[FONT="Arial Narrow"]


Malaga’ya geldiğimden itibaren hoşuma gitmeyen bir tek özelliğim vardı. İnsanlarla fazla diyalog kurabilen bir yapıya sahip değildim.
Malaga; İspanya’nın Endülüs bölgesinin güneyinde yer alan bir liman şehriydi. Akdeniz insanı olarak sıcakkanlı bir yapım olması gerektiği ve bu sıcak şehre geldiğim halde ruhumda sıcak duygulardan eser yoktu. Oysa resimlerinden çok etkilendiğim İspanyol Ressam Pablo Picasso’nun doğum yeri olan Malaga’daydım ve ben mutlu değildim.
Günlerim okulla ev arasında geçiyordu. Kendime bir tek yapabileceğim uğraş bulamamıştım. Zevksiz biri olmadığımı biliyordum. Fakat ne yazık ki, Malaga da hiçbir şeyden hoşnut olmayan, tam bir zevksizlik abidesine dönüşmüştü ruhum.
Yavaş yavaş kendi içime dönük bir yapı hakim olmaya başladı üzerimde. Bu durum benim için gittikçe zorlaşıyor; işin içinden çıkılamaz bir hal alıyordu. Malaga ya geleli bir sene geçmişti aradan; ama ben, Malaga daki bir seneme geri dönüp bakınca, yeterince mutlu olmadığımı görüyordum.
İşte o gün! Malagalı Denizkızı Petra’ya ilk rastlayışım. Muhteşem güzelliği ve son derece doğal haliyle karşımda duruyordu. Okul çıkışı yine arkadaşlarımla gitmeyi tercih etmemiş deniz kenarında gezerken, el işi, boncuk işlemeli ve deniz kabuğundan yapılmış süs eşyaları yapıp satan genç bir kıza rastladım. Boncuk ve süslemelerini görünce, yüreğim o tarafa doğru bir anda bedenimin harekete geçmesini sağladı.
Bu rastlayış, yıllarca sürecek olan bir dostluğun başlangıcı olacaktı. Malagalı Denizkızı Petra ile ilk göz göze geldiğimde sanki dünyanın en güzel limanına demir atmışım gibi hissettim. Bakışları yüreğimin içinde dolaşıyor, bir mücevher gibi parlıyordu. Sanırım; onunla olan dostluğumuzda bana bu ilk bakışları etkili olmuştu. Malaga’ya geliş nedenimi ve burada huzursuzluk içerisinde geçirdiğim günlerimi bir an aklımdan silip alıverdi.
Tezgahında gümüş renginde boncukla işlenmiş bir yüzük görmüştüm. Güneş tam tepedeyken ışıltılı bir şekilde yüzük parlıyordu.
- Buyurun hanımefendi, Hoş geldiniz dedi elini uzatarak.
Sağ elinin üzerinde kırmızı bir gül dövmesi vardı. Dikkatimi çekmişti. Çılgın birisi olsa gerek diye düşündüm. Daha ilk karşılaşmamızda bana elini uzatmış ve hiç tanımadığı beni selamlamıştı. Sıcak ilgisi ve samimi davranışları hoşuma gitmişti. Gümüş rengindeki yüzüğün fiyatını sordum. Kısık bir sesle bana “ 3 EURO” dedi. Bir yüzük, o andan itibaren bizi birleştirmişti.
- Merhaba adım Petra.
- Pınar.
Memnuniyetimizi belirttikten sonra, aramızda kısa bir sohbet başladı. Yavaş yavaş ikimizde hayat hikayemizi anlatmaya başladık.
Denizkızı Petra, bir anda hayat hikayemi anlatmaktan nefret ederim. Çünkü, geride bıraktığım anılar senin ilgini çekecek kadar eğlenceli değil deyiverdi. Bana anlatmaktan dolayı bir kuşku taşımıyordu içinde. Bunu gözlerinden okuyabiliyordum. Sadece, geleceğe bakan bir yapıya sahipti. Meraklanmıştım. Anlatacaklarını merak ediyordum. Her ikimizde, hayattan yanımıza aldığımız kadar mutsuzluklarla geziyor; çantalarımızda geleceğe dair güzel umutlarımızı taşıyorduk.
Gözleri hiç kıpırdamadan denize doğru bakarak;
- Annemle birlikte yaşıyorum. Şu hayatta, elimde sadece annem kaldı. Ona ve kendime bakabilmek adına denizde balıkçılık yapıyor ve süs eşyalarını satarak geçimimi sağlıyorum demişti.
Şaşırmıştım.
- Sen ve balıkçılık ha! İlginç!
- Ne var balıkçılık erkek mesleğimi sanıyorsun dedi gülümseyerek. Çoğu erkekten daha iyi balıkçılık yapıyorum. Üç senedir artık alıştım. Balık tutma konusunda en ufak bir problem bile yaşamıyorum dedi.
Sonra, beni merak etmiş ve içimdeki hüznü anlamış olacak gibi bana;
- Sen niye buralarda yalnız başına dolaşıyorsun? Peki! ben sana nasıl yardım edebilirim? dedi bir anda
Tam konuşmak üzereyken kendinden gayet emin bir ses tonuyla;
- Hayatın seni içine almasını istiyorsan, hayatı uzaktan seyretmeyecek, hayatın içine gireceksin dedi bilmiş bir tavırla.
Hoş bir söz söylemişti. Etkilenmiştim. Malaga’daydım ve ben hala bu şehrin bir gün bile tadını çıkarmadan yaşıyordum. Denizkızı Petra, ellerimden sımsıkı tutarak konuşmasına devam etti.
- Hiçbir zaman yolun sonu görülmez. Ama sen yolun sonunu görecekmişsin gibi yaşa dedi .
Petra’nın söylediklerini gözlerimin önünde canlandırmaya çalışıyor; nasıl yaşayabileceğimin kısa bir hesabını tasarlıyordum kafamda.
Sonra, gözlerindeki parlayan ışıltı bir anda gitti ve
- Neyse boş ver! Ben zaman zaman kendimi yakın hissettiğim kişilere böyle konuşurum. Söylediklerimi fazla önemseme! Çünkü hayat, o kadar da fazla önemsenecek kadar zor değil diyerek, yaşadıklarını bir anda unutuvermiş gibi sildi.
Oysaki Petra, Malaga da gideceğim yolu bulmam için, içimde çoktandır hapsolan duygularımı özgür bırakmıştı söyledikleriyle. Bunu nasıl yapmış? Nasıl başarmıştı anlayamıyordum. O günden sonra kesinlikle emin olduğum iki şey vardı ki, Biri Petra benim için artık Denizkızı Petra olacaktı. Onun sayesinde Malaga daki insanlarla sosyal bir diyalog içerisinde olabilecektim.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 349
favori
like
share