Dillerde dolanan eski Ramazanlar...

Neydi bu eski Ramazanların bitmeyen hasret dolu hikâyesi?

Değil miydi yaşamak bize emredilenleri...

Neydi "şimdiler"den ayıran eskiyi?

Susmak mıydı, oruçlu ağzının hürmetine...

Sana sataşanlara, "Selâm" deyip geçmek miydi?

Bir tas çorbanı, evde pişen helvanı paylaşmak mıydı, "eski"den olan güzelliğin adı?

Ramazan'ın varlığını açlıktan öteye geçirmek miydi bedenlerde?

Asıl açlığın ruhlarda olduğunu anlamaktı belki de...

Neydi bu eski Ramazanların sırrı?

Oruç aynı oruç, adı yine Ramazan, yine iftarlar, yine sahurlar değil miydi?

Pide kuyruklarında eksikler mi vardı?

iftar dâvetleri küslüklere yenilmiş miydi?

Boynu bükük sahurlar, yine yalnız olan gecelerin miydi?

Günahlarla dolu geçen bir senenin ardından, kalpler yine mi temizlenemeyecekti?

Bu muydu acaba, şimdiki Ramazanların acıklı hikâyesi?

Kavgalarımızın telaşından bakamıyorduk ki, orucumuzun yüzüne, ilgilenemiyorduk Ramazan ayının bize ikramı olan güzellikleriyle... Ve o da sessiz sedâsız çekip gidiyordu hayatımızdan, bir dahaki sefer görebilecek miyiz bilemeden...

Yüzümüz yoktu, eski Ramazanları anmaya..

çünkü artık biliyorduk, eskinin bir adı da "yaşamak"tı..

Yaşamak Ramazan'ı!

O mübarek ayın hatırına, seni sevmeyeni de sevmekti... Kırıksa kalbin, affetmeyi öğrenmekti. Ve hatırlamaktı kimsesiz yürekleri... Fâtiha bekleyen ölüleri...

Bunları ömrümüzce değil, tek bir ayda bile yapamaz olmuştuk...

"şu mübarek ayın hatırına..." diye başlayan cümleleri özler olduk...

Ve şimdi bir Ramazan daha eski oldu...

Yeni Ramazan ise kapımızda...

ömrümüzde beyaz sayfa açmanın tam zamanı şimdi...

Geleceğe ve de sonsuzluğumuza bir armağan olmalı, temizlenen kalplerimiz...

Ve yeniden şahlanmalı yüreklerimizle, Ramazan-ı şeriflerimiz...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 306
favori
like
share