Farkındalık - Yol Hikayeleri - Selma Akar

İlginç olan Peru el yazmalarında yer alan bilgilerin şu an yaşamımda ortaya çıkıyor oluşuydu. İnsan olarak her şeyle kurduğumuz ilişkinin, iletişimin ‘enerjinin doğası’ ile birebir ilgisi olduğu ve ilgimizi ve dikkatimizi verdiğimiz şeyin er ya da geç yaşamımıza çekilmesini görmek insanı özgürleştiriyor ve ruhunu yıkıyordu…

Enerjimiz yükselmeye başladığında ise beklediğimiz, düşündüğümüz şeyler anında karşımıza çıkıyordu. Buna ‘dua-temenni gücü’ deniyordu. Ve yaşamlarımızın gideceği yönü aslında kendi ellerimizle belirlediğimizi anlatıyordu bu. *

Korku ve kuşkulardan arınamadığımızda ise bu güç hızla çöküyor, korktuğumuz durumların aynı şekilde karşımıza çıkmasına neden oluyordu. Eğer bunu bilinçli olarak yönlendirebilirsek ‘eşzamanlı olaylar’ denilen karşılaşmalar gerçekleşiyordu. İhtiyaç duyduğumuz, ruhsal çekimler ve deneyimler…

Ne var ki başımıza gelen birçok şey diğer insanlarla birlikte yaşıyor olmamızın sonucunda gerçekleşiyor. Yaşamımızın gidişatında onların beklenti ve davranışlarının da rolü var. İster inanalım, ister inanmayalım varlığımızın kapısını biz açtığımız için veya açık bıraktığımız için bu etkiler içeriye girer ve yaşamımızı yönlendirirler. İnsan izin vermedikçe hiçbir şey o kapıdan içeri giremez; bu bir SIR. İşte tam da bu yüzden yaşamlarımızın akışı aslında bilinçsiz yaşam şekillerinin labirentinde tıkanır. Enerji alanlarımızın çökmesi yaşadığımız korku ve kuşkuların bir sonucudur. Ne kadar çok olumlu düşünür ve farkındalıkla yaşayabilirsek enerji alanlarımız o kadar çok genişler ve rastlantı dediğimiz eşzamanlı olayları yaşamımıza çeker.

Zaten insanların Peru, Mısır, Aborjin, Kızılderili, Şaman, Toltek, Maya, İnka, Mısır kültürlerine çekilmesinin nedeni aynı değil midir? Ya da bunun bir rastlantı olduğu söylenebilir mi? Varoluşumuzun yüreğinde atan kadim bilgiler; modern insanın ilkel olarak adlandırdığı aslında ilk el olan, özgün olan, bozulmayandaydı…

İşte bu da insan yaşamındaki gizemin vücuda gelişiydi; bilinen ve inanılan ‘kader’ denilen durağanlığın karşısında, yaşamını kendi seçimleriyle ve ilgi ile dikkatinin dümeninde yönlendirme gücünün farkında olan insanın, aslında yaşamın akışına katılarak ve akarak varoluşunu anlamlandırabileceğini görmesiydi…

Aradaki fark ise insanın ‘kurban’ olmasından kendi yaşamını yaratabilecek gücü olan bir varlığa dönüşmesidir. Bu evrimdir aynı zamanda, ilerleyen yola katılma isteğidir durmak yerine, var olan sistemlerin, şartlanmaların, yönlendirmelerin ve inançların ötesine; ufukların ötesine gitme isteğidir; insanın birebir kendi yaşamını yarattığını farketmesidir…

Kavşak noktaları belki nereye doğru gideceğimizi karıştırdığımız noktalardır, yine de o seçimler yaşamı hissedebileceğimiz ana noktalardır; salt kendi kendimize karar verebiliyor isek, kararlarımızda ve düşüncelerimizde özgür olabiliyor isek. Aslolan ise o kavşak noktalarına gelmezden önce insanın yaşamını ve ruhunu, düşüncelerini ‘gerçek’ olana doğru boşaltabilmesiydi. Dışardan aldığımız her türlü etkinin bize ait olmadığının farkındalığıyla yürümekti. İstediğim bu kirliliğin yıkanmasıydı; en başta kendi ruhumda…

Başkalarına değil kendi yaşamıma bakıyordum. Yola çıkma nedenim, yaşadığım ve yaşayacağım şeyleri oluşturuyordu. Korkmadan, tek başıma yola çıkma seçimim; bilmediğim, daha önce görmediğim yerlerde, sezgilerime güvenerek, yalnız sezgilerimi izleyerek tanımadığım insanlarla gerçekleştirdiğim ‘paylaşımları’ gerçek kılıyordu. Ve bu her an içime bir coşku veriyor ve yarattığım şeyi birebir yaşama ve ondan haz almama neden oluyordu. Bilinmeyen kendi adımlarımla bilinene dönüşüyor, aslında korkacak bir şey olmadığını, her şeyin içimizde olduğunu anlatıyordu bana tekrar ve tekrar. Ve aslında yaşamın bize verilenler değil de gerçekte ‘bir keşif’ olduğunu…

Ve yol boyunca dokunduğum insanlar da bunu hissediyordu. Yaşamın içinde kadın ve erkeğin aslında birbirinden farklı olmadığını, aynı doğaya, aynı insan doğasına sahip olduklarını görmelerine neden oluyordu belki de. Onların varlığıma dokunması ise içimdekileri netleştiriyordu, yaşama bakışımı zenginleştiriyordu…

Şimdi bulunduğum yer kendi seçimlerimin ve eğilimlerimin bir sonucuydu. Kendi yaşamımı ruhumun açlığını çektiği şeylerin peşine düşerken onurlandırdığım bir noktaydı. İçimde belki ikilemler vardı, hüzünler vardı ama kendi varlığımı taşımak istediğim yere gitme isteğim her şeyin ötesindeydi. Yol boyunca tanıdığım, evlerine misafir olduğum, bana fener olan her insan da bu anlamda kendi yaşam yolumu yaşayabilecek cesareti kendime göstermeme karşılık varoluşun, evrenin bana verdiği hediyelerdi.

Sınırlardan sınırsızlığa doğru yol alırken her birimiz, aslında sınırların kendi içimizde olduğunu anlıyorduk. Anlayışın bir gün gelip te ekilen bir tohum gibi açan bir çiçeğe dönüşeceği o ana dek…


* James Redfield, 9 Kehanet

Selma Akar

Etiketler:
Beğeniler: 2
Favoriler: 1
İzlenmeler: 361
favori
like
share