Nâzım Hikmet'in hiç bilinmeyen aşkı!..

Kalp hastası olan Nâzım Hikmet, Budapeşte seyahati sırasında rahatsızlanır ve Doktor Litman İmre'nin kapısını çalar. Doktor, muayenesini yaparken, şairin gözü masanın üstündeki kavanoza takılır. Kavanozun içinde bir insan kalbi vardır...









Elizabeth Knight, Londra yakınındaki mezarlıkta günlerdir gezinmekte ve her mezar taşını tek tek incelemektedir. Bayan Knight’ı bu arayışa iten, sahafta bulduğu bir kitapdır.

Kitap, Siyuların efsanevi kahramanı Uzun Kurt’un yaşamını içerir. Oglala Siyu kabilesinden Uzun Kurt, 1876’da, Rezervasyon bölgesinde yaşamak yerine, Buffalo Bill’in gösteri grubuna katılır. Londra’daki gösteriler sırasında zatürree olan Uzun Kurt, hastalığı atlatamaz ve son nefesini verir. Ölmeden önce bir tek isteği olur yanındakilerden: “Mezarıma kurt resmi yapın”

İşte, bu bilgiye erişen Bayan Knight’ın aradığı da Uzun Kurt’un mezarıdır... Ve Elizabeth Knight, 1 Mayıs 1992’de kurt resimli mezarı bulur, otuz beş bin mezar taşı arasından!

Uzun Kurt’un torunu Kara Tüy’ün gözü okuduğu gazetedeki küçük ilana takılır. İlanda büyükbabasının adı geçmektedir. Uzun Kurt’un mezarını bulan Bayan Knight, Kızılderili reisin torunlarını aramaktadır şimdi de. Kara Tüy, 1997 yılının 25 Eylül günü, büyükbabasının kemiklerini almak üzere Londra’ya gelir. Üç gün sonra da Uzun Kurt, özgürlüğü uğruna direnirken yakalanıp bir sirk hayvanına dönüştürüldüğü topraklara gömülerek, huzura kavuşur.

Nâzım Hikmet’in mezarı da özgürlüğü uğruna yaşamını feda ettiği ülkesinden uzaklarda, çok uzaklardadır. Anadolu’da bir köy mezarlığına gömülmeyi vasiyet ettiği şiirinde, bu dileği gerçekleşirse “taş maş da istemez hani” diyen Nâzım’ın, Moskova’daki mezarının başucunda son derece güzel bir anıt vardır. Bu taşın fotoğrafı birçok yerde yayımlanmıştır. Ama bilinmeyen, Nâzım’ın o topraklara ait olmaması gibi, mezar taşının da ilk önce yanlışlıkla başka bir mezara dikildiğidir. Bu hata, şairin eşi Vera’nın taşıma parası olan beş yüz rubleyi vermesiyle çözülür.

Hayata gözlerini kapadığı 3 Haziran’dan yirmi gün önce “Humanite” gazetesinin yazarlarından Pierre Courtade’ın ölüm haberini alır Nâzım. Evlerinin yakınındaki gölün kıyısında elini suyun içinde usulca sallarken gözü dalıp gider ufka...

On iki yıl süren cezaevi yaşantısından özgürlüğe adım attığı ilk gün olan 15 Temmuz 1950’de de, kendisini karşılayan arkadaşlarından Salacak’a götürülmesini ister. Nâzım, tam karşısında elini suya sokar ve bakakalır Kız Kulesi’ne... Ne dersiniz, ölümünden kısa bir süre önce, elini suya soktuğu o gün, Nâzım Hikmet’in karşısında olmayı düşlediği hangi kuledir?

Kalp hastası olan Nâzım Hikmet, Budapeşte seyahati sırasında rahatsızlanır ve Doktor Litman İmre’nin kapısını çalar. Doktor, muayenesini yaparken, şairin gözü masanın üstündeki kavanoza takılır. Kavanozun içinde bir insan kalbi vardır. Nâzım, ilaçlı su içindeki kalbin bir kadına ait olduğunu anlar etiketinden. Bu olayın öylesine etkisinde kalır ki, “Kavanozdaki Yürek” adında bir şiir yazar:

Doktor Litman İmre’nin masasında

Bayan Çabai Yanoş’un kalbi

Birazcık kibirli, birazcık mahzun

Duruyor içinde bir kavanozun

Kayısı güllerinin arasında

İncecik yarılmış ortasından

Bayan Çabai Yanoş’un yüreği

Yarayı açan ne doktor

Neşter mi, yoksa hasretlik mi?

Bir ağlayanı var mı arkasından?

Otuzundaymış, baktım etikete

Yüreği Bayan Çabai Yanoş’un

Evli miydi, ne iş tutar Bay Yanoş

Belki şimdi Rojakert’te oturmuş

Çekiyor akşamı seyrede ede

Duruyor kavanozda çırılçıplak

Bayan Çabai Yanoş’un yüreği

Bayan kaç kere böyle bir kaba

Reçel kaynatarak koydu acaba?

Elbet gazlı bezden değildi kapak

Kendi gitmişse de içinde odanın

Yüreği Bayan Çabai Yanoş’un

Almış da onu karşısına bir doktor

Sırlarına ermeye çalışıyor

Belki bir damarın, belki bir sevdanın

Akıllı bir doktorun masasında

Bayan Çabai Yanoş’unki gibi

Yüreğimiz güllerin arasında

Bizlerden sonra da faydalı olsun

İçinde tertemiz bir kavanozun

Evet, Nâzım Hikmet sevdiği kadınlar için şiirler yazmıştır ama, bilime âşıktır öncelikle. Onun kadınlarla olan ilişkisini kurcalamakta yeni bir şey değildir. Vakti zamanında da, şair için yapılan bir belgeselde, onun “kadınlara düşkünlüğü” vurgulanarak mikrofon Güzin Dino’ya uzatılır. Nâzım’ın arkadaşı şu karşılığı verir: “Orasını bilmem ama benim tanıdığım bütün kadınlar Nâzım’a düşkündü!..”

Nâzım Hikmet’in şiiri yazdığı yıl olan 1955’te organ bağışı yapılmamaktadır. Şair, bu konunun önemini yıllar öncesinde kavramıştır. Elimde olsa, Nâzım Hikmet’in “Kavanozdaki Yürek” adlı şiirini tüm tıp fakültelerinin giriş kapısına yazarım.

Organlarımızı bağışlayalım ama, kitap düşmanlarını asla!

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1908
favori
like
share