[FONT="Arial Narrow"]

Yemyeşil çimenler üzerinde oturuyorlardı Mehmet Amca ve Ali. Koyu bir sohbete dalmışlardı. Her ikisi de hayattan bahsediyorlardı. Mehmet amca diyordu Ali’ye “her köşeyi dönüşte; hayatın tuzağıyla karşılaşmaktan yoruldum” diye. Ali haklısın der gibi kafa sallıyordu. Hırçınlığı dinmişti bir an Mehmet amcanın sözleriyle.
Mehmet Amca 72; Ali 18 yaşındaydı. Biri suskun, durgun; diğeri hırçın dalgalar gibi hayata meydan okuyordu sözleriyle.
Sonra birden konu açıldı. Ah! Dedi Mehmet Amca; nerede o eski gençliğim. Şimdi senin yaşında olacaktım; Bak! Her şeyi dert eder miydim kendime.
Gençliğini hatırladıkça canı yanıyordu Mehmet Amcanın. Hep bir gün diye bekledim. Neyi beklediğimi bilmeden. Beklediğim güzel şeydi. Ama o bir türlü gelmedi. Çalışmalarım, çabalarım karşısında peşimden gelecek sandım; sonra bir baktım ak pak beyaz saçlı gelmeyeceğini sandığım yaşlılığım gelmiş önüme deyiverdi.
Derin derin nefes aldı Mehmet Amca; Bak! Dedi Ali’ye “ görüyor musun?” Uzakta havada bir martı var. Nereye gidiyor sence?
Ali dedi evine.
Yapma çocuk! Hayır evine değil Ali; gönlünün istediği, pişman olmayacağı yere.
Peki! süzülebilir misin o martı gibi havada?
Ali güldü. Olur mu hiç “Allah Aşkına Mehmet Amca”.İnsan kuş değildir, kanatları yoktur ki havada uçsun.
Mehmet Amca eliyle Ali’nin sırtını sıvazladı. Ya Ali; işte hayat böyle! Çok fazla umuda kapılıp kendini tüketme.
Ben hep kuşlar gibi istediğim yerlere gidebileceğimi zannettim. Gönlüme; sırtımdaki yüklerden daha ağır sonsuz umutlar yükledim. Hep bir şeyleri bekledim. Gelmedi.
Anlatıyordu Mehmet Amca yıllardır aklında iz bırakmış düşünceleri Ali’ye.
Bak! Dedi şimdi yalnızım. Meğerse yaşlılıkla birlikte yalnızlıkta geliyormuş.
Bu yüzden Ali! Yüreğindeki hiçbir şeyi yarına erteleme ve hayattan çok şey bekleme. Beklediklerin bir gün gelip “ben geldim” diye kapını çalmazsa; günden güne çığ gibi büyür içindeki duygular ve her gün seni yaşamadan öldürür.
Bir gün anlayacaksın içindeki öfke boşmuş diye ve bu boşluk hiç hoşuna gitmeyecek. Daha neler olduğunu anlamaya çalışırken, anlayamadan yaşlanacaksın ve benim gibi özlemlerle mi hayatını yaşamaya çalışacaksın. Sakın yapma oğlum.
Daha yaşın kaç! Hayatın başındasın diyordu onda iz bırakan hayat tecrübeleriyle.
Hayat bir masal Aliciğim; bu masalda istediğini var edebilir; istediğini hiç yokmuş gibi farz edebilirsin. Her şey senin elinde. Yalnız bu masal serüveninden çok fazla şey bekleme diyordu Ali’ye.
Ne diyorsun Mehmet Amca! Ben başaracağım.
İnşallah oğlum. Yüzünü buruşturma Ali; sen kabul etmeyebilirsin ama beklediklerin bir gün gelmezse paramparça olmuş bir yürekle yaşanmadığını görürüsün. O yüzden daha bu yaşta hayata karşı bu öfken niye?
Sadece hayatı ve kendini iyi tanı oğlum. İsteklerini arzularını yaşamına göre ayarla. Yapmak istediklerini yarına bırakma! Ya da oğlum; elinin tersiyle bir kenara itme. Bir gün belki geri gelmeyebilirler.
Yoksa hayat sinsi bir yılan gibi soğuk ve sessizdir. Anlamadan gelir ve büyür içindeki çığlıklar.
Yemin ederim Mehmet Amca çok şey biliyorsun; fakat söylediklerinin çoğunu anlayamıyorum. Bilmiyorum ama göreceğiz yaşadıkça demişti Ali yıllar öncesinde.
Yıllar sonra Ali büyüdü. Büyürken o kadar şey düşündü, o kadar çok hayat tarafından ruhu okşansın istedi ki; olmadı. Sanmıştı ki Ali; Mehmet Amca yaşlılıktan ve yalnızlıktan bunları söylüyor. Onun sözlerini biraz hafife almıştı. Oysa Ali’nin yapmak istedikleri vardı ve yapacaktı. İlk sorumluluğundan sonra hayatın ufuk çizgisini bile göremedi. Yavaş yavaş farkına varıyordu geçmişle gelecek arasındaki beklentilerinin. Yıllardır bin türlü hayallerle süslediği ruhunu orta yaşlara geldiğinde yapayalnız buldu.
Bir gün yıllar öncesinde Mehmet Amcayla sohbet ettiği yere yemyeşil alana gitmek istedi ve gitti. Gittiğinde koca koca binaların yüzünü gördü. Eser yoktu yeşil alandan. Ali orada sadece hala baharı bekliyorum diye acı içinde bağırdı.


Yazan : Melodi AKÇAY


Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 322
favori
like
share