[FONT="Arial Narrow"]


Bir diabetik, şeker hastasının hastalığıyla ilgili düşünceleri, seslenişi, feryadı….

Kim olduğumu hala keşfedemiyorum. İlkel, vahşi bir yaratık mı, yoksa şeker hastalığına karşı koyabileceğini sanan ve bu uğurda arayışlar içerisine giren bir gezgincimi?

Bazen bir vahşi yaratık gibi aç susuz kalmış önüne ne gelirse saldıran, kendi ruhunun derinliklerinde ara sıra şeytanla yüzyüze gelen, kuruyan damaklarında bir yudum çikolata, tatlı diye savaşa giren ruhunu doyuramamış çaresiz bir beden mi?

İki ben var yüreğimde. Biri tatlı ve şekerli bir şeyler yiyemediği için kendinden nefret eden, biri bir yudum tatlı diye iç geçiren. Böyle yaşayamıyorum. Ya bir gün şekerli bir şey yiyeceğim, ya da bu işten vazgeçeceğim.

Kendime şeker ve tatlı konusunda izin verirsem içimdeki vahşi yaratık ortaya çıkacak ve sonuçlarına tahammülüm kalmayacak, bu yüzden korkuyorum. Eğer izin vermezsem aklımı kaçıracağım. Bir sürü sebep var cesaretsizliğime ya da cesaret edip tatlı bir şeyler yiyemeyişime. İçimdeki ses gittikçe yükseliyor.

O kadar kolay olmuyor bir şeker hastasının şekerli bir şeyler yemesi. İstemesi daha sık daha kolay ve daha başka oluyor. İşte en can yakanda istediğim zaman tatlı bir şeyler yiyememem. Şekerli bir şeyler yediğim zaman özür diliyorum kendimden. Söz bir daha olmayacak diyorum. Ama yine yeniliyorum. Yiyemiyorum ama istiyorum. Ben istedikçe kendime olan nefretin bir kat daha artıyor. Hastalığım konusunda bilinçli olmak, kimi zaman geliyor canımı yakıyor. İşte o zaman diyorum. Kendi kendimi incitmek, kırmak pahasına yemeliyim. Sonuçlarına katlanmalıyım. Olmuyor, olmuyor. Mantığım nefsimden önce geliyor. Hani derler ya! mantık her şeyin çözümüdür. Bu noktada mantığım bazen işe yaramıyor. Canım yanıyor, dilimi damağımı kurutuyor. Susuz çöllerde kalmış bir yudum suya muhtaç bir bedevi gibi bir yudum tatlı, çikolata arayan bedeviden farkım kalmıyor.

Anahtarı bende biliyorum. Elimin altında, gözümün önünde ona o kadar yakınım ki dokunamıyorum, tadamıyorum. Buna rağmen ben bu savaştan yine mantığımla galip geliyorum. Ya da geldiğimi sanıyorum. Çünkü yaşamak istiyorum. Bu hissettiklerim, yaşamın bir parçasıysa yaşıyorum.

Şimdi yaz geliyor. Rengarenk meyveli, dondurmalar, külahlarda yollarda insanların ellerinde olacak. Televizyon ekranlarında reklamlarda bol bol dondurma ve çikolata reklamları yayınlanmaya başladı. Pamuk şekeri ve elma şekeri yollarda gezinti yapan insanların ellerinde olacak. Ben yiyemeyeceğim, isteyip sadece özeneceğim. Yine arayacak gözlerim, yine yenilecek.

Bu düşünce içimdeki acıyı hafifletmiyor. İnsanın ne kadar aklı başında olsa bile bir gün gelip nefsine yeniliyor. Sonra sorgulamalarla, şeker hastalığının yan etkileriyle geçiyor bir günü. Sonuçta olan yine benin bedenime oluyor. Şeker hastalığıyla girdiğim bu savaştan yoruldum.

Şekerle ve tatlıyla girdiğim bu savaş bir gün değil bir ömürlük. Ne zaman nerede geleceği belli olmuyor. Öyle bir an geliyor ki, ummadığım bir anda bir hain gibi arkamdan vuruyor. Oysaki diyorum. Ben seninle savaşmayı öğrendim. Tekrar bu savaş niye? Anlayamıyorum.

Her şey ve bütün hissettiklerim birbirine öyle karıştı ki, bu yaşadıklarım gerçek değilmiş gibi geliyor. İki pişmanlık türü yüreğime girmiş, beni usulca pusuda bekliyor. Biri şekerli bir şey yediğim anda pişman oluşum, biri yemediğim anda. Bu nasıl bir şey anlayamadım.

Tarifi imkansız duygular, uykuya dalsa keşke içimde. Şimdi ben şeker hastalığımı sevmek ve sevilmek, şekerin adını, o tatlı güneş gibi parlayan yüzünü görmek, kapımı tekrar apansız çalmadan tanımak istiyorum.
Bana ızdırap çektirmeden, bazen güven vererek, korkmadan, herhangi bir şey olacak diye endişe duymadan diabetik çikolatamdan yemek ve sağlıklı insanlar gibi bende hayatı yaşamak istiyorum.

Alıntı...

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 377
favori
like
share