Her çiçeğin bir hikâyesi var mutlaka. Çiçek motifi, bütün çağlarda şiir dünyasının vazgeçilmez unsuru olarak yerini almıştır. Bizim klasik şiirimiz, biraz da güller şiiridir denilse yeridir. Gül motifi, sadece bizim şiirimizin değil, Şark şiirinin de en temel motifi olarak hep ön planda yer almıştır. Gül, bazen güçlü bir benzetme unsuru olarak sevgilinin yanağı oluvermiş, bazen de sevgilinin ta kendisi şeklinde, şiirin özüne işlemiştir.

Zatî’nin bir gazelinin ilk beyti şöyle başlar:
Gül üzülsün gonca açulsun bana sen gül yeter
Ağlasun bülbüllerin ey gonca tek sen gül yeter

Fuzûlî de söz sanatlarıyla dolu şu beytinde sevgilinin yanağını güle benzetir:
Gül-i ruhsâruna karşu gözümden kanlu akar su
Habibim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı

Yine aşağıdaki beyitte Fuzûlî, sevgiliyi ancak bir gülle karşılaştırıyor, ama hiçbir gülün sevgilinin güzelliğine erişemeyeceğini söylemeyi de ihmal etmiyor:
Hangi gülzâr içre bir gül açılur hüsnün kimi
Hangi gül bergi leb-i lâ’l-i dür-ebrarınca var

Halide Nusret de“Git Bahar” isimli şu şiirinde pembe gülü, papatyaya tercih ediyor:
Altınlı başında papatya niçin
Sarı saçlarına pembe gül takın
Git bahar gönlüme ibadet için
Diz çöken kızları ürkütme sakın
Kalbime girme o kâşâne değil

Bu arada, nergis, nilüfer, karanfil gibi diğer birçok çiçek isimleri de sevgiliyi estetize eden unsurlar olarak, şiirimizin ruhuna can olmuşlardır.
Şiirimizde nergis, sevgilinin şehlâ gözü için kullanılmıştır. Şeyhülislâm Yahya’nın şu beytine bakalım:
Zaman gelir yine zerrin kadeh alır eline
Çemende nergis-i şehlâ hemen bahara bakar

Bizim toplumumuzda çiçek o kadar sevilir ki, en değerli varlık olan çocuklarımıza çiçeklerden isimler veririz. Benim hemen aklıma gelen birkaç tane örnek: Gül, Gülbahar, Gülpembe, Gülbin, Gülçehre, Gülnaz, Gülendam, Nergis, Fulya, Kardelen, Nilüfer, Menekşe vs... Ancak bunların içinden gene de en fazla gül ile ilgili isimleri benimsemiş olmalıyız ki, gülün önüne de çeşitli sıfatlar getirerek gül isimlerini oldukça zenginleştirmişiz. İlkgül, Songül, Akgül gibi...
Türkülerimiz de çiçek tarhlarıyla doludur. Örnek olarak çok sevilen bir türkümüzün başlangıcı şöyledir:
Beyaz gül kırmızı gül güller arasından gelir
Yarim giymiş beyaz fistan Cuma namazından gelir
.....
Bir başka türkümüz de, gülü çiçeklerin baş tacı olarak tasvir etmektedir:
Cemi çiçeklerin hası
Ağ gül ile kırmızı gül
Deli gönül eğlencesi
Ağ gül ile kırmızı gül
.......
Edebiyatta, müzikte, resimde, kısacası estetik ve güzel olan her şeyde çiçek motifiyle karşılaşmamak mümkün değildir.
Bu yazının asıl konusunu, baharın müjdecisi olarak gördüğümüz, yüksek yerlerde yetişen, henüz topraktan kar kalkmadan karların arasından çiçek açarak ortaya çıktığı için adına “kar çiçeği” de dediğimiz, kardelen çiçeği teşkil edecektir. Kardelen çiçeği, son dönem toplumsal hayatımızın en estetik ve en romantik tarafını temsil etmiştir, dersek, herhalde pek de abartmış sayılmayız. Nelere isim olmamış ki kardelen!
Geçenlerde kardelen çiçeğini araştırmak için internete girdiğimde yakın dönemlerde yazılmış dört tane kitap ismiyle karşılaştım. Kardelen, Öner Yağcı; Kardelen, Muzaffer İzgü; Kardelenler, “Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları, Ayşe Kulin;.Solma Kardelen, Cengiz Hortoğlu.
Kardelen ismi o kadar popüler hâle geldi ki yine son dönemlerde kız çocuklarına verilen isimlere baktığımızda, Kardelen’in belli bir yüzdelik dilime sahip olduğunu görebiliriz.
Yine, Kardelen adı altında çıkmış ya da çıkmaya devam eden şiir ve edebiyat dergileri bu kelimenin büyüsünü göstermekte önemli birer örnek teşkil etmektedir.
Kardelen kelimesi ayrıca, bir çok küçüklü büyüklü ticarî firmaya isimlik ederek, ticarî hayattan da nasibini almıştır. Kardelen İnşaatçılık, Kardelen Kitap-Kırtasiye, Kardelen Çiçekçilik gibi...
O hâlde bu kelimenin büyüsü nereden geliyor? Öyle olmalı ki, bir çok insanı kelimenin müzikal ve şiirsel yapısı etkilemiştir. Ancak kelimenin sihirli tarafı herhalde kendisine yüklenen mana zenginliğinde olsa gerektir.
Yine kardelenle ilgili olarak internette araştırma yaparken, “antoloji.com/kardelen” isimli bir sitede, içinde “Kardelen” sözcüğü geçen 794 adet şiirle karşılaştım. Son dönemlerde yazılmış bu şiirlerde kelimeye yüklenen mana şiirlerin temasına göre değişiklik göstermektedir. Bu sitede yayınlanan şiirlerden yola çıkarak aşağıya birkaç örnek vermek istiyorum.
Ahmet Telli “Kardelenime” isimli şiirinde sevgiliye seslenirken sevgili ile kardelen çiçeği arasındaki benzerliğe vurgu yapıyor:
........
Ey benim kara gözlüm kara saçlım
Karlı dağlarda açan kardelenim
Başı eğilmeyen vakur çiçeğim
Kalbimde mahpus hilal kaşlım
........
Yılmaz Odabaşı’nın“Pusuda Yalnızlık” isimli şiirinde kardelen çiçeği Karacadağ’ın tasvirinde tamamlayıcı unsur olarak karşımıza çıkar:
Karacadağ
yamaçlarında Kardelen çiçekleri
her bahar umuda rengini verir
ve her bahar
dicle’de ak köpüklere üşüşür papatyalar
.......
Kardelen çiçeği, soğuk ve karlı dağların ortasında karı delerek açan bir çiçektir. Bunun için adına karçiçeği de derler. Ayla Eker, “Kardelenler Açacak Yalnızlığında” isimli şiirinde sevgiliye seslenirken kardelenin bu vasfından faydalanıyor:
Bakışların takılmış boşluğa donuk
Dudakların titrek, sözcükler tutuk
Ellerin buz!
Belli ki yüreğin üşümüş
Kardelenler açacak yalnızlığında
.......
Ahmet Bükük de “Kardelenim” isimli şiirinde sevgilinin değerini ve ulaşılmazlığını, sevgiliyi kardelenle özleştirerek anlatıyor:
Kardelenim
Erişilmez doruklarda bitersin
Gelsem yanına dermeye kıyamam seni
Dağlarda değil yüreğimde filizlen sen
Mehmet Aycı ise“Türkü” isimli şiirinde, Anadolu’yu anlatırken Kardelen çiçeğine de şiirinde yer vermeyi ihmal etmiyor:
........
Bir gün haritama inerse bahar
Ellerim bağrımda göklere ağar
Kardelen, gelincik, kekik, mantalar
Güller Anadolu Anadolu der
.........
Türk şiirinde ve sosyal hayatta kardelen çiçeği, kendisine yüklenen anlam zenginliği içerisinde, öyle görünüyor ki bundan sonra da önemli bir yer tutmaya devam edecektir.
Yazımızın bundan sonraki bölümü, kardelen çiçeğinin Tacikistan coğrafyasındaki macerası üzerine olacaktır.
Ben kardelen çiçeğini, bu yılın şubat ayına kadar sadece resimlerde görmüştüm. Ne zaman ki öğrencilerimden Suhrob Muhiddinov, şubat ayının bir sabahı bana ve bütün sınıfa kardelen çiçeği hediye etti, işte o vakit çiçeğin aslı ile tanışmış oldum. Ancak kardelenin, öğrencim tarafındanhediye olarak bizlere dağıtılması da epey dikkatimi çekmişti. Gerçi Tacikistan’da bilhassa düğünlerde, derneklerde ve önemli günlerde yaygın bir şekilde çiçek hediye etme geleneği olduğunu biliyordum. Ama bu durum biraz farklı idi. Hediye edilen çiçek herhangi bir çiçek olmayıp, Taciklerin ve Özbeklerin “boyçeçak” dedikleri kardelen çiçeği idi. Bir hikâyesi olmalıydı bunun ve ben de, öğrencilerime “Nedir bu boyçeçak’ın hikâyesi?” diye hemen sordum.
Tacikler ve Özbekler bizim kardelen dediğimiz çiçeğe “boyçeçak” ismini vermişler. Boyçeçak kelimesi Özbek Tükçesine ait. Özbek Türkçesinde boy kelimesi “zengin” anlamına gelmektedir. “Çeçak” da “çiçek” olarak Türkiye Türkçesine aktarılıyor. “Boyçeçak”, yani “zengin çiçek.” Tacikler de bu kelimeyi benimsemiş olmalılar ki, değiştirme ihtiyacı duymadan olduğu gibi almışlar. Rusçada kardelen “kar altında” anlamında “padsnejnik” kelimesi ile karşılanır. Türkiye Türkçesi ile Rusçada kelime anlam olarak benzerlik göstermektedir. Özbek Türkçesinde ise kelimeye yüklenen anlam çok daha farklı olarak karşımıza çıkmaktadır. Şu var ki kelimenin Türkiye coğrafyasındaki sosyal ve kültürel macerası ile, bu coğrafyadaki macerası bu anlamda da önemli farklılıklar göstermektedir. Nitekim bu yazının yazılış amaçlarından birisi de bu temel farklılıkları gözler önüne sermek idi.
Evvela sorulması gereken soru şu: Neden “boyçeçak?”. Çünkü “boyçeçak”, -bizdeki ismiyle kardelen- baharın gelişini müjdeleyen bir çiçektir. Bilhassa kökü toprağa dayalı toplumlar için baharın gelişi, yeniden dirilişi, bereketi ve zenginliği ifade eder. Baharın gelmesiyle birlikte karlar eriyecek, toprağa su yürüyecek ve tabiat yeniden canlanacaktır. Ekmeğini tabiattan çıkaran insanlar kış mevsiminin sonuna doğru sabırla baharı ve bahara ait tabiattaki işaretleri beklemektedirler. Karlara rağmen, karın altından filizlenip boy veren ve bütün güzelliğiyle güneşle buluşan “boyçeçak”, insanlar için baharın gelişini müjdeleyen ilk işaret sayılmaktadır. Bundan sonra toprak, insanoğluna bütün bereket ve zenginliğini sunmaya hazırdır. İşte bu şekilde, zenginliğin ve bereketin müjdecisi olarak kabul edilen kar çiçeği, “zengin çiçek” manasına gelen “boyçeçak” adını alır.
Boyçeçak’ın hikâyesi elbette burada bitmiyor. Bu çiçek, Taciklerin ve Özbeklerin sosyal ve kültürel hayatlarında da önemli bir yere sahiptir.
Tacikistan’da şubat, âdeta bayram ayı sayılır. Dağlardan “boyçeçak”lar toplanır ve önce köylere ve oradan da şehre inilir. Şubat ayında herkes birbirine bu çiçeği hediye eder. Bu hediyeleşmede ortak bir mutluluğu paylaşmanın heyecanı saklıdır. “Boyçeçak”ın bereketinden, en fazla çocuklar istifade ederler. Çocuklar, 10-15 kişilik gruplar hâlinde bilhassa köylerde -şehirlerde de bu âdet devam ediyor- ev ev dolaşıp, ev sahiplerine ellerindeki çiçekleri hediye ederler. Tabi bu arada “Boyçeçak”la ilgili şiirler, şarkılar söylerler. Ev sahibi, kendisine hediye edilen çiçeği, sanki kutsal bir kitaba dokunur gibi eline alır ve huşu ile gözlerine sürerek, yeni bir bahara eriştirdiği için Allah’a şükreder. Sonra da evde ne varsa -şeker, ekmek, para- çocuklara hediye olarak verir.
Genç erkek ve genç kızlar da yine “boyçeçak” ile ilgili şiirler söyleyerek birbirlerine bu çiçeği hediye ederler.
Geçenlerde, Tacik ve Özbek şiirinde “boyçeçak” konusunu araştırmak için Tacikistan İlimler Akademisi Kütüphanesine gittim. Kütüphane görevlisi Rano Tursunova bir hafta içinde bana “boyçeçak” hakkında yazılmış 7 şiir buldu. Kardelen çiçeği, Tacik ve Özbek şiirine, bizim şiirimizde olduğu gibi girmemişti. Bu şiirler, hem çok az ve hem de tamamen “boyçeçak” hakkında yazılmış olup bilhassa çocukların ve gençlerin bu çiçeği hediye ederken söyledikleri şiirlerdi.
Tacikçe ve Özbek Türkçesiyle yazılmış bu şiirlerden bazıları şunlardır:
BOYÇEÇAK
Ey müjdarason-i navbahori,
Vah-vah çi tarovate tu dorî
Man dida turo zi şavk bolam
Bigrifta turo ba dida molam
Ammo çu gâhe turo biçinam
Hudro ba hayöli beş binam;
Az çist, ki rangzard hastî
İn kadr tu sarhamiyu pastî
Yö z-on, ki tu az miyon-i gülho
Ogozi bahor rasta tanho?!
Sayidali Ma’mur
(Zavrak-i Umed) Naşriyat-i İrfon, Duşanbe 1967

Türkçesi:
“Ey baharı müjdeleyen ilkbahar çiçeği / Sen nasıl taze koku veriyorsun! / Ben seni görünce şevkten uçuyorum / Seni alıp gözüme sürmek istiyorum. / Ama ne zaman seni koparıyorum/Kendimi büyük bir hayal içinde görüyorum / Ve anlamıyorum, / Niçin senin rengin sarıdır? / Ve senin boyun niçin kısa ve eğridir? / Belki de diğer çiçeklerin arasında küçük duruyorsun, / Sen ilkbaharın bir tanesisin. / Baharın başlangıcı tenhada mı olgunlaşır?!”
“Taronaho-i Samarkand” (Semerkand Şarkıları), “Duşanbe 1966” isimli kitaptan alınmış aşağıdaki şiir hem Özbek Türkçesi ve hem de Tacikçeyle yazılmış olması açısından oldukça dikkat çekicidir. Semerkand ve Buhara, Taciklerin Tacikistan dışında en fazla yerleşik olarak yaşadıkları şehirlerdendir. Bir kısım Tacik şarkıları Semerkand ve Buhara özlemi ile dolu sözlerle şekillenmiştir. Bu şiiri gençler birbirlerine “boyçeçak” hediye ederken söylüyorlar.
BOYÇEÇAK
Boyçeçakim aslidur,
Asli Samarkandidur.
Boyçeçak, boyçeçak.
Tagi ostona gur-gur mekunad,
Biyeki mo tavokçaya pür mekunad.
Boyçeçak boyçeçak.
Tagi kala asp metozad,
Duhtar-i kassop peş metozad..
Boyçeçak boyçeçak.
Tagi kala ce tori kavut,
Duhtaro şişten bo usmakavut.
Boyçeçak boyçeçak
Tagi voiş anguri siyö,
Mo nametarsem ag gürgi siyo.
Boyçeçak boyçeçak.
As Safedi omadem, safedu afed
Mitiyeton-mî, ne-mî yak pul-i safed?
Boyçeçak boyçeçak.
Al Luçakon omadem, luçaku puççak,
Mitiyeton-mî, ne-mî yak pul-i puççak?
Boyçeçak boyçeçak.
Boyçeçakim illodor,
Ham’yöntûla tillodur
Boyçeçak boyçeçak.
Safedoributokdor,
Hudoteyad se pisari kokuldor.
Boyçeçak boyçeçak.
Safedoributokdor,
Hudoteyad se pisari kokuldor.
Boyçeçak boyçeçak.
A osmon merezad kand-kand
Mobaçekon-i Samarkand.
Boyçeçak boyçeçak.
(Gansev Abdukarim ss. 55-56.)

Türkçesi: “Boyçeçağım aslıdır / Aslı Semerkandîdir / Boyçeçak boyçeçak / Evin kapısını çalıyor / Gel ekmek tuz koyalım / Boyçeçak boyçeçak / Atlar yarışediyor kalenin yanında / Kasabın kızı ileriye doğru koşuyor / Boyçeçak boyçeçak / Kalenin karşısında durarak / Kızlar kaşlarını süslüyorlar / Boyçeçak boyçeçak / Aşağıda kara üzüm yetişir / Biz kara kurttan korkmayız / Boyçeçak boyçeçak / Beyaz üzerine beyazlar geldi / Siz ak para veriyor musunuz? / Boyçeçak boyçeçak / Kurumuş yaprakları aşağıya atarak / Siz ak para veriyor musunuz? / Boyçeçak boyçeçak / Boyçeçak uzaktandır / Kemeri altındandır / Boyçeçak boyçeçak / Gökyüzünden şükran iner / Biz Semerkand’ın çocuklarıyız. / Boyçeçak boyçeçak”
Yine “boyçeçak”tan övgüyle bahseden bir başka şiir: Bu şiiri çocuklar ellerinde “Boyçeçak”la ev ev dolaşırken şarkı şeklinde söylüyorlar:
Boyçeçak
Boyçeçak u bayçeçak,
Gül-i huşrü-i himçak.
Boyçeçak, boyçeçak.
Boyçeçak omad luççak,
Tamoşo kün kelinçak.
Boyçeçak boyçeçak.
Boyçeçak-i hissorî
Tanga, tillo, çuvorî.
Boyçeçak boyçeçak.
Boyçeçak kalon şudast,
Peşopeş ravon şudast.
Boyçeçak boyçeçak.
Ey hola-i honador,
Har çi mehohî, baror.
Boyçeçak boyçeçak.
Tagi ostona gur-fur,
Hona-i mo ba non pur.
Boyçeçak boyçeçak.
Tagi ostona dutor,
Budam humor-i bahor.
Boyçeçak boyçeçak.
Bû-i bahor boyçeçak,
Müjda-i kôr boyçeçak.
Boyçeçak boyçeçak.
“Tazkira-i Adabiyat-i Baçagon” 1982.
(Türkçesi: Boyçeçak boyçeçak / İpek gibi, müşfik ve iyidir / Boyçeçak boyçeçak / Boyçeçak geldi boyçeçak / Gelinlerin üstüne bak / Boyçeçak boyçeçak / Hisarın boyçeçağı / Altın para gibidir / Boyçeçak boyçeçak / Yetişmiş büyük boyçeçak / Aydınlık üzerine geldi / Boyçeçak boyçeçak / Ey hâne sahibi hala / Her nasıl ki istiyorsun karşıla onu / Boyçeçak boyçeçak / Bizim evde ekmek çok / Sen onu taşıyabilirsin / Boyçeçak boyçeçak / Bizde Dutar var / Ben bahar hakkında şarkı söylüyorum / Boyçeçak boyçeçak / Sen baharın kokususun boyçeçak / Sen bize işi müjdeliyorsun boyçeçak / boyçeçak boyçeçak.)
Abdullozoda Raziyullo’nun Urotepe folkloründen derlediği “Boyçeçak” ile ilgili bir başka şiir. Derleyici kitabında şiirden önce ayrıca “Boyçeçak” geleneği hakkında kısa da bir bilgi veriyor. Bu şiirde de yeryer Özbek Türkçesine ait söyleyişlerle karşılaşıyoruz.
Boyçeçak-i uvarî
Hazontûra çuvarî
Boyçeçak boyçeçak
Metî, nametî, pul-i puçak,
Maydon-i bovom küngeçak,
Boyçeçak boyçeçak.
Un bozoru in bozor,
Un bozor-i lolazor,
Boyçeçak boyçeçak.
Lolahoa do şudas,
Taşbokka gado şudas,
Boyçeçak boyçeçak.
Oturmayö,oturma,
Dego pürri koturma,
Boyçeçak boyçeçak.
Boyçeçak ad dur omad,
Ap poçikaş hun omad,
Boyçeçak boyçeçak.
Ord titon, hamir künim,
Pugan tid, fatir künim,
Boyçeçak boyçeçak.
Çuvorî tid, biryön künim,
Tanga tid gelon künim,
Boyçeçak boyçeçak.
“Folklor-i Urotepe, ss. 7-8.”
Bu da Özbek Türkçesiyle yazılmış, yine çocukların söylediği şiirlerden birisi:
BOYÇEÇAK
Oyi, Sizga gülçeçak,
Olib keldim bir etak
Esar bahor nafasi,
Oçilibdi boyçeçak.
Boyçeçagim faslidir,
Asli Samarkandidir.
Boyçeçagim,boyçeçak!
Men ham dovon oşaman,
Zarafşondek toşaman.
Kizil galstuk takib,
Endi gori çalaman.
Boyçeçagim faslidir,
Asli Samarkandidir.
Boyçeçagim boyçeçak!
Baholarim âlodir,
Boyçeçagim tillodir.
Kanday yahşi bu Vatan,
Küyni güli rânodir.
Boyçeçagim faslidir,
Asli Samarkandidir.
Boyçeçagim boyçeçak!
M. Muhammadkulov, “Boyçeçak”
(Türkiye Türkçesine aktarılmış şekli: “Ana, size bir buket çiçek (gülçiçek) / Alıp geldim bir etek / Eser bahar rüzgârı / Açıldı boyçeçak / Boyçeçak zamanıdır / Aslı Semerkandîdir / Boyçeçağım boyçeçak! / Ben geçidi geçerim / Zerafşan taştığı zaman / Kırmızı kravat takıp / Gitar çalarım / Boyçeçak zamanıdır / Aslı Semerkandîdir / Boyçeçağım boyçeçak! / Benim kıymetim çok fazladır / Boyçeçağım altındandır / Bu vatan ne kadar kıymetlidir / Hayvanı çiçeği çok âlâdır / Boyçeçak faslıdır / Aslı Semerkandîdir / Boyçeçağım boyçeçak!”
Kardelenin Tacikistan’daki hikâyesi... Baharın müjdecisi, toprağın ilk göz ağrısı ve çocukların sevinci “boyçeçak”, bu coğrafyanın şiirine de kendini aslıyla ifade ederek girmiş ve o şiirlerle güzel bir geleneği de dünden bugüne taşımış.

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1049
favori
like
share