Buse'nin Göz Yaşları 12 - Derin Duygular - Ayhan Sarıkaya - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Buse,Amasya'daki gecekondusundan zorla kopartılıp Işıklıköyünegelingönderildiğinden
bu zamana dek dört,beş ay geçmesine rağmen kardeşleri,ablalarını bir kez dahi görememişler,Onun kokusuna,saçının bir teline bile hasret kalmışlardı.O'nu bir abladan öte,koruyucu bir melek,aydınlığa ışık saçan bir öğretmen gibi görüyorlardı.Buse,gitti gideli evlerinin bülbülleri susmuş,kolları kanatları kırılmış,içlerinde doldurulması imkansız bir boşluk vardı sanki.Bu boşluk gidenin arkasında bırakmış olduğu acılarla dolmuştu sadece...

Hiç unutmuyorlardı,hiç gözlerinin önlerinden çıkmıyordu;babaları Cemal'in annesi ve ablasına şiddet uyguladığı günü.Neydi aman Allah'ım o kabus dolu saatler...Zaman zaman anımsadıkça gözlerinin önlerine geliyor,hepsi de aynı buruk duyguların merkezinde odaklaştıkları için birbirlerine konuşmaktan çekiniyorlar ve sukut etmeyi yeğliyorlardı...

Ablaları Buse'nin, okul valizini toplayıp da Samsun Sağlık Kolejine dönme hazırlığı olan sevinçli telaşına gölge düşüren babaları Cemal'in tepkisini, zaman zaman gözlerinin önlerine getirdikçe, göz yaşlarının dökülmesine hakim olamıyorlardı.Babalarının sözleri,balyoz gibi beyinlerine iniyor ve içerisinde yankılanıyordu...

"Bu valiz hazırlanmayacak!hazırlanmayacak!...mayacak!..cak!.."

"Okula dönüşün olmayacak!olmayacak...mayacak!..cak!.." Bu cümleler,kardeşleri

Emine,Şengül,Gül ve Songül'ün ezberine yerleşmişti.

Buse'nin haklı olan itirazı karşısında ortaya konan şiddet de işin çabasıydı.Babalarının savurduğu yumrukla nasıl da annelerinin burnu kırılmış ve kan oluk gibi fışkırmıştı.Bu korkunç manzaraya daha fazla dayanamayıp çil yavrusu gibi kaçışmışlardı sağa sola...
Kardeşleri Emine,Şengül,Gül ve Songül o günden sonra babaları ile aralarındaki hiç olmayan, hatta yeşermemiş olan bağlarını tamamen kopardılar.Konuşsalar da öyleydi işte.Babaları, " Su getir Emine! ","Sırtıma yastık daya Şengül!" ,"Çoraplarımı çıkar Gül!..","ayaklarımı yıka Songül.." gibi sıralan emir zincirlerini yerine getiriyorlardı hepsi o kadar...

O günden sonra sıcak olmayan iletişim, suyun güneşin kızgın sıcağı altında buharlaşıp yok olması gibi uçuşup kaybolmuş,şimdi ise arada kalın soğuk buzlar oluşmuştu.Babaları,annelerinin tabiriyle orman kaçkını kıllı Cemal'in kızlarının psikolojik durumları;hiç de umurunda değildi.Varsa yoksa sermaye gibi gördüğü çocuklarının bir an evvel büyüyüp serpilmeleri ve nihayetinde para karşılığında satılmalarıydı...Bütün düşüncesi buydu.Buse'yi satmakla kendine güveni gelmişçesine
Göğsünü gere gere yürüyordu. Cebine destelediği paranın sıcaklığıyla kişiliğinin güçlendiğini sanıyor,şimdi sırada Emine,ondan sonra da Şengül geliyor hesaplarını yapıyordu."Onlar da çabucak gelişip serpilirlerse rahat rahat geçinir giderim" hayalleriyle günlerini amaçsızca geçirip gidiyordu...

Hatta oturduğu kahvehaneyi bile değiştirmişti.Kendisini tanımayan kişilerin yoğun olduğu başka bir yeri mesken tutmuştu kendisine.Sadece zaman öldürdüğü bu yeni yerinde kılık kıyafetine çeki düzen vererek kendisine saygınlık kazandırmanın ince hesaplarındaydı.

Adresini gizlemeye çalıştığı kahvehanede kelli felli kasılarak oturuyor,sigarasında bile değişiklik yapmış puro içiyordu.

Son günlerde yeni arkadaş edindiği kişilerden kulağına fısıltı halinde gelen değişik haberler,O'nun zaafı olan para hırsını kamçılamaya başlamıştı.Kahvede karşılıklı oturduğu altmış yaşlarında gösteren saçları dökülmüş,kel kafalı adam,Cemal'a bir şeyler anlatmaya çalışıyordu:

"-Bey efendi,kız çocuğun olunca ayrı,oğlan çocuğun olunca yine ayrı bir derdin var demektir.Dört tane erkek evladım var,üçünü evlendirdim.En büyükleri ise hala bekar.Oğlana kız beğendiremiyorum ya.Neredeyse soğan gibi tohum çıkaracak.Bu gidişle bir iki seneye kadar kesin evde kalır.Şöyle münasip, helal süt emmiş bir kız bulabilsem bastıracağım parayı vallahi de billahi de bu oğlanı evlendireceğim ya.Eğer evlendiremezsem kesin gözlerim açık gidecek..."

Adam,bunları anlatırken sinsi sinsi kendine göre planlar yapmaya başlamıştı bile...Söz konusu olan para olunca akan sular duruyordu.İşte o zaman gözü hiç bir şey görmüyor,bütün insani değerleri ayaklar altına almaktan çekinmiyordu.

"Hımm,hımmm..." yaptı kendi kendine.Adamın anlattıkları kafasına girince Buse'nin bir küçüğü Emine geldi aklına...

"Emine'yi de bu adamın oğluna yamar da paracıkları, cebe cukka yaparsam fırsatı değerlendirmiş olurum..." diye düşünmeye başlamıştı bile...

Adam,Cemal'in kendi dünyasından habersiz,

"-Kardeş,senin bildiğin konunda komşunda eğer uygun biri varsa bana bildirirsen çok sevinirim.Sana da bahşiş falan veririm.Bu yapacağın iyili
ğin altında kalmam,tamam mı?"

Cemal,kendi dünyasında hoyratça dolaşıyordu.

"Ne bahşişi be adam.O paraların tamamını ben de almazsam bana da ayı Cemal demesinler..."Böylece kendi lakabını da kendisi tescillemiş oluyordu...

Adamın yalvarışlarına karşılık vererek gönlünü rahat tutmasını söyledi.

"-Arkadaş,senin şu oğlanın işine bir çözüm bulacam.İki gün sonra tekrar karşılaşalım.Sen yeter ki paradan haber ver..."

"-Tamam.Sen merak etme.Para cepte hazır bekliyor.Sen de yeter ki kızdan haber ver..."

Emine,beş ay öncesi ablası Buse'ye söz verdiği gibi ortaokulu bitirmiş girdiği sınavda Sivas Öğretmen Okulunu kazanmıştı.Sevinçten uçuyordu.Bu sevinçli haberi nasıl etse de ablası Buse'ye ulaştırsaydı.O'na söz vermişti çünkü. "Öğretmen olacağım "diyordu.
Babası,akşam eve geldiğinde havanın farklı olduğunu hemen sezinlese de umurunda değildi.Önemli olan Emine ve karşılığında alacağı paraydı.

"Çocuktan al haberi" misali evin içerisinde ablalarının arasında dolaşmakta olan Songül,ablası Emine'nin Öğretmen Okulu imtihanını kazandığını babasına söyleyiverdi.Babası,içinden küplere binmişti ama belli etmemeye çalıştı.

"Bu hınzır da elimden uçmaya hazırlanıyor ha aklı sıra.Bunun da ablası gibi kolunu kanadını kırayım da aklı başına gelsin.Okul da neymiş ya bir kızın göğüsleri portakal gibi büyüdüyse hemen kocaya satacan...Allah Allah..."

Ertesi günü öğleden sonra kafası tilki kurnazlığıyla paraları hayali olarak saymaya çalışırken evden ayrılıp kahveye doğru yöneldi...

O gün Amasya'nın pazarıydı.Köylüler şehre inmişler,kalabalık bir gün.

Kan davası yüzünden iki hasımdan biri,diğerini takip edip onu pusuya düşürmenin yollarını arıyordu.Namlunun ucundaki izlenilen adam,Cemal'ın yanından geçmekte iken karşı taraftaki avcı,heyecandan erkenden tetiğe basınca hedefini bulmakta sabırsızlanan kurşun,adres sormadan direk olarak gerçek adresten sapıp Cemal'in sol kulağından beynine yerleşti.Cemal ise o esnada alacağı paranın sıcak hayallerini kurmakla meşguldü...

Cemal, ne olduğunu,neye uğradığını anlamaya fırsat bulamadan kaldırımın taşları üzerine cansız bir şekilde yığılıp kaldı...


Ayhan Sarıkaya

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 229
favori
like
share