Borcumu ödemek için banka memuruna nüfus kâğıdımı uzattım. Adımı soyadımı yazdıktan sonra bana döndü:
-Borcunuz yok.
-Nasıl olur ben borcumu bilmez miyim?
-Bilgisayar yok diyor. Ben ne yapabilirim? Bilgisayar yalan mı söylüyor?
-Soyadımı nasıl girdiniz bakayım?
-Canpolat olarak.
-Canpolat mı soyadım? Nüfus kâğıdını dikkatlice inceleyen memur bu kez Canbolat diye giriyor. Evet borcunuz şu kadarmış.

Bilgisayar haklı. Alfabedeki sıralamaya göre (b) harfiyle (p) harfinin arasında bir hayli yol var.

Bu soyadı da ailemizin başına bela arkadaş. Kime soyadımızı söylesek hemen canpolat yazıyor. Artık öyle alıştık ki soyadımızı söyler söylemez hemen (p) ile değil (b) ile yazacaksın diye uyarıyoruz muhatabımızı. Hani Karadenizli muhatabına “Hamsi yaz” demiş içinde (ğ) yok. Muhatabı: “hamside (ğ) olur mu?” deyince Karadenizlinin “Biz ne dedik?” dediği gibi biz de “Canbolat. (b) ile.” demeyi alışkanlık haline getirdik.

Bu baş belasının tarihçesi: Bir kış günü babam arkadaşıyla dam başında sohbet ederken yanlarına eli çantalı bir bey yanaşır. Soyadı yazmakla görevli olduğunu söyleyen bey babam ve arkadaşından birer soyadı seçmelerini ister: arkadaşı hiç düşünmeden “Polat” der. Babam ise belki de ondan etkilenerek “Benimki de Canpolat olsun.” demiş. İşgüzar memur bilerek veya bilmeyerek Canpolat’ı Canbolat diye kayıtlara geçirmiş. Şimdi ayıkla pirincin taşını. Bir memurun yüzünden kocaman bir aile çile çekiyoruz.

Bilgisayarın aklına ve dikkatine her zaman hayranımdır. Örneğin yazı yazarken bir sözcüğün ya da bir tümcenin altına yeşil çizgi mi çekti. Hemen farenin sağ tarafıyla tıklıyorsunuz ki ya sözcük aralığı fazla açılmış ya da cümle yüklemsiz kurulmuş. Eğer sözcük ya da cümlenin altı zikzaklı kırmızı çizgiyle çizilmişse kesinlikle bir yanlışlık var. Ya sözcükte ya da tümcede harf hatası veya tahmin edemediğiniz ve gözden kaçan bir başka aksilik var ama mutlaka var. Yoksa koskoca bilgisayar işini gücünü bırakıp ta sizinle mi uğraşırdı?

Bu kadar akıllı bilgisayarı kandırma yollarını da buluruz evlallah. Örneğin sitemizin yeni yayın organı Sam Yeli Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi’ni okumak istedim. Üyeyseniz E- posta adresi ve şifrenizi girin yazdı. İsteneni yazdım. Dergi açılmadı. Üstelik “engellisin” dedi. Evet sol elimde biraz engel var istediğim harfe istediğim gibi basamıyorum. Basamıyorum ama bunu bilgisayara kim ispiyonlamış? Gözü de mi var bu soykanın… Üstelik hiç te nazik bir davranış değil O’nun yaptığı. Kişinin noksanı yüzüne karşı mı söylenirmiş. Hemen Necla Güney Alptekin Hanım’a durumu anlatıp engellenme sebebimi sordum. O bir arkadaşın başına da aynı şeyin geldiğini başka bir adla tekrar üye olursan dergiye ulaşabilirsin dedi. Denileni yaptım dergiyi okudum. Okudum ama bu kendisini akıllı zanneden bilgisayarı kandırmak arkaya dolanıp iki puan almak değil mi?

Bir arkadaşım başka sitelerde yazanların yazılarının dergiye alınmadığını söyledi. Belki de dergiye girmek isterken “engellisin” sözcüğü bu nedenle yazılmıştır. Başka sitelere yazarken diyorum adımın veya soyadımın bir harfini bari değiştirseymişim bu işler başıma gelmezdi zahir. Mesela babamın seçtiği soyadı kullanabilirmişim. Canpolat diye…

Bunun yanında eğer başka sitelerdeki yazılarımı silersem dergide yazım yayınlanabilirmiş. Böyle kural mı olurmuş. 150’den fazla yazımın yayınlandığı sitem diye benimsediğim bir site bir çırpıda beni siliyorsa böyle sitenin dergisinde de yazım yayınlanmayıversin. Bu yazarın özgürlüğüne müdahale sayılmaz mı? Yazım Samyeli dergisinde çıkacak diye verilen sözden dönülür mü? Hiçbir yerdeki yazımı hiçbir nedenle silemem. Çünkü bize sözün namus olduğunu öğrettiler. Yazılarımı dergiye almazlarsa ben de;

“Evvel yârin sevgilisi ben idim
Şimdi uzaklardan bakan ben oldum.” Türküsünü söyler otururum.

Nasıl olsa değişik bir adresle dergiye ulaşabiliyorum. Kalem dostlarımın yazılarını okuyabilmek te bir mutluluk. Yeter ki gönüller hoş olsun…

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 419
favori
like
share