Baloncuya sorsanız şöyle der:
Balonlar sanır ki, ben onların uçurucusuyum!
Zannederler ki; onları elimdeki iple havaya iter, yükseklerde tutarım… Ben olmasam uçamayacaklarını sanırlar…
*
Hâlbuki her balonun uçması kendi içindendir…
Uçmak; içine ne doldurulduğuyla ilgilidir!
Uçacak olan balon zaten uçar. Tehlikeli olan balonun uçması değildir. Uçmakta olan balonun savrulmasıdır!
*
Balonlar; uçmalarını baloncudan bilse dahi baloncular bilir kendilerinin uçuran değil, tutan kişi oldukların!
Marifet belki de budur:
Hasbelkader eline geçmiş olan balonların ipini kaçırmamak!
*
Beceremiyorsan, erbabına teslim edeceksin…
Bileceksin ki incecik bir ip var felaket ile arasında; incecik bir iptir savrulmasına mani olan; incecik bir iptir kayıp olmakla var kalmak arasındaki çizgi!
*
Balonlar hep kendi iplerinden çekiştirir, her rüzgârın peşinden gitmek ister. Ama biz hep “ipinden tutulmakta olan” balonların yüzünü görmekteyiz. Ne güzeller; o ince iplerinin tepesinde arzı endam etmekte, kendilerini göstermekteler. Peki ya ipini koparan, savrulan, kaçanların halini, kurtulduğunu sanan balonların suratını gören var mı? Acaba bakılabilecek halde midirler?
*
Balon ya uçtuğu için baloncuya minnet duyar veya uçamamasına sebep görür, nefret besler!
Hâlbuki baloncu, emanetçidir!
Bir tutam ipi, bir süreliğine elinde tutar…

25 haziran 09 – perşembe
Muammer Erkul

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 357
favori
like
share