İnsanın kendi aleminde niçin his ve hevesin hâkim olduğunu düşünüyorum şu an.. Niçin aklın mizanlarını dinlemez his ve heves? Akli olarak bildiğimi bir hakikati hissi olarak ne kadar da kolay feda eder insanoğlu. Kendimin akli olarak bildiğim hakikatları uygulayabildiğimi ve his ve hevesime hâkim olduğumu söylemek de değil gayem. Belki en fazla his ve hevesine hâkim olamayan insanlardan birisiyimdir.

Düşünüyorum ve bulmaya çalışıyorum his ve heves niçin hâkim olur insanın mabeyninde ve his ve hevese uymayı nasıl en aza indirebilir bir insan. İnsanda bulunan his ve heves mevhumlarını bir barut olarak düşünecek olursak fitilini ateşleyen şeyler var ki bir anda mağlup olmaktayız his ve hevesimize. Şehvet çöllerinde yanıp tutuşmaktayız.

Bu barutun ucunu ateşleyen şeyler… ahh nefsim ahh…

Zannımca şüpheli şeylerden uzak durmak gerek. Haramın mukaddimesi dahi haramdır kaidesince hiç yanaşmamak gerek ki o barut ateşlenmesin.

Barutta öyle barut ki en ufak bir kıvılcımda içimizde patlayabiliyor ve bazı hassas ruhlar kendini tanıyamıyor. Nasıl yaparım nasıl uyarım nefsimi hissime diye feryad-ı figanlara maruz kalıyor ve kendi içinde çelişiyor…

Burada “iyilerle beraber olmak” sözü geliyor aklıma. Mümkün olduğunca kendi başına kalmamak. İnsanın aşikâr günahları belki de gizli işlediği günahlardan daha azdır. Gizli kalmak ise insanın bir başına, tek başına yalnız kalması ile mümkün olabilir ancak. Tabi ki hakiki manada rabbini tanıyan bir insan için tek ya da kalabalıkta olmakla olmamak arasında bir fark yok. O var ve beni görür deyip kendi içinde muhakemesini yaparak günahtan mahfuz kalıyor.

Kötü hasletler insana çabuk tesir ettiği gibi iyi hasletler de tesir eder ve bu tesir kişiden kişiye değişir. O yüzden iyilerle birlikte olmak çok önemlidir.

Barutun ateşleneceği… Ateşin tam da baruta değeceği anda uhuvvet bağı ile bağlanmış olduğu kardeşi o ateşi söndürür… Tabi barut aynı baruttur. His aynı histir.


Hissi ve hevesi terbiye etmek ne kadar da güç gelmektedir nefse.

Bunun için tam teslimiyet gerekli zannımca. İki şey, iki tercih arasında kaldığında insan; acaba rabbim hangisinden razı olurdu? rasülullah olsa idi ne yapardı? Yahut resulullah böyle bir durumda ne yapmıştır sorularını kendi içinde andan daha hızlı bir zamanda sormalı ve muhakeme edip kararını vermesi lazımdır ve ancak insan o zaman kendi his ve hevesinin istediğini değil rabbinin arzu ettiği razı olduğu işi yapmaya başlar.

Sünnet-i seniyyeye ittibaı kendine adet eden adetini ibadete çevirir diyor bediüzzaman hazretleri… Ne kadar da güzel söylemiş.

Yazmaktayım lakin kendi hislerime ne kadar da uyuyorum bir bilseniz… Dualarınızı ne olur üzerimden eksin etmeyin.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 389
favori
like
share