Ters Evlenme Skeçi - Ters Evlenme Tiyatrosu - Ters Evlenme Oyunu - Orta Oyunu
( Zurna Pişekâr havası çalar. Pişekâr usule uygun olarak sahne ortasına gelip yerini alır. Müziğin sona ermesiyle söze başlar. )
P – Amma benim pehlivanım!
S – Buyur benim ustacım!
P – Bu da hesap değil.
S – Ne ola ki hesabın.
P – Ters Evlenme adlı ortaoyununun taklidini aldım. Çal usulü ahenk ile oyunumuz başlasın bizi seyre tenezzül buyuran zevatı kiram neşeyab ve safayab olsunlar.
( Zurna Kavuklu havası çalar. Kavuklu ve Kavuklu arkası meydana gelirler. )
K – Takıldın peşime bilmem ki ne günah işledim Allah seni musallat etti başıma.
KA- Annem bubanın peşini bırakma dedi.
K – Bizim sülalede senin gibisi yoktur. Olsa olsa ana tarafına çekmiş olacaksın.
KA- Ama anneannem hık demiş bubasının burnundan düşmüş diyor naber!
K – Her lafa maydanoz olma.
KA- Bende turp olurum o zaman.
K – Sus da yürü ardım sıra. Şimdi aklıma geldi evden çıkarken unuttum, kapıyı kilitledin mi?
KA- Kilitledim buba.
K – Aferin, anahtarı yanına aldın mı?
KA- Almadım.
K – Ya ne yaptın?
KA- Kapının üstünde bıraktım.
K – Aferin. Ne, kapının üstünde mi bıraktın?
KA- Evet buba.
K – Niye evladım?
KA- Buba geçen gün bizim komşuya hırsız girmiş, kapıyı kırıp zarar vermişler. Bende bizim kapıyı kırmasınlar diye anahtarı kapının üstünde bıraktım.
K – Kapıyı kırmasınlar diye.
KA- Kızma buba.
K – Niye kızmayayım?
KA- Buba düşündüm.
K – Sen?
KA- Evet ben.
K – Tek başına.
KA- Evet.
K – Allah’ım sen hepimizi koru.
KA- Madem kapı bu kadar önemli...Bende söktüm, sırtıma vurup getirdim, girişe bıraktım. Bizim kapıyı kimse kıramaz buba.
K – Dur ben senin kafanı kırayım. Kaçma gel buraya. ( Pişekârı görür ) Tüh bak senin olmayan aklına uyduk yolumuzu şaşırdık. Yolumuz Çavuşdere bostanına düştü gördün mü?
KA- Buba canım hıyar çekti. Bir tane koparsana.
K – Olmaz evladım. Bu kartlaşmış tohuma kaçmış. Hem başında sahibi de yok. Hadi gel yolumuza gidelim.
P – Vay efendim maşallah! ( Kavuklu ve Kavuklu arkası korkup yere düşerler. Çocuk bağırmağa başlar.)
K – Ya Rabbim sen ne büyüksün. Ya Rabbim senin büyüklüğünü inkar eden kafirdir. Kurda kuşa can veren Allah’ım sebzevata bile can verdin, hıyar dile geldi konuşuyor.
P – Estağfurullah efendim o nasıl söz.
K – Benimde içime düştü bir köz.
P – Efendim sizi görünce hasbi hal edeyim dedim.
K – Bende öyleyim.
P – Nasıl?
K – Korkudan ishalim. Evladım şöyle dur bu sebze tekin değil.
P – Korkmayın efendim. Bende sizin gibi bir beni ademim.
KA- Ne dedi buba?
K – Nesin nesin?
P – Beni ademim.
K – Çengelköy’ün bademiymiş.
P – Maşallah hiç değişmemişsin.
K – Sende iyi yeşermişsin.
P – Uzun zamandır görüşmedik.
K – Biz gördük seni çarşıda pazarda.
P – Nerede?
K – Manav Ahmet’in tezgahında.
P – Ne yapıyordum orada?
K – Sulanmış müşteri bekliyordunuz.
P – Estağfurullah bırak latifeyi.
K – Kırk yıllık arkadaşım niye bırakayım.
P – Ne alaka?
K – Evde bekliyor beni Fatma. Tamam anladık adamsın. Çekil de yolumuza gidelim.
P – Vallahi bırakmam vefasız.
K – Ne vefası bırakmıyorsun ki iki adım gidelim.
P – Ah bîhayır beni tanımadın.
K – Bir kere değil, on kere yüz kere hayır tanımadım.
P – Efendim bana şöyle bir bak.
K – Valla yeşil yeşil ot gibi birisin.
P – Efendim beni şöyle bir süz süz.
K – Yoğurt mu yapıyoruz? Seninle iyi cacık olur.
P – Bana alıcı gözüyle bir bak.
K – Kiloya vursam kriz sonrası Türk lirasıyla beş para etmezsin.
P – Bakıyorum, sizi gözünüzden çıkaracağım.
K – Bende hesaplıyorum, senin kafanı yaracağım. Manyak mısın be adam çekil yolumuzdan ne istiyorsun bizden.
P – Sizi buldum dünyada bırakmam.
K – Yandık oğlum ısırgan tarlasındayız. Adam pıtrak dikeni gibi yapıştı.
P – Efendim nerede oturuyorsunuz?
K – Sana ne yahu.
P – Ben bu mahallenin muhtarıyım.
K – Hıyarlar adına ne büyük gelişme.
P – Efendim nerede oturuyorsunuz?
K – Toptaşı’nda.
P – Toptaşı’nın neresinde?
K – Topun namlusunda.
P – Çık oradan.
K – Çıkamam, sıkıştım.
P – Yürü Zeynep Kamile.
K – Hayda yanlış anladınız. Öyle sıkışma değil.
P – Yürü Toptaşı Caddesini.
K – Öyle desene, yürüdüm.
P – Gir dört yoldan içeri.
K – Sen gir dört kolludan içeri.
P – Gir efendim gir.
K – Yahu çoluk çocuk...
P – Gir gir.
K – Yahu abdest mabdest...
P – Gir efendim gir.
K – Çokta gençtim, gençliğime doyamadım.
P – Girdin mi?
K – Girdim.
P – Nasıl bir yer?
K – Daracık, karanlık bir yer.
P – Olur mu koskocaman sokak.
K – Ne sokağı?
P – Nalçacı Hasan sokağı.
K – Sen bir saattir sokaktan mı bahsediyorsun?
P – Sen ne anladın?
K – Park anladım park.
P – Ne parkı?
K – Karaca Ahmet parkı.
P – Girdin mi sokağa?
K – Girdim.
P – Sağ kolunda acı çeşme.
K – Iıh! Ağır geldi ben bırakıyorum.
P – Öyle değil. Sağ tarafında acı çeşme.
K – Baştan desene. Tatlı su yok mu ölüyorum susuzluktan.
P – Efendim adı öyle, suyu akmaz, tarihi çeşme.
K – Susuz çeşme dikmeyi de senden duyuyorum.
P – Vur yüzünü çeşmeye!
K – Manyak mısın be adam. Suratım darmadağın olsun, eski yazı yüzüme çıksın. Sakanın topal eşeği gibi dolaşayım ortalıkta.
P – Efendim öyle değil. Dön yüzünü çeşmeye.
K – Öyle söylesene. Döndüm yüzümü çeşmeye.!
P – Tam arkanda sütçü Ahmet!
K – Hani nerede?
P – Sütçü Ahmet’in dükkânı.
K – Ne fitne adamsın. Baştan böyle söylesene badem bozuntusu.
P – Sütçü Ahmet’i arkana alınca karşına cami sokak gelmez mi?
K – Bak hâlâ ne diyor?
P – Efendim sırtını dükkâna dönünce karşına cami sokak gelmez mi?
K – Evet sahiden cami sokak gelir. Çocukluğum orada geçti.
P – Gir sokağa. Soldan ilk ev Ali dayıların evi, onun yanında Karagözgillerin evi, onun yanındaki tahta evde Hikmet amcanın evi.
K – Bildim bildim bizim Hikmet amca.
P – Sağda camiden sonra ilk ev Yaşar Kaptanın evi değil mi?
K – Evet onların evi. Yahu Yaşar Kaptanın bir damadı vardı...Allah bir çene vermiş çan çan çan. Aynı sen.
P – Hala tanıyamadın mı?
K – Vay vay! Sen, yo tanıyamadım...
P – O evin yanında...
K – Bizim ev vardı.
P – Tabi sizin ev vardı efendim. Sen Çaykur emeklisi Konyalı Mehmet Efendinin oğlu Hasan Efendi değil misin?
K – Evet nereden bildin? Sen, sen İsmail? Küçük İsmail! Vay kardeşim amma değişmişsin. Büyüyünce hıyara benzemişsin.
P – Hasan Efendi eski tadın kalmamış.
K – Yanlış yerimden öptün canım.
P – Hayırdır neler yapıyorsun görüşmeyeli?
K – Uzun hikâye. Sen şu bizim oğlana biraz harçlık ver de gitsin. Öp bakayım amcanın elini.
P – Berhudar ol evladım. El öpenlerin çok olsun. Yalama evladım. ( Pişekâr Kavuklu arkasına para verir. )
K – Gel bakayım buraya. Sen düşürür kaybedersin ver bakayım. ( Kavuklu arkası çıkarken ) O kapıyı da al, götür yerine tak.
KA- Sen takamıyor musun buba. ( Çıkar. )
K – Seni edepsiz.
P – Hiddetlenme Hasan Efendi o daha çocuk.
K – Neresi çocuk koca kazık.
P – Görüşmeyeli neler yaptın anlat bakalım.
K – Canım sıkkın, boş vaktim çok. Aylak adam ne yapar.
P – Boş durmaz, iş arar.
K – Dinleyecek misin yoksa laf olsun diye mi söyledin?
P – Olur mu kardeşim sen anlat.
K – Deniz kenarına indim. Gezerim içim açılır dedim.
P – Bir derdin varsa bana da açılabilirsin Hasancım.
K – Yahu dinlemiyorsan söyle.
P – Aman efendim hassasiyet gösteriyorsun.
K – Has...bin alla hu ve nimel vekil. Ne diyordum?
P – Deniz kenarındaydın.
K – Efendim sahil boyunca yürüyorum. Canım çok sıkkın. Kaçayım buralardan diyorum.
P – Neyi kaçırdın?
K – Şimdi aklımı kaçıracağım ha!

P – Allah saklasın o nasıl söz.
K – Denize karşı bir banka oturdum ayaklarımı uzattım. Efendim baktım bir gemi denize açılacak. Palamarı çözüyor.
P – Kalamar mı yüzüyor?
K – Evet sırt üstü, kelebek, kurbağalama karışık yüzüyor.
P – Oh ne güzel.
K – Yahu çıldırtma! Sus da anlatayım.
P – Tamam efendim ben ağzımı bağladım.
K – Tam...
P – Bundan sonra konuşmam sen rahat anlat.
K – Rıhtım...
P – Ağzımı bile açmam.
K – Kenarı...
P – Konuşsam konuştum derim.
K – Deniz...
P – Aynen eski günlerdeki gibi Hasancığım sen anlatırdın ben dinlerdim.
K – Ay yeter sus yahu! (Pişekârın ağzını eliyle kapar.) Hah şöyle dinle. Ne diyordum.

(Pişekâr konuşmayıp ağzının kapalı olduğunu işaret eder. Kavuklu tam konuşacağı zaman pastavla omzuna vurarak sözünü keser. Bu hal birkaç kez tekrarlanır.)

K – Yeter yahu! İsmail mahsus mu yapıyorsun çeker giderim bak.
P – A ben ne yaptım şimdi. Ağzımı bile açmadım.
K – Neyse ben rıhtımda gezinirken baktım bir gemi açılacak. Süvari düşünceli eli çenesinde.
P – Ben anlamadım. Şimdi atlı adamın gemide ne işi var?
K – Mahsus, mikropluk olsun diye yapıyorsun değil mi?
P – Neyi?
K – Neyse boş ver. Süvari diye kaptanın kıdemlisine derler.
P – Onu biliyorum.
K – O zaman ne halt etmeye soruyorsun. Süvari beni görünce el etti, yaklaştım. Dümenci hastalanmış onun yerine kimse yok sen sefere gelir misin dedi. Tam adamını buldun dedim. Senin karşında usta denizci var.
P – Usta denizci kim?
K – Beğenemedin mi ben!
P – İyi de bir bardak su görsen, senin miden bulanır.
K – Paraya ihtiyacım var. Ekmek aslanın sindirim sisteminde. Deniz meniz vız gelir. Hemen çıktım gemiye, demir alıp iskeleden açıldık. Her şey çok güzel gidiyordu ki...
P – Eyvahlar olsun ne oldu?
K – Sen şom ağzını açtın ya hava bozdu. Hayırsız ada açıklarında deniz çalkalamaya başladı.
P – Bunu hep yapar.
K – Neyi?
P – Çalkalamayı.
K – Kim?
P – Bizim komşu Deniz.
K – İsmail şimdi fena olacak. Yahu Marmara’nın ortasındayız, sizin komşu ne arar orada.
P – Devam et devam.
K – Dur başım döndü. Zaten midem nahoş sen ne diye dönüp duruyorsun olduğun yerde?
P – Efendim ortaoyunu eskiden usulüne uygun olarak ortada oynanır, dört bir yanda seyirci olurdu. Şimdi bizde böyle dönerek o meydanı yâd ediyoruz.
K – Anladım İsmail. Limanda pek belli olmuyor ama lodos Marmara’ya fena dokunuyor. Lodostan poyraza hava fena. Deniz kudurunca bende şafak attı.
P – Güneş mi doğdu?
K – Evet ben aydınlandım. Anlasana be adam korktum. Midem ağzıma geldi. Gemi bir o yana bir bu yana yalpalamaya başladı. Dalgalar baştan geliyor. Geminin burnu bir iniyor bir çıkıyor. Dalga geliyor hop gemi iniyor hop çıkıyor.
P – Oh ne güzel lunaparktaki gondol gibi.
K – Adamın dediğine bak. Ben dümeni falan bıraktım doğru güverteye...
P – Ne yapıyorsun?
K – Denize mayın döküyorum.
P – Nasıl?
K – Böyle böğ böğ! İçim dışıma çıkıyor, fenalıklar geçiriyorum. Aman kaptan dedim inecek var sağda dur.
P – Otobüs mü bu?
K – Kaptan da öyle dedi. Otobüs mü bu. Limana gidene kadar sık dişini.
P – Sık dişini.
K – Sıkmaktan Dişçi Ahmet’e yaptırdığım dişler birbirine geçti. Kuzum kaptan durdur şu gemiyi dedim. Bana mısın demiyor. Dalgalar üstümüze üstümüze geliyor, sırılsıklam ıslanıyoruz. Derken büyük bir dalga geldi beni kaldırdığı gibi bir yana attı.
P – Tutun Hasan Efendi sıkı tutun.
K – Bende tutundum. İrice bir oduna sarıldım. Gözümü açtım ki ne göreyim...
P – Ne gördün?
K – Bir ceviz kabuğunun içindeyim. Meğer tutunduğum yer geminin yelken direğiymiş.
P – Şimdi saçmaladın. Hiç ceviz kabuğunun içinde yelken direği olur mu canım.
K – Sen ne diyorsun yukarıdan koca gemi öyle gözüküyor.
P – Sonra...
K – Yine büyük bir dalga beni koparıp aldı, suların içinde debeleniyorum.
P – Kurtar kendini Hasancım.
K – Can havliyle sarıldım bir yere, baktım bizim kaptanın ayağına sarılmışım. Kaptan, sana yalvarıyorum, bir şeyler yap dedim. Kaptan düşünüyor. Şaşırdım İsmail!
P – Niye şaşırdın Hasancım?
K – Düşünen adamın heykelinin tımarhanede, kendisinin hapishanede olduğu bir yerde bizim kaptan aradan nasıl sıyrılıp da bizim gemiye kaptan olmuş ona şaşırdım. Kaptan hala düşünüyor. Ne düşünüyorsun kaptan ekonomiden sen mi sorumlusun. Demir atacağım ama baştan mı atacağım kıçtan mı onu düşünüyorum dedi.
P – Sorumluluk sahibi adam. E sonra...
K – Düşündüğün şeye bak kaptan dedim. Sen şu demiri atta ister baştan, ister kıçtan olsun.
P – Olur mu canım dalganın geliş yönü çok önemli.
K – Onu bilmem biz fena dalgaya düştük. Kaptan kıçtan demir attı. Oh, dünya varmış ben rahatladım. Dalgaların şiddeti azaldı. Liman kadar olmasa da deniz duruldu.
P – Tabi denizler durulmaz dalgalanmadan.
K – Ama benim mecalim yok, iki seksen bir doksan uzandım yattım güverteye. Arkadaşlar suratıma şap şap vuruyorlar. Kendine gel Hasan Efendi diye sesleniyorlar.
P – Denizci dayanışması diye buna derler.
K – Yok canım kahveden arkadaşlar.
P – Onların ne işi var orada efendim.
K – Anlasana İsmail, benim bir yere gittiğim yok. Sahilde kahvede otururken güneşin altında içim geçmiş. Dalga seslerinin etkisiyle uyuya kalmışım. Arkadaşlarda uyandırmak için kolonya sürüp yüzümü tokatlıyorlarmış.
P – Şimdi bu anlattıkların rüyamıydı.
K – Tuhafsın İsmail. Hiç acemi adama dümen teslim ederler mi?
P – Koskoca ülkenin dümeni acemilere teslim ediliyor Hasan Efendi, geminin lafımı olur.
K – O da doğru ya.
P – Seni bizim mahalleye hangi rüzgâr attı.
K – Ah sorma eski mahallede yapamadım, kriz geçiriyorum.
P – Aman sus o kelimeyi kullanma.
K – Niye yahu?
P – Millet kötü etkileniyor.
K – Benim krizimden onlara ne oluyor.
P – Olur mu canım milletçe etkileniyoruz.
K – Yapma be. İsmail ben ne önemli adammışım. Benim insanım işte bu İsmail! Benim köylüm, benim memurum, benim işçim benimle ilgilensin ha, gözlerim yaşardı. Bu sinir krizi artık vız gelir tırıs gider.
P – Sinir krizi mi?
K – Evet.
P – Aman neyse bende bir şey zannettim önemli değilmiş.
K – Olur mu İsmail. Eski mahallede iş bulamadım belki buralarda vardır diye kalkıp geldim. Sen muhtarmışsın aman aklında olsun unutma.
P – Sen merak etme Hasan Efendi.
K – Bizim evi göstereyim beni arayınca orada bulursun. Bak şu ev.
P – Hani nerede?
K – İşte şu ev.
P – Hangi ev?
K – Şu kahverengi boyalı ev.
P – Hangi kahverengi ev?
K – Saçmalama İsmail şurada bir paravan var. Ona yenidünya derler, evin yerine geçer. Hatırlasana Ortaoyunu oynuyoruz. Hadi ben gidiyorum. Bize de beklerim.
P – Gelir bir acı kahveni içerim.
K – Tabi tabi çayda demlerim.
P – Seni pinti herif seni. Hiç değişmemiş. Hadi kal sağlıcakla.
( Pişekâr ortaya gelirken Zenne şarkı söyleyerek meydana gelir. “Aman doktor” )

G – Ah ah! Ben şimdi İsmail Efendiyi nereden bulacağım. Kime derdimi anlatacağım. Kimler derdime derman olacak ah, ah!
P – Hayrola hanım kızım!
G – Ay! Siz miydiniz İsmail Efendi, korkuttunuz. İyi insan lafının üstüne gelirmiş.
P – Hayrola hanım kızım nedir seni böyle muzdarip eden dert. Söyle de derman olalım.
G – Ah İsmail Efendi ah!
P – Kızım adımımı ezberliyorsun orasını anladık. Derdini söyle.
G – Annemin çok selamı var. Abime ait bir iş için beni size gönderdi.
K – Ne gibi iş efendim?
G – Ne gibi olacak abimin hali zaten malum. Biliyorsunuz abim Tuzsuz Deli Bekir içkici, ayyaş, serserinin tekidir.
P – Bilirim kızım bilirim. İçip içip etrafı rahatsız eder. Herkes ondan şikayetçi.
G – Son zamanlarda iyice azıttı. Her akşam evde bize eziyet ediyor. Gece gündüz içiyor bir dakika ayık gezdiği yok.
K – Çok fena, onu bu halden vazgeçirmenin bir çaresine bakmalı.
G – Annem bunu düşündü. Nihayet evlendirirsek belki bu halden vazgeçer dedi.
K – Aman hanım kızım bu halde bir adama kim kız verir.
( Tuzsuzun narası duyulur. )

P – Bu da ne yangın mı var?
G – Eyvah abim! Bu abimin sesi nerede olsa tanırım. Saklanalım İsmail Efendi beni sizinle
konuşurken görmesin bacaklarımı kırar.
P – Korkma kızım, bir şey olmaz, baban yaşındayım. Tuzsuz evladım beni sever, sayar, hürmet eder.
G – Siz bilirsiniz efendim. Ben şuraya saklanıyorum.
( Tuzsuzun narası duyulur. )

P – Kızım düşündüm de yalnız başına saklanman doğru değil. Dur beraber saklanalım.
( Tuzsuz ortaya gelir, sarhoştur. Şarkısını söyler. “On yedi tek düz” )

T – Eyt! Dağ başında duman yiğit başında hal eksik olmaz eyt! ( Nara atarak çıkar. )
G – Gördünüz abimin halini. Neredeyse yıkılacak. Haline, kılığına bakmadan evlenmek isterim diye bize baskı yapıyor.
P – Hangi kadın ona kız verir, hangi kız onu kocalığa kabul eder. Bu imkansız kızım işiniz gerçekten zor.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2011
favori
like
share
ömerfrk Tarih: 24.04.2012 19:17
bunun daha kısası yokmu yaha:85: