Yitik Düşlerin Prensesine - Yaşam Hikayeleri - Ahmet Özcan

Sen diye başlamıştım sanki yeni doğduğumu sandığım dünyama. Alfabenin ilk harfi gibi llk nefesimi sende soluklanmıştım. İlk güneş ışığım sendin ve senin gözlerinden seyreylerdim alemi.Seninle çıkardım gökyüzüne.Ben tek boynuzlu at ve sen de benim uğur meleğimdin.Kanatlarıma rüzğar sen olurdun. Ak göğüslü güvercinler bile bizden alırlardı rüzgârlarını. Bulutların en beyazına senin adını vermiştim. Sen o kadar çok büyüktün ki yüreğim de, senin varlığınla ben var olmuştum. Her saniyenin salisesinde sen vardın. Seni bir an görmesem, sanki yıldırımlar düşerdi senin yokluğunda bu çaresiz gönlüme.
Çünkü ben umutsuz bir düş gibiyken,sen çorak gönlüme düşen sevda tohumuydun. Bin bir renkte çiçek açtırdın. Sen umudum olmuştun. Nisan yağmuru gibi yağmıştın kurak gönlüme. Nisan yağmurları gelip geçerken, sen benim kimselerin yıkamayacağı bendim olmuştun.
Sonbahar güneşi gibi içimi ısıttın düşlerim üşümeğe başladığında. Günler günlere aylar yıllarda durduğunda sen benim sevda güneşimken sana bir şeyler oldu ve sen gün geldi öyle soğudun ki benden ağustos ayında zemheride buz kesti bedenimi. Bendi yıkılmış barajlar gibi öyle yıktın ki benim senin taht kurduğun gönlümü, ne varsa senden bana kalan her şeyi sel gibi alıp da gittin Kalbimi çalmakla kalmadın bana verdiğin iki güzel yavruyu da alıp da gittin. Kala kaldım yitik düşlerimle tek başıma. Bunun adı çaresizliğin öbür yanı, bunun adı sensizlik bunun adı yaşarken ölüm oldu.
Bu gün güneşli havada gün tutulur gibi kaldım karanlıklarda ve karanlıkta aysız gecelerde bilmediğim düşman gibi hayalinle savaşmaktayım, bir zamanlar var olduğum gibi.

Sen beni yakarken güneşsiz havada, viran bağlara çevirirken hevenk hevenk üzümlerin dalda kuruması gibi benimde düşlerimi de kurutun. Ne bağ kaldı ne de bahçe. Viran oldu gönül bağım. Gazel dökmüş bağlar gibi…
Şimdi kalabalıklar içinde yapa yalnız dolaşırken, çiçekli bahçemde, renkleri unuttuğum için hepsi renksiz ve senin kokundan başka koku yok kalmadı bu dünyada. Dünyaya açtığım gönül pencerem, senin yokluğunla yine öyle bir kapandı kepenkleri, hiç bir çilingir açamaz paslanmış kilidini.

Artık sensiz ve ışıksız bir odaya kapattım gönlümü. Sadece sana açtığım bu gönül penceresinde sararıp solmaktayım. Bir saksı ve adına diktiğim mor menekşem her gün bir yaprak daha açtığında seni ve senin benden çaldığın iki yitik yavrumuzu hatırlatıyor. Sizler olmadığınız için, bahçede diktiğimiz sardunyalar ve papatyalarımız soldular ve döküldüler yaprak yaprak henüz mevsim baharken.


İşte hayatta her şey rengini ve anlamını yitirdi sizin yokluğunuzda. İşte gezinirken soluksuz kaldığım bu dünyada bize ait olan ve artık anlamını yitirmiş ne varsa hepsine ağlıyorum. Gözyaşlarımda ve sonsuz kederimde boğuluyorum


Ahmet Özcan

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 271
favori
like
share