Aşkı tatmayan var mıdır acaba? Hepimiz tatmışızdır, ucundan azıcıkta olsa mutlaka.

Aşk, kendini yaşatırken kişilerin bulunduğu mekanları ve ortamları dar getirdi onlara. Sığdıramadı bir kalıba. Çok çok uzaklara gidip, aratmak istedi kendini. Bulunduğunda da önce kaf dağına oturttu, sonrasında yerlerde süründürdü aşkla çarpan yürekleri.

Aşk bir saklambaç oynuyordu gönüllerde. Ara, bul, yaşa ve gör diyordu. Beni tadan bir daha vazgeçemez içimde barındırdığım duygulardan diyordu. Ben bir gezginim, bir gün senin kalbinde, bir gün onun, bir günde bir başkasının kalbindeyim. Benim sınırlarım yoktur. İstediğim her gönüle girerim diyordu.

Bazen bir kelebeğin ömrü kadar kısa sürdü yaşamı. Bazen de kırlangıçların, leyleklerin çatılarda yaptıkları yuvaları terk ederek sıcak yerlere göç etmesi kadar sürdü. Bir ömür boyu sürenide oldu. Bir anlık bile olsa üzerinden geçtiği yüreklerde birçok üzüntü bırakarak yolculuğuna devam etti.

Engel tanımıyordu aşk. Geçtiği tozlu yollardan, aştığı dağlardan, sınırsız gökyüzünden ulaşabildiği kadar, aşk istasyonlarında bekleyen aşıklara ulaştı. Gerçek yüzünü göstermedi ilk başta. Yaşarken öğretti hüznü, acıyı, aldatılmayı ve terk edilmeyi.

Ben tamamıyla mutluluk değilim, acı yanımda var dedi. Kimi zaman özletti kendini. Aşkı tadanlar yine bile bile ona gönül verdi. Aşktan daha önce canı yansa da yine bile bile lades dedi. Canı yandıkça acılı yemek misali, aşk ona duygusundan daha birçok tat verdi. Bazı yürekleri boş bir anında yakaladı. Denizin ortasına attı oltasını, tuttu aşk yaralısını.

Aşk sürekli seyir halindedir. Bazen bir yol kenarında, bazen de uğradığı bir limanda yaşattı ve yaşatıyor kendini. Aşkın mevsimi de yoktu. Bütün mevsimler onun için yazılmıştı.

Yazan : Melodi AKÇAY

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 319
favori
like
share