[FONT="Arial Narrow"]Kapısı gıcırtıyla açılan kırık dökük ahşab bir evin, Rıza efendiden sonra kalan tek sakiniydi, Zerafet Hanım. İri siyah gözleri, çatık kaşları, çatlak dudakları ve buruşuk elleriyle seksenin bayırlarında belki de son hastalığını yaşıyordu.

Kimsesizdi. Komşularından gelen sıcak bir tas çorbayla karnını doyuruyordu. Dul aylığıysa ancak ilaç paralarına yetiyordu. Oysa gençliğinde ne doktorlar ne mühendisler istemişti onu. Babası, çok güzel olduğu için zerafet ismini vermişti. Şimdi geriye ne zerafeti kaldı, ne de ona yardım edecek bir babası…

Büyük oğlu, işçi olarak gittiği Almanya da, büyük bir şirketin yöneticileri arasında yer alıyordu. Vefasız ve acımasızdı. O koltuğa da bir çok insanın hakkını yiyerek geçmişti. Küçük oğlu ise Rıza efendi sağ iken , ikisini beraber huzurevine yerleştirmek istiyordu.

Ama Zerafet Hanım bir çok yaşlı insan gibi yaşayamazdı orada. Onun derme çatma yapılmış, pencereleri naylonlu köşeleri örümcek ağı tutmuş baba yadigarı ahşap evi, gerçek huzuru ona fazlasıyla veriyordu. Donuk ve sabit bakışları, yılların yorgunluğuyla beraber günden güne artıyordu. Yalnızlığa alışmıştı Zerafet Hanım.

Beyi Rıza Efendi onun yol arkadaşıydı. O da ölünce karamsarlık çökmüştü içine, oğullarının vefasızlığı, dağlıyordu kanayan yarasını. Önceleri bir umudu vardı yaşamdan. Kolay kolay pes etmez; savaşırdı karşısına çıkan tüm engellerle… Düşünüyordu Zerafet Hanım, hep düşünüyordu. Kimsesizliği düşünüyordu.

Gözlerinden süzülen bir damla yaş, çizgiler dolu yüzünden sıyrılıp Rıza efendiyle beraber baş koyduğu yastıkta son bulmuştu. Nefes almakta güçlük çekiyordu. Baş ucundaki siyah beyaz tozlu bir resim ve resmin yanındaki beyinin köstekli saati onun tek yaşama umuduydu.

İçi sıkılıyor, ruhu daralıyordu. Azrail’in soğuk nefesini ensesinde hissediyordu. Hava bozulmuş rüzgar ve hemen arkasından yağmur yağmaya başlamıştı. Penceredeki naylonun bir anda şişmesiyle çıkan gürültü onu korkutmuştu. Kapı, pencere ve çatıdan sızan yağmur damlaları evin içinde küçük bir göl oluşturmuştu.

Soğuk rüzgarlar dolaşıyordu evin içinde… Üşüyordu. Battaniyesini çekmek istedi üzerine ama kımıldayacak dermanı yoktu. Ayakları çoktan buz tutmuş ölümün soğukluğu bir adım daha yaklaşmıştı Zerafet Hanıma. Donarak öleceği hiç aklına gelmezdi. Son bir hareketle baş ucundaki resme uzanmak istedi.

Sadece başını çevirebilmişti. Ve öylece donakalmıştı. Kapı gıcırtısını duyamazdı artık, oğullarının vefasızlığına üzülemezdi. O şimdi mutluydu. Çünkü gözleri basık tavana değil de son kez köstekli saate ve onun yanındaki gelin damat resmine takılmıştı. Kapıdan içeri giren elinde bir tas çorbasıyla komşusuydu. O bilemezdi kimsesizliği… Bilemezdi o siyah beyaz resmin üzerindeki gülen yüzleri ve köstekli saatin taşıdığı değeri…

------------
alıntı

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1497
favori
like
share
ziki Tarih: 13.09.2009 11:01
[COLOR="Pink"]vavvvv hiKayeye bak....hariKayDı....payLaşım içiN sağoL....
anne baba duaSı aLmaDan o evLatLarda huzuR buLamayaCaKLar...