[FONT="Arial Narrow"]Bazen hayatıma dair bütün yaşanmışlıkları ve ihtimalleride unutarak önüme açılan kapıların ardında yani her gittiğim yerde bir hikayenin var olduğunu görüyorum. Zaman zaman hayata kızgınlığımdan hırçınlanır, kızgınlıktan kararan gözlerimi sadece kendi hikayeme odaklardım. Sonra yılları takiben hayat sadece benim kapı çalmadığımı, benimde kapımın çalındığını ve iki tarafında ayrı bir hikayesi olduğunu öğretti zamanla.
Her gittiğim yerde hikayeler ve bu hikayelerin kahramanları farklı olsa da benzer yönleri oluyordu. Bir zaman sonra karşımda yep yeni biri vardı. O bendim. Ama bunun adı olgunluktu. Değişmiştim. O vakitten sonra her gittiğim yerde çalınan ve açılan kapılar ardında, sonbaharda düşen ve rüzgarda savrulan yapraklar gibi yaşanan hayat hikayelerine rastladım. Ve, bakmakla görmek; yaşamakla yaşatmak arasındaki farkı öğrendim. Yani kısacası her şeye iyi bakmanın bilincine vardım. Daha sonraları da bir düş görüyor olduğumun farkına vardım.
Bir bir yazılan ve savrulan hayat hikayeleri. Tozlu raflar ardında okunmadan ve yaşanmadan kalan hikayeler ve kahramanlar vardı.
Kalabalıklar arasından ilerlerken sağımda ve solumda tanıdıklarıma selam verir; yüzünü daha önce hiç görmediğim insanların hayatlarına dair aklımda hiçbir fikrim olmazdı. Benim için sadece insandılar.
Sonra yavaş yavaş, uğradığım her yerde yüzünü gizleyerek ağlamaya çalışan insanların varlığına şahit oldum. Kimi irileşmiş göz bebekleriyle dünyaya bakarken, kimi de göz pınarlarının ucunda bekleyen gözyaşlarını, akıtıp akıtmamak arasında bocalıyordu.
Hepsinin ortak bir noktası vardı; o da yüzlerinin üzgün ve solgun oluşuydu.. Sonra bir kez daha anladım. İnsanların aynı olduğunu. Onları birbirinden farklı kılan noktaları kiminin hayatı boşlaması, kiminin de hep bir kabuk içerisinde, kendini daima muhafaza etmeye çalışmasıydı. Aslında hepsi aynı özellikleri taşıyorlardı. Fiziksel olarak birbirlerine benzemiyorlardı ama, duygu ve düşünce olarak benzer noktaları vardı.
Kimi hayat hikayesini her fırsatta dile getirirdi; kimi üzerine bir zırh giymiş gibi kendi kabuğuna çekilirdi.
Birde hayatta yenilgiyi asla kabul etmeyen insanlar vardı. İşte! en zor olan onlardı. Hayata uyum sağlamakta güçlük çekiyorlardı. Nedensiz kıskançlıkların içerisinde bulurdum onları ve şaşırırdım.
Yüzlerini bir kez gördüğüm insanların bir çoğunun yaşamalarına dair konuşmalarından hayat hikayelerini anlamaya çalışırdım.
Güzel kadınların, yakışıklı erkeklerin, mutlu ve mutsuz bakışları vardı yüzlerinde. Çoğu engellerdi ya da engellemeye çalışırdı gözlerini benden ortamdan kaçırarak.
Bazı insanlar vardı. herhangi bir seste irkilen, korkulu gözleri fal taşına dönen. Ürktükleri şey neyse, onun olmadığını anladıkları an, boylu boyunca salınıverirdi vücutları. Rahatlardı korkudan taş kesilmiş omuzları.
Öfkeden dolayı kontrolünü kaybedenler vardı. Onların çoğunu görmezden gelirdim. Çünkü öfke; iyileşmeye çalışan bir yarayı derinleştirmeye yeterdi bana göre. Bu insanların çoğu kendi hatalarını başkalarına yüklemekten ve devretmekten dolayı haklı olduklarını sanırlardı.
Yaşadığım ve gördüğüm kontrolsüz öfke davranışları, düşündüklerimin tek kanıtıydı. Bir yere güvenlik kemeriyle sımsıkı bağlandıklarını sanırlardı. Ve bakışları bu yüzden korkusuzcaydı.
Yabancısı olduğum hayat hikayeleri ve insan bakışları da vardı. İşte o noktada benim bildiklerimin sadece gördüklerimden ibaret olduğunu anladım. Bu hayat hikayelerini görünce bütün düşüncelerim bir tek noktada birleşti. Her gittiğim yerde yeni bir hayat hikayesi vardı. O da pek çok insanın hayat hikayesini yazmak için tekrar tekrar, hiç tereddüt etmeden; hayata doğru cesaretle büyük bir adım atmış olmalarıydı.

Yazan : Melodi AKÇAY

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 233
favori
like
share