Ozan Göğsüm Kanıyor - Hayrettin Taylan

Acılarla örülmüş tenin enlemlerimde ozan göğsüm kanıyor,sıcaklığın pansuman olabilirdi; ama ne sıcağın,ne de geliş umudun var.Senden öncedir yüreğim .Senden sonradır canhıraş halim.Hüznün mevsimlerinde devrik meyvelerden beslendim,zayıfladım her şeyine.

Çiğdemlerin efsanesinde peri oldun, canan oldun, beni anan oldun; ama uzak kentlerden yağıyor içime acıların.

Yarını yitiren,yarimi bitiren anların anlatılmazlığındayım.Kaşlarımı yıktı geçti ani kaçışlar.Bir çift sözüm, vardı, söylemedim…Zühre yıldızı gibi yaktın beni,her an yıldız yıldız eriyor gecelerim.Dokunuşlarının hikmetlerinde yorganımdan ders alırım.Yastığının desenindeki yalnız
Pembe çiçeklerle dertleşen bir sevenin yüreğini sormaya gerek var mı ki? Mutlanırım. Umutlarım oğuldar,bir gece kapının zili çalar,bu gelen sen olmalısın.Uzak şehirden geliyorsun, servis seni yeni indirmiş olmalı, bana sürprizin var. Bir hayal arası, arlanmış bir perdenin arasındayım.
-Zil çalışından tanırım seni.Zil çaldı,bekledim, bekledim gelen olmadı.
Meğer senin perin cinin gelmiş, yatak odama geldi,beni gördü, yine köşesine usulca uyumuş, gözlerindeki nemler yarınki aşk yağmurunu özetler halde.
Dünyanın bütün iğrenç seslerini dinletti bana,bir dağın zirvesine çıkarttı. Nefesim kısılana kadar bağırdım seni seviyorum, seni unutamıyorum.
-Dağa bir mektup yazdım henüz kar vardı, henüz yüreğimde har vardı, henüz içimde işlenmemiş pişmanlıklar vardı.Henüz uslanmaz bir adamdım. Hatalar bana ders vermiyordu, direk sınava gir diyorlardı.
-Acelem vardı,hazlarım saz çalıyordu salya panayırında, sen melek halden huriliğe, oradan kumruluğa terfi etmiştin.
-Saçlarına tutunan yüreğimin yelinde uçuk sevgiler yamaladı ömür,kumruluğun derslerine o kadar alışmıştık ki dünya içinde dünyalar yaşadık.Bil ki senden başkasına yürek tellerimi akort etmedim. Senin öpücüklerinle çürüyen dudaklarıma başka dudaklar değmiş olabilir; ama yüreğimin üst ve ben ve şan dudağını yalnız sen öptün gül kızılım. Senli olmakla sevda dağlarına kafa tutuyorum

Çığlığı susturulmuş ormanlarda bütün ceylanlardan ders aldım. Ceylanlara benzeyen o kadar çok şeyin vardı ki,benim kaplamlığımın beklenmedik pençelerinde birden gidişlerin ölüm sahilinde atıldıdın.
-Yalan olur, yalan olur yaşadıklarımız,hayatın garip haritasında sensizlik dağ dağ kopkoyu…
İçimdeki su kırığı acılarla, yanmış yıkılmış bütün medeniyetlerin özündeyim, acılarıma ya da hatalarıma yeni bir elçi gerek.
- Yürek sızımın sesiyle siliyorum bütün göğü
Ay gibi yüzüne gözlerini asıyorum, bütün renkler ela gözlerine benzeyene kadar.
-Bilirim sen de benim kadar içinde ağlıyorsun.Renk renk hüzünler kaplar varışlarımıza.
Buluşmanın son sınırındaki çoğul ağlamalarla, yeni anlamalara anlatılış pervanesi olup beni gelişinden serin letiyorsun.
-Aşk gömülü makberimizin yanı başında kavuşmanın gömüsü olmalı ki en ufak bir hissedişte seni arıyor hazine kaçakçılarım
-Dinlediğimiz senfoni,dinlemediğimiz sarılışların çıkardığı sesin aynasıdır.Yüreğimizdeki direnmelerin denklemini hangi vicdan çözecek,sen öyle uzak kalışlarda susarak huzur mu bulacaksın.
Beni bıraktığın dağların altında tutuluş altını bulundu.Üstüne karlar yağdı, kardelen ağlar senin ağladığın yerde.
. Bilmelisin ki, benim bir yüreğim var üstelik yamalı, üstelik senden başka kapalı,üstelik bakımsızlığından atıl..
Şimdi aşkın sokak köpekleri gezer sensiz yüreğimin sokaklarında, aç köpekler havlar,Fahriye Abla’nın benim şiiri okuduğu yerde.
Mona Roza dillenir,Geyve’den bana bir tas su getirir.
“Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım uymaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
• da senin yarali kalbine işlemez..”
Nazım’ın Piraye’si perme perişanlıklarımda susar ve der ki:
“Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine:
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
Ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım”
Sana a yazdıklarımı duyan Evli Bedri Rahmi’nin biricik aşkı Mari Gerekmezyan` susar şiir dile gelir.. Günahımsın, vebalimsin.

Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan

Yoluna bir can koyduğum

Gökte ararken yerde bulduğum

Karadutum, çatal karam, çingenem

Daha nem olacaktın bir tanem

Gülen ayvam, ağlayan narımsın

Kadınım, kısrağım, karımsın”

Fadime Filistin’deki mezar taşındaki ünlü Makber’i okur bana. A.Hamit ‘te senin yürektendi,senin aşk şehrindendi,senin yürek acının komşusu en iyisi sus “makber” konuşsun.

“Eyvah ne yer ne yar kaldı
Gönlüm dolu ah u zar kaldı

Şimdi buradaydı gitti elden
Gitti ebede gelip ezelden
Makber mi nedir şu gördüğüm yer
Ya böyle reva mı ey cay-ı dilber.”

- Başım döner büyük şairlerin yaşadığı aşk kaçınılmazlığında susarım nazlıcan.Sen de asrın leylası oldun…Yarın seni de anlatacak herkes, sende dilden dilesin. Nazlıcan efsanesini duyacak. Bir şair gidişinde eridi aylarca, yıllarca bekledi.Bir aşk masalıyla 4 yıl evli kalırlar,şairin yürek depreminden beter hatasından Nazlıcan gider. Şair hasretinde gün gün erir.Her gün onu yazar … Bir gün bakar, 500 şiir, 150 öykü yazmış ona.Rekorlar kitabına yazılır bunlar..Dünyada giden bir sevgiliye bir daha bu kadar ürün yazılır mı bilinmez.Şair bir sürpriz yapar bütün şiir ve öykülerini onun doğum gününde yayımlatır. 1 5 öykü kitabı,50 şiir kitabı… Canlı yayında Nazlıcan’ı çağırır. Nazlıcan yine dönmez, yine gelmez.

-Yaraya tuz basan kahır hecelerimde şiddetli bir kar yağışında kalmış bir bülbül gibi’ titreyen yüreğimle seni bekledim. Sen ki şairin aşkıydın, evet şairler zor,evet şairler,farklı,evet şairler, değişken ; ama unuttun ben seni sevmekten çok seven bir insandım.

-Hani kahve gözlerimden senli buhurlar uçan, hani simsiyah saçlarımdan ki senden sonra beyazlamaya başlayan saçlarımdan suçlarını aklayan, beyaz tenli, enli boylu, soylu köylü ve kent soylu caddelerde yaşayan ali cenap bir aşk ermişi…

-Unuttun mu? Ki buna inansam kuşlar, güller, bülbüller, o gözyaşların, o beni benden alan sözlerin nasıl unutacak biliyor musun?


Hayrettin Taylan

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 768
favori
like
share