Kaf dağının ardındaki ülkelerden birinde yetim ve öksüz iki kardeş nalburculuk yaparak geçimlerini sağlarlarmış.

Anne ve babalarını kaybeden kardeşler arasında bir zaman sonra anlaşmazlık çıkmaya başlamış. Anne ve babalarından kalan mallara büyük kardeş tek başına sahip olmak istiyormuş. Ailesinden kalan bütün malları, tarlaları, büyükbaş ve küçükbaş hayvanları kardeşinin izni olmadan yavaş yavaş satmaya başlamış.

Bu duruma üzülen küçük kardeş abisine yaptığı bu davranışın yanlış olduğunu her seferinde vurguluyormuş. Ama abisi o kadar açgözlü, doyumsuz ve kurnazmış ki, her şeyin kendisinin hakkı olduğunu düşünüyor ve istiyormuş. Sattığı tarlalardan ve hayvanlardan aldığı paraları kendine saklıyor ve harcıyormuş.

Gel zaman git zaman küçük kardeş abisinin yanında duramayacağını anlamış. Bir gün abisi kardeşine bu nalburcu dükkanıda artık benim pılını pırtını topla ve git demiş. Küçük kardeş abisinin bu sözünü gururuna yedirememiş ve bulunduğu ülkeyi terk etmiş.

Kaf dağında bulunan bir başka masallar ülkesine yerleşmiş. Burada yeni hayatına beş parasız sıfırdan başlamış. Evlenmiş çocukları olmuş. Sepetçilik işi yapmaya başlamış. Senelerce hasırdan yaptığı sepetleri ülke ülke, köy köy, kasaba kasaba gezip satmış. Kazandığı paraları hep biriktirmiş. Yaşlılığında hem ona, hem de çocuklarına lazım olur diye.

Seneler içerisinde abisini de hiç görmemiş. Ona kırgın ve dargınmış: Ne kadar kırgın olsa da hep abisini özlüyormuş. Abisini nasıl biri oldu diye hep merak etmiş. Bir gün abisinin özlemine dayanamadığında, eski ülkesine giderek onu görmek istemiş.

Ülkeye vardığında köy meydanının ortasında bulunan bir çeşme başında elinde bastonu, üstü başı yırtık ve ıslak yaşlı bir adamla karşılaşıp, selamlaşmış.

Merhaba Hemşerim. Burada niye böyle oturuyorsunuz? Gelin şu tarafta beraber oturalım demiş. Üstü başı yırtık, ıslak bu yaşlı adama hem yardım etmek, hem de abisinin hala burada yaşayıp yaşamadığını sorup öğrenmek istiyormuş. Ve yaşlı adama abisinin yerini sormuş. Adamın gözlerinden bir anda gözyaşları oluk oluk akmaya başlamış.

Ona doğru dönerek ağabeyin benim demiş. Küçük kardeş abisinin bu durumuna çok üzülmüş. Ne oldu sana abi deyince, abisi bir zamanlar birinin olan malları onun izni olmadan sattım ve ona hakkını vermedim. Senin ahını aldım, o ah yıllar sonra, çocuklarımın benim sana yaptığımın aynısını bana yapmalarıyla son buldu. Şimdi bu durumdayım. Senden özür dilerim. Açgözlülüğümün bedelini ödüyorum demiş….

Yazan : Melodi AKÇAY

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 440
favori
like
share