[FONT="Arial Narrow"]


Bir anda masamıza elinde Mehmet Rauf’un” Eylül” adlı romanıyla genç bir delikanlı çıkageldi ve Muzaffer teyzeye kitabı uzattı. Muzaffer teyze bu genç delikanlıyla bizleri tanıştırdı. Erdal adındaki bu genç delikanlı, Muzaffer teyzenin otelinde resepsiyonist olarak çalışıyor, diğer yandan da okuyordu. Nezaketle kitabı verdi ve gitti.
- Halam bizim de gitme vaktimiz geldi dedi ve Muzaffer teyzeye görüşmek umuduyla diyerek yanından ayrıldım.
İki gün boyunca Muzaffer teyze bir türlü aklımdan çıkmadı. İki gün sonra, iş yerimden istenen kişisel evraklarım için; yolum Muzaffer teyzenin otelinin olduğu semte düştü. Buraya kadar gelmişken onu görmeden gitmek istemedim. Gerçi oteline sık sık uğramadığını ifade etmişti ama; belki şansıma o gün orada bulabilirim umuduyla otele vardım.
Resepsiyonda tanıştığımız Erdal’ı gördüm. Erdal beni tanıdı.
- Merhaba hoş geldiniz dedi.
Selamlaştıktan sonra Muzaffer teyzenin burada olup olmadığını sordum.
- Şansınıza! bugün yine burada. Hoş! o buraya pek sık gelmez; ama son birkaç gündür otelden ayrılmıyor. Pek ortalarda görülmez. Karşıdaki çay bahçesinde bulabilirsin onu demiş ve o tarafa doğru yürümüştüm.
Sık çam ağaçlarıyla kaplı denize nazır bir masada arkası dönüp otururken buldum onu. Son derece dalgın görünüyordu.
Birden – Merhaba Muzaffer teyze nasılsın ben geldim. Oturabilir miyim? Dedim. Dalgın olduğundan irkildi.
Sonra - Bende diyordum bu masada bir şeyler eksik. Tamam şimdi buldum. Sohbet arkadaşım eksikti ve geldi. Bu eksiklikte böylece tamamlandı dedi gülümseyerek.
O gün kendisiyle hoş vakitler geçirdik. Kendimi halamın yanında olduğumdan daha çok Muzaffer teyzenin yanında, o denli rahat hissediyordum. Eğlenceli bir kadındı. Somurtmayı bilmiyordu.
Halama onunla buluştuğumu söylüyor; halamdan beklemediğim kadar tepkiyle karşılaşıyordum. Yaşlı bir bayan bana İstanbul’u anlatarak İstanbul’u sevmemi sağlamıştı. Halam bunu görmüyordu.
Bir hafta sonra Muzaffer teyzenin yanına yine uğramak istedim. İstanbul da bir arkadaşım olmuştu. Otele vardığımda Erdal, kasalarla gazozları mutfağa taşıyordu. Muzaffer teyzenin çay bahçesinde olduğunu söyledi. Alışmıştık Erdal’la birbirimize. Gazoz kasalarını taşırken ona yardım ediyor, diğer yandan da sohbet ediyorduk.
Karnım çok acıkmıştı. Midemdeki gürültü Erdal’ın duyabileceği kadar şiddetliydi. Erdal, otelin karşı tarafında su böreği satan bir bayandan almış olduğunu söylediği börekleri getirdi ve beraberce yemeye başladık. Birden İstanbul’a geldiğimden beridir methini duyduğum tükürük “tükrük” köftesinden konu açıldı. Nasıl bir şey olduğunu merak ediyordum. Gerçektende tükürükten mi yapılıyor? diye sorduğumda daha önce duyduğum cevapların aynısını ondan duydum.
- Evet! Tükürükten yapılıyor. Ama çok lezzetli. Tadından yenmez. Lakin, tükürük köftesi, gece geç saatlerde çıkar; daha çok işe giden ve gelenler, sarhoşlar ve yolda olupta gece acıkanlar için mükemmel bir yiyecektir. Bir gece iş dönüşü otelin önünde in! Ben sana alırım; hem de taze soğanıyla demişti.
Yanından kalkıp çay bahçesine doğru Muzaffer teyzenin yanına gittim. Muzaffer teyze orada oturuyor; elinden düşürmediği kitabını okuyordu. Artık iyice alışmıştık birbirimize.
- Buyur gel! Otur. Ama biraz geç kaldın. Sıcaktılar, soğudular. Dün akşam almıştım. Sana soğuk yedirmek istemezdim; ama ne yapalım soğuk yiyeceksin tükürük köftelerini dedi ve çantasından çıkardı.
Şaşırmıştım. Biraz önce Erdal’la bu konuyu konuşmuştuk. Nasıl olurda, dün akşam alır ve nereden duydu diye düşünmeden edemedim. Bir tesadüf olabilir diye düşündüm, önemsemedim ve hatırı için yedim.

Melodi AKÇAY

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 321
favori
like
share