Buse'nin Gözyaşları 9 - Derin Duygular - Ayhan Sarıkaya - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Ahmet efendi,Buse'ye gözü gibi bakmayı ihmal etmiyor;yemiyor,içmiyor misali üzerine çocuk gibi titriyordu.İki tane hizmetçisi etrafında fır dönüyor,ağzından ne çıkarsa hemen yerine getirmeye çalışıyorlardı.Bütün istekleri yerine getirilmiş olsa da hala kendisini kolu kanadı kırık turnalar gibi hissediyordu.Nasıl ki havada çift çift birlikte uçan turnaların birinin avcılar tarafından vurulmuş olması,diğerini derinden yaralıyor ve ortadaki acıya dayanamayıp ölüp gidiyorsa,Buse de sonunun öyle olacağını kabulleniyordu.Sevdiği,ayrılıklara asla tahammül edemeyecekleri eşinden uzak,yüreği yaralı ve her zaman da öyle kalacağı varsayımıyla yanıp kavruluyordu.

Buse,ömrünün on yedi yılını geçirdiği gecekondusunu,Amasya'nın eski yerleşim yeri olan kalenin eteklerindeki yoksulların yoğun olduğu mahallesini özlüyordu.Komşu kızlarından Çevriye ve Sadiye gözlerinde tütüyordu.Onların tatlı yakınmaları hala kulaklarında çınlıyordu:

"-Mahallemizin medarı iftarı oldun Buse.Bizler,ilk okuldan itibaren okuyamadık.Bak,mahallemizde kızlar içerisinde bir tek sen çıktın,okuyan ve hatta okul kazanıp da dışarıya giden.Seninle gurur duyuyor,sana imreniyoruz..."

Arkadaşlarının bu övgü dolu sözlerine karşılık hiç kibirlenmeden onlarla şakalaşır,

"-Ne yapalım,şans.Kaderde kısmette varsa okuyup hemşire olmak,biz de olacağız bakalım...Hem sizler de bulunduğunuz durumdan niye kederleniyor,niye içleniyorsunuz ki;sizlerin tamamen şansızlığından kaynaklanıyor.Yoksa sizler de benim gibi aradan sıyrılıp çıkardınız...Sizler de her şeylerin en güzellerine layıksınız..."diye gönüllerini almaya çalışırdı.Kibirli olmaktan hiç hoşlanmaz,kibirli olandan,olmaya özen gösterenden nefret eder,o tiplerin yanından hemen uzaklaşırdı.Kibirli olmayı,kişinin kendisinin öz benliğine güvensizlik olarak ahdediyordu.Buse'nin göstermiş olduğu bu alçakgönüllülük karşısında ise komşu kızlarının Buse'ye karşı sevecenlikleri daha fazla artıyordu.Yine O!na övgüler yağdırmaktan geri kalmıyorlardı.

"...Kız,sen mahallemizin biricik solmayan ve dalından koparılmayan yedi veren gülü gibi olasın ey mi!.."

Şu anda yaşadığı ortamda bu anıların hepsi zaman zaman film şeridi gibi kayıp gidiyorlardı,gözlerinin önünden...Tatlı anıları acıya dönüşerek belleğinde sessizce canlanıyorlardı...

Şimdi,dört aydır yaşamakta olduğu konağın balkonundan dışarıyı izliyordu.Önünde, etrafı topraktan yapılmış,kalın ve yüksek duvarlarla çevrili büyükçe bir alan vardı.Bu alanın içerisinde neler olup bittiğini dışardan görmek imkansızdı.Sanki eski tarihten kalma, kalenin surları gibiydi.İçerde gezinirken de dışarıyı görmek mümkün olmadığı gibi sadece gökyüzünün maviliği,bulutlar,sağa sola uçuşan kuşların varlığı gözlemleniyordu.Onun dışında dışarıyla irtibat kurmak istenildiğinde duvarın yüksekliği kadar yukarıya uzanan kalın kalaslardan yapılmış çiftli kapının sağa sola açılması sonucunda yapılıyordu.Tarım işlerinin yoğun olduğu zamanlarda bu kapı ,sık sık açılıp kapanırdı.Akşam saatlerinde ise tamamen kapanır arkadan demir sürgüsü çekilir,konak kendi dünyasına çekilirdi.
Balkondan dışarıya baktığında alanda olup bitenleri kuş bakış gibi izliyordu.Duvarların yükseklik mesafesinden dış dünyayı izlemeye kalkığında ise etraftaki evlerin kiremitliklerini ve ağaçların yarıdan sonraki bölümlerini görebiliyordu.

Dışarıya hava almak için çıkarılan montofon ve simentel kültür ırkı sığırları(büyük baş hayvanlar) izlerken içinde bir şeyler kıpır kıpır etmeye başlamıştı.Kuyruğunu sağa sola sallayarak, üzerine konmaya çalışan sinekleri kovalamaya çalışan hayvanlar,dışarıdaki güneşin sıcaklığından yararlanıyorlardı.

Hayvanları izlerken günlerdir saplantı halindeki imgelem dünyasından kendisini çekip aldı.Ya da öyle hissetmişti birden bire...Bu hamle,Buse'nin dış dünyaya karşı ilk pozitif yaklaşımı oluyordu.Beynini kemiren karabasanlardan kurtulması gerektiğinin emirlerini almışçasına birden bire yüz mimikleri değişti.Tahta merdivenlerden aşağıya inerek ahırların bulunduğu bölmeye geçti.Orada Ahmet efendinin adamlarından iki kişi,iş tulumları üzerlerine çekili vaziyette ahırın temizliğiyle uğraşırlarken;iki kişi de hayvanların yemliklerine öğlen menülerini koymak için fenni yemlerle, saman karışımı harmanlaması yapmaya özen gösteriyorlardı...Her iki kişinin de eşleri de şalvarlarını üzerlerine çekmişler,süt güğümlerini" ıhılıya,zıhılıya " ahırdan dışarıya çıkarmaya çalışıyorlardı...

Buse,adamların ve kadınların çalışmalarını meraklı bakışlarla kısa bir süre izledi.Buse'nin kendilerini izlemelerinden habersiz çalışmalarına devam ediyorlardı.Göz kaymasıyla farkına varmakta gecikmediler...Kadınlardan biri,yanına yanaşıp,

"-Buyur hanım ana,bir emriniz varsa hemen yerine getirelim..."

Etraftakilerin göstermelik hareket ve konuşmalarından rahatsızlık duyduğu halde sessiz kalmayı yeğlerdi.Bu konakta neler olup bittiğini,Ahmet efendinin dünyasında neler döndüğünü henüz bilmiyordu...İçinde bir ses,

"-Hadi, bu dünyaya sen de katıl !.." diye çağrışım yapıyordu adeta...Bunu yavaş yavaş bütün benliğinde hissetmeye başlıyordu.

Belli belirsiz vakurlu bir edayla,

"-Emir falan yok!..Sadece merak var.Bunun için ahıra girmek,hayvanlarla ilgilenmek,neler olup bittiğini öğrenmek istiyorum.."

Kadınlardan biri,

"-Ama bu elbiselerinle içeriye girersen hem elbiselerin hayvan pisliğiyle kirlenir hem de hayvanların dışkılarının kokusu iner üzerlerinize..."

"O zaman,çabuk üzerime farklı giysiler getirin bakalım..."

Konuşmasında kendisinin de farkında olmadığı şekilde emir kipi yatıyordu.Birden bire kadınlar karşısında çil yavrusu gibi dağılmışlardı.Biraz sonra biri, ağı geniş olan şalvarı,diğeri de öbür giysileri getirdiler.

Şalvarı üzerine geçirmiş,Tokat yazmasını da başına takmıştı.Bu görünümüyle tam bir esmer köylü kızını andırıyordu.Yay gibi siyah kaşları,kaşlarının siyahlığına ayrı bir çekicilik veren ileriye doğru fırlayan kirpikleri ve her ikisiyle bütünleşen siyah gözleri,yüzünün ifadesini anlamlı bir şekilde zenginleştiriyordu.Bu zenginliğin içerisine elma gibi al al olan yanakları ve kelebek dudakları ortak oluyordu.
Buse,çizmelerini de ayaklarına geçirmiş vaziyette ahırın içerisine girdi.Bir süre çalışanları izledi.Çalışanlar,Buse'yi fark eder etmez kendilerine çeki düzen verdiler.Kendi aralarında şakalaşıyorlardı.Şakanın biçimini hemen değiştirdiler.Yapmış oldukları argolu konuşmaları hemen kestiler.Yoksa "hanım analarının" en ufak bir rahatsızlığından doğacak şikayet sonucunda kendilerinin sorgusuz sualsiz sokağa atılacaklarını kestirmek güç değildi.

Buse,buzağılıktaki yeni doğan buzağıyı sevmeye,kucağına alıp okşamaya başladı.Buzağı ayakta sağa sola yalpa yapıyor,yere düşüyor,tekrar ayağa kalkmaya çalışıyordu.Çalışanlardan biri hemen yanına gelip bilgilendirdi.

"-Hanım ana!..Bu,simental cinsi hayvanın buzağısı...Henüz bu sabah doğdu..."

"-Hımm.Ne kadar güzel bir yavru.Çil çil altın sarısı renkleri,ne kadar da yakışmış.Şu gözlerinin güzelliğine bak.Yavrum benim,canım.Sarı renginin arasına serpiştirilmiş beyaz lekeler de sanki yeni açmaya başlayan beyaz gülün tomurcuklarına benziyor...Yavrum,bir tanem...Güzelliğine kurban olurum senin..."

Buse'nin buzağıyı severken her yavrum deyişinde yüreği kıpır kıpır oluyor annelik duygularının içerisinde kımıldamaya başladığını hissediyordu...Her şeyin bilincindeydi,
Normal "adet düzeni" kesilmiş hamile olduğunu anlamıştı...


Ayhan Sarıkaya

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 246
favori
like
share