Yıllar sonra Gondolcu Adriano, tam karşımızda duruyordu. Ve, onu kim olduğunu bilmeden bize getiren küçük kızımızdı. Tesadüf mü? Yoksa bir sihir miydi?
Sanki aşk sihirbazı yine sihrini yapmıştı. Hala çekici hoş bir adamdı. Dağlar kadar yüksek boyu ve iri yapısıyla dikkat çekiyordu. Gülen yüzü insanın kalbini yumuşatıyordu. Kızım, koşarak yanımıza geldi. Venedikli aşk sihirbazı tam karşımızda duruyordu. Gülümsemesine karşılık vererek kendimizi tanıttık. 15 yıl sonra, onca aşığın arasından bizi tanıması imkansızdı. Öylede oldu. Tanımadı. Fakat on beş yıl boyunca eşim ve ben Aşk Sihirbazını unutamamıştık.
Adriano’nun gondoluyla yine Venedik kanalları içerisinde fakat, bu sefer tek başımıza değil, çocuklarımızla birlikte gezintiye çıkacaktık. Balayındayken eşimle bana anlattığı hikayeleri unutamamıştık. Anlattığı bir aşk hikayesinin sonunun ne olduğunu senelerce merak ederek geçirmiştik. Aklımızdan hiç çıkmamıştı. O zamanlar gondolda aşk yaşarken, şimdi çocuklarımızın yanında bu aşkı yaşamak zor olacaktı. Çocuklarımızın hepsi bir yandan gördükleri şeyleri sırasıyla soruyorlar, düşüncelerimizi karıştırıyorlardı.
Aşk Sihirbazı Gondolcu Adriano elini eşimin sırtına götürüp – Buyurun bayım diyerek gondoluna davet etti. Şaşkınlık içerisindeydik. Yıllar önce bindiğimiz gondol biraz değişmişti. Aptallaşmıştım. Konuşmakta güçlük çekiyordum. Bir yandan da çocuklarla ilgileniyor, diğer yandan da Adriano’nun anlatacağı hikayeleri bekliyorduk. Adriano Venedik kanalları içerisinde Venedikli gondolculara has olan Barcarolle şarkılarını çoğunlukla çok az söyler, daha çok mutlu biten aşk hikayelerini anlatırdı. Anılarımızda yer edinen o anı, tekrar yaşamak istiyorduk. Karşımızda dimdik hareket etmeden duruyor, gülümsüyordu. Çocuklarım yanına doğru yaklaşıyor, onunla konuşmaya çalışıyorlardı. Dilleri farklı olsa bile, Adriano çocuklarla konuşacağı dili çok iyi biliyordu.
Eşim ve ben gezinti boyunca Adriano’nun bize on beş yıl önce yaşattığı bir aşk masalını, nasıl sihre dönüştürdüğünden, aşkımız üzerinde nasıl etkili olduğundan konuşuyorduk. Zeki bir adamdı. Memnuniyetimizi ona söyledikçe, yüzünde gülücükler beliriveriyordu. Çok geçmeden mutlu bir tavırla bize yıllar öncesinde anlattığı aşk hikayelerinden birini anlatmaya başladı. Önünde, sanki sihirli bir perde vardı. Venedik kanallarının etkisi mi yoksa Adriano nun bizlere anlattığı hikayeler mi bir an masal ülkesinde sihirli bir hava yaratıyordu. Anlattıkça gözlerimiz yaşarıyordu. İnsanları mutluluğa nasıl davet edebileceğini çok iyi biliyor ve bunun için elinden geleni yapıyordu. Çocuklarımız Adriano’nun dilinden bir şeyler anlamıyorlarsa da, dirseklerini dizlerine koymuş, elleri çenelerinde onu dinliyorlardı.
Yıllar öncesinde sonunu çok merak ettiğimiz aşk hikayesinin nasıl bir sonla bittiğini ona sormak istiyorduk. İkinci dünya savaşı sırasında Polonya da yaşayan genç bir kızın sevdiği erkekten, nasıl zorla sürgüne götürüldüğünü ve orada esir kampında yıllarca sevdiği erkeği nasıl beklediğini anlatmıştı bizlere. Yıllarca bu hikayenin sonunu ve o sevgililerin tekrar bulup buluşmadıklarını merak etmiştik. Bu hüzünlü hikaye etkilemişti bizi. Şimdi sorma, o genç kıza ne olduğunu öğrenme zamanıydı. Biraz sıkılsak ta, eşim cesaret edip sordu.
Adriano dinlerseniz memnuniyetle anlatırım demişti. O genç kız şu anda yaşıyor. Ve, o genç kız benim büyük annem derken, sanki dipsiz bir kuyuya düşmüşçesine bir anda yüz ifadesi değişti. Fakat, hiç düşünmeden kendini toparladı ve anlatmaya başladı.
Büyükannem yıllarca Polonya da esir kampında kalmış. Sevdiği adamın izini bir türlü bulamamıştı. Esir kampından kurtulanlardan biride büyükannem yani, o genç kızdı. Bütün ailesi gözleri önünde yok edilmiş. Yıllar sonra başka bir ülkede gidecek bir yeri olmadığı için, esir kampında tanıdığı birinin akrabalarının evinde, hizmetçi olarak çalışmaya başlamış. İçindeki bu acıyı dindirebilmek için çok uğraşmış. Zamanla onun geri gelmeyeceğini artık, onun savaş sırasında öldüğünü sanıyormuş. Uzun bir süre çalıştığı evin alt katında mutfak bölümünde dışarıdan yiyecek bir şeyler almakla görevlendirildiği için, çalıştığı o evin sahibinin, yıllardır hasretiyle yanıp tutuştuğu sevdiği adam olduğunu bilmeden aylarca orada yaşamış. Fakat bir gün, hizmetçilerden biri rahatsızlanınca büyükannemi evin hanımıyla beyinin yanına hizmet etmeye göndermişler. İşte! hikayenin hüzünlü kısmı burada başlıyor. Büyükannem elinde kahve fincanlarını taşıdığı tepsiyle odaya girdiği andan itibaren, gerçekle yüz yüze gelmiş. Öldüğünü sandığı sevgilisi tam karşısında duruyormuş. Elindekileri, o şaşkınlıkla aniden yere bırakıvermiş. Sevdiği adam onu tanımış. Fakat, eşinin yanında onu tanımazlıktan gelmiş. Bir an bakışmışlar ve büyükannem oradan ayrılmış. İzini kaybettirmiş. İtalya ya yerleşmiş.
O günden sonra, yıllarca bu acıyı içinde saklı tutabilmek adına yüreğine karşı koymuş. İşte o genç kızın hüzünlü hikayesi bu. Ona, ikinci dünya savaşının armağanı bu hikaye. Bu yüzden büyükannemin yaşadığı hüsrandan sonra, aşkların hep mutlu bitmesine inandım. Ve her zaman gondoluma binen insanlara, mutsuz biten hikayelerimin sonlarını anlatmadım. Kendi düşlerinde şekillendirsinler istedim. Hiçbir aşk, benim gözümde hüzünle bilmemeliydi dedi.
Hayatındaki en önemli ayrıntıları anlatmıştı Gondolcu Adriano. Gözleri buğulanmıştı. Adriano’ya farkında olmadan özel hayatıyla üzmüştük. Fakat, o mutluydu. Ardından büyükannem iyi ki büyük babamla tanışmış. Yoksa ben size bu hikayeleri anlatamazdım demişti.
Çok geçmeden bu hüzünlü hikayeden bizim gibi o da kendini toparladı. Ardından çocuklarımıza seslenip hazırlanın şimdi bakın Rialto köprüsünden geçeceğiz demiş ve kahkahalarla güldüğümüzü hatırlıyorum. Bunun nedeni Rialto köprüsünü geçerken hiç konuşmazsak dilediğimiz dilekler oluyormuş denmişti bize bir zamanlar. Demek ki eşim ve bende hiç konuşmadan geçmişik ki tekrar Venedik te ve Adriano nun yanındayız. Grand Canal üzerindeki Rialto Köprüsüne yaklaştıkça tatlı hayallerle mutluluk dağıtması bollaşıyordu. Küçük kızım yine her zamanki afacan haliyle yerinde duramıyordu. Yanımızdan geçen bir gondoldaki çifti öpüşürken görünce kıkırdamaya başladı. Ardından şaşkınlıkla gülerek Aaaaa öpüşüyorlar dedi. Ondan üç yaş büyük olan oğlum sinirlenmiş, o tarafa bakma çok ayıp diye onu uyarıyordu. Kızımın bu olayına biz gülerken gondolcu Adriano’nun Venedik kanalları içerisinde gondoluyla ne kadar mutlu olduğunu yüz ifadesinden anlıyordum. Venedik’e ve gondoluna aşıktı.
O gün bir süre gezdikten sonra gondoldan ve Adriano’dan ayrılma zamanı gelmişti. Otuz yıldır Venedik kanalları içerisinde kendi kurduğu bir dünyada yaşıyordu. Aşkın insanlara nasıl mutluluk getirdiğini anlatarak.
Gitme vakti geldiğinde eşimle içimizde garip bir heyecan oluşmuştu. Aşk sihirbazı Gondolcu Adriano’nun gondolundan indiğimiz andan itibaren hiç bilmediği, tanımadığı yeni aşıklara, yepyeni bir hayat sahnesi sunmak için gondolunu hazırlarken bıraktık onu. Belki bir gün yine gideriz. Çünkü, Rialto köprüsünden geçerken yine konuşmadık….



Yazan : Melodi AKÇAY

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 265
favori
like
share