Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan Türklerin göç tarihi, Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle olan ilişkileri kadar uzun bir geçmişe sahip. Türkiye, 1961’den başlayarak Avrupa’nın çeşitli ülkeleriyle işçi alımı anlaşmaları imzaladı. 1961’de Almanya, 1964’te Hollanda, Belçika ve Avusturya, 1965’te Fransa ve 1967’de İsveç ile anlaşma imzalanmasıyla ve Avrupa’ya yönelik Türk göçü başladı. O zaman kapılarını Türklere açan Avrupa şimdi Türklere karşı başka bir şekilde bakıyor.
Her geçen gün Avrupa’nın her ülkesinde Türklere karşı yapılan baskılar artmakta ve Türklere, Avrupa’nın her ülkesinde istenilmeyen bir Millet olarak bakılmaktadır. Yapılan bu baskılar gizli olmaktan çıkmış, artık Avrupalıların deyimi ile “açıkça gidin, biz sizleri istemiyoruz” şeklini almıştır. Avrupa devletleri tarafından çıkartılan ve alınan bütün karar ve yasalar ilgili ülkelerce Integration (entegrasyon) olarak adlandırılmaktadır. Oysa bu Integration Teorisi altında başka bir amaç ve gaye bulunmaktadır. Integration teorisi altında yatan asıl gaye ve amaç, Türkleri asimile etmektir. Ama Avrupalılar Türklerin hiçbir zaman asimile edilemeyeceklerinin, hiçbir zaman yaşam ve kültürlerinden vazgeçmeyeceklerinin farkında olarak, bu sefer baskılarını çıkarmış oldukları siyasal kararlarla devam ettirmektedirler.
Mesela, Hollanda’da alınmış olunan bir kararla, Hollanda hükümeti ülke içinde okullarda Türkçe öğretilmesini yasakladı. İşte buyurun size AB’de yaşanan bir çifte standart!
Bize zorla Kürtçe kursları açtıran ve her türlü ortamda Kürtçe’yi serbest bıraktıran AB, şimdi Hollanda’nın Türkçe öğretimini yasaklanmasına seyirci kalıyor. Bu konu derinden incelendiği zaman bölgede Türklerin yabancılaştırılmaya çalışıldığı anlaşılıyor. Çünkü bir milleti dininden, dilinden, örf, adet ve törelerinden mahrum bırakmak o milleti yok etmek demektir.
Avusturya’da vizeler
yenilenmiyor
Yine Almanya ve Avusturya’da çıkartılmış olan yasalara şöyle bir baktığımızda herşey açık ve nettir.
Avusturya’da geçen yıla kadar uzun vize dedikleri süresiz vize vardı. Şimdi Avusturya Hükümeti bu vizenin süresini önce 10 yıla, sonra 5 yıla düşürdü. Ve elinde süresiz vizesi olan Türk vatandaşlarından uzun vizesini alıp yerine 10 yıllık vize vermeye başladı. Vizesinin süresi bittikten sonra vizeyi uzatmak için gittiklerinde, vizelerinin uzatılmaması için çeşitli bahanelerle karşılaşmaktadırlar. Yine Avusturya’da yasada var olan Türkçe dersi, maalesef Avusturya’nın her yerinde verilmemektedir. Türkçe dersini kısıtlayan Avusturya, Türkleri kendilerine entegre edebilmek için, şimdi mecburi Almanca Kursu yasasını çıkartı. Bir Türk vatandaşı vizesini uzatabilmek için Avusturya makamları tarafından çıkartılmış olan kursa gitmek zorunda ve bu kursun sonunda, kursun başarı ile bitirdiğine dair belgeyi alması gerekmektedir. Eğer bu belge yok ise vizenin uzatılması zor.
Fransa’nın tavrı
Mesela, Fransa’nn “ya sev, ya terk et” diyor. Memlekette yaşayan Türk vatandaşlarımızın sosyal haklarının yarısını bile tanımayan Fransa, Türkiye’yi işgalci ve katil olarak tanıtmasına ne demeli. Kim Ermeni soykırım iddialarını inkar edip kabul etmez ise, Fransız makamları tarafından hapis cezası ile cezalandırılacaktır. Bu bir baskı değilse nedir.
Fransa’nın kabul etmediği başörtüsü konusu. Bunlar bir ‘ya sev ya terk et’ demek değil midir? Ya kendi kimliğinden vazgeçeceksin ya da ülkemizden çek git demek değil midir?
Bunlar sadece Avrupa’nın birkaç ülkesinde Türklere karşı yapılanlar, hemen hemen Avrupa’nın her ülkesinde durum aynıdır. Danimarka ve Norveç’te Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e hakaret maksadıyla kasti olarak yayınlana karikatürlere artık mezkur ülkelerin hükümetleri sıradan bir gelişmeymiş gibi bakıyor. Bu tür tahriklerle Türkleri kışkırtarak onların sınırdışı edilmelerini kolaylaştırmak istiyorlar. Avrupa devletleri bir ülkeyi ve bir milleti içten yıkmayı iyi biliyorlar ki, yaptıkları ve çıkarttıkları yasalar ona yöneliktir.
Kısaca özetleyecek olursak Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşları her gün baskı altında ve korkarak yaşamlarını devam ettirmektedirler. İşten evine giderken kimle, hangi Nazi ile karşılaşacağı, bugün hükümetin yabancılar yasasında ne gibi değişiklik yapacağı düşüncesiyle korku ve stres içerisinde yaşamlarını devam ettirmektedir. Camiye giden bir Müslüman namazda ve namazdan sonra ne gibi tehlikelerle karşılaşacağı korkusu her geçen gün artmakta, camilere atılan bombalar, dağıtılan ve yıkılan mezarlıklar, basılan ve yıkılan evler, iş yerinde ve sokakta hor görülmeler, bunların hepsi bütün Avrupa devletleri tarafından görmezlikten geliniyor, hatta bu ve bunlara benzer bütün olaylar hükümetler tarafından destekleniyor. Bu olaylara karşı hiç bir önlem almıyorlar, aksine destekliyorlar. Siz eylemlerinize devam edin biz görmeyiz politikası izliyorlar.
Yapılan bütün bu olaylar karşısında ne Türkiye ne de Avrupa Devletleri önlemler almıyor. Türk hükümeti ‘beni rahat bıraksın da ne yaparsa yapsın’, Avrupa ise ‘beni ilgilendirmez’ derken, Avrupa hükümetleri de, Türkler yobaz, ülkemizi terk etsin gitsin insan hakları var demokrasi var ben onları direk kovmam ama dolaylı yoldan onları kovarım ve onları baskı ve zorbalıkla ülkelerine gönderirim diyorlar.
Yani Avrupa’daki Türklerin dünyanın hiçbir yerinde ülkesi yoktur. Türkiye’ye gelince Avrupalı, Avrupa’da ise yabancı olarak görülüyorlar. Şunu ne Avrupa ne de Türkiye unutmasın, Türkler her iki tarafa da maddi bakımdan çok büyük katkıda bulunmaktadır.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1227
favori
like
share