Düşer mi Şanına ey şeh-i Huban
Bırakmak aşıkı böyle perişan?
Esirger mi efendi kuldan ihsan?
Buyur kendi kulundur eyle ferman!

Günümüz diliyle:" Ey güzeller şahı, aşıkını böyle perişan etmek senin şanına düşer mi? Efendiler köleden bağış esirgerler mi? Buyur, ben senin kulunum, ne dilersen ferman et!"

Bu şarkı güftesi sevgiliye yönelik bir yakarış, yakarıştır. Çok defa böyle şiirlerde perişan olma sebebi, sevgilinin seveni adam yerine koymamasıdır. Bir azarlayıcı söz bile aşığı rahatlatabilir bizim klasik şiirde. Elverir ki sevgili kendisini sevenin farkına varsın.

Gizli aşklar

Nereden sevdim o zalim kadını?
Bana zehretti hayatın tadını
Söylemem sormayın adını
Bana zehretti hayatın tadını.

80 li yılların ortalarına kadar televole, paparazzi, magazin programları yoktu. Sevilenin adı asla söylenmez, sevgili zalimlik yapsa bile adı verilmezdi. Sonra seven yani paltolu, fötr şapkalı bir orta halli adam ölüyor, genellikle öldüğünde cebinden bir trinitrin[kalbe giden kanın azalmasından doğan spazmları engelleyen ilaç , dil altı hapı, göğüs ağrısı için, rahatlamak için] kutusu çıkıyordu. Sevilen ise ondan 10-15 yıl sonra bazen dul, bazen evli olarak ölüyor, onun da yatağının yanındaki komodin üzerinde bir trinitrin, bir digital tablet kutusu bulunuyordu. Birine er kişi niyetine, diğerine hatun kişi niyetine namaz kılınıyor, zaman böylece geçip gidiyordu.
Sırayla herkesin suda sureti kayboluyordu. By-pass ameliyatsız, kemoterapisiz, nükleer magnetik rezonans'sız ölümlerdi bunlar.

Ümitsiz aşıklar

Bir kendi gibi zalimi sevmiş yanıyormuş
Duydum ki beni, şimdi vefasız anıyormuş
Kalbim gibi feryad ediyor sızlanıyormuş
Duydum ki beni şimdi vefasız anıyormuş

Bu şarkıda çok yumuşak ifade edilen bir öç alma rahatlama duygusu var, fakat "oh olsun" havası yok. Bu hava bize eski edebiyatımızdan miras kalmıştır.Divan şiirindeki aşıklar "Öldüğüme ağlamazam, korkum odur ki ölünce/Seni kimler seve ben aşık-ı mahsun yerine?" diye soran aşıklardı. Bu aşıklar "Kapı açık, arkanı dön ve çık" diyemezlerdi. Köşelerinde simit tüketir, çay içer ve sigara tüttürür, zayıflar ve kahrolurlardı. Onlar aşık-ı mahzun idiler," Kodum mu oturturum" diye gözdağı vermezlerdi sevdiklerine.

"Sana kırıldım, efendim!"

Sana ey canımın canı efendim
Kırıldım küstüm incindim gücendim
Benim nevreste-i bağ-ı bülendim
Kırıldım küstüm incindim gücendim

Bu güftede de sevgiliye kırgınlık hakaret edilmeden," yürü ense traşını görelim" denmeden," efendim" diye hitap edilerek dile getiriliyor.
.......


Hüsrev Hatemi
"Güfteler Semtinde Cevelan"

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 497
favori
like
share