TİRYAKİ YOKSA
Bir köylü telaşla bir başka köylüye koştu :
-Bana bak, senin inekler sigara içer mi?
-Çıldırdın mı sen? İnek sigara içer mi hiç?
-Öyleyse ahırın yanıyor, kardeşim.

ALİ BULDU
Bir gün coğrafya dersinde, öğretmen Ali'yi tahtaya kaldırır. Tahtanın yanında asılı duran Dünya haritasında Amerika'nın yerini bulmasını ister.
Ali de, şıp diye, elini Amerika’nın üzerine koyar. Öğretmen bu kez bütün sınıfa döner ve:
"Söyleyin bakalım çocuklar. Amerika'yı kim buldu?" diye sorar.
Sınıf hep bir ağızdan cevaplar:
"Ali buldu öğretmenim! Ali buldu!"

FARK
Fen bilgisi imtihanında şöyle bir soru gelmişti:
- Güneş ışığı ile elektrik lambasının ışığı arasındaki fark nedir?
Ali hemen cevabı yazdı:
- Elektrik lambası için her ay para ödüyoruz ama güneş ışığı için bir para ödemiyoruz.

TERLEMEK İÇİN
Tıp fakültesinin son sınıfında imtihana giren talebeye mümeyyizler sordular:
- Hastayı terletmek için ne yaparsın?
- Arkasına tentürdiyot sürerim.
Başka?
- Kâfur ile yağlarım.
- Başka.
- Aspirin veya benzeri bir tablet aldırırım.
- Başka?
- Biberli pamuk tatbik ederim.
- Başka?
- Çocuk fena hâlde kızarmış, kan-ter içinde kalmıştı. Aklına başka bir şey gelmiyordu.
Birden sevinçle haykırdı:
- Getirir huzurunuzda imtihana sokarım!...

OH BEE
Bir gün adamın biri çölde giderken devesini kaybediyor. Adam perişan ve susuz bir biçimde ilerlerken bir galeri görüyor. Galeriye gidiyor içeride bir sürü devenin olduğunu görüyor ve galeri sahibinden kaliteli bir deve istiyor. Deveyi alıp galeriden çıkarken adamın aklına bir şey geliyor ve sahibine dönerek soruyor
-Bu deve nasıl gider, diyor.
Sahibi cevaplıyor :
-Oh bee deyince gider, diyor.
Alıcı:
-Peki nasıl duruyor, diye soruyor.
Sahibi de.
-Allahım sen beni kurtar deyince duruyor, diyor. Adam deveyi alarak galeriden çıkıyor.
-Oh bee diyerek, yola koyuluyor. Belli bir süre gittikten sonra adam ilerde bir uçurum görüyor ve deveyi nasıl durduracağını unutuyor. Deve tam uçurumun kenarına geldiğinde son anda adam :
-Allahım sen beni kurtar, diyor. Deve zınk diye duruyor. Ve arkasından adam :
-Oh bee, diyor.

İMTİHAN
Öğretmen, öğrencilere:
- Çocuklar, Allah hepimizin Cennete gitmesini istediği hâlde, neden bizi dünyaya göndermiş, demiş.
Çocuklardan biri, soruya karşılık vermiş:
- Öğretmenim, demiş. Şüphesiz ki siz bizim sınıf geçmemizi istiyorsunuz. O hâlde neden hepimize birer 10 vermeyip imtihan ediyorsunuz?

FARK
Fen bilgisi imtihanında şöyle bir soru gelmişti:
- Güneş ışığı ile elektrik lambasının ışığı arasındaki fark nedir?
Ali hemen cevabı yazdı:
- Elektrik lambası için her ay para ödüyoruz ama güneş ışığı için bir para ödemiyoruz.

İKİNCİ SORU
Öğretmen, öğrencilere :
-Sizlere sorular soracağım. Birinci soruyu bilene ikinci soru sorulmayacak. Şimdi söyle bakalım Ahmet, bir hindinin kaç tane tüyü vardır?
-9567 tane tüyü vardır öğretmenim!
-Nereden öğrendin bunu?
-Öğretmenim, hani birinciyi bilene ikinci soruyu sormayacaktınız?

TABANCA SESİ
Genç yazar, ilk oyununu tiyatronun yöneticisine baştan sona okudu ve sordu:
- Nasıl buldunuz oyunumu?
- İyi, yalnız sonunda küçük bir değişiklik yapsanız iyi olur. Oyunun baş kişisi zehirle değil, tabancayla ölmeli.
- Bu önemsiz bir ayrıntı.
- Bence önemli. Tabanca sesi, uyuyan seyircileri uyandıracaktır.

BÜYÜK BEBEKLER
Öğretmen Ali'ye sorar:
- Sizin köyde doğan büyük adam var mı?
Ali cevap verir:
-Hayır öğretmenim, bizim köyde hep bebekler doğuyor.

NE YARIŞ AMA
Bir gün bir adam Anadol marka arabasıyla yolda gidiyormuş, ama birden arabası bozulmuş. Tam o sırada yoldan çok güzel bir Ferrari geçiyormuş. Neyse adam durdurmuş arabayı, anlatmış olayı. Ferrarinin sahibi demiş ki:
- Seni şehre kadar çekerim, ama dikkat et hızlı gidebilirim; eğer hızlı gidersem beni uyarmak için selektör yap. Ben anlar yavaşlarım.
Ferrarinin sahibi sürmüş arabayı. Derken yolda kendini kaptırıp bir Porche ile yarışmaya başlamış. Tabiî arkada Anadol selektör yapmaya başlamış. Tam o sırada yukardan bir polis helikopteri olayı görmüş. Helikopterdekiler olayı merkeze bildirmişler: "Efendim bir Ferrari ile bir Porche kapışıyor; Anadol da onları geçmeye çalışıyor."

ŞAKA
İş hayatına yeni başlayan birisi yaptığı iş başvurusuna olumlu cevap almış. Şirket görüşmeye çağırmış. Yönetici adama sormuş:
- Peki senin şirketten beklentilerin neler?
Adam:
- Öncelikli olarak bir araba istiyor, ayrıca şu anda bulunduğum dairenin kirası biraz fazla. Onu da şirketin karşılması iyi olur. Maaş olarak da 3000 $ yeterli, demiş.
Şirket yöneticisi gayet ciddi dinlemiş ve:
- Biz sana son model bir mercedes ve Tarabya'da bir villa vereceğiz. Ayrıca bizim bu iş için planladığımız maaş 6000$'dı, demiş.
Adamın gözleri yerinden fırlamış:
- Şaka yapıyorsunuz!..
Şirket yöneticisi tavrını bozmadan:
- Ama önce siz başlattınız.

AKILLI
Eski Roma'da yargıcın biri, ölüm döşeğinde iken yardımcı hâkimi çağırıp der ki:
- Ben artık ölüyorum; yargıçlığı sana bırakıyorum.
- Ben nasıl yapabilirim efendim?
- Hiç merak etme! Eğer bir akıllı ile bir deli arasında dava olursa, akıllıyı dinler ve kararını ona göre verirsin. İki deli gelirse zaten mübaşir haberin olmadan onların işini hâlleder.
- Peki efendim. Ya iki akıllı gelirse ne yapayım?
- Olacak şey mi? Ben kırk yıllık yargıcım, daha hiç iki akıllının birden geldiğini görmedim.

TOZ
Bir gün Nasrettin Hoca, çırağı ile kurt avına gider. Bir kurt ini görürler ve içeri girerler. Kurt içeride yoktur. Bir süre sonra Nasrettin Hoca dışarıya çıkar. Çırağı hâlâ kurdun inindedir. Daha sonra Hoca, kurdun geri gelip inine girmeye çalıştığını görür.
Nasrettin Hoca, içerideki çırağını düşünerek kurdun kuyruğuna yapışır. Ortalık toz dumana karışmıştır. Tozdan ortalığı göremeyen çırak içeriden:
- Ne oluyor, bu toz da nereden çıktı şimdi, deyince, Nasrettin Hoca:
- Kurdun kuyruğu koparsa sen o zaman görürsün tozu, dumanı!

ŞÖFÖR
Ünlü bir bilim adamı özel otomobiliyle konferans vermeye giderken, uzun yıllardır onunla çalışan şoförü sıkılarak bir teklifte bulunmuş:
- Sizin konferanslarınızı dinleye dinleye virgülüne kadar ezberledim efendim, demiş.
- Ne olur izin verin bu konferansı da sizin yerinize ben vereyim.
Bilim adamı, teklifi kabul etmiş. Şoför arka koltuğa geçmiş.
Bilim adamı şoförün şapkasını giyip öne oturmuş.
Konferansın verileceği salona varmışlar.
Şoför kürsüye çıkmış, hiç teklemeden çok güzel bir konuşma yapmış. Ve sormuş:
- Sorusu olan var mı?
Ülkenin ciddi bilim adamlarından biri "var" demiş ve oldukça zor bir soru sormuş.
Şoför hiç tereddüt etmeden:
- Çok kolay bir soru bu, şoförüm bile, bilir demiş.
Gidip çağırayım, sizin sorunuzu o cevaplasın.

NE ZAMAN AT DİYORLAR?
Birinci sınıf öğrencisi okuldan dönünce annesine:
- Bugün öğretmen bize atlardan söz etti. Ama ben atın ne olduğunu hâlâ anlayamadım, dedi.
- Neden? diye sordu annesi.
- Öğretmenimiz “Atın yavrusuna tay, dişisine kısrak, erkeğine aygır derler.” dedi.
-Bunda anlaşılmayan ne var çocuğum?
- Peki anneciğim, ne zaman ata at diyorlar?

YEMEK
Doktor, hasta çocuğa sordu:
- Bugün ne yedin?
Çocuk cevap verdi:
- Pilav.
Doktor biraz düşündükten sonra tekrar sordu:
- İştahla yedin mi?
- Hayır, salatayla yedim.

ADRES TARİFİ
Evini kaybeden küçük çocuğa polisler soruyor:
- Yavrum senin evin nerede?
- Parkın karşısında!
- Peki park nerede?
- Evin karşısında!

MUSİKİŞİNAS KÖPEK
Küçük çocuk, keman dersi için evde prova yapıyor, babası da oturmuş gazete okuyordu. Evin köpeği de çocuğun kemanından çıkan melodilere havlayarak eşlik ediyordu. Bu gürültüde babanın gazete okuması mümkün mü?
Bir duruyor, iki duruyor, ama ne çocuk keman çalmayı ne de öteki havlamayı kesiyordu. En sonunda baba, oğluna seslendi:
"Oğlum, şunun bilmediği bir parça çalsana!"

ÖMÜR
Adamın biri doktora gitmiş. Doktor, tahlil sonuçlarını ve röntgen filmlerini uzun uzun incelemiş ve adama “Maalesef beyefendi.” demiş. “Fazla ömrünüz kalmamış.” Adam üzüntüden düşecek gibi olmuş:
“Peki ne kadar yaşayacağım doktor?”
“On.”
“Doktor çıldırtma adamı, on ne? On ay mı, on hafta mı, on gün mü?”
“Dokuz, sekiz, yedi, altı…”

KONUMUZLA NE ALAKASI VAR
Temel bir gün fotoğrafını çektirmek istemiş. Fotoğrafçıya:
-Ben fotoğraf çektirmek istiyorum. Lakin vesikalık olmayacak
Fotoğrafçı:
-Olur efendim. 24x32'ye ne dersiniz?
Temel:
-768 eder de, bunun konumuzla ne alakası vardır?

HANGİSİ UZAK
Öğretmen, Zeynep'e sorar:
- Söyle bakalım yavrum, Hindistan mı daha uzaktır, Ay mı?
- Hindistan efendim.
- Nasıl olur kızım?
- Öğretmenim, bazı geceler Ay'ı görebiliyoruz, ama Hindistan'ı hiç gördüğümüz yok ki...

MATEMATİK DERSİNDE
Öğretmen, hayvanlardan söz ederken Nizami'ye bir soru sormuş:
-Dört ayaklı hayvanlardan birkaçının adını söyler misin?
Nizami çok kısa bir süre düşünmüş ve cevap vermeye başlamış:
-At, kedi, köpek ve iki tavuk...
Öğretmen sözünü kesmiş:
-İki tavuk mu dedin? Ne ilgisi var konumuzla?
Nizami cevap vermiş:
-İki tavuğun dört ayağı vardır öğretmenim!

BİR AYRAN DAHA
Temel çay bahçesine gitmiş garsondan bir ayran istemiş. Ayranı içtikten sonra fiyatı olan 500.000 TL'yi (50 tane 10.000 TL'yi) üst üste koymuş, garson tam alırken paraya vurarak dağılmasına yol açmış. Ertesi gün gene gelip bir ayran içmiş. Yine 50 tane 10.000 lirayı üst üste koyup tam garson alacakken dağıtmış. Bu olay böyle iki-üç gün tekrarlandıktan sonra, Temel yine çay bahçesine gidip bir ayran içmiş, ama bu sefer 1.000.000 lira vermiş bu sefer de garson 50 tane 10.000 lirayı üst üste koyup tam Temel alacakken dağıtmış. Bunun üzerine Temel sandalyeye tekrar yaslanıp:
- Bana bir ayran daha lütfen, demiş.

ONU GÖRMÜŞLER
Afrika'da bir fil ile karınca arkadaş olmuşlar. Devamlı birlikte geziyorlarmış. Bir gün bunların canı sıkılmış. Ne yapacaklarını düşünmeye başlamışlar. Karınca başka bir ülkeye gitmeyi teklif etmiş. Bu fikir filin de aklına yatmış. Ve o gece sınıra gelmişler. Karınca, file: "Ben önden gideyim; sen de beni geriden takip et. Bir şey olursa sana bağırırım." demiş. Başlamışlar yürümeye... Ve bir müddet sonra karıncanın olduğu yerden sesler gelmiş. Karınca olanca gücüyle bağırmış: "Fiiil yere yaaaat; beni gördüler!"

YAĞMUR
Öğretmen o günkü konusunu bitirmişti. Dersin bitmesine de on dakika kalmıştı. Hem bu zamanı değerlendirmek, hem de çocukların konuyu ne kadar anladıklarını yoklamak için, herkese birer soru soruyordu:
- Nalan sen söyler misin yavrum? Yağmur nasıl ve ne zaman yağar?
Nalan çok duygulu bir cevap verdi:
-Bulutlar üzülüp ağladıkları zaman, öğretmenim.

HANGİSİ BÜYÜK?
Öğretmen, sosyal bilgiler dersinde bir öğrenciye sorar:
- Söyle yavrum, denizler mi büyük, karalar mı?
- Karalar öğretmenim.
- Ama nasıl olur?
- Tabiî. Denizlerin altı da karalarla kaplı değil mi öğretmenim?

BİR AYRAN DAHA
Temel çay bahçesine gitmiş garsondan bir ayran istemiş. Ayranı içtikten sonra fiyatı olan 500.000 TL'yi (50 tane 10.000 TL'yi) üst üste koymuş, garson tam alırken paraya vurarak dağılmasına yol açmış. Ertesi gün gene gelip bir ayran içmiş. Yine 50 tane 10.000 lirayı üst üste koyup tam garson alacakken dağıtmış. Bu olay böyle iki-üç gün tekrarlandıktan sonra, Temel yine çay bahçesine gidip bir ayran içmiş ama bu sefer 1.000.000 lira vermiş bu sefer de garson 50 tane 10.000 lirayı üst üste koyup tam Temel alacakken dağıtmış. Bunun üzerine Temel sandalyeye tekrar yaslanıp:
- Bana bir ayran daha lütfen, demiş.

SUÇLU
Hakim suçluya sorar:
- Bu adamı niçin dövdün.
- Bana su aygırı, dedi efendim.
- Ne zaman?
- Bir yıl önce.
- Ama sen onu yeni dövmüşsün.
- Su aygırının ne olduğunu ilk defa bu hafta öğrendim de.

KARPUZ
Ersin, elini beline koymuş dalgın dalgın yürüyormuş.
Bu hâl, adamın birinin dikkatini çekmiş. Adam onu takip etmeye başlamış.
Ersin, belediye otobüsüne binmiş. Eli hâlâ belinde, inmiş yarım saat yürümüş eli hâlâ belinde.
Onu izleyen adam dayanamamış; koşup önüne geçmiş.
- Ya kardeşim sen deli misin, demiş.
Ersin:
- Yooo, demiş.
- Hasta mısın, demiş.
- Yooo, demiş.
- Seni iki saattir izliyorum. Elin belinde yürüyorsun, demiş.
Ersin, bir de bakmış:
- Vay be! Karpuz düşmüş ha!

AYDINLIK
Nasreddin Hoca kapısının önünde
bir şeyler aranıyormuş. Komşuları:
-Hayrola Hoca efendi, demişler, bir şey mi yitirdin?
-Mühürüm düştü de...
-Nerede düşürdün? Söyle, biz de bakıverelim.
-İçerde düşürdüm, avluda.
-Avluda yitirilen şey sokakta aranır mı be Hoca?
-Avlu karanlık. Burası daha aydınlık da onun için burada arıyorum!

ESKİ KANUN
Öğretmen:
- Çocuklar biliyor musunuz? Dünya üzerinde, yer çekimi kanunu sayesinde duruyoruz.
Öğrenciler:
- Peki öğretmenim, bu kanun kabul edilmeden önce nasıl duruyorduk?

KARISI BİLİYORMUŞ
Adamın biri, trafik kazasında yaralanmıştı. Yardım için gelen polis, adama:
- Adınızı söyleyin de karınıza haber verelim, dedi.
- Gerek yok dedi adam, karım benim adımı zaten biliyor.

RAKAMLAR
Rakamlar yalan söylemez der öğretmen;
- Mesela bir adam, bir evi on iki günde yapabiliyorsa, on iki kişi bir günde yapabilir.
Ön sırada oturan Ali defterine bazı işlemler yaptıktan sonra parmak kaldırır.
- Öğretmenim bu takdirde 288 kişi evi bir saatte, 17. 280 kişi bir dakikada yapabilir öyle mi?
Öğretmeni Ali'yi şaşkınlıkla dinlerken Ali devam eder. "Aynı mantıktan bir gemi okyanusu altı günde geçerse, altı gemi de bir günde geçebilir demek ki "

SEN EN İYİSİNİ BİLİRSİN
Nasrettin hoca bir gün köyden şehre giderken yorulmuş tarlanın kenarındaki ceviz ağacının altında dinleneyim demiş. Şöyle bir etrafına bakınıp ağacın altına uzanmış. Ve şöyle düşünmüş.Ey Allah'ım gücüne sual olmaz amma, incecik kabak sapında kocaman kabak var, koskocaman ağaçta küçücük ceviz var, bu nasıl iş deyip uykuya dalmış. Ağaçtan bir ceviz hocanın kafasına düşüvermiş. Ve kafada ceviz büyüklüğünde bir şiş olmuş. Hoca hiddetle uyanmış ve Yarabbi sen en iyisini bilirsin demiş. Simdi o kabak ağaçta olsaydı benim halim ne olurdu.

KAPLUMBAĞA
Dört kaplumbağa pikniğe çıkmaya karar veriyorlar. Erzakları hazırlayıp yola koyuluyorlar. Bir yıl, iki yıl, beş, on yıl derken otuz yıl sonra piknik yerine varıyorlar. Hemen erzakları çıkarıyorlar, gazozlar yiyecekler herşey ortaya çıkıyor.
Gazozlarda şişe gazoz. Ve açacak YOK! Tek çözüm birinin eve gidip açacağı alıp gelmesi. Doğal olarak en genç kaplumbağayı seçiyorlar. Genç eleman:
- "Giderim, ama bir şartım var" der ve ekler.
- "Buradaki yiyeceklerin hiçbirine ben gelinceye kadar dokunulmayacak.
Diğerleri de bunu kabul eder. Kaplumbağa yola çıkar. Aradan bir, iki, on, yirmi yıl geçer.
Bu arada yaşlı kaplumbağalardan birisi fenalaşır, ölmek üzeredir. Arkadaşlar ne yapsa faydasız. Kaplumbağanın son dileği olup olmadığını sorarlar. O da:
- Gerçi genç kaplumbağaya söz verdik ama, şuradaki sarmalardan birtanesini yesem olur mu? der. Diğerleri de kıramaz ve:
- "Elbette" diyerek, sarmalardan birini verirler.
Tam ağzına atacağı sırada genç kaplumbağa çalıların arasından fırlar ve bağırır:
- Gitmiyorum işte, gitmiyorum.

AYAKKABI
Adamın biri ayakkabı almak için mağazaya gitmiş.
Denediği ve beğendiği ayakkabılardan birisinin ayağını sıktığını söylemiş.
Mağaza sahibi de:
- Bir hafta sonra açılır, demiş.
Adam:
- İyi o zaman, ben bir hafta sonra gelip alayım, demiş.

ŞAPKA
Adamın biri şapka almak için şapkacıya girmiş, bir tane denemiş,
Yanındakiler:
- Bu seni on yaş genç gösterdi, bunu al demişler. Adam istememiş. Hediye etmek istemişlerse de
Adam:
- İstemiyorum, her çıkarışta on yaş ihtiyar görünmek istemiyorum ya!

ÜÇÜNÜ DE KISA KES
Müşteri sıkkın bir tavırla berber dükkânındaki koltuğa oturdu ve söylendi:
-Üçünü de kısa kes!
-Affedersiniz anlayamadım?
-Yani saçı sakalı ve lâfı...

KALE
Teknik direktör ilk yarı sonrası soyunma odasında oyuncusuna sordu:
- Neden kendi kalene gol attın?
Oyuncu cevap verdi:
- Lanet olası kalelerin hepsi birbirine o kadar çok benziyor ki!

TOP
Arka arkaya gelen on ikinci hezimetten sonra teknik direktör oyuncularını topladı
ve dedi ki :
- Sanıyorum, bir kez daha en bastan başlamalıyız... Simdi, kolumun altında
duran şey toptur...
Arka sırada bir oyuncu konuşmayı kesti:
- Bir kere yakından görebilir miyim acaba?

ALLAH BİLİYOR
Nasreddin Hoca bir cimri tanıdığının evine gittiğinde tanıdığı ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmiş.
Nasreddin Hoca bayat ekmeği dişi kesmeyince sinirinden balı kaşıkla yemeye başlamış. Ev sahibinin gözü yerinden oynamış:
-Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise, insanın içini sıyırır, demiş.
Nasreddin Hoca hiç ses çıkarmadan balı bitirmiş ve:
-Kimin içinin sıyrıldığını Allah biliyor, demiş.

MERMER
Öğretmen sordu:
-Ülkemizde mermer en çok nerelerde bulunur?
Çocuk cevap vermiş:
-Merdivenlerde, eşiklerde, masa üstlerinde bulunur öğretmenim.

NEREYE?
Nasreddin Hoca bir gün eşeğine binmiş. Eşeğin inadı tutmuş. Bir türlü eşeğin başını gideceği yöne çevirememiş. Bunu gören komşusu:
-Nereye gidiyorsun Hocam, diye sormuş.
Hoca'da:
- Eşeğin istediği yere, demiş.

BİZ DE KİBİR YOKTUR
Nasreddin Hoca'ya yapılan şakalar tükenip bitmezdi. Akşehir'liler bir gün Hoca'ya takılır ve sorarlar. -Hocam senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir aslı var mıdır?
Hoca'nın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya cevaplar;
-Her hâlde öyle olmalı.
-Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar. Hoca madem kabullendin göster bir mucize görelim!
Hoca;
-Pekâla şimdi size bir numara yapalım der karşısında durmakta olan çınar ağacına;
-Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!...
Tabiî ne gelen ağaç var ne giden. Hoca yürümeye başlar ağacın yanına varır. Akşehir'liler;
-Ne oldu Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin! diye gülünce,
Hoca;
-Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal yürür der.

AYAKKABI
Adamın biri ayakkabı almak için mağazaya gitmiş.
Denediği ve beğendiği ayakkabılardan birisinin ayağını sıktığını söylemiş.
Mağaza sahibi de:
- Bir hafta sonra açılır, demiş.
Adam:
- İyi o zaman, ben bir hafta sonra gelip alayım, demiş.

RESİM
Leyla, ağacın altına oturmuş resim yapıyordu. Babası kızın elindeki bomboş kağıdı görünce sordu:
-Leyla, ne resmi yapıyorsun bakayım?
Çimenlikte bir keçi resmi.
-Çimenler nerede?
-Keçi hepsini yedi.
-Ya keçi?
-Yiyecek bir şey kalmayınca o da gitti.

TELEFON NUMARASI
Öğretmen sınıfa girer girmez Melek parmağını kaldırdı.
Öğretmen:
- Ne istiyorsun? diye sordu.
- Tarih kitabında Kristof Kolomb'un yanına niçin 1451-1506 koyduklarını anlayamadım.
Hakkı parmağını kaldırdı.
Öğretmen, Hakkı'nın bir şey bildiğini sanarak sordu.
- Sen biliyor musun?
- Evet, öğretmenim.
- Öyleyse söyle bakalım.
- Bu onun telefon numarasıdır, öğretmenim.

LATİNCESİ
Hasta doktora derdini anlattı:
- Sabahları bir türlü yataktan kalkamıyorum. Canım çalışmak da istemiyor.
Doktor:
- Şikayetiniz bunlar mı?
Hasta:
- Evet
Doktor:
- Bunun adı tembellik.
Hasta:
- Biliyorum, doktor. Ama patronuma hastayım demek için bunun Latince bir adı yok mu?

SEN EN İYİSİNİ BİLİRSİN
Nasrettin Hoca bir gün köyden şehre giderken yorulmuş.
Tarlanının kenarındaki ceviz ağacının altında dinleneyim demiş.
Şöyle bir etrafına bakınıp ağacın altına uzanmış ve şöyle düşünmüş:
- Ey Allah'ım gücüne sual olmaz amma, incecik kabak sapında kocaman kabak var,
koskocaman ağaçta küçücük ceviz var. Bu nasıl iş deyip uykuya dalmış.
Ağaçtan bir ceviz hocanın kafasına düşüvermiş.
Hocanın kafasında ceviz büyüklüğünde bir şiş olmuş. Hoca hiddetle uyanmış ve:
- Yarabbi sen en iyisini bilirsin demiş. Şimdi o kabak ağaçta olsaydı benim halim nolurdu.

ÜÇÜ BİR ARADA
Müşteri sıkkın bir tavırla berber dükkânındaki koltuğa oturdu ve söylendi:
-Üçünü de kısa kes!
-Affedersiniz anlayamadım?
-Yani saçı sakalı ve lâfı...

ÇÖMLEK HESABI
Ramazan günlerini hesaplamak için bir çömleğin içine her gün bir taş atar, Hoca. Bir avuç taş doldurur çömleğin içine Hoca'nın yaramaz oğlu, muziplik olsun diye.
Bir zaman sonra arkadaşları: "Bugün Ramazan'ın kaçı acaba? diye sorarlar Hoca'ya. Hoca'da: "Şimdi eve gider öğrenirim. Biraz sabredin." der ve evinin yolunu tutar.
Çömleği boşaltır; bir sayar, iki sayar... Taşların yüz yirmi beş tane olduğunu görür. Şaşkın bir hâlde döner arkadaşlarının yanına Hoca. "Arkadaşlar, bugün, Ramazan'ın kırk beşi" der. Hoca'nın bu cevabına gülüşürler arkadaşları. Aralarından biri:
"Aman Hocam, bir ay otuz gündür. Hiç Ramazan'ın kırk beşi olur mu?" diye itiraz eder.
Hoca, biraz şaşkınlık biraz da kızgın bir ifadeyle: "Ben yine insaflı davrandım. Benim çömlek hesabına bakacak olursak; bugün Ramazan'ın yüz yirmi beşi!" der.

HEPSİ BU KADAR MI?
Küçük Aylin'e teyzesi bir milyon lira vermişti. Küçük kız bir şey demeden parayı cebine attı. Bunun üzerine annesi söze karıştı.
-Aylin, teyzene ne demen lazım?
Aylin cevap vermedi. Anne bunun üzerine yardım etmek istedi.
-Baban bana para verdiği zaman ben ne diyorum?
Birden gözleri parlayan Aylin:
-Hepsi bu kadar mı? diye atıldı.

GARANTİ
Bir mağazadan televizyon çalan adamın mahkemesi yapılıyordu. Hakim, verilen cezayı açıkladı:
- Bir yıla mahkum oldunuz.
Adam gayet rahat bir şekilde söze karıştı:
- Biliyordum zaten bir yıl olacağını.
Hakim şaşırmıştı:
- Nasıl yani? Nereden biliyordun?
Adam cevap verdi:
- Çünkü televizyonun üzerinde "bir yıl garanti" yazıyordu.

BENZERLİK
Öğretmen, okullar açıldığı sırada bir öğrenciye:
“Geçen yıl bu sınıfta sana çok benzeyen biri vardı. İkiz kardeşin miydi acaba?”
Çocuk boynu bükük bir şekilde, mırıldanır gibi cevap verdi:
“Hayır efendim, ben sınıfta kaldım da.”

NASİHAT
Annesi Metin’e nasihat ediyordu.
“Oğlum, derslerini günü gününe yap. Bugünün işini hiçbir zaman yarına bırakmamalısın.”
Bunun üzerine Metin yerinden kalktı.
Annesi sordu:
“Nereye gidiyorsun? Lafımı dinlesene!”
Metin hemen cevabı yapıştırdı:
“Yarına kalan kadayıfı yemeye…”

SON DİŞLER
Öğretmen, öğrencilerine sordu:
“Söyleyin bakalım çocuklar en son çıkan diş hangisidir?”
Sınıfta uzun bir sessizlik oldu, sonra bir öğrenci parmağını kaldırıp cevap verdi:
“En son takma dişler çıkar öğretmenim!”

EMEKLİ OLACAĞIM!
Öğretmen, öğrencilerine soruyordu:
“Fatma, büyüyünce ne olacaksın?”
“Hemşire olacağım.”
“Sen olacaksın Mustafa?”
“Subay olacağım.”
“Sen Murat?”
“Öğretmen.”
Sıra, Sedat’a geldi:
“Sedat, büyüyünce sen ne olacaksın?”
“Emekli olacağım…”

ŞURUP
İkinci gün tekrar muayeneye gelen hastasına, doktor sorar:
"Ee bugün nasılsınız bakalım, verdiğim öksürük şurubunu içtiniz mi?"
"İnanın doktor bey, tadına baktım, sonra öksürmeyi tercih ettim."

ÖRDEK ÇORBASI
Bir gün Nasrettin Hoca pınar başında bir sürü yabani ördek görür. Hoca yakalamak için koştuğunda ördekler ondan önce davranıp kaçarlar. Ördeklerin peşinde koşmaktan yorulan Nasrettin Hoca eline bir parça ekmek alarak suya batırıp yemeye başlamış.Oradan geçen bir adam Hoca’nın bu şekilde ekmek yemesini görünce şaşkın bir şekilde:
-Hocam, burada ne yapıyorsunuz, der. Hoca gayet doğal bir şekilde elindeki ekmeği gösterip:
-Ördek çorbası yiyorum, der.

GETİR BARİ...
Bir gün rüyasında Hoca’ya dokuz akçe vermişler. Hoca illaki on akçe olsun derken uyanmış. Bakmış ki elinde hiçbir şey yok; gözlerini hemen kapayıp elini uzatmış ve pişman bir şekilde:
“Getir bari dokuz akçe olsun.” demiş.

MATEMATİK
İki öğrenci aralarında konuşuyorlardı:
Ben bu matematikten bir şey anlamadım.
Neden?
Öğretmen geçen gün dört beş daha dokuz eder demişti, bunu ezberledim. Bugün de kalkmış, altı üç daha dokuz eder, diyor...

MİKROPLAR
–Derin nefes almanın mikropları öldürdüğünü biliyor muydunuz çocuklar?
–İyi ama öğretmenim, derin nefes almaları için mikropları nasıl ikna edeceğiz.

GRİ BULUTLAR
Öğretmen, bulutların yeryüzündeki suların buharlaşmasından oluştuğunu uzun uzun anlattıktan sonra ön sıralarda oturan öğrencilerden birine şu soruyu sordu:
- Söyle bakalım oğlum, kara bulutlar neden olur?
Çocuk düşündü, yutkundu, bir şey diyemedi. Onun yanında oturan, parmak kaldırarak şu cevabı verdi:
- Kirli sulardan olur öğretmenim!

ALÇAK KÖPRÜ
Kamyon şoförü otoyolda giderken: 'Dikkat alçak köprü!' yazısını görmesiyle köprünün altına sıkışması bir olmuş.
Son derece sinirlenmiş ikaz levhasının daha köprüye gelmeden önce konulmamasına. Otoyol kapanmış, arkasında kilometrelerce araç birikmiş, haber vermesine rağmen ekip saatler sonra gelmiş, içeriden ağır adımlarla bir polis inmiş, kamyonun yanına gelip ellerini beline koymuş:
-Sıkıştın ha, demiş.
- Hayır Memur Bey. Bu köprüyü taşıyordum, mazotum bitti.

İKİNCİ LİSAN
Fare bir peynir kokusu duyup, kafasını dışarı uzatmıştı. Fakat bunun kedinin bir tuzağı olabileceğini düşünüp dışarı çıkmadı.
Bekledi ve biraz sonra "miyav" diye bir ses duydu. Ertesi gün de peynir kokusunu aldı ve "miyav" sesini duydu, yerinden çıkmadı. Sonraki gün "hav hav" diye bir ses duydu ve kedinin ortalarda olmadığını anlayarak dışarı çıktı. Çıkmasıyla pençe yemesi bir oldu.
Kedinin tuzağına düşmüştü. Kedi yerde baygın yatan fareyi yanındaki yavrusuna gösterip şöyle dedi:
-Bak yavrum, sana dememiş miydim, ikinci lisan çok önemli.

AYAKKABI
Adamın biri ayakkabı almak için mağazaya gitmiş. Denediği ve beğendiği ayakkabılardan birisinin ayağını sıktığını söylemiş.
Mağaza sahibi de:
- Bir hafta sonra açılır, demiş.
Adam:
- İyi o zaman, ben bir hafta sonra gelip alayım, demiş.

NASIL?
Öğretmen ders anlatıyordu:
-Günümüzden yıllarca yıl önce para denen şey yokmuş çocuklar. İnsanlar alışveriş yapmak istedikleri zaman, karşılığında malına göre ya yumurta ya da buğday ya inek ya da değerine göre başka bir şey verirlermiş.
Ersin, parmağını kaldırdı ve söz aldı:
- İyi de öğretmenim, o zamanın insanları bütün bunları cüzdanlarında nasıl taşırlarmış?

DONDURMA
Ahmet, dışarıdan hızla eve girdi:
-Anne, bana para verir misin?
-Ne yapacaksın parayı?
-Dışarıdan bir adamcağıza vereceğim.
-Aferin oğlum. Nerede bu adam, göster bakalım.
-Dışarıda anne, dondurma satıyor.

MEMNUNİYET
Babasıyla Ali konuşuyordu:
Babası: Benim küçüklüğümde babam öyle zengin değildi. Soframızda öyle sizin yediğiniz gibi çeşit çeşit yemekler bulunmazdı.
Küçük Ali hemen atıldı:
- Öyleyse şimdi bizim evde olduğundan memnunsundur. Değil mi babacığım?

BOZUKMUŞ
Ufaklık, az önce çikolata aldığı dükkândan içeri girdi.
“Bakkal amca, deminki çikolata bozukmuş paramı geri ver.”
“İyi ama yemişsin bile…”
“Elbette, yemeden bozuk olduğunu nereden anlayacaktım ki?”

BENZERLİK
Evlerine gelen misafir, küçük Can’ı kucağına almış, seviyordu:
-Allah bağışlasın, ne güzel çocuk! Ağzı tıpkı babasının ağzı. Gözleri aynı annesinin gözleri. Burnu da ablasının burnu.
Misafiri ilgiyle dinleyen Can söze karıştı:
-Pantolon da ağabeyimin pantolonu teyze!

ÖBÜR YARISI
Kütüphane memuru, öğrenciye:
- Bu kitaptan yararlanırsanız ödevinizin yarısını yapmış olursunuz, dedi.
Öğrenci sevinçle haykırdı:
- O halde aynı kitaptan iki tane lütfen!

BİLMECE
Öğretmen Rıza’ya sordu:
- Dünya yuvarlak mıdır?
- Hayır öğretmenim.
- Nasıl olur, düz mü yani?
- O da değil.
- Peki nasıl?
- Babamın dediğine bakılırsa karmakarışık.

ÜZÜNTÜNÜN NEDENİ
- Beni ne kadar seviyorsun abi?
- Dünyalar kadar!
Çocuk üzüldü, suratı asıldı. Ağabeyi sordu:
- Neden üzüldün kardeşim?
- Geçen gün babam, “Bu dünya beş para etmez.” demişti de…

KARANLIK
Erol, pek korkak bir çocuktu. Karanlıktan ödü kopardı. Babası da onu daima bu kötü huyundan vazgeçirmek istiyordu. Onun için Erol’a bir akşam:
- Oğlum, yandaki odada gözlüğümü unutmuşum, git getiriver dedi.
Erol, pek onurluydu, korkuyorum, gidemem diyemedi. Kalbe kuvvet olsun diye oyuncakları arasından, kaplanı alıp gitti. Fakat biraz sonra ağlamaklı bir sesle geri döndü:
- Babacığım, babacığım, dedi. Şu kaplan çok korkak, bir türlü gitmek istemiyor.

TÜNEL
Tren yağmurlu bir havada ilerliyordu. Selma pencereden dışarısını seyrederken tren bir tünele girdi.
Selma, annesine döndü ve sevinçle dedi ki:
- Anne bak! Tren ıslanmamak için şemsiyenin altına girdi.

DİŞ
Öğretmen, tabiat bilgisi dersinde uzun uzun, dişleri anlatmıştı. Dersin sonuna doğru dersi hiç dinlememiş bir öğrenciye sordu:
- Kaç türlü diş vardır?
Öğrenci biraz düşündükten sonra:
- Sağlam diş, çürük diş, takma diş diye cevap verdi.

IRMAK
Irmağın kıyısında küçük bir çocuk oynuyordu. O sırada oradan geçen bir adam çocuğa sordu.
-Yavrum, bu ırmaktan karşıya geçilir mi?
-Geçilir amca, dedi çocuk.
Adam, ayakkabılarını çıkardı, pantolonunu çekerek ırmağa girdi. Birkaç adım atınca su boğazına kadar geldi. Az kalsın boğulacaktı.
Kendini kurtarıp öfkeyle çocuğun yanına vardı.
- Hani ırmaktan geçiliyordu? diye bağırdı. Neredeyse boğuluyordum!
Çocuk biraz düşündü, sonra cevap verdi:
- Çok tuhaf! Demin bir ördek geçti, hiçbir şey olmadı.

ÜZÜNTÜNÜN NEDENİ
- Beni ne kadar seviyorsun abi?
- Dünyalar kadar!
Çocuk üzüldü, suratı asıldı. Ağabeyi sordu:
- Neden üzüldün kardeşim?
- Geçen gün babam, “Bu dünya beş para etmez.” demişti de…

SAAT
Baba oğluna:
- Oğlum, dedi. Saatim durmuş, yarın hatırlat da saatçiye bırakıp temizlettireyim.
- Ah babacığım, saatçiye kadar yorulmana hiç lüzum yok. Biz saatini bugün kardeşimle beraber temizledik.
- Nasıl temizlediniz?
- Annem çamaşır yıkıyordu, bir tas sıcak sabunlu su aldık, saatinizi güzelce yıkadık

NE YAPAR?
Öğretmen, Fatma’ya sordu:
“ Altı elma ile beş portakal ne yapar?”
Fatma:
“ Vitamin yapar öğretmenim.”diye cevap verdi.

DURUMU İYİYMİŞ
Babası, Özcan’a sordu:
“Sınıfta durumun nasıl?”
“Çok iyi babacığım. Sobanın yanında oturuyorum.”

DÜNYA KAÇ METRE?
Arkadaşlarından biri hocaya sorar:
- Hocam dünya kaç metre?
Tam o sırada yanlarından bir cenaze geçmektedir. Hoca onu göstererek:
-Ona sor! Bak, ölçmüş, biçmiş, gidiyor.

KANATLI DEVELER
Günlerden bir gün, Nasrettin Hoca camide vaaz verirken: - "Ey cemaat", der. "Allah, deveyi kanatlı yaratmadığı için hepimiz durmaksızın, sürekli şükredelim. Yoksa damlarımız çoktan başımıza yıkılmıştı..

ÖMRÜM YETERSE
Hoca, küçük yaşta da beklenmedik şakalar yapar, etrafındakileri şaşırtırmış. Anası terzi çıraklığına vermiş onu. Bir, iki yıl derken, kadıncağız sormuş:
"Oğlum neler öğrendin? Anlat da sevineyim."
"Olur, anacığım." demiş Hoca. "Şimdilik işin yarısını öğrendim. Dikilmiş şeyleri söküyorum. Ömrüm de yeterse, elbise dikmeyi de tez zamanda öğreneceğim."

DÖRT AYAKLI ÖRDEK
Bir gün, Nasrettin Hoca, camide bir vaaz veriyordu. Cemaatten bir kışının esnediğini ve bir kısmının uyukladığını fark etti. Bunun üzerine şöyle konuşmaya başladı:
-Bir sabah, Akşehir'den dışarı çıkmıştım. Çayın kenarında dört ayaklı ördekler su içiyorlardı...
Dört ayaklı ördek sözünü işiten cemaat, gözlerini açarak Nasrettin Hoca'yı dikkatle dinlemeye başladı. Bunun üzerine Nasrettin Hoca:
Yahu!... Siz nasıl adamlarsınız. Deminden beri size vaaz ediyorum, uyukluyorsunuz da, kuyruklu bir yalan uydurunca hepinizin gözleri açıldı...

KUYUYA DÜŞEN AY
Bir gece Nasreddin Hoca kuyudan su almaya gider. Bakar ki ay kuyuya düşmüş. Hoca:
Kadın kadın, diye hanımına bağırır. Bana çabuk bir kanca getir yoksa ay boğulup ölecek.'
Karısı kancayı getirir. Nasreddin Hoca kancayı kuyuya atar çeker çeker kanca gelmez. Hoca, "galiba ay'ı tuttum" der. Kancanın ipi gerilir gerilir ve kopar. Sırt üstü düşen Nasreddin Hoca gökyüzünde ay'ı görür.
-Düştük düşmesine ama ayı da kurtardık, der

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1247
favori
like
share