Naciye Hanım Sokağı - Eyyüp Yıldırmış

Sokakların hepsi aynı derseniz hata yapmış olursunuz, hem de ne hata. Sokaklarda insan siması gibidir hiç biri ötekine benzemez. Kimi neşeli cıvıl, cıvıldır kimi asık suratlı bedbaht. Bazıları insana gençlik aşılar bazıları yorgunluk. Bu onların için olağan bir durumdur, dedik ya sokaklarda insanlar gibidir.
Sokaklar kediler gibidir ayağınıza dolaşır, bundan hoşlansanız da hoşlanmasanız da hep ayaklarınızın dibindedir tıpkı yılışkın bir kedi gibi. Bazen elinizi uzatıp okşamak istersiniz son anda aklınıza gelir sokakta olduğunuz elinizi hızla çekersiniz uzattığınız yerden.

Sokaklar kentin kılcal damarlarıdır. Tüm hayati organlara kan taşırlar. Bir sokak işlevini yitirse tüm kentin işleyişi aksar.

Ankara’nın bir yerinde belki de pek çok Ankaralının bilmediği bir sokaktan ve orada yaşanan bir hikâyeden söz edeceğim bu kez:”Naciye Hanım Sokağı”’ ı anlatacağım size. Ana caddeden sağa saptınız mı sol yanınızdaki büyük ve eski bir evin duvarında kırmızı zemin üzerine beyaz harflerle “Naciye Hanım Sokağı” yazısını okursunuz. Eğer benim gibi her şeyi merak eden biri değilseniz yâda özellikle aramıyorsanız dikkatinizi çekemeyecek kadar alçakgönüllüdür bu levha. Kim bilir kaç yıllardır saklamıştır kendini insanlardan. Epey eski olduğu bazı harflerin paslanmasından bellidir. Yıllara meydan okuyan cesur bir levhadır o. Hemen girişten sokağın sonuna kadar tuhaf duygular doldurur içinizi. Sokağın iki yanı eski evlerle çevrilidir. Onlarda levhadaki harfler gibi yer yer yıkık döküktürler.

İlk kez yolum ne zaman düştü bilmiyorum. Bana sorsanız burada doğdum derim ama işin aslı bir rastlantı sonucu düştü yolum o günden beri bu sokak ile doluyum. Daha da doğrusu bu sokağa ismini veren kadına takıldı aklım. Naciye Hanım; eski bir Osmanlı kadını aslen İstanbullu, eski minyatürlerdeki bildik doğu kadını tiplemelerinden uzak, uzun siyah saçı, kahveye çalan göz rengi ile bir son zaman Osmanlı kadını. Yaşıtlarının aksine okumuş yazmış hatta Osmanlının son zamanlarındaki yıkılış ve çöküşün nedenleri üstüne kafa yormuş biri. Çat pat bildiği Fransızca ile çeviri eserleri okuyup dünyanın geri kalanını az çok incelemiş bir aydın kadın.

Evinde oturup memleketin hali ne olacak diye düşünürken, yan konağa dikkati çekilir. Daha geçen haftaya kadar boş dururken iki gündür içeri taşınan eşyalar ve sandıklar görür. Birkaç gündür yaşanan bu hareket tüm mahalle halkı gibi onunda dikkatinden kaçmamıştır. Ama onu asıl etkileyen kendi yaşında bir kadının yanında erkeler de olduğu halde bu eve gidip gelmesi olmuştur. Bir bahane bulup tanışmalıyım diye geçirir aklından. Dediğini yaparda hoş geldiniz bahanesi ile tanışır yeni komşusu ile. Tanıştığı kadın Halide Edip’ ten başkası değildir. Kısa bir tanışma faslının arkasından ev sahibi kadın yârin yani 19 Mayıs 1919 İstanbul Fatih’ te yapılacak mitinginde bir konuşmam var diyerek izin ister. Naciye Hanım bu mitingin İzmir’ in işgaline tepki olarak yapıldığını bilmektedir. Hatta olay üstüne kaleme aldığı yazı gelir aklına birden o mitingde bende bir konuşma yapabilirmiyim der gayri ihtiyari. Yanında eksik etmediği el çantasından bir karalama kağıt çıkarıp uzatır ev sahibine. Biraz şaşıran Halide Edip kağıda göz atınca neden olmasın der. Hem benle beraber başka bayan arkadaşlarda konuşma yapacak, hem iyide olur ama metni düzeltmen lazım. Düzeltilmiş metni akşam bana ilet gerekeni yapalım der. Dünyalar onun olur. Konuyu babasına açar yaşlı adam biraz korkar, nede olsa karmaşık bir durumla iç içedirler ama tamam der. Alır eline dividi okkayı başlar yazıyı yeniden kaleme almaya. Ertesi gün, Halide Edip "Hanımlar! Müslümanlar, Türkler! Türk ve Müslüman bugün en kara gününü yaşıyor. Gece, karanlık bir gece.. Fakat insanın hayatında sabahı olmayan gece yoktur. Yarın bu korkunç geceyi yırtıp, parlak bir sabah yaratacağız."

"Bugün elimizde top, tüfek denilen alet yok; fakat ondan büyük, ondan kuvvetli bir silahımız var; Hak var, Allah var. Tüfek ve top düşer. Hak ve Allah bakidir. Topunun yüzüne tükürecek kadar, evlatlar, analar, kalbimizde aşk ve iman, milliyet duygusu var.” Başlayıp yine coşku ile biten konuşmasını yapar. Ardından Naciye Hanım çıkar kürsüye aynı konuda o da düşüncelerini haykırır tüm dünyaya. Gün Osmanlı kadınlarının günü olur. Daha sonraları Atatürk ile ters düşen Halide Edip yurtdışına çıkarken Naciye Hanım Ankara’ya düşürür yolunu. Hür fikirlerini burada dillendirir. Ama mütevazı bir insandır. Ön plana çıkmayı istemez Basının mirasından düşen az bir para ile o zamanki Ankara’nın dış semtlerindeki bu evi satın alır. Okur, yorumlar, yazar geleni gideni eksik olmazmış. Öldükten sonra evini kütüphane olarak kullanılmak üzere bağışlamış. Uzun yıllar kütüphane işlevi gören evi bir yangında yok olunca semtin ileri gelenleri belediyeye başvurarak mahallenin adının Naciye Hanım yapılmasını istemişler.

İşte bu sokak ne etti etti bağladı beni kendine. Ne zaman bu sokaktan geçsem işgale, zulme direnen başkaldıran Türk kadınının sesini duyarım.
Sahi sizinde kendini size bağlayan bir sokağınız yok mu? O zaman ne duruyorsunuz buraya gelin. Naciye Hanımın herkesi kavrayan kolları sizi de sarmaya hazırdır.

Sokaklar, kitap gibidir yeter ki satır aralarını okumasını iyi bilin.


Eyyüp Yıldırmış

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 389
favori
like
share