Ey Türk annem! Birdir bütün annelerin yüreği. Acıları bir, sancılar birdir. Yoktur acının ve sancının rengi. Söz konusu olan evlat, acısı, özlemi ve onu kaybetmenin sancısı ise eğer, aynı ritimde bir körük gibi yükselir yürek ve yakar bütün bedeni. İster Türk, ister Kürt, ister Arap, ister Ermeni, ister Yahudi, ister Müslüman, ister Hristiyan, isterse de putperest olsun birdir acıları bütün annelerin. Bunu en iyi yaşayan ve en iyi bilen sensin. Karnında taşırken, doğururken, büyütürken öğrendik bu bilgeliğini. Ama şimdi ağlıyorsun doyamadan gençliğine oğlunun. Yüreğin paramparça, boğazın düğüm düğüm ve çekilir gibi değil bu acı.

Ama Türk annem benim, oğlunun eline silah verildi ve kardeşim olan diğer oğullarını öldürmesi için o dağlara gönderildi. Kardeşini öldürmek isterken öldü oğlun, annem benim. Ağlama sil gözyaşlarını, gör bütün bu olanları. Gör ve ağlayarak susma. Gerilla Kürt kardeşlerini öldürmeleri için oğullarını o dağlara gönderen cellatların yüzlerine tükür ve haykır!

‘Neden kendi oğullarınızı değil de benim gencecik oğlumu ölüme gönderiyorsunuz ey paşalar(!)’diye bağır. Bak Türk Annem benim. Yeni bir teskere daha çıktı meclisten. Neden, biliyor musun? Daha çok oğulların ve kardeşlerim ölsünler diye çıktı bu teskere. Bu teskere, oğullarını ölüme gönderme iznidir. Bu teskere asker Türk oğullarının gidip, Kürt gerillası olan diğer oğullarını öldürme iznidir. Paşalar(!) bu oğullarının daha çok birbirilerini öldürmeleri için izin istedi meclisten. Bak işte, meclis yine verdi bu izni annem benim. Ölüme gönderilen senin oğullarındır. Ölen de öldürülen de senin oğulların ve güzel yüzlü genç kızlarındır. Çünkü sen bir annesin, Türk annem benim. Sadece senin doğurduğun asker değil, senin gibi Kürt annemin doğurduğu gerilla da senin oğlundur, değil mi annem benim? Çünkü Kürt annem senin doğurduğun Türk askeri de oğlu olarak görüyor ve onun da ölmesini istemiyor. Bak ve gör annem benim. Oğullarının ölümünü isteyen paşaların(!) ve bu ölüme izin veren senin seçmiş olduğun milletvekillerinin oğulları uzağındadır bu ölümlerin. Uzak tutuyorlar bu ölümlerden oğullarını. Bin bir hile ile adımlarını bile attırmıyorlar kışlalara çocuklarının. Onların çocukları büyük eğlence gemilerinde ve büyük tatil beldelerinde eğlenirlerken ölüyor senin oğulların ve Kürt annemin genç kızları.

Neden, niçin diye hiç sordun mu? Biliyorum sormadın şimdiye kadar annem benim ama şimdi;
‘Ey paşalar(!) otuz yıldır kirli bir savaş yürütüyorsunuz ve bu kirli savaşta hep oğullarım öldü, peki sizin neden bir oğlunuz ölmedi?’ diye sor. Sor da bir bakalım sana ne cevap verecekler gör.

Bak annem benim. Sen ölen asker oğullarını karnında dokuz ay taşıyıp, doğurup büyüttüğün gibi; ölen gerillayı dokuz ay karnında taşıyıp, doğurup büyüten bir Kürt annem var benim. Onun da her bir gerilla oğlu, gerilla kızı toprağa düştüğünde, parçalanır yüreği senin gibi. Ama annem benim, benim bu annem senin yaptığın gibi tabuta sarıLıp beddualar yapmıyor gerilla oğlunu öldüren askere. Benim bu annem bastırarak göğsüne bütün acılarını;

‘Bu savaş bitsin, ne asker ne de gerilla ölmesin. Savaş bitsin, barış hemen şimdi’ diye haykırıyor. Hadi Türk annem benim, sil gözyaşlarını ve benim bu Kürt annemin sessine kat sessini. O zaman göreceksin, bir daha bu ölümler olmayacak. Göreceksin, bir daha tabutlar geçmeyecek kapından. Haydi, biraz gayret sil gözyaşlarını ve sessini kat benim bu Kürt annemin sessine.

KEMAL ORGUN

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 362
favori
like
share