Tanrıların doğuşu
Büyük uçurum ve dokuz dünyanın yaradılışı


Başlangıçta sadece yokluk vardı. Sonsuz bir boşluk. Bu boşlukta tek var olan şey Ginungagap idi, yani büyük boşluk. Sonsuzluğa dek uzanan rengi ve görüntüsü olmayan bir düşüş. Zamanın kıvrımlarında sıcak ve soğuk belirdi. Varolan ilk duygular belkide. Bu her şeyin başlangıcı idi...
Sıcak ve soğuk artık iki nehir olmuştu, ikisi birlikte Gigungagap’a dökülüyorlardı. Kuzeyden akan soğuk ırmağın ismi Niflheim idi. Güneydeki sıcak ırmağın ismi ise Muspelheim idi. Niflheim ve Muspelheim kendi kendilerine oluşmuş ilk dünyaydı, dokuz dünyanın başlangıcıydı.
Soğuğun ve sıcağın Ginungagap’a dökülmeden önceki birleşiminde patlamalar yaşanıyordu ve bu patlamalar evrenin ilk canlısının doğumuna neden oldu. Bu ne bir tanrı, ne de bir insandı. Bu bir devdi.
Adı Ymir idi. Kızgın, aptal ve aç idi. Ginungagap’ın sonsuz boşluğunda kendine yiyecek aradı ve sonunda sütünden beslenebileceği Audumbla adında dev bir inek buldu(3). Ymir hiç durmadan ineğin sütünü içiyordu, ancak kısa bir süre sonra Audumbla’da acıkmıştı ve etrafta yiyebileceği tek şey Ginungagap’ın taşları idi. Her gün açlığı daha da artan Audumbla hergün bu kayaları daha sık yalıyordu tuz ve yiyecek ihtiyacını gidermek için. Kaya yavaş yavaş şekillenmeye başlamıştı. Sonunda şekil taştan kurtuldu. Bu da ilk tanrının doğuşu oldu.





İlk tanrının adı Buri idi. Ymir’in ve Buri’nin yaratma güçleri vardı. Yalnız kalmamak için kendilerine eşler bu eşlerdende çocuklar yarattılar. Tanrıların ve Devlerin soyu Ginungagap içerisinde üremeye başlamıştı. Bu iki ırkın birleşiminden ise Üç büyük tanrı doğdu. Odin, Vili ve Ve. Bütün tanrılar ve devler Odin’in bu zamana kadar doğmuş en güçlü canlı olduğunu anladılar ve ona sagı gösterdiler. O geleceğin ve geçmişin ve insanların babası idi.
Her şey, tüm insanlık ve bizim bildiğimiz manadaki varoluş bir cinayetle başladı(4).Odin ve kardeşleri Vili ve Ve ilk varlık Ymir’i öldürdüğünde başladı. Bu cinayetin sebeplerini hiçbir saga(5) anlatmaz. Ymir’in vücudu dünyanın topraklarına, vücudundaki su denizlere ve vücudundaki kan kaynayan lavlara dönüştü. Dünya artık oluşmuştu. Bu oluşumu Odin doğduğu günden beri biliyordu. Bu kaçınılmaz olan idi. Tıpkı kendi sonu gibi!
Sıra devlerde idi . Odin ve kardeşleri tüm devleri öldürmek için yola koyulmuşlardı. Sadece Bergelmir ve ailesi bu katliamdan kurtulabilmişti. Kaçmışlar ve saklanmışlardı. Bundan sonra kendilerini ve çocuklarını intikam hırsı ile büyüttüler. Bir gün gelecek intikamlarını alacaklardı. Bunu Odinde biliyordu...
Dünya nın yaratılışı artık tamamlanmıştı. Artık onu sabitleyecek ve koruyacak varlıklara ihtiyaç vardı. Bu yüzden Odin cüceleri yarattı. Dört cüce, dünyanın dört yönünü korumak için and içtiler : Austri(doğu), Nordri(kuzey), Vestri(batı), Sudri(güney) ve bu ülkeye (dünyaya) Midgard adını verdiler..
Toplam dokuz dünya (alem) vardı :
Muspelheim Ateş ve ısı,
Niflheim Buhar ve duman ki Ejder Nşdhug’un eviydi burası,
Helheim Karanlığın ve acıların dünyası,
Jotunheim Devlerin yaşadığı dağlardan ibaret olan alem,
Asaheim Asa tanrılarının(6) yaşadığı alem,
Vanaheim Vane(6) tanrılarının yaşadığı yer,
Alfaheim Beyaz alfların (elf) yaşadığı alem,
Svartalfaheim Siyah alfların (Kara elfler)dünyası,
Mannaheim İnsanların yaşadığı alem (Midgard Mannaheimde bulunur)
Bu alemlerde yaşayan farklı varlıkların çoğu bir diğer dünyaya gidebilme gücüne sahipti. Artık herşey uyum içerisindeydi...





Irkların ve diğer tanrıların doğumu...

Midgard da bir sabah Odin, kardeşleri Hoenir ve Lodur deniz kıyısında dolaşmaya çıktılar. Sahilde yanyana duran iki ağaç ile karşılaşdıklarında bu ağaçları ilk insanlara dönüştürmeyi karar verdiler. Erkeğin ismi Ask, kadınınki ise Embla idi.
Lodur onlara fiziksel güzellikleri, Hoenir hareket yeteneğini, Odin ise duyguları verdi. Sonunda Ask ve Embla birleşerek insan ırkını oluşturdular ve önlerindeki yolda ilerlemeye başladılar. Ancak Odin onların kaderini o anda yazmıştı. Bütün İnsan ırkı devlerle yapılacak son savaşta, Ragnarök’ta Odin’in yanında savaşacak ve yok olacaktı...İnsanın yaratıldığı esnada, devler çoğalarak Ymir’in öcünü almak için and içiyor ve kendilerini intikam duyguları ile besliyordu.

***
Bütün bu yaratılan canlıların ve hatta tanrıların arasındaki en mistik ırk şüphesiz Alf (beyaz alflar yada elfler) ırkı idi. İnsanlar onları, ışığın cinleri olarak biliyordu. Alflar görünmezdi, ne kokuları, ne sesleri, ne belirli şekilleri, ne bilinen maceraları, ne de şarkıları vardı. Devler, insanlar ve cücelerın aksine Alflar savaşçı değillerdi. Ancak mutlak bir güçleri vardı.
Beyaz Alflar doğanın anlaşılamaz gücünü simgeliyorlardı. Onlar tanrıların istekleri dışında doğmuşlardı...
Beyaz Alfların diğer yüzü siyah Alflar, dokuz alemlerden Svartalfaheim isimli alemde yaşarlardı. Siyah Alflar Dev Ymir’in ölü cesedinden beslenmişlerdi bu yüzdende içleri ölüm ve karanlıkla dolmuştu. Tanrılardan ve devlerden korktukları için taşların içlerine saklanmış ve bu taşların kara renklerini almışlardı...

ßunları ßilin
1) İskandinav mitolojisi pagan bir mitolojidir. Tek mutlak güç yoktur.Herşey doğanın bir eseridir.
2) Bir çok mitoloji kmk olarak devlere uzanır. Yunan mitolojisindede Zeusun babası Bir Titan idi. Birçok mitolojinin yaradılış sırasında önce devler vardır.
3) İnek birçok mitolojide ve hatta birçok dinde kutsal hayvandır. İnsan dan önce oluşmuş olması onun ne kadar gelişmiş ve değerli bir varlık olduğunu gösterir. Kelt’lerde ve diğer cermen mitlerinde inek sembolüne sıkça rastlanır.
4) Tanrıların insani duygulara sahip olması(kin, intikam, hırs vb) tüm mitolojilerde benzerlik gösterir.
5) “Saga” İzlanda dilinde söylemek anlamındaki “segja” kökünden gelir ve söylemnce diye çevrilebilir. Buda sagaların sözlü geleneğe dayandığının kanıtlarındandır.
6) İskandinav mitolojisinde tanrılar ikiye ayrılmıştır Aesir’ler Vaenir’ler. Aesirler Odin, Thor ve Baldur gibi ünlü tanrıların bulunduğu maneviyatın tanrılarıdır.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 460
favori
like
share