Pelin'in Dramı - Mustafa Sakarya

Pelin Hanım bir yandan akşam yemeği için mutfakta masayı hazırlarken, bir yandan da bacaklarına dolanan on sekiz aylık oğlu Deniz’i idare etmeye çalışıyordu. Az önce gelen kocası Erhan Bey işten eve gelir gelmez hemen bilgisayarın başına geçip oyun oynamaya başlamıştı. Pelin Hanım, kocasının yanına kızgınca gidip, isyan eden bir sesle,

“Erhan Allah aşkına şu çocukla biraz ilgilen. Ben çocuğa mı bakayım, yemek mi yapayım, hangi birine yetişeyim. Yeter artık ya çıldıracağım!” dedi.

Erhan Bey derin bir offf çektikten sonra,

“Ne var” dedi. Sonrada “Altı üstü bir çocuğa mı bakamıyorsun? Zavallı anam ne yapsın dört çocuğa birden bakıyordu. Zaten işte imanım gevremiş bir de çocuğu bana musallat ediyorsun.”

Her akşam aşağı yukarı aynı mesele yüzünden kavga ediyorlardı. Erhan Bey her seferinde Eşi Pelin Hanım ‘ı annesiyle kıyaslayıp horluyordu. Kocası, Pelin Hanım’dan annesinin gösterdiği beceriyi göstermesini istiyordu. Oysa Pelin Hanım evlenmeden önce evinin tek kızıydı ve ailesi onu el bebek gül bebek büyütmüştü. Bir anda evlenmiş ve bir anda anne oluvermişti. Ne kadar yapmak için gayret etsede bu yükler ona ağır geliyordu şimdi. Kocasının desteğine çok ihtiyacı vardı.

Günler geçerken Pelin Hanım’ın ruh sağlığı daha da bozulmaya başlamıştı. Hem evin işleri hem çocuğun bakımı onu çok yormuş, sinirlerini iyice yıpratmıştı. Hatta bazı zamanlar sinirlerine hakim olamıyor, çocuğu hırpalıyor, çocukta bu kez daha asabi oluyor kontrol edilemez hale geliyordu. Pelin Hanım artık çıldırmak üzereydi! Sigaraya karşı olanların en başında gelirken şimdi sigara içmeye de başlamıştı. Bu arada Eşi Erhan Bey onu anlamak yerine her fırsatta onu daha çok yermeye başlamış, hatta kendisine yatakta doğru dürüst kadınlık bile yapamadığını söyleyip, onu daha da incitir olmuştu. Oysa, o kocasını severek evlenmişti. Üniversitede tanışmışlardı. Belki ondan çok daha vasıflı birisiyle de evlenebilirdi. Ama O, Eşi Erhan’ı sevmişti ve ailesinin rızası olmamasına rağmen okul biter bitmez hemen onunla evlenmişti. Fakat eşi şu an onu düştüğü bu sıkıntılı günlerinde destek olmak yerine tamamen bir başına bırakmıştı.

Pelin Hanım artık kendine hakim olmaz haldeydi. Bir yandan evin işleri, çocuk ve kocasının, kendisinden kadınlık beklentileri onu iyice bunalıma sokmuştu. Kendini tamamen bırakmıştı artık. Canı hiçbir şey yapmak istemiyordu.Ne gücü vardı ne morali. Adeta yaşayan ölü gibiydi. Ne yemek yapmak, ne temizlik ne de başka bir şey. Kocasıysa halen onun bu durumlarını yine annesiyle ve başka kadınlarla kıyaslayıp onu daha çok aşağılıyordu.

Pelin Hanım en sonunda bu yükü tek başına kaldıramayacağını anlayıp psikoloğa gitmeye karar verdi. Gittiği doktorla uzunca konuştular. Doktor bu durumda yapılacak tek şeyin eşinin desteği olduğunu söyledi ve kocasının da buraya gelip kendisiyle konuşması gerektiğini belirtti.

Pelin Hanım akşam olup kocası eve geldiğinde içini bir sıkıntı kaplamıştı. Doktorun kendisiyle konuşmak istediğini eşine nasıl söyleyeceğini düşünüyordu kara kara. İşin kötüsü kocası kendisinin doktora gitmesine bile şiddetle karşı çıkmıştı. Ama söylemek zorundaydı, bu tek umuduydu yoksa son günlerde kötü şeyler düşünmeye başlamıştı. Tüm cesaretini toplayıp kocasına bugün olanları ve kendisinin de doktora gitmesi gerektiğini söyledi. Kocası beklediğinden daha sert tepki verdi! Kendisine bağıra çağıra,

“Ben deli miyim? Ne işin var benim oralarda. Kendinle beraber beni de mi deli yapacaksın?” dedi.

O gece Pelin Hanım çocuğunu yatırıp mutfağa geçti. Sigara üzerine sigara içiyor ve elleri zangır zangır titriyordu. Kendi kendine anlamsızca bir şeyler söyleniyordu. Derdini kimseylede konuşamıyordu. Ailesine yaşadıklarını anlatacak cesareti de yoktu. Kaç kez uyarmışlardı "Hemen evlenme" diye. O an Aklına doktorun verdiği sakinleştirici ilaçlar geldi. Aslında az önce bir tane içmişti ama şu an öyle büyük bir depresyon geçiriyordu ki, daha çok ilaca ihtiyacı vardı. Hemen buzdolabına gitti. İlacın kutusunu açıp avucuna bir sürü ilaç dökmeye başladı.....En son hatırladığı gözlerinin karardığı ve sertçe yere düştüğüydü.

İki saat sonra...

Erhan Bey kucağında korkudan ağlayan çocuğu, endişe içinde hastanenin acil kısmında bekliyordu. Karısı Pelin Hanım, evde bir sirü ilaç içmiş, şimdi getirildiği hastanede hemen midesini yıkamışlardı. Bu arada yere düşerken başını sertçe yere vurmuş, hafif bir beyin sarsıntısı geçirmişti.

Aradan bir kaç gün geçmişti. Pelin Hanım halen hastanede yatıyordu. Durumu biraz daha iyiydi, ama doktorlar bir kaç gün daha gözlem altında kalmasını uygun bulmuşlardı. Refakatçi olarak yanında, olayı duyup gelen annesi kalıyordu.

Bu arada Erhan Bey işyerinden izin almıştı. Gündüzleri hastaneye eşinin yanına geliyor, sonrada çocuğuyla da eve geri dönüyordu. Bu arada alışık olmadığı için çocuğa bakmakta o kadar zorlanıyordu ki bazen çocuğuna bağırıyor, bazende hırpalıyordu. Bu arada evin bütün işleri öylece kalmış, her yer darmadağınıktı ve pisliğe bulanmıştı.. Bir an önce eşinin iyileşip eve dönmesni bekliyordu, yoksa ne çocuğa bakmaya ne evin işlerini yapmaya hiç tahammülü kalmamıştı. Bütün bunları yaşarken bir şeyin farkına varmıştı. Aynı zorlukları karısıda yaşıyordu ve bütün bunların yanında bir de kendisiyle de ilgileniyordu. Karısı kendisinden yardım istediğindeyse hep kaçıyordu ve elini hiç bir şeye sürmüyordu. Şimdi büyük bir vicdan azabı hissetmeye başladı. Karsının bu hale gelmesinde, ruh sağlığının bozulmasında kendisininde payı vardı. Karısının derdini anlamak yerine, onu sürekli başkalarıyla karşılaştırmıştı. Oysa sevgili karısı, her şeyi göze alarak kendisiyle evlenmiş hatta kendi ailesine bile rest çekmişti. Ve şimdi onu en kötü zamanlarında hep yalnız bırakmıştı. Karısına sürekli kıza kıza onu hasta eden aslında kendisiydi. Hatasını anlmaştı ama çok geç olmuştu. Bu arada çocuğu bile kendisinden soğumuştu, onunla bile doğru dürüst ilgilenmemişti ki!

Pelin Hanım bir kaç gün sonra taburcu olup eşi ve çocuğuyla eve geldiğinde gözlerine inanamadı! Evin her tarafı pırıl pırıldı. Ve salondaki masanın üzerinde kırmızı güllerden kocaman bir çiçek demeti vardı.

Aradan haftalar geçmişti...

Pelin Hanım belkide şu an dünyanın en mutlu eşiydi. Kocası, kendisi ve çocuğuyla o kadar çok ilgileniyor ve yardımcı oluyordu ki, içinden ona tapası geliyordu.
Ve "Keşke" diyordu içinden "Keşke o kötü olayı yaşamadan bu günleri yaşayabilseydik......


Mustafa Sakarya

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 358
favori
like
share