Buse'nin Göz Yaşları 11 - Derin Duygular - Ayhan Sarıkaya - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Haziran'ın yirmi birinci günü de geride kalıyor,yaz sıcakları kendisini hissettirmeye başlıyordu.Çevre köylerdeki ve Işıklı köyündeki tarım işleri bütün yoğunluğuyla devam ediyordu.Buğdaylar,sarı sarı başaklarıyla hasata gelmiş olmalarını müjdeliyorlardı adeta...On beş yirmi gün sonra tırpancılar,hasat işlemlerine başlamış olacaklardı.

Hasat sonucunda;hastası,oğlunu kızını evlendirecek ve tefeciye borcu olanların paraya ihtiyaçları olacağı için ivedilikle buğdaylarını ya tüccarlara ya da " belki darda kaldığım zaman kapısına gitmeye yüzüm olur" düşüncesiyle Ahmet efendiye değerinden aşağıya satmış olacaklardı...Bu,her yıl böyleydi.Azalmıyor adeta fazlalaşıyordu.

Meşhur Amasya elması bahçelerinin dördüncü suyu verilmiş,elma iç kurduna karşı ilaçlı mücadelesinin ikincisi de yapılmış şimdi de ağaçların dallarının izdüşümlerine gelecek şekilde amonyum nitrat gübresi atılıyordu.Ayrıca bazı elma bahçelerine İl Tarım Müdürlükleri tarafından bir zararlının evrelerini takip etmek üzere tuzaklar asılmıştı.Tuzakların içerisindeki açık sarı yapışkan kartona kelebekler yapışıyor ve orada kalıyorlardı.Buradan da zararlının popülasyonun yoğunluğu hakkında edinilen bilgiye göre ilaçlamanın çeşidi ve dozajı ayarlanıyordu...

Ahmet efendi,işlerini takip etmekte üzerine diyecek yoktu.Her konuya titiz davranıyor,verdiği emrin yerine getirilip getirilmediğini görmek için hiç erinmeden bizzat kendisi boz atıyla dolaşıyordu.Yanından ayırmadığı av köpeği "fındık" da peşinde fır dönüyordu.Fındık,sahibiyle dolaşmaktan son derece zevk alıyordu.Dolaştığı yerleri santim santim koklar,belleğine yerleştirirdi.Sahibiyle av zamanın yaklaştığını kendisi de hissediyordu.Hele şu buğdaylar,arpalar biçilsin;anız ortaya çıksın işte o zaman kendisine gün doğacaktı.Sahibi Ahmet efendiyle birlikte anızların üzerinde bıldırcın avı yapmanın keyfine diyecek olamayacaktı.Sahibi Ahmet efendi,kendisini anız tarlalarına doğru yönlendirdiğinde;

"-Hadi oğlum perma yap" komutuyla verilen emrin inceliğini yerine getirmek için yere yapışmış vaziyette sürünerek önündeki hedefe doğru yaklaşıp da hedefi,kuyruğunu yukarı kaldırmasıyla asıl görevini yapmış olmanın zevkinden havalara uçuyordu...Ondan sonrası sahibi Ahmet efendiye kalıyordu.Gözden, gezden,arpacığın silme tepesinden nişan almasıyla tetiğe basıp "bummm!" diye ses çıkartmak.Yere,anızların üzerine düşen bıldırcını ağzıyla alıp sahibinin önüne getirdiğinde dünyalar onun oluyordu, o zamanlar...

Ahmet efendi,elma bahçelerinin önündeki Toyota pikabı görünce,İl Tarım Müdürlüğünden ziraatçıların geldiğini hemen anladı.

Ziraatçılardan Alpaslan,yapmış olduğu tetkiklerden sonra Ahmet efendinin adamı ve yanındaki işçilere teknik bir şeyler anlatıyor,onlar da can kulağı ile dinlemeye çalışıyordu.

Ahmet efendi,atından inip yanlarına yanaştı.

"-Hoş geldiniz Ziraatçı beyler,nasılsınız?"

"-İyiyiz,Ahmet efendi.Sizler nasılsınız.Araziyi,meyve bahçelerini dolaşmaktayız.Elma iç kurdu taraması yapıyoruz.Gerekli bilgileri zaten adamlarınıza vermekteyiz..."
Ahmet efendi,adamlarının psikolojisini tek tek belleğine kazıdığı için,

"-Ziraatçı bey,ben adamlarımın ne yapıda olduklarını çok iyi bilirim.Bunların anlıyor göründüklerine bakma.Sorsan söylediklerinin bir kelimesini dahi anlamamışlardır.Siz-
Lere zahmet eğer zamanınız varsa bu söylemiş olduğunuz ilaçların oranlarının hazırlanmasında başlarında bulunursanız daha iyi olacak sanırım.Çünkü benim adamlarım ancak kızıl kuvvetten hoşlanırlar.Şurayı iki metre kaz desen onlar Allah ne verdiyse dört metre de kazarlar.Amma velakin teknik yönleri sıfırdır."

Ziraatçı Alpaslan bey,

"-Peki Ahmet efendi,bir defaya mahsus olmak üzere akşama kadar senin elma bahçende ilaçlamanın başında bulunuruz.Bizim görevimiz örnek olarak bir iki ağaçta göstermek.Yani şimdi hepsini ilaçlamaya kalksak yapamayız.Örnek olarak ağaçların budama zamanı gelir bir iki ağaçta budamanın nasıl yapıldığını gösteririz, ya da zaman zaman açtığımız teknik kurslarda da çiftçimizi bilgilendiririz...Yoksa tek tek çifçimizin tarlasında çalışamayız,değil mi?..."

"-Haklısın,çok doğru söylüyorsun ziraatçı bey."

Ziraatçı Alpaslan,hayvanlara slaj yapımı konusunda bu yıl ilk kez slaj demonstrasyon çalışmalarına başlayacaklarını;bunu da Ahmet efendinin tarlalarından birinde elli dönüm kadar yapma düşüncesinde olduklarını söyleyince hiç tereddütsüz "hemen uygulayın,gereken neyse ben her konuda size yardımcı olurum" dedi."

"Bizim amacımız buğdayı kaldırdıktan sonra yerine hemen mısır ekip püsküllerini çıkarır çıkarmaz biçtirip hayvanlara silaj(turşu)yaptırıp çiftçinin yapacağı masrafları önlemek ve hayvanlarda süt verimini artırmak..."

"-Peki ziraatçı bey,çok güzel olur.Sizlere hak veriyorum.Hadi kolay gelsin.Diğer tarafları da dolaşmam lazım.Bakalım işçiler neler yapıyorlar..."

Oradan uzaklaşmadan adamlarından Zeynel'i yanına çağırıp kulağına,

"-Ziraatçılara öğle yemeğinde güzel bir ziyafet hazırlayın.Kuş sütüne kadar eksik bir şey olmasın ha.Sen de anlatılanları can kulağı ile dinle bir hata yapmayasınız.İşçilerin bir b...tan anladıkları yok zaten.Akşam yanıma gelip beni bilgilendirirsiniz,tamam mı?.."

"-Tamam Ahmet efendi.Ben gerekeni yaparım.Siz merak etmeyin..."

Ahmet efendi,oradan ayrılmış geniş tarlaların içerisinde atının rahvan yürüyüşüyle dolaşırken birden Buse geldi aklına.Buse'nin son zamanlardaki değişikliğini kendisi de hissediyordu.Geçenlerde kızı Gülpembe ile ilgilenmiş olması, onunla oyun oynaması kulağına gelmiş bu değişikliği hoşuna gitmişti.Hatta kızının "babacığım balkondan bize bakıp gülüyorlardı" diye diğer kadın ve kızları ispiyonlayınca gerekli dersi vermişti onlara.Kendi gelinlerini,kardeşlerinin hanımlarını karşısında içtima edip bir daha yapmamaları için fırçalamıştı.Buse'nin dört aydır konağın içerisinde hapis olduğunu biliyordu.Kendi kontrolü altında dışarıya çıkartmayı düşündü.Gerçi fazla yüz vermeye gelmezdi kadın kısmına.Sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmeyeceğin yanlış felsefesini beyninde taşıyordu.

Konağa geldiğinde, Buse odasında çocuk patiği örmekle meşguldü.Annelik duygularının filizlenmeye başladığını hissediyordu.Karnındaki çocuğunun doğmasını sabırsızlıkla bekliyordu.Doğar doğmaz adını bile hazırlamıştı.Tugay.İlk ve son sevgilisinin adından başka ne koyabilirdi ki...

Günün bu saatinde Ahmet efendiyi karşısında görünce saygıda kusur etmeyerek ayağa kalktı.Sessizce kocasının emrini bekliyordu.

"-Buse,bugün hava çok güzel.Hadi seni atımın terkisinde biraz dolaştırayım ha.Ne dersin?Zaten aylardır hapis sayılırsın..."

Buse,konuşulanlara hiçbir tepki vermedi.İşi oluruna bıraktı.Aslında dört duvarın arasından kurtulup dışarıda özgürce koşmak ve dolaşmak burnunda tütüyordu...
Şimdi ise kocasının bu birlikte dışarıya çıkma teklifini köleliğine yarı azat edilmiş gibi geliyordu.Ona da razı oldu.Sadece dudaklarının arasından,

"peki" çıktı.

Ahmet efendinin atının terkisinde bir saate yakın tarlalara doğru dolaşıp geldikten sonra Buse'nin ağzından,

"-Ne zaman benim de şahsıma ait bir atım olacak?" diye çıkan sözleri dışarının dört aydır çektiği özlemini henüz gideremediğini gizliden gizliye yansıtıyordu...

Ahmet efendi,

"-Hemen yarın olacak " diye noktayı koydu...



Ayhan Sarıkaya

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 270
favori
like
share