Sandalcı - Faruk Çakır

Güzel ve sıcak bir sabah ile başlamış sandalcının o günü,çok sevdikleri ama kendisinin sevdikleri çocukları ve ailesi ile birde komşuları varmış günün içinde.hep birlikte güle oynaya kimisi tekne ile kimisi de arabalar la gitmişler uzaktaki deniz kenarına.gün boyunca sandalcı hizmet etmiş onlara pişirmiş yedirmiş balık tutmuş gezdirmiş herkes mutlu oynarken o yorgun düşmüş ama umursamamış çünki çocukları mutluymuş.

Zaman akıp gider ken akşama doğru deniz sertlemeye başlamış bu sırada sandalcı yorgunluktan uyuya kalmış..Gözlerini açtığında denizde fırtınayı görmüş ve telaşa kapılmış.Yardım istemiş dostlarından yada öyle sandıklarından fakat kimse etmemiş korkudan bir çocukları seslenmiş ve yalvarmış baba biz gelelim diye.

Aslı şu ya tekne deniz in üstünde demirli vaziyette ama az daha zaman geçse dalgaların sertliğinden ve fırtınadan batacak elbette.sandalcı teknesini değil ,ondan ekmek yiyen ve ekmek parası kazanan yetim ve fakirleri düşünmüş çünki kendi ihtiyacı yokmuş tekneyi onlara kullandırıyor karşılıksız yardımda bulunuyormuş.Gözlerinde canlanmış her birinin hayali sandalcının.gerekli olan kendisinden başka bir kişi daha olmalıymış çünki demir alırken teknenin başından aynı anda da teknenin kıçından dümeni tutamaz normal bir insan.Önce teknesini çalıştırması gerekiyor tek başına olduğundan dümeni bağlayıp tekneye dalgaların ve fırtınanın hızına eşit hız vermeli ki çapasını çekebilsin yoksa sonu belli kayalar parçalıyacak hem teknesini hem kendisini.

Tüm ısrarlara rağmen kimse gelmiyor aslında komşuları neyse ama sandalcıyı esas yaralayan eşi oluyor.Çünki her şeyi öğretmişti aslında ona ve onu tam bir denizci yapmıştı tüm bu çabalar gitmiş olsada boşuna bencillik sarıyor zaten saygısız olan eşini ve buna dahada kahroluyor sandalcı.
Bir anda koşarak o fırtınanın içinde dalgalara bırakıyor kendini zaten karanlık ve soğuk olan denizde belli değil göz yaşları dalgaların böğrüne kulaç atıyor ve teknesine çıkmak için 15 dakika yorucu bir mücadele ile ulaşıyor sonunda.hıçkırırcasına içlenmiş bir şekilde nefesleri fırtınanın rüzgarında kayboluyor.

Kıyıda bir çocukların feryadı geriye kalanlar meraklı bakışlarla izliyor uzaktan kendisini teknesini çalıştırıyor var olan yaradana tüm inancı ile dümenini sabitliyor hırçın dalgaların böğrüne ve teknesine milyonda bir ihtimal olan hız yolunu veriyor aynı anda içinde kalan son gücü ilede fırlıyor baştaraftaki çapayı çekmeye.

Gözlerinde o mücadele boyunca yanlızca yetimler beliriyor biliyorki onlarda uzakta bu havanın farkında ve duaları kendisi ile .Ah bizim sandalcı ilahi bir güç ile alıyor çapayı içeriye ve koşuyor tekrar kıç taraftaki dümene ve makinaya yol veriyor kıyıların tersine açık denizlere havanın karartısı çökerken kayboluyor gözden dalgalar arasında tekne ne ona ulaşıla biliyor nede haber alınıyor.Meraklı bakışlar çıkıyor yükseklere ve doluşuyor hepsi arabalarının içine herkes tutuyor yolunu geldiği gibi geriye olmayan tek kişi bizim sandalcı.
Kurumuş göz pınarları bizim sandalcının ki o erkekler ağlamaz diyen kalbi sevgi dolu onurlu adam tüm inandığı ve güvendikleri bırakmıştırlar onu geride o ise karanlık gecenin içinde duyguların kermekeşliği ile birlikte içlenerek çıktığı açık denizden dönüş yapıyor memleketine teknenin pruvası memleketi gösteriyor saatler ce mücdeleden sonra.Öyle gitmeli idi aslında doğrusuda buydu çünki kıyıya çevirseydi dümenini o anda dalgalar tekneye yan bordolardan vuracak ve alabora edecekti tekne yi ama şimdi dalgalar ne kadar heybetlide olsa arkada kalıyor ve tekneye bir okadar hız veriyor. Biliyordu bunları sandalcı zaten ama o rabbine güveniyor sadece insanlara içleniyordu.

Gök yüzüne baktı bir yıldız olur belki arkadaş diye ama karanlık havada bulutlar kesmişti yıldızların önlerini soğuk bir bıçak gibi işlemeye başladı zaten yorgun bedenine daha 4 saat yolu vardı eğer yeterse yakıtı dönerken geriye bunları hesap etmemişti oysa çıkarken ilahi adaletin tecellisini de geçte olsa bilicen.
Gözleri kapandı kapanacak ken artık umutlar yitmiş zaten bencilliklerde boğulmuş senelerce bir an düşünür olsam ne olmasam ne rabbim buysa kaderim senden gelenede razıyım der .içinden kalan yüreğindeki sevgisi gelir o an benliğine ve sarar onu ısıtır içini yetimlerin bekleyiş arzusu biliyorki onlar beklerler di onu limanda fırtınanın altında ve son bir hamle yapar ayağı ile makineye hızını yükseltsin diye.

Tam yol dönerken bir anda o gecenin soğuk ve karanlıklarında yanlızlığına arkadaş gelmiştir yanına dünyada olmaması gereken bir mucize gerçekleşir o an ve işte ilahi adelet bu olsa gerek der bir yıldız belirir gök yüzünde tüm ihtişamı ile aynı anda teknenin önünde 4 adet yunus görünür o fırtınada hiç kimsenin görmediği duyulmayan bir şeydir bu bunun herkes farkına.Yoldaş olurlar saatlerce yolculuğuna ve onlarla konuşur zaman zaman sandalcı anlamadan yol biter kendine geldiğinde limandadır güvenli sularda yunusların geri kalmasından anlar yolculuğunun bittiğini bir anda yok olur yunusların mucizesi ve limandaki kayalıklardaki haykırışları duyar kalkar ve el kaldırır onlara büyük bir kalabalık vardır limanda ama yetimler en önde sevinç gözyaşlarını kurutmuş yanaklarında fırtına rüzgarları geride kalan kalabalık sadece meraklı olanları .

Sandalcı limana çıktığında yetimler hala ağlamakta dikilir ve seslenir neden ağlıyorsunuz erkekler ağlamaz der onlara küçük olanın başını okşar ve alır onlarıda yanına tekneyi emniyete alırlar limanda.
Yetimler teknenin son limana girmeden önceki halini anlatırlar ona ve tüm o kalabalığın neden orada olduğunu söylerler gökteki bir yıldızdan bir ışık hüzmesinin teknenin önünden gittiğini ve tekne yaklaştıkça arkadan vuran dalgaların sanki üstünden geçtiğini görmüşler ve gelen şeyin ne olduğunu bilememişler ta ki bizim tekneyi tanıyana kadar.
Bizim sandalcı yine eski sandalcı fakat artık yok bencillere inancı nede ihtiyacı .Ben bunları yazıyorum çünki olanları gerçekten biliyorum ve rabbimi çok seviyorum.

Faruk Çakır

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 695
favori
like
share