DONDURMA SURATLI DELENGÖK
“gökdelenleriniz sizin olsun,metropollerinizle birlikte”

Kadın otobüsün arkasına doğru ilerlemeye çalışırken bir yanda da söyleniyordu.
-Ceyda dikkat et!Beni bekle düşeceksin...
-Beklemeyeceğim işte...
-Düşte görürsün...
-Düşmem...
-Hala cevap veriyor. Akşam babana anlatınca görürüm ben seni.
Otobüsün diğer bir ucunda oturan Gülsüm bu sesleri duyduğunda henüz seslerin sahibi anne ve kızını görmemişti. Ama sesinden küçük kızın yedi sekiz yaşlarında olduğunu düşündü. Ceyda’nın dört beş yaşlarında bir ufaklık olduğunu görünce şaşırdı. Annenin tehditleri Gülsüm’ü yanıltmıştı.
Ceyda ve annesi Gülsüm’ ün hemen önündeki boşlukta durdular. Ceyda boş durmuyor demirlere bir tutunuyor bir bırakıyordu bu da annesinin sinirlerini germeye yetiyordu. Kadın sürekli söyleniyordu.
-Tutsana ! Otobüs fren yaparsa düşeceksin.
-Düşmem.
-Sabrımı taşırıyorsun. Nedir senden çektiğim ?
-.............
Gerçekten de kadın otobüste olduğu için daha ölçülü davranmaya, sabretmeye çalışıyordu. Ama kızgınlığı her halinden belliydi.Ceyda ise bana mısın demiyordu.
Özellikle annesini kızdırmak için de uğraşıyordu.
Belli ki bu hırgür otobüse binmeden önce başlamıştı. Ceyda annesini kızdırmak adına son hamlesini yaptı ve annesinin ayaklarına bastı.
-Ceyda ! Ayaklarıma basmasana ..
-Basacağım işte.
-Peki Ceyda ben sana eve gidince sorarım.
Gülsüm daha fazla dayanamadı.Ceyda’nın dikkatini dağıtabilirse annesi biraz rahatlayabilirdi.Gülümseyen bir çehreyle :
-İstersen buraya oturabilirsin.Biraz sıkışırsak ikimizde sığabiliriz Ceyda.
Akşam saati olduğu için Kadıköy-Topkapı hattı bir hayli yoğundu. Ceyda biraz ürkek ama istekli Gülsüm’ ün yanına ilişti. Zaten bir durak sonra Gülsüm’ ün yanı tamamen boşalmıştı.
Anne boşalan koltuğa oturmamayı tercih etti.
Ceyda tek başına koltuğa kurulmayı düşlüyordu.
Fakat Gülsüm:
-Anne oturmuyor Ceyda istersen ayaktaki abla otursun.Bak o da işten geliyor.Çok yorulmuşa benziyor.Ne dersin, oturabilir mi?
Hayret
Ceyda büyük insan edasıyla başını hafifçe ”evet” anlamında salladı.
Az önce annesine mızmızlanan o değildi sanki.
“Çocuk işte! “ diye aklından geçirdi Gülsüm
Hem otobüste bir sürü insan ayaktayken dört beş yaşlarında bir ufaklığın tek başına bir koltuğa kurulmasını da kimse hoş karşılamazdı.Ayaktaki,yorgunluğu gözlerinden okunan kız Ceyda’nın yerine süzüldü.
Gülsüm Ceyda ile konuşmayı sürdürmek zorunda hissetti kendini.
Annenin kızgınlığı da pek yatışmış gibi görünmüyordu.Kendi kendine söyleniyordu:
-Ufacık kız ama dediğim dedik hanımefendi...
Gülsüm ufaklığa dönerek:
-Ceyda,dondurma yedin herhalde ağzın,suratın dondurma olmuş.
Ceyda az önce yaptığı gibi başını salladı.
Annesi :
-Zaten deminden beri onun için tersleniyor,neymiş efendim ağzını kendisi silecekmiş ben karışmayacakmışım.
-Ceyda galiba senin sırt çantan yok.Olsaydı annenin bu kadar kızmasına gerek kalmadan çantadan mendilini alır.Ağzını silerdin. Hem çantanda yolculuklarda canın sıkıldığında oyalanabileceğin birkaç parça oyuncak bile taşıyabilirdin.
-..........
Annesi:
-Beceremez ki!Hem sırt çantasını da okulda kaybetmiş.
Gülsüm beş yaşındaki bir çocuk pekala ağzını silebilir demeyi çok istedi.
Ama böyle bir laf etmenin ne yeri ne de zamanıydı.
Hele de annelerimiz bu kadar kızgınken !
Gülsüm Ceyda ile konuşmaya devam etti.
-Demek okula gidiyorsun?! Kaçıncı sınıftasın?
-Anaokuluna gidiyorum.
Nihayet konuşmuştu...
-Öyle mi?Öğretmenlerini seviyor musun?
Yine başını salladı.Yüzü gözü dondurmayla kaplı Ceyda’nın gözleri uykusuzluktan kapanmak üzereydi.
-Arabanın sıcaklığı çocuğun uykusunu getirdi galiba? dedi Gülsüm.
-Yok canım bugün ben geleceğim diye, yuvada uyumamış. O yüzden mızmızlığı üzerinde doktora gittik.
-Geçmiş olsun.Demek çocuk yoruldu.Zor dayanıyor uyudu uyuyacak (gitti gidecek)
Annesi Ceyda’nın uyumaması için elinden geleni yapıyordu şimdi daha sakin görünüyordu.
-Lütfen Ceyda!Az kaldı,uyuma kızım eve gidince bisiklete binersin hem belki babana da uğrarız.
-Uğrar mıyız anne?
-Tabi ama çok uykun varsa eve gidelim.
-Çok uykum var çok yoruldum. Ama babamı da görmek istiyorum. Hem onun işyerinde bilgisayar da var.
Evet Ceyda canlanmıştı.
Hatta kalkıp dışarıyı izlemeye başladı. Ceyda bilgisayarla oynayabilmek için uykuya meydan okumayı öğreniyordu. Annesi ise yorgunluğuyla şavaşıyor olmasına rağmen ayakta kalmayı yeğliyordu kızı için.
Annelik böyle bir tercihti galiba...
Bu arada Gülsüme dönerek:
-Öyle yorgunum ki...Öğlen Mecidiyeköy’ den Halıcıoğlu’ na yuvaya geldim.Ceydayı alıp karşıya geçtim.Doktorumuz Küçükyalı da. Üstüne üstlük Küçükyalı da tekrar Altunizadeye döndük. Neymiş efendim direk araba yokmuş. Sözde metropolde yaşıyoruz.
-Allah yardımcınız olsun.Çocuk büyütmek zor hele de çalışıyorsanız. Nesi varmış Ceyda’nın?
-Burnu kanıyor,burun damarında çatlak varmış.Önemli bir şey değil çok şükür.Tedavi edilecek.
-İnşallah tedavisi başarılı olur.
-İnşallah!
Kadının sakinleşmesi Gülsümü de rahatlatmıştı.
İlk anda daha önce karşılaştığı farklı tavırların da etkisiyle çekinmişti.Yardım için bile olsa birilerine yakın davranmak yanlış anlaşılabiliyordu.Zira topluma empoze edilen önyargılar insanları birbirinden kopma noktasına getirmişti. Birbirimizden farklı düşünüyor,farklı konuşuyor,farklı giyiniyorduk.
Aynı evin içinde küskünleri oynamamız isteniyordu.
Her şeye rağmen Gülsüm Ceydanın annesi ve yorgunluğu gözlerinden okunan genç bayan bir arada yaşamak için Allah’ın onlara verdiği fırsatları es geçmiyorlardı.
Çok şükür
Gülsüm birlikte yaşamaktan vazgeçmeyenlerin varlığına şahit olduğu için mutluydu. Ve çok şükür azınlık da değillerdi.
Azınlık olmak belki gurbette avantajdı. Öz yurdunda ise asla.
Sessizliği Ceydanın :
-Anne bak! Delen gök ... nidası bozmuştu.
Biran hepsi gülüşmeye başladı.Ceyda yeni tanışmıştı gök delen ile. Ne fark ederdi ki ha gökdelen ha delen gök...İkisi de bizleri birbirimizden ve gökyüzünden uzaklaştırıyordu.
Bir ara Ceydanın koltuğunu paylaştığı genç bayan dinlemekte olduğu walk-men’ inin kulaklığını ufaklığa uzattı:
-Dinlemek ister misin?
Kulaklığı kulağına takmasıyla birlikte:
-A....Anne Barış amca şarkı söylüyor,diye seslendi.
-Öyle mi canım?Hangi şarkıyı söylüyor?
-Dağlar dağlar diye bağırıyor.
-Sen Barış Mançoyu tanıyor musun?diye sordu Gülsüm.
-Evet ama ben küçükken ölmüş. Barış amca çocukları çok seviyormuş ben de onu seviyorum.
İşte bu kadar kolaydı bunca karmaşa bunca sıkıntı içinde her şeye rağmen bir şeyler paylaşmak ve bir arada yaşamak.Elinizi uzatmanız yetiyordu.
Zaten gerisini Barış amca hallediyordu.
Bu arada Ceydalar inecekleri durağa gelmişlerdi.
Annesi düğmeye basarken Gülsüm ve genç kız Ceydanın elini tutarak annesine doğru uzattılar.
İstanbul trafiğinde yolculuk gerçekten de zordu.
Hele de çalışan bir kadın ve anne iseniz...
-Kızım ablalara iyi akşamlar demeyecek misin? diye hatırlatırken Ceydaya kendiside:
-Kızlar Allah razı olsun.İyi akşamlar....demeyi ihmal etmiyordu.Dondurma suratlı delengökün annesi
Gülsüm hayatına bir anlam katmanın verdiği huzurla gülümserken dondurma suratlı delen gök Ceyda ablalarına el sallıyordu.Zordu böylesine olumsuzluklarla dolu bir dünyada nefes alabilmek.
Her şeye rağmen güzeldi alabildiği nefesin şükrü

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 3179
favori
like
share