Edepsiz kelimelerin içinden çıkmak belki arsızlığıma dem vurur diye düşündüm. Düşünmek bu ya hep suçlu bakışlara çeviriyor yüzünü insanın. Derler ya düşünme o kadar uzun uzun diye. Hızla karar ver aklın ne derse o olsun, yüreğin zaten hep kenarda, kim dinler ki onu.

Yüreğimizin suskunluğuyla kurulmuş ve kurgulanmış bir hayatın üzerinde yürüyoruz. Kendi gölgemizin korkusu sarıyor etrafımızı kimi zaman.

Düşünüyorum da, hep iyilerin yolunda gidip iyi kelimelerle dans etmek, sokakta, çılgınlığıyla ve yırtık kıyafetleriyle dans eden, yüzündeki mutlu çizgileri inadına sergileyen, güzellikten mahrum olmak gibi geliyor. Bazen, kelimelerde öyle oluyor. Üzerine güzel kıyafetler giydirip edebiyle salıp ortaya tango yaptırıyoruz. Sonra içindeki çılgın ruhu keşfedip patlatıyor en alasından bir çiftetelliyi yada direkler arasının o meşhur kantosunu.

Sözlerimiz kıvrak zekâmızın mı, yoksa kıvraklığımızın mı eseri bilinmez? Hepimiz bir işin erbabı olup fikirler beyan ediyoruz. Öyle ya sözün vergisi, kazancı, ödemesi yok, geri dönüşü de olmadığı rivayetler arasında. Romancılığımız, öykücülüğümüz ve şairliğimiz gırla gidiyor. Duygularımızı döküyoruz, kimi zamanda görkemimizi. Yaşadığımız o ufak aşkları –çabuk bittikleri ve yenisini çok çabuk bulabildiğimiz için ufak- ballandıra ballandıra tarif edip her eski aşka bir küfür edasıyla lanet okuruz dizelerimizde. Aşk bu oyuna gelmez tabi, acıtıyor namert şey. Okkalıda oluyor oturması bir yerlerine insanın.

Bu insanoğlu garip bir varlık kardeşim, şu yaşamda sadece aşkın, toprağın, paranın peşinde koşturup duruyor. İki söz için adam öldürebiliyor, yada iki söz söyledi diye yıllarca demir parmaklar ardına atılabiliyor. Edepli sözler mi götürüveriyor insanı içeri acaba. Edebini yitirmiş söz söyleyen zaten pek akıllı biri olmadığı için kimseler karışmıyor. Anam, babamın avradı olsun ki diye başlayan öfke tıkınmaları hep sessizce yansıyor şaşalı ve neonlu tabelalara.

Sokaklara şiir yazanları da görüyoruz, sözlerin tarif edildiği yerler ya oralar, “Merve seni çok seviyorum” yada “o şimdi asker” yada “Leyla ile Kerem” kalp içerisinde Z ve D harfleri. Kimse bunları duvarlara yazıyor diye suçlanmazken “özgürlük” diyen biri hop edepsizliğinin cezasını almak için uzun uzun düşünme mekânına alınıyor. Demek ki söz söylenecek yazı yazılacak yerleri iyi bilmek gerekiyor. Bu yüzden demiş olmalı atalarımız “gerektiği yerde susmasını bileceksin” peki, gerekmediği yerde susmaya alıştırıyorsa bu susmalar, kim düzeltecek susmalarımızın ayarsızlığını. Hep susarsak , sessizliğin sesini dinlemeye başlarız. Zaten, Uzakdoğu mistizmi de bunu söyler “sessizliğin sesini dinle” dinledik dinlemesine de duyduklarımızı kime söyleyeceğiz? Söylemezsek, dinlemek ne işe yarar ki sessizliğimizi?

Garip tecelliler yaşıyoruz, konuşmayı bilmediğimiz dönemlere dönmeye başlıyoruz. Bu Darwin kardeş bir yerde hata yapmış olmalı diye düşünüyorum. Evrim teorisi tersine işlemeye başladı. Baksanıza dünyadaki insanlar insan olmaktan çıkıyorlar iyice, üstelik büyük bir çoğunluğu. Bir süre sonra evrim teorilerine karşı teoriler geliştirenlerde ne olduğunu anlayamayacaklar. Küçükken sormuşumdur bu ırklar arasındaki farklılıkların kaç bin yılda oluştuğunu, bu DNA denen hücreler kaç yüz bin yılda bir değişime uğruyor diye. Hayır, atalarımın nerden geldiğini çözemiyorum, bu sessizliği itilmiş kelimeler arasında. Sulara gömülen bir dünyanın ardından ortaya çıkmışsak son bilmem kaç bin yılda bu kadar değişikliği sağlayan atalarımıza teşekkür etmek istiyorum. Sözüm meclisten dışarı derler, kaç meclis var ki hangisinden dışarı olmasını isterler? Hem neden meclisten dışarı olsun ki? Bırakın oraya da gitsin bir iki söz, belki orada da ihtiyaç söz konusudur.

Bakın konu sözden açılınca durmuyor çenesi insanın saat epeyce geç olmuş gitmek zamanı da geliyor. Sözün sınırı yok bakın nerelere gitti yakında size gelebilir. Ağırlamak konusunda kendisine çok iyi davranın güceniyor çünkü. Söylenecek tüm sözleri özgürce söylemeniz dileğiyle.

Devam etmeli bu yazı

Sevgiyle Kalın


Murat Tali (17.03.2006 00.57)

Bu bir deneme yazısıdır, beğeninize sunulmuştur

Saygılarımla

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2701
favori
like
share
darkknıght Tarih: 06.10.2009 14:35
paylaşımın içn teşekkürler...