Buse'nin Göz Yaşları 18 Öyküsü - Derin Duygular - Ayhan Sarıkaya - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Buse ile Selma'nın kavgasının gürültüsüne konaktaki diğer kadınlar da koşuşturdular.İki eltisi,Ahmet efendinin iki gelini,iki büyük kızı,hemen "ne oluyor bunlara" diye gelmişler,kavganın etrafında çember yapmışlardı.Kavgayı ayırmayı bırak,seyretmekten zevk alıyorlar,neşeden dört köşe oluyorlardı adeta...Bu onlar için fırsattı,doğrusu.Kavgayı ayırmamakla,tarafsız kalıyor gibi gözükmekle aslında taraflı oluyorlar,Buse'den yana oldukları ortaya çıkıyordu.Çoktandır böyle bir anı bekliyor gibiydiler...Aslında onlar da Selma'dan muzdariptiler.Her işlerine burnunu soktuğu için içten içe ona kızıyorlardı ama bir şey diyemiyorlardı."Bir gün senin hakkından eli sopalı,gözü kara,korkusuz biri çıkarsa haddini bildirir" diye içten içe birlerine sızlanıyorlardı ama Selma'nın karşısında sessiz kalıyorlardı...İşte o an gelip çatmıştı bugün.Bakalım ne olacaktı.Buse,Selma'nın hakkından gelebilecek miydi?..

Buse'nin genç ve güçlü olması,Selma'nın süren direncini kısa zamanda kırmış,üstünlük hemen Buse'ye geçmişti.Selma'nın saçlarını ellerine dolamış,etrafında topaç gibi dolandırıyordu.Elinde bir tek kamçısı eksikti.O da olsaydı tamamdı.Kamçının yerine hırsını yenmek için arada bir Selma'nın kıçına tekmeleri savuruyordu...Tekmeleri yiyen Selma,kendisini Buse'den kurtaramadığı için,onun yörüngesine hapis olmuş şekilde daha da hızını artırıyor,düşecekmiş gibi yalpalıyor;Buse,saçlarını bırakmadığı için düşemiyordu...

Buse'nin esiri olmuşcasına,

"Yandım anam,şu zillinin elinden kurtaracak yok mu beni?" diye ağlamaklı ses tonuyla bağırıp duruyordu...

Kavgayı,seyreden kadınlar,kıs kıs gülmelerine devam ediyorlardı.Ahmet efendinin kızlarından birisi,halasını,anneliğinin elinden kurtarmaya yeltenir gibi hamle yapmak isteyince,Selma'nın eltilerinden yaşlı olanı,
"-Bırak kız,kozlarını paylaşsınlar" diye onu engellemişti.Aslında bilinç altında yatan bugüne kadar kendilerine zehir zemberek kusmuş olduğu sözlerinin intikamının alınması yatıyordu,yapmış olduğu müdahalede...

Selma'nın yalvarışları karşısında,onun ağzının payının kendilerinin yerine Buse tarafından verilmiş olması çok hoşlarına gidiyordu...Korkusuz kahraman Buse'ydi.Hiç beklemedikleri kişi olarak meydandaydı şimdi.

Bu,Buse'nin ilk kavgasıydı.Haksızlığa karşı ilk direnişiydi...Günlerdir gözünü öfke bürümüş,sinirleri gergindi zaten...Ok yayda gerili duruyor,okun fırlatılması için o beklenen an gelip çatmıştı nihayet...Ok,fırlamıştı artık.Bir daha geri gelmeyecekti.Bu fırlayan ok,ilk baş kaldırı,yapılan haksızlığa ilk direnişti sanki...Bundan böyle artık en ufak bir olumsuzluğa boyun eğmeyecekti...Zincirleri kırmaya başlamıştı bir kez.O'nu artık kimse durduramazdı.

Bu zamana kadar sadece babasına karşı direnememiş, o da kendisine pahalıya patlamıştı.Biraz tepkisini göstermeye çalışmış olsa da babası tarafından kendisine doğru savrulan yumruk,annesinin burnuna gelip de oluk gibi kan fışkırınca annesinin ve kardeşlerinin hatırına yenilgiyi kabullenmek zorunda kalmıştı...Nihayetinde para karşılığı bu konağa gelin gelmişti.Hiç gülmeyen mahzun gelin...

Buse,Selma'yı etrafında döndürmekten vaz geçmiş,saçlarını serbest bırakmıştı.
Selma'nın ise topaç gibi dönmekten başına yüzlerce yıldız kümelenmişti.Sendeledi.Ayakta durmak için direndi ama nafileydi.Oraya yığılıp kaldı.Bir taraftan da kusacakmış gibi böğürüp duruyordu.Midesi allak bullak olmuş,yüzünün rengi kül gibi bembeyazdı...

Artık bütün hakimiyet Buse'deydi.

"-Kimin zilli,kimin gece kondu sürtüğü,kimin sokak köpeği olduğunu gördün,anladın değil mi?...Haaa,anladın değil mi,seni gidi evde kalmış kız kurusu seni...Yapılacak bir iş varsa gelirsin insan gibi söylersin.Biz de yaparız.Para ile satın alındıysak hayvan mı sandınız ulan beni..."

Buse,biraz soluklandı.Beş,on saniye kadar kalbinin atışlarını dinledi.Kalbi",küt, küt" atıyordu.

Selma ise yerde sırt üstü uzanmış, başına üşüşen yıldızların kayıp gitmesini bekliyordu.Karşısındaki her şey hala çatallı gözüküyordu gözlerine...

Buse,tekrar nefesini toparladı, ses tonunu ayarladı. Hala öfkesini yenememişti.Bir şeyler anlatmak istiyordu.

"-İnekler mi sağılacakdı? Hadi şimdi tıpış tıpış gidelim, hep birlikte güle oynaya sağalım.Böylece ben de inek nasıl sağılır öğrenmiş olurum."

Selma ise yattığı yerden "off anammm,offff ! " diye sızlanıp duruyordu.Buse,nakavt etmiş olduğu rakibini centilmence elinden tutup kaldırmak istedi.İlk anda elini uzatmasa da Buse'nin ısrarı karşısında o da dayanamadı.Selma,rakibi tarafından ayağa kaldırılmıştı.Buse'nin bu jestine karşılık ondan dayak yemiş olsa da içinde ufak bir şeyler kımıldamaya başladı.Bu,belki de sevgi belirtisiydi...Etraf da dinelen kendi yakınlarının kayıtsızlığı karşısında kimin dost,kimin düşman olduğunu ilk kez kafasında yorumluyor,ilk kez kendi yanlışlarını sorgulamaya başlıyordu...

Buse'nin,

"-Hadi bakalım,herkes ahıra.İnekler sağılacak.Biraz daha geç kalırsak inekler çatlayacak ya."yarı şaka ,yarı emir dolu bu sözlerine herkes uymak zorunda kaldı.

Selma'nın ise hala aklı fikri,şu hiç evlenmemiş emekli memurda kalmıştı.Ne güzel komşusu Zehra'lara gidecek,bu işi vıcık vıcık edecekti.Şimdi mağlup bir pehlivan gibi kıspeti yırtılmış hissediyordu kendisini...

Ahmet efendi,boz atına binmiş son bir kez buğday tarlalarını dolaşmaktaydı.

"Bir kaç güne kadar tırpancıları sokmak lazım tarlalara" diye düşünüyordu.Başaklar, sarı sarı altın gibiydi.Kendi tarlalarına sınır olan diğer tarlaları göz ucuyla kontrol etti.Hiç biri de biçilmemişti.Yarın komşulara haber vermeli,hep birlikte tırpan işine başlamalı, yoksa işler sarpa sararsa halimiz duman olur,yine densizin birisi çıkar da anızları yakarsa, bizim tarlalardaki buğdaylar da yanıp kül olurlar valla." Diye de kuşkularını belirtmeden edemiyordu kendi kendine.İki yıl öncesi öyle bir tehlike atlatılmıştı.Hasattan sonra anızların yakılması yasak ve sakıncalı olmasına rağmen kimse uymuyordu.Bir tarlada başlayan anız yakma olayından çıkan ateş,telefon direklerini bile yakmış nerdeyse hasat edilmeyen tarlalardaki buğdaylar bile yanıp boşa gidecekti bütün emekler...Son anda köylü seferber edilerek kazma ve küreklerle ateşin üzerine toprak atılmak suretiyle ateşin yayılması önlenmişti...

Ahmet efendi,etrafta, içinde gizlediği tehlikeyi görmeyince rahatlamış,atın yönünü mandıra tarafına çevirmişti.Dizginleri,kendinden tarafa sertçe çekip,mahmuzlarıyla atın her iki böğrüne yine aynı şekilde sertçe vurunca at,birden hızını artırdı ve şahlanıp tozlu yollardan kendisini kaybettirdi.

Biraz sonra mandıranın içerisinde görevli Sıtkı'yla hararetli hararetli konuşuyordu.

"-Sıtkı efendi,bu saate kadar sütlerin gelmesi gerekiyordu.Ne oldu acep?"

"-Valla bilmiyom Ahmet efendi...Herhalde elektrikler yok.Sabahtan beri gelmedi..."

"-Haa,öyle mi?...Ben o zaman konağa doğru gideyim bakalım.Kerim efendi ne yaptı.Keşke konağın kadınlarını seferber etseydi.Hazıra kondular hanımlar,yiyip içsinler bakalım.Ben şimdi gider onların hepsini de ahıra sokmasını bilirim.Buse de dahil olmak üzere..."

Tekrar boz atına atlayıp, konağa doğru atını dört nala koşturmaya başladı...Toz,yine arkasında bulut gibi yükseliyordu...





Ayhan Sarıkaya

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 357
favori
like
share