehrin karanlık sokaklarında dolaşıp maskeli hırsızı arıyordu.

Artık son günlerde bu konudaki ümidini de yitirmişti. Yaşamla arasında hiç bir bağının kalmadığını düşünüyordu. Aylardır sürekli kendisine acımaktan da bıkmıştı. Otuz yaşındaydı ve karakolda dosya kayıtlarıyla uğraşmaktan, caddeyi seyretmekten, her gözünü kapattığında yüzü olmayan, maskeli bir suratı karşısında görmekten sıkılmıştı.
Böyle bir yaşamı, kendisine yapılan haksızlık olarak düşünüyordu. Kazadan bu yana yaşama bakışı da değişmişti. Yaşam insanın kendi iradesiyle sürdürdüğü bir eylemdi, onu yok etme kararı da insanın kendi elinde olmalıydı…

Akşam karakoldan çıktığında eve gidip polis kıyafetini çıkarttı. Kot pantolon, kısa kollu gömlek ve spor ayakkabılarını giyip silâhını da eve bıraktı. Bu, onun mesleğine duyduğu saygının göstergesiydi. Bu gece aldığı kararı uyguladığında, yıllardır üzerinde saygıyla taşıdığı polis kıyafeti, arkasından abuk sabuk haberlere malzeme olmamalıydı. İnançlarını yitirme noktasındaydı. Yeryüzünde inanacağı hiç bir duygunun ve varlığın kalmadığını düşünüyordu. Kararı kesindi ve beyninde yaşamakla ilgili tüm düşüncelerini bitirmişti. Bu gece, kendisi için sonun başlangıcı olacaktı.

Sabahçı kahvesine geldiğinde bir çay söyleyip, her zaman oturduğu pencere kenarındaki masanın önüne oturdu ve boş gözlerle yine caddeyi seyretmeye başladı.
Kaç saat oturduğunu, neler düşündüğünü anımsayamıyordu. Ağzının içi peş peşe içtiği sigaradan zehir gibi olmuştu. Çay parasını masanın üzerine bırakıp usulca ayağa kalktı ve kahveden dışarıya çıktı. Yine gece yarısını geçiyordu. Kapının önünde durup bir süre daha caddeden geçen araçları seyretmeye başladı.İlkbaharın ılık meltemi yüzünü okşuyordu.Yol kenarlarındaki tek tük ıhlamur ağaçlarından yayılan keskin koku insanın iliklerine kadar işliyordu. Ölümü düşündü anîden ve kısa bir ürpertiyle sendeledi. Gökyüzüne kaldırdı başını. Yıldızlar sanki onun düşünceleriyle alay edercesine kendisine göz kırpıyordu. Derin bir nefes aldı ve sol bacağını sürüyerek karanlık sokaklara doğru yürümeye başladı…

Aynı saatlerde, uzun bacaklı bir gölge, karanlık sokakların birinden diğerine girip çıkıyor, yirmi dakikadır deli gibi koşuyordu. Epey yorulmuş, nefes nefese kalmıştı. Parke taşlı dar sokağın başına geldiğinde durup arkasına baktı, gelen giden yoktu! Başında kar maskesi, üzerinde siyah mont ve ayağında postallar vardı. Hafifçe eğilip iki elini dizlerine dayadı. Nefesi düzelinceye kadar bir süre öylece kaldı. Bu esnada, her an sessizliğin içinde yankılanacak bir ayak sesi olasılığına karşı etrafı dinliyordu. Ellerini dizlerinden çekip doğruldu. Sokaktaki binaların en yüksek olanına, sekiz katlı binanın üzerindeki terasa doğru baktı. Sokak lâmbaları yanmadığı için karanlıkta terası göremedi. Sessiz adımlarla binaya doğru ilerlemeye başladı. Parke taşlı dar sokak, ölüm sessizliği içindeydi.

İki yıl önce bu sokaktaki tüm binaların depreme dayanıklı olmadığı tespit edilmiş ve bir bir boşaltılmıştı. Boşaltılan evleri, evsizlerin, sarhoşların ve fuhuş yapanların mesken tutmamaları için de aylarca sokağın iki başını polis gözetiminde bulundurmuşlardı. Emniyet için yapılan bu uygulama zaman içinde kaybolup gitse de gece sokaklarda yaşayanlar, hala bu sokağın gözetim altında olduğunu düşünerek pek gelmezlerdi buraya.

Sekiz katlı binanın önüne geldiğinde durup etrafına baktı. Sonra sessizce binaya süzülüp süratle merdivenleri çıkmaya başladı. Dördüncü kata geldiğinde bir süre durup soluklandıktan sonra çevik hareketlerle hiç durmadan koşarak en üst kata kadar çıktı. Açık olan demir kapıdan terasa çıktığında hafif bir esinti vücudunu yalayıp geçti. Birden bütün vücudunun ürperdiğini hissetti. O anda tepeden tırnağa ter içinde olduğunu fark etti.
Başındaki siyah kar maskesini çıkarttığında, balköpüğü sarısı saçları omuzlarının altına döküldü.
İnce uzun parmaklarından eldivenlerini, sonra da üzerinden siyah montunu ve ayağındaki postalları çıkarttıktan sonra montunun cebinden aldığı sigara paketini ve çakmağı,üzerindeki kısa kollu gömleğinin cebine koydu. Maskesini, eldivenlerini ve postallarını alarak terasın diğer köşesine doğru gitti. Oradaki boş sebze kasalarından birinin içine kıyafetlerini koyup üzerini naylonla örttükten sonra tekrar yerine döndü. Elini pantolon cebine sokup cebindeki tek serveti olan bir lirayı avucuna aldı.

Çıplak ayaklarıyla taş zeminde yürürken bir an yüreğinde yine o çocuksu mutluluğu duyumsayarak gülümsedi. İlkbaharın ılık esintisi sanki sarı saçlarını şefkatle okşuyordu.
Demir kapının tam karşısına, yere oturup sırtını terasın duvarına dayadı. Gömleğinin üst cebinden bir sigara alıp yaktı ve derin bir nefes çekerek dumanı gökyüzüne doğru üflerken gözleri, pırıl pırıl parlayan ay’a ve yıldızlara takıldı. İri yeşil gözleri karanlığın içinde bir çift zümrütü andırıyordu. Yüksek sesle gökyüzüne doğru bağırmaya başladı.
“Hey! Beni duyduğunuzu biliyorum. Her gece aynı şeyleri seyretmekten sıkılmaz mısınız siz be? Oradan bakınca dünya size heyecan veriyor mu bari? Buradaki insanlar sizi seyrederek ilham alıp şiirler yazıyormuş! Siz de insanlara bakarak ne şiirler yazıyorsunuzdur kim bilir?”
Sonra isterik bir kahkaha attı.

“…Neymiş? Bahar gelmiş! Deniz mavi, çimen yeşilmiş. Kuş’muş, böcek’miş, çiçek’miş! Hepsi hikâye! Sevgiymiş, aşkmış, değer yargılar, inançlarmış; her şey gösteriş ve içi boş kelime oyunu! Bu b.ktan dünya, oradan gördüğünüz gibi değil işte! Pislikten başka bir şey yok burada. Her şey çürümüş, kokuşmuş, anlıyor musunuz? Açlık var! Zemheri soğuğunda, kartonların altında titrerken, ölümün sıcaklığını özlemek var! Bakın! Şu avucumdaki bir lira için bir can almak var! Lânet olası bir nefesi alıp vermek adına kokuşmuş düzen içinde yalnızlığına sığınıp ağlamak var! Asıl bunlardan ilham almak ve şiir yazmak gerekir değil mi? Yıllarca hep bir şans bekledim durdum! Acabalar içinde harcadım yıllarımı ve belkilere astım gelecek umutlarımı, ama artık bitti! Kahretsin! Bundan sonra ne şansa ne de aldığım bu sefil nefese ihtiyacım yok! Anlıyor musunuz beni? Hasret’e hasret kalacak, ardımdan ağlayacak kimse de yok nasılsa! Sizin yanınıza geleceğim az sonra! Bir de oradan, sizin gözünüzle bakayım bu aşağılık dünyaya?”

Sonra ayağa kalkıp, baş ve işaret parmağı arasına aldığı izmariti sokağa doğru fırlattı. İzmaritin ucundaki ateş karanlığın içinde kırmızı bir çizgi çizerek gözden kayboldu. Göğüs hizasına gelen duvara iyice yaslanıp aşağıya doğru sarktı. Avucunu açıp parayı yavaşça aşağıya bıraktı. Madeni para aşağıya doğru hızla inerken kısa bir süre, ay ışığında küçük bir yıldız gibi parladı ve madenin taşa çarptığını duyuran tiz bir ses karanlığın içine dağıldı.
“İşte her şey bu kadar basit!” diye mırıldandı. “Az önce avuçlarımdaydı, şimdi yok!”
Sonra, anî bir kararla sağ bacağını duvarın üzerine doğru kaldırdığı anda, arkasında bir ses duyunca olduğu yerde dondu kaldı.
“Gerçekten bunu yapabilecek misin?”


Nesrin Göçtürk Kaya

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 303
favori
like
share