[FONT="Arial Narrow"]

Hayal ve gerçek birbirleriyle üvey kardeş. Tüm insanların hayat süzgeçinden geçtiği kimi zaman can yakıcı, kimi zaman iç gıcıklayıcı duygu ve düşünce seli.
Hepimizin hayatında hayal ve gerçeklere yer var. Şöyle bir düşünün hayat ne kadar gerçeklerden ibaret oluşsa da; hayal, gerçeklerin ardından getirdiği acı fırtınaları dindiren, gerçeklerden oluşmayan düşünceleri yüreğinde ve beyninde gerçek yapan mutluluk oyunu, acı gerçeklerden kurtulmanın tek yoludur.
Hayal kimi zaman gelir yerini gerçeklere, gerçekler kimi zaman gelir yerini hayallere bırakır. Bir kısır döngü halinde insan ruhunu şekillendirir. Her ne kadar hayal ve gerçeğin umut kıran, inciten hayata küstüren yanları olsa da, bir gün her ikisinin de mutlulukla birbirine sarılıp kardeş olduğu anlar mutlaka vardır.
Gerçeklerin bizlere yaşattıklarıyla her zaman başımız dertte ve gönlümüz hüsrandadır. Hayata inanmayı, güven duygusunu yok eder her defasında gerçeklerin bize yaşattıkları. İşte o zaman elimizin altında bulunan sihirli bir değnek gibidir hayallerimiz. Saklandığı yerden çıkarırız bir anda hayallerimizi. Sarıp sarmalarız, hayata inancımızı hayallerde de olsa yaşamaya çalışırız.
Düşünüyorum da şöyle bir soruyu paylaşmak istiyorum sizlerle. Hayal mi gerçek mi? Bu soruya vereceğiniz cevapları merak ediyorum. Dilim döndüğünce, bu konuda ilk önce kendi fikrimi ve bu soruya neden hayal cevabını verdiğimi hayattan örnekler vererek açıklamak istiyorum. Gerçeklerin ve hayallerin güzel yanlarını bırakıp, yüreğimizi kasıp kavuran yangın yerine çeviren gerçekleri ve kimi zaman hayal kırıklığına uğrayan hayallerimizle ilgili birkaç düşüncemi soru olarak paylaşmak istiyorum.
İlk önce hayal mi gerçek mi sorusunu sormak isterken, sonra bu soruyu günümüz şartlarındaki insanların yaşam standartlarına ve ruh hallerine göre değerlendirerek yanıt vermenizi bekliyorum. Bu bir sınav başarı ve başarısızlık ölçme ya da kişilik, ı@ testi değil. Sadece sizlerin bu soruya karşı farklı bakış açılarınızı merak ediyorum. Ve farz edin ki bu bir anket sorusu. Bu sorumun üstüne hayalsiz ve umutsuz bir insan düşünemiyorum sözünü de eklemek istiyorum.

İnsan haklarının çiğnendiği ve yok sayıldığı
Soğuk ve sıcak savaşların olduğu
Fakirlerin daha çok fakirleştiği; zenginlerin daha çok zenginleştiği
Engellilere yaşama hakkının tanınmadığı
Bir gün engelli olabilme şansımızın unutulduğu ve görmezden gelinildiği
Kadınların ve çocukların her türlü şiddete maruz kaldığı
Tecavüz ve taciz olaylarının olduğu
Fiziksel, ruhsal ve ekonomik şiddetin olduğu
Hakkını aramaya kalktığında bin türlü yolla sana haksız olduğunu vurgulayanların olduğu bir dünya
Hakkını arayamayacağın konumuna getirilen durumlar
Suyun, elektriğin, yolun ve her türlü teknolojinin gitmediği yaşamlar
Kız çocuklarının zorla ya da başlık parası için evlendirilmesi
Kuma ve berdel gidenler
Aile içi psikolojik, fiziksel ve ekonomik şiddetin olduğu
Yaşamak için bir lokma ekmeğe muhtaç insanların her türlü yola başvurduğu
El açıp dinenlerin, dedikodunun, yalanın, riyanın, iftiranın ve sahtekarlığın olduğu
Sağlığına kavuşmak için çekilen çileler, zorluklar
Parası olanın parası olmayandan daha kaliteli, lüks ve ferah içinde yaşamı
Bir yanda lüks hayatlar diğer yanda yoksulluk
Vıp sınıfı, üst tabaka denilen kesimin her yerde el üstünde tutulduğu
Kazanılan parayla harcanan paranın birbirini tutmaması
Parası olanın düdüğü çaldığı, olmayanında bakakaldığı bir dünya
Ekonomik sebepler
Televizyonlarda gösterilen abartılı şaşalı yaşamlar
Fors sahibi kişilerin bir program başına aldıkları söylenen paralarla, bütün gününü kan, ter içerisinde çalışarak geçiren işçilerin aldıkları paralarla, aralarında dağlar kadar fark olması
Sonuçta onların aldıkları paraların günümüz şartlarında hakları olduklarına savunuşları, kazandıklarının bazen yetmediklerini söyleyişleri, bu konuda serzenişleri ve asgari ücretin ne demek olduğunu bilmek istemeyenler
Sırf tanıdık diye işe alınanlar
Verdiği sözden dönenler
Kız çocuklarının okutulmaması
Namus için işlenen cinayetler
Başkasının hakkında namus ve şerefi unutup dedikodu yapan ve sonuçta kendisinin başına geldiğinde namus bekçisi kesilenler
Soyguncular, hırsızlar
Cinsiyet ve insan ayrımcılığı güdenler
Aldatanlar, her türlü ihanet edenler
Yapılan yardımların yerine ulaşmaması ya da ihtiyacı olmayanlara verilmesi
Maddi ve manevi her türlü sebepten birbirine kavuşamayan sevenler
Zorla sevdiğinden ayıranlar
Onu yemem bunu yemem diyenler
Alay edenler, küfür edenler, gelmişine geçmişine sövenler, inkar edenler
Hastalanıp hastaneye gidecek parası ve sağlık sigortası olmayanların çaresizliği
Yaptığı iyiliği yüzüne vuranlar
Çıkarcı insanlar
Hatıralarını, yaşanılanları ve özellikle geçmişini unutanlar
Şan, şöhret ve fors sahibi kişilerin her yerde önceliği
Yalvaranlar, yardım bekleyenler, çaresizler
Aç susuz sersefil bi çare yaşamlar
Önünü kesenler, ayağına çelme takanlar
Hayvanların eziyet gördüğü ve katledildiği
Kavgaların, dövüşlerin, dayakların ve söz düellolarının olduğu bir dünya
Haksız olduğunu bildiği halde, hep haklıyım diyenler
Sana konuşma ve açıklama fırsatı tanımayanlar
Hırs, inat, kin ve intikam duygusunun ağır bastığı insanların olduğunu bilmek
İnsan ve umut tacirleri
Başkasının hakkına göz dikenler, röntgenciler
Sokakta kalan evsizler, sokağa terk edilenler
Ve sonuçta bir yudum mutluluğu çok görenlerin olduğunu bildiğimiz bir dünya.
En zoruda yaşarken ölenler. Neden bu dünya böyle diye sorguladığımız ve kendi elimizle bizi hayallere sürükleyen bizlerin yarattığı acı bir dünya. Yani hayallerden daha acı, gerçeklerden daha tatlı bir dünya. Ve daha sayamayacağım birçok acı gerçeklerle dolu konu. Kimi istersen, hangi hal ve duruma göre istersen insan şekilleri var, bu görünen ve görünmeyen gerçeklerde. İşte arkadaşlar hayat dediğimiz sahne bu ve bunun benzeri olaylar. Peki, geriye ne kalıyor, bir yudum inanç ve bir yudum mutluluk. Oda sanırım ki bu olaylarla bir başka bahara kalıyor.
Bu dünyada yaşayan biz insanlar. Bu duygularla ve bu davranışlarla nasıl yaşıyoruz?
Ve bütün bunların sonucunda gözyaşları sel olup akan, iç geçiren, çaresiz yaşamlar. Söyleyin bana bunların çoğu gölgelenen gerçekler ve acı gerçekler değil de nedir peki? Daha aklıma ve dile gelmeyen birçok davranış biçimi var. Bu acı gerçekler işte biz insanların beden ve ruh halini nasıl yok ettiğinin gerçek tanıklarıdır.
Bütün bu kötü, olumsuz davranışların ve duyguların sonucunda neden hayal kurmayalım ki?
Neden, kaf dağının ve ardında mutlukla dolu bir masal ülkesinin olduğunun hayalini kurmayalım
Neden, çizgi filmlerdeki hayatların ve değişik hayvanların konuştuğuna inanmayalım. Biraz mutluluk çok mu?
Neden, sevgi dolu bir dünya düşünmeyelim
Neden, mutlulukla sarılmış, paylaşımcı insanların varlığını düşünmeyelim
Neden, eşit yaşam standartlarına ve haklarına sahip insanların olacağına inanmayalım. Hayal bu ya bir gün neden olmasın?
Hani hayal ve umut fakirin ekmeğidir derler ya; bu acı gerçekleri düşündükçe hangimiz bu sözün doğruluğuna inanmayız ve hayal kurmayı yeğlemeyiz ki? Kurduğumuz hayaller bazen gerçekleşmese bile, hayallerdir gerçeklere karşı insanı güçlü kılan ve yaşatan. Bu yüzden benim tercihimde çoğunlukla hep hayallerden yana oldu. Sizinkisi?


Melodi AKÇAY

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1997
favori
like
share