Bireysel Fikir Taslakları

Bunları herkes kendi düş gücüne ve vizyonlarına göre yaratmalıdır. Böyle bir çalışmanın alışılmamışlığı ve buna bağlı olan zorlukları yüzünden, grup içinde bir düşünme, fikir arama ve zorlanma işleminin başladığını var saymak gerekir. Ancak deneylerimiz başka bir görüntü vermiştir. Çalışmaya katılanların hemen hepsi, en kısa zamanda ilk taslaklarını not etmişler, bu arada bir çoklarında, verilen görev adeta bütün bedenlerini dolduruyormuş gibi, sinirli sinirli gülmeler, inlemeler, yerinde kıpırdanmalar, gözlerin parlaması gibi tepkiler gözlenmiştir. Bu deneylerden iki sonuç çıkmaktadır: ilk olarak,bulunması istenen fikirleri aramak için fazla zaman harcanmaktadır, bunlar anlaşıldığı üzeri zaten hazır durmakta ve gerektiği anda ortaya çıkarılmaktadırlar, ikinci olarak ta bunlar, yalnızca soyut,akılcı “mantık kavramları” olmayıp, bütün bedeni, en azından duygu ve duyularımızı etkileyen görüntülerdir. Bu iki gözlemde gerçekte olduklarından daha bayağı oldukları görüntüsünü vermektedirler,ancak bunlar iki önemli soruyu getirmektedirler:Böyle “kendini yansıtıcı”bir yöntemle açığa çıkartılması istenmediği müddetçe bu düşlere,fikir taslakları ve vizyonlara ne olmaktadır ve bu görüntülerin, bedenin toplu gerçeğine olan bağımlılığı ne anlama gelmektedir?
Her insanın içinde kendi yapılanmasının görüntülerinin olduğunu, o insanı etki altında tuttuklarını, ancak çoğunlukla durağan kaldıklarını varsayarsak, bunu o insana aslında bir yük olduğunu da düşünebiliriz. İnsan içinde açıklama yolunu bulamadığı, iletişim kurup düzenlenmiş bir biçimde algılayamadığı bir şeyler taşımaktadır ve bunlar iç fanteziler olarak kaldıkları için günlük gerçekler tarafından da parçalanmış olarak bırakılmaktadırlar. Bütün bunların işimizi yaparken pek fazla yolumuza çıkmamaları için iki yöntem kullanırız:Bu görüntüler ya bastırılır ve geriye itilir, en çok düş kurma sınırları içinde kalmasına izin verilir, ya da bunlar yapılanmanın kalıpsız sınırları içinde kendilerine bir çalışma alanı yaratırlar.
2.2.2.2-Fikir Alışverişi
İnsanın kendi aydınlanmasının bir noktada kalması yeterli olmaz. Örnek olarak küçük guruplara ayrılmış kitlelerin taslakları üzerinde görüşmeleri ve ortak bir görüş oluşturmaları istenmektedir. Bireylerin içinden geçen sesler ve karşılıklı alışveriş içinde, “ Düzenlenir “, tanımları yapılır ve aldıkları son biçimde gösterilirler. Çoğunluk kendini konuya tam bir yoğunlukla verebilmekte, kahkahalar yükselmekte espriler patlatılmakta, bilinçli abartmalar bir stil aracı olarak kullanılmaktadırlar. Bireysel baskıdan kurtuluş, açıkça hissedilmektedir. Karşılaştırmalı gösterilerin geniş olanakları görülmekte ve bunlardan yararlanılmaktadır. Bilinç altında ki düşlerin bu kadar açıklık kazanması ve diğer kişilerin de bunu görmeleri yani fikir alışverişi bazen ürkütücü olabilir. Ancak bu alışveriş, baskılardan kurtarıcı olarak yorumlanmaktadır.
Görüntü ve vizyonların topluluk içinde karşılıklı alışverişi iki yarar sağlar; işlev dışı yapılanma gerçeğinin daha keskin, açık bir görüntüsü ve daha önceleri duygusallık alanına geri itilmiş olan öznelliğin şimdi kendilerini açığa çıkarabilecekleri bir gerçek varlık durumuna gelmeleri. Bireyler artık yalnızca işlevler olarak görülmeyeceklerdir, onların daha başka neler oldukları, neler düşündükleri de önem kazanır. Bireyler yapılanma ile ilişkilerini bu ortamda kurarlar ve o noktaya kadar yalnızca bir duygu olarak kendilerine sakladıkları yapılanma gerçeğinden de böylece söz edebilir duruma gelirler. Yalnızca bireyin işlevsellik üstü saygı kazanması değil yapılanma konusunda kazanılmış yeni bakış açısı da kurtarılmış etki yapar.
2.2.3-Vizyonun Paylaşılması
Geliştirilen bir vizyonun, toplumun ve işletmenin tüm üyeleri tarafından paylaşılması; açıklanarak iletilmesine bağlıdır. Açıklama sürecinin ilk aşaması; vizyonun açık, somut ve özgül bir biçimde tanımlanarak açıklanabilir hale getirilmesidir. Diğer bir deyişle, vizyonun üyeleri kolayca anlayabilecekleri kadar yalın kendi rol, görev ve sorumluluklarına uygulayabilecekleri kadar işlevsel, daha geniş, daha derin, daha üst düzeyde ortak bir duygunun, düşüncenin, eylemin bir parçası olabilecekleri kadar bütüncül bir anlayışla yeniden tanımlanmasıdır. Bu tanımlama sonucunda ortaya çıkan paylaşılan sonuç vizyondur. [4]
2.2.3.1-Vizyon Konsepti
Herkesin vizyon konusunda açıklığa ve operasyonel anlamda kolayca anlayabilecekleri bir “ Vizyon Konsepti ne “ ihtiyaçları vardır. Vizyon konseptini 2 yönde inceleyebiliriz:
a) Statik yön: Çekirdek ideoloji;organizasyonun kimliği ve karakteridir. Ayakta tutan tutkaldır. Kim olduğunun, nereye gittiğinden daha önemli olduğu olgusudur. Çünkü, gidilen yol koşullara göre değişir. Lider ölür, Pazar veya teknoloji değişir, yönetim farklılaşabilir, fakat çekirdek ideoloji sürekliliğini korur ve oluşturulmaz ancak keşfedilir. İçe bakılarak gerçekleştirilir. Bu nedenle biçimsel olarak ifade edilmesi gerekir.
-Temel değerler; ilkelere yön verir, oluşturur. Dışsal koşullardan etkilenmez. Özel fakat belirgin değildir. Vardır, tıpkı gökteki yıldızlar gibi. Ancak içselleştirme, içselleştirenleri koruma önemlidir.
-Temel hedefler; varlık nedenini açıklar; realize eder. Organizasyonun ruhu ile ilgilidir. Esin verir, yönlendirir.
b) Dinamik yön: Öngörülen gelecek; nereye ulaşmak, neyi başarmak, neyi yaratmak istediğinde değişim ve ilerleme için kritiktir. Bu yönünde iki prosesi vardır: Birincisi görünür, canlı ve gerçek yanı; ikincisi henüz gerçekleşmemiş olan rüya, arzu ve umutların barındığı yanıdır. Bunun için manevi amaçlar belirlenir yada hissettirilir. Bu, çalışanları kuşatır, kavrar, enerji verir. Yoğundur, paydaşlık yaratır. Mevcut koşullar ve yeteneklerin ötesinde öteyi görmeyi gerektirir. Neticede bir resmi yada tasviri içerir:
-Bugünün öngörüsü; Organizasyonun hangi noktadan hareket ederek değişmeye başlayacağına işaret eder. Bir çıkıştır.
-Yarının öngörüsü; Hedef gösterir, varış noktasıdır. Heyecan verir, çalışanları geleceğe ilişkin yorar, yaratıcı bir kurgu düşüncesi taşır ve bunda doğru ve yanlış yoktur.
2.2.3.2-Temel Değerler
Vizyonun paylaşılması unsurlarından temel değerleri aşağıdaki adımlarla açıklamak olasıdır.
a) Ben düşüncesinden biz düşüncesine ulaşmak; vizyonun ortaya konulması ve paylaşılmasının ilk adımıdır. Vizyoncu, öncelikle geliştirdiği vizyonu toplumun ve işletmenin üyeleri açısından açıklanmasının onlara mal edilmesinin önkoşulu olduğunu bilmelidir. Geliştirdiği vizyonda izleyenlerin özelde;tek tek kendilerini yani benlerini, genelde ise; bütünü yani bizi algılamalarını sağlamalıdır.
b) Bugünkü ve gelecekteki bizi tanımlama; vizyoncunun bugün varolan ve gelecekte varolması istenen hali ile toplumunu işletmesini ifade etmesidir. Bu ifade “biz kimiz?, neyiz?, ne yapıyoruz?, en yeterli ve en iddialı olduğumuz alan nedir?” sorularına verilen yanıtlarla açımlanmalıdır. Aynı zamanda vizyonu gerçekleştirmek için gereken değişim ve kapsamın anlaşılması gerekmektedir.
c) Gelecekteki “bizin” nasıl başarılacağını açıklamak; stratejik amaçlara ulaşmakta bu adım daha özel hedefler ortaya koymayı ifade eder. Buda toplumun işletmenin çekirdek misyonunun gerçekleştirilmesinde kritik rol oynar.
d) Gelecekteki bizin başarılması için içsel gelişme stratejileri belirleme; gelişme stratejilerinin belirlenmesinde öncelikler toplumun ve işletmenin yetersiz, sorunlu alanlarına verilmelidir. [5]
2.2.3.3-Öngörülen Gelecek
Geleceğin öngörüsü, pazarın sahip olduğu teknolojik, demografik, yasal ve sosyokültürel eğilimlerin derinlemesine incelenmesini ve yorumlanmasını gerektirir. Hedef gösterir. Çalışanları geleceğe ilişkin yorar, yaratıcı bir kurgu düşüncesi taşır. Geleceğin öngörüsü olmaksızın vizyon sadece bir hayali veya hayaleti çağrıştırır. Geleceğin hiç kimse tarafından bilinemeyeceği hatırlanırsa, şüphesiz gelecek için hayallere ihtiyaç vardır. Ancak veri temellerine oturmayan bir vizyon fantezi olmaktan öteye gidemez.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 455
favori
like
share