Ünlü veya kıyıda köşede kalıp şöhreti yakalayamayan oyuncuların toplamına baktığımızda, büyük bir çoğunluğun sinemaya adımlarını attıklarında ilk işleri isimlerini değiştirmek olur.

Neden değiştirirler? Çiçeği burnundan çaylak oyuncu adaylarının bu tavırları, takma isimlerle senaryo yazan ünlü edebiyatçılardan farklıdır. Edebiyatçıların kimlik gizleme nedenleri, daha çok Türk sinemasına, özellikle de 1960'lı yıllarda küçümseyici bir tavırla bakmalarından kaynaklanır. Yani, hor gördükleri bu ortamda afişe olmak istemezler.

Oyuncu adaylarının bu konudaki tek nedenleri ise beyaz perdede ve afişlerde uyum sağlayacak ve halk arasında kulağa daha hoş gelebilecek takma isimlerle şöhret olma özlemlerinden gelmektedir. Ama şu bir gerçek ki, yalnızca kulağa hoş gelen isimler, bir oyuncuyu yıldızlaştırma ya yetmez.

Sinemada şöhret yolunu açan takma isimlerin kulağa hoş gelmesi değil, bu konuda başlıca ve asıl etken kişisel yeteneklerdir.

Bu bağlamda yıllar öncesinden bir örnek verelim yeri gelmişken. Bir dönemin ünlü oyuncularnıdan Atıf Kaptan, gerçek aile soyadı Terzioğlu'nu beğenmediği için değiştirmemiştir ki... 1932'de çevrilen Bir Millet Uyanıyor adlı filmde İstiklal Savaşı kahramanlarından Yahya Kaptan rolünü büyük bir başarıyla canlandırması halkı öylesine etkilemiş ki... Seyirci ünlü aktörü, yarattığı kahramanla özdeşleştirip onu bir Yahya Kaptan gibi gördüklerinden Atıf Terzioğlu da Kaptan soyadını almak zorunda kalmıştır. Ve bir halk ödüllendirmesi sonucu ortaya çıkan ilginç bir isim değiştirme olayıdır bu. Demek ki kişisel yetenek takma isimlerden önce gelmektedir.

Takma isimli o kadar çok oyuncu var ki Türk sinemasında:
Hangi ünlüden söze başlayacağımızı düşünürken, hemen akla bir dönemde yakıştırmasıyla anılan bir aktörümüz geliyor. Yani Ayhan Işık. 1950'li yıllardan önce dergi ressamlığı yapıyordu. Adı Ayhan Işıyan'dı. Bir dergi yarışması sonucu sinemaya geçtikten sonra soyadını Işık olarak değiştirmişti. Işıyan soyadı, Ermeni kökenli bir vatandaşı anımsattığı için miydi acaba? Oysa olaya ırkçı bir gözlükle bakmamak gerekirdi. Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce, Türk tiyatrosuna ve Türk sinemasına destek verenler ülkemizdeki azınlıklar değil miydi?

Atatürk devrimlerinden önceki azınlıklar dönemini anımsayınca 1960'lı yılların Ermeni kökenli saygın bir şöhreti gözlerimizin önüne geliyor.Belgin Doruk ve Muhterem Nur gibi yıldızlarla karşılıklı oynayan kır saçlı, olgun erkek tiplerinin Yeşilçam'daki temsilcisi Kenan Pars. Onun da gerçek adı Kirkor Cezveciyan'dı.

Aysel Kısa'yı tanır mısınız? Muhterem Nur takma adıyla ün yapmadan önce nereden tanıyacaksınız ki? Türk sinemasının en güzel burunlu kadını olan Muhterem Nur'a gerçekte Kısa soyadı nasıl da uyuyordu. Çünkü boyu kısaydı. Ve yakışıklı jönlerle karşılıklı oynarken film karelerinde boyunun biraz daha yüksek görünmesi için ayaklarının altına takoz koyarlardı. Bu, basit ve ilkel bir sinema hilesiydi.

Edebiyat dergilerinde öyküler yazarken adı Yılmaz Pütün'dü. Sinemaya geçince bir soyadı değişikliğiyle Yılmaz Güney oldu. Sinema ansiklopedilerinden Paris'teki (Pere Lachaise Mezarlığı) mezartaşına dek, doğum tarihi yanlış yazılan Yılmaz Güney'i nasıl gönlümüzden silebiliriz ki? Hele onu alkışlayarak büyüyen kırsal kökenli Anadolu seyircileri?..

Gerçek adıyla Bumin Gaffar Çıtanak kimdir? En düzeyli ve iddialı filmlerde izlediğimiz Fikret Hakan'dan başkası kim olabilir ki? Bu ünlü aktör, elbette ismini değiştirmekte haklıydı. Bu kadar uzun bir isim afişlere nasıl sığabilirdi ki?

Ya, sinema oyuncusu olduktan sonra bir türlü kabına sığamayan bir Fahrettin Cüreklibatur? Bu da kim demeyin. Yeşilçam'ın Cüneyt Arkın.

Hatice Kökçü nerede, Neriman Köksal nerede? Oysa ikisi de aynı kimliğin sahibi. Hatice Kökçü'yü kimse tanımaz ama Neriman Köksal denince herkes tanır.

Sinemadaki ünlü arabeskçilerden Ferdi Tayfur'u, sakın 1930'lu yılların Ferdi Tayfur'u ile karıştırmayın. Şarkıcı oyuncumuz, acaba neden tarih olmuş bir dublaj sanatçısı aktörün ismini ödünç almış ki? Daha çabuk şöhret olmak için mi? Yoksa onun da ismini birlikte yaşatmak için mi, kimbilir? Oysa gerçek adı Turan Bayburt, arabeskçi Ferdi Tayfur'un...
Fikriye Dumrul'un takması, Sevda Ferdağ'la,
Nusret Ersöz'ün Serdar Gökhan'ıyla,
Tarık Üreğil'in Tarık Akan'ıyla,
Suat Ebrem'in Müjde Ar'ıyla,
Uğur Fidan'ın Bulut Aras'ıyla,
Çağlan Övet'in Engin Çağlar'ıyla,
Rujdan Tezcan'ın Murat Soydan'ıyla...

Bazı Oyuncuların Oyunculuğa Başlama Hikayeleri:
Selma Güneri, Kandilli Kız Lisesi'nde yatılı okuduğu yıllarda bir akrabası Perde dergisinin açtığı yarışmaya katılacaktır. Moral vermesi için Güneri'yi de yanında götürmek ister. Güneri, annesi ve akraba kızı birlikte giderler yarışma yerine. Selma'nın babası Lütfi Güneri bir dönemin ünlü ses sanatçılarındandır. Perde dergisinin sahibi Lütfi Gökmen orada Selma'nın annesini tanır. Konuşurlarken 13 yaşındaki Selma'nın da yarışmaya girmesini ister. Örgülü saçları, şoset çoraplarıyla öylesine sahneye çıkan Selma, yarışmanın birincisi olur. Sinemaya ilk adım böylece atılmıştır.

Aytaç Arman'ın gerçek adı Veys El İnce'dir. Arkadaşları resmini bir yarışmaya gönderirler. Matematiği ve matematik hocasını çok sevmektedir. Arman matematik hocasının soyadıdır. Arkadaşları buna uygun olsun diye isim hanesine de Aytaç yazıverirler. Aytaç Arman böyle doğar.

Yılmaz Köksal 1950'de ilkokulu bitirerek Adana'dan İstanbul'a gelir. Tophane Sanat Okulu'nda okumaya başlar. Ancak bütün hayali denizci olmaktır. Astsubay okulunun sınavlarına girer ve kazanır ancak boyu 1 santimetre kısa olduğu için okula alınmaz.

Kartal Tibet, Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunudur. Onun okula girdiği yıl Müşfik Kenter mezun olmuştur. Sınıf arkadaşı olan Bozkurt Kuruç şu anda Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü görevini yürütmektedir.

Asıl adı Fahrettin Cüreklibatur olan Cüneyt Arkın'ın adı Cüneyt Gökçer'den ve Arkın Yayınları'nın sahibi Ramazan Arkın'dan gelir.

Yusuf Sezgin ve Selma Güneri sinemada tanışıp evlenirler. Bu evlilikten olan oğulları Umut, şu sıralar mankenlik yapıyor ve dizi filmlerde oynuyor.

Süleyman Turan, Kadıköylü olmakla övünür. Haydarpaşa Lisesi'nde İzzet Günay'la sınıf arkadaşıdır. Okuldaki bir başka ünlü ise Göksel Arsoy'dur.

Ediz Hun'un Ses dergisinin yarışmasında birinci seçildiği 1963 yılının kadın birincisi Ajda Pekkan'dır.

Mine Soley'in isim öyküsü de ilginçtir. Evden kaçarak sinemaya atılan Emine adını Mine yapar. Yönetmen Çetin Karamanbey onu "Benim Fransız kızım," diye sevmektedir ve soyadını Fransızca güneş demek olan "soleil"in Türkçe okunuşu olarak belirler.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1070
favori
like
share