Aslan Babam - Eyyüp Yıldırmış
Ortaokulu yeni bitirmişim, o zamanki adı ile Sanat Enstitüsü sınavlarını kazanmanın coşkusu ile doluyum. Nasıl sevinmeyeyim bir sürü arkadaşımın içinden sınavı kazanan birkaç kişiden biri olmak kolay değildi o yıllar. Torna tesfiye kısmına kayıt olmak için evrakları tamamladık. Bizim ev Ankara, Hasköy’de okul, Dışkapı da. Yıldırım Beyazıt sanat okulu epey uzak anlayacağınız. Otobüs duraklarının hemen arkasındaki taksi durağından 56 chovrolet marka bir taksiye bindik kardeşimle. Dışkapı dedik kemal amcaya, Dışkapı ya gideceğiz.

—Hayırdır dedi kemal amca,

—Hayır dedi kardeşim, kayıt için okula gidiyoruz.

—Hangi okul bu dedi kemal amca yine merakla,

—Sanat okulu dedik. Zaten kaç tane vardı ki hemen anladı.

—Bende oradan mezunum dedi. Ama babamın hazır taksisi varken hiç kendi mesleğimi yapmadım dedi, neden diye sormamıza olanak bile bırakmadan. Yol boyu babamın arkadaşı kemal amca hiç durmadı anlatıda anlattı. Dışkapı da birazda onun çenesinden kurtulmak için indik arabadan. Geri kalanı yürürüz dedik verdik parasını indik arabadan. Okul duraklara uzaktı ama o gün bana pek kısa gelmişti. Etrafa bakınarak okula vardık. Öğle arası olduğu için kayıt sonraya kaldı ama ne gam.

Daha sonra müdür yardımcısı olduğunu öğrendiğim bayan öğretmen kaydımı yaptı. Eve döndük. Kayıt tamammı dedi babam.

—Evet dedik.

—Güzel dedi babam. Çok konuşmazdı zaten. Esmer uzun sayılacak bir boya, kalın ve gür bıyıklara sahip, sert bakışlı ama kalbi bakışlarındaki sertliğin tam tersi, yumuşak tipik bir orta Anadolu babası.

Ağzında sigarası, kafasında kasketi, bazen kış aylarında omzuna attığı paltosu ile yenilmez yiğit bir adamdı, benim babam, aslan babam.

O yıllar her şey kıt. Şimdi yokluğu aklınıza bile gelmeyen çoğu şey o yıllar bulunmaz. Ekonomi yine bozuk, siyaset yine çalkantılı... Para aslanın ağzında, işsizlik diz boyu. Bakkal dükkânımızın veresiye defteri doldu taştı. Satacak malda yok, alacak insanda da para.

Okulları açılmasına az bir zaman kalmış. Kılık kıyafet, kitap, defter lazım almaya da para.

Zaman yaklaşıyor ama babam hiç oralı değil. Canım sıkılıyor bu duruma ama ses edemiyorum. O daha iyisini bilir.

Derken bir gün babam dükkândan bir tek ceketini almış eline eve geldi. İflas etmiş kapamış gelmiş. Kimse veresiye parasını vermediği için daha fazla dayanamadım dedi bize. Ne diyelim sen daha iyisini bilirsin. Üç gün var okulların açılmasına. Ama her şey eksik... Eksiğim var diyemezsin ki adamın durumu ortada.

Yârin okul açılacak.

Akşam oldu babam yok gelmedi eve. Hiç böyle yapmazdı, dedi annem.

Ben uyumuşum. Sabah oldu gözümü açtım. Yatağımın yanındaki sandalyede bir takım elbise, bir gravat ve bir çift ayakkabı. Sevineyim mi, üzüleyim mi bilemiyorum. Elbiseyi tanıyorum bir yerden. Babamın ara sıra giydiği kendi takımı.(Terzi bir tanıdığına benim ölçülerime göre düzelttirmiş, gece geç vakit almış gelmiş).Gravat, valizinde sakladığı kendi okul yıllarından kalan, özenle sakladığı gravat.

Giydim çıktım dışarı. Babam parasızlıktan yıkılmış bir halde oturuyor. Gittim eline sarıldım uzun uzun öptüm. Oda beni kokladı bağrına bastı.

—Üzülme dedim, sen hâla benim aslan babamsın. Karşılıklı uzun uzun ağladık o gün. İlk o zaman gördüm ağladığını.

Şimdi ne zaman babalar günü gelse aslan babama dualar ederim. Şu andan sonra ona en büyük hediye dualardır, bilirim.



(Anlattıklarımın büyük kısmı gerçek ve yaşanmıştır.)



Eyyüp Yıldırmış

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 348
favori
like
share