“ SESSİZLİĞİM BENDEN DEĞİL ”
YAZAN: ERHAN ADSAY
2 PERDE, KOMEDİ

NOT – Oyunu oynamak / oyun müzikleri ya da oyundan yararlanmak isteyen arkadaşlar izin ve irtibat için aşağıdaki iletişim bilgilerini kullanabilirler…
Mail – [email]e.adsay@gmail.com[/email]
Cep Tel – 0537 644 3777 / 0506 792 0614

İSMAİL - Son dakikalarım. Hayat ve ölüm arasında kaldım. Bu defa son. Gidiyorum, terk ediyorum bu dünyayı. Kimse döndüremez geriye beni. Gidiyorum. Yeni bir keşif yapacağım. Sanırım orada huzuru bulacağım. Bana yardım eder misiniz? Yine mi yalnız kaldım yoksa? Artık önemi yok, gidiyorum. Yalnızlığım da sizinle kalsın. O da sizin olsun. Ama ruhum benimle. İşte onu alamazsınız elimden. Buna izin vermem. Ama yalnızlığım sizin olsun. Yalnızlığınıza dost olur belki. Ne dersiniz? Dakikalarım bitmek üzere. Dakikaları çok görmeyin bana. Saatlerimi size bıraktım. Hala ne istiyorsunuz benden? Daha neler alabilirsiniz ki benden? Sevgimi aldınız. İçimdeki insanlığımı aldınız. Ne almak istiyorsunuz ki başka? Hayatımı almışsınız. Ruhumu çok görmeyin bari. Sanırım zaman doldu, gidiyorum. Bir saniye… Görüşürüz demiş miydim? Dünyaya iyi bakın, etrafınıza iyi bakın, insanlara iyi bakın. Bakın ama, at gözlüklerinizle değil. Bir kamera merceği gibi bakmayın dünyaya. Gözlerinizi açarak değil. Ruhunuzu açarak bakın etrafınıza. Bakın da görün nerde yaşıyorsunuz? Bakında görün kimlerle birlikte nefes alıyorsunuz. Bakın da görün… Tamam… Sustum… Söylemeyeceğim. Kimle konuştuğumu merak mı ediyorsunuz? Tamam… Söylemeyeceğim… Kızdı, sadece vedalaş dedi. Ben abarttım biraz. Onu kızdırmak istemem. Vakit doldu mu? Çoktan mı? Peki… Şimdi gidiyorum. Artık dakikalarım da sizin olabilir. Hatta bir saniye, saniyelerimi de alabilirsiniz. Kendinize iyi bakın. Görüşürüz. (Sahneden çıkar. Bir müddet sonra tekrar gelir.) Sessiz olun; kaçtım, geldim. Sakın söylemeyin. Şaka, şaka; izin aldım, biraz daha kalabilirmişim. Ama tek bir şartı var; insanların yanında konuşmayacakmışım. Konuştuğumda bu sefer dönüşü olmayan bir yola gidecekmişim. Anlarsınız ya. Ah bir de yazmayacakmışım da. El kol hareketleriyle anlatırım herhalde? (Tedirgin bir şekilde yukarı bakar.) Peki, tek başıma kaldığımda konuşabilir miyim efendim? Oh buna da şükür. Çok teşekkür ederim efendim. (Seyirciye) Şey… Bu arada siz de bana yardım edersiniz umarım. (Işıklar söner. Sesler duyulur. Sahnede rabarba oluşur.”Doktor Bey, hastanın kalbi atmaya başladı.” v.b konuşmalar duyulur. Ardından ışıklar açıldığında Ünlü Ailesi’nin evi görülür. Neriman, tekerlekli sandalyede bulunan İsmail’i sahneye getirir.)
NERİMAN – Valla bugün de bayağı gezdik İsmail Bey. Gül, kızım gel buraya, poşetleri al. (İsmail’i yerine götürür. Ardından koltukta bulunan örgüyü alıp örmeye başlar.)
GÜL – Geldim, geldim.
NERİMAN – Ay çok gezdik bugün ayaklarım şişti. (Tekerlekli sandalyenin yanındaki poşetleri alır.)
GÜL – Hoş geldin babişko. (Öper çıkar. İçeriye Emrah girer.)
EMRAH – Selam ünlü ailem.
NERİMAN – Nereye kayboldun sabah sen?
EMRAH – Anne dedim ya işim var diye.
NERİMAN – Çişin mi var? Dışarıda mı işiyorsun olum?
EMRAH – İşim diyorum anne, işim!
NERİMAN – Neymiş bu iş?
EMRAH – Para lazım anne. Gel naz etme satalım şu evi Kudret Abi’ye.
NERİMAN – Konuştuk bu konuyu Emrah, unut. Satmak, matmak yok. Bu ev dedenden kalma. Dedenin de dedesinin dedesinden kalma.
EMRAH – İyi de anne bütün sülalemiz bu yüzden aç!
NERİMAN – Manevi anlamda tokuz evladım, daha ne istiyorsun. Allahım’a şükürler olsun, başımızı sokacak bir yerimiz var. Dışarıda mı kalalım?
EMRAH – Annecim burayı satarsak sülalemizin bile evi olur diyorum ben de sana.
NERİMAN – Emrah kızdırıyorsun beni. Burayı satarsak dedelerin mezarda rahat mı uyuyacağını sanıyorsun?
EMRAH – O zaman şu dedelerden kalan antikaları satalım.
NERİMAN – Emrah!
EMRAH – Üf tamam anne, tamam! Şuraya bak ya, çokluk içinde bokluk çekiyoruz.
NERİMAN – Ne dedin?
EMRAH – Her neyse köşeyi döneceğiz diyorum anne. Bir kız var; adı Nihan, çok zengin. Onunla evlenip kurtulacağım. Sonra da mirasa konarım. Anne, eğer düşündüğüm gibi olursa köşeyi dönüyoruz. Dönmeyi de bırak sıçratıyoruz.
NERİMAN – Köşeye mi sıçıyoruz? Görüyorsun değil mi İsmail Efendi. Artık utanma kalmamış, köşelere sıçıyor oğlun.
EMRAH – Ya anne sıçratıyorum diyorum! Seninle de bir şey konuşulmuyor. Nerede senin kulak temizleyicin?
NERİMAN – Bitti. Hadi bir koşu al da gel oğluşum?
EMRAH – İyi iyi, tamam. (Çıkar. Gül girer.)
GÜL – Anne, telefonda Asuman Teyze var, seni istiyor.
NERİMAN – Yine ne isteyecek bakalım. (Çıkarlar. Sahnede sadece İsmail kalır.)
İSMAİL – Gittiler mi? Oh be konuşamamak ne kadar kötü bir şey. Hani bir söz vardı, “Susmak en güzel cevaptır.” diye. Ben yıllardır en güzel cevabı veriyorum. Ama bunu takdir eden yok. Şimdi siz biraz yabancı kaldınız buraya değil mi? Ben size anlatayım. Burası müstakbel eşim Neriman’ın babasından bize armağan. Onun babasına da dedesinden armağan. Öyle, öyle gidiyor. Yani hem tarihi, hem de pahalı, müstakil bir ev. Kudret dedikleri kişi ise, bu evi satın alıp, ardından bu güzelim tarihi yıkıp, yerine koca bir otel yapmak peşinde. Bizim asalak oğlanla kıza kalsaydı çoktan satılırdı. İyi ki eşim Neriman bu konuda benim gibi hassas. Az önce kapıdan içeri beni getiren, eşim Neriman Ünlü. Poşetleri yanımdan alan ve yanağıma bir buse konduran, kızım Gül Ünlü. Kapıdan girip, ardından eczaneye giden ise, büyük oğlum Emrah Ünlü. Birde ailenin kazandibisi var; küçük oğlum Cem Ünlü. O da Amerika’da okuyor. Kalabalık bir aile olarak gözüküyorsa, yanlış düşünüyorsunuz. Çünkü zaman olsaydı, sanırım milli takım kadrosunu kurardım. Çocukları severim. Ama şu an içinde bulunduğum durum o kadar kötü ki. Düşünsenize, çocuğunuz sizin yanağınıza bir buse konduruyor ama karşılık veremiyorsunuz. Bir an yanınıza gelmesi için dua ediyor, gelince de o mis kokan evlat kokusunu içinize çekmek için saniyelerle savaşıyorsunuz. Çok konuşuyor demeyin benim için. Çünkü 1 aydır konuşamıyorum. (Birden Emrah girer. Baba eskisi gibi donar.)
EMRAH – Anne aldım. Anne? Baba, annem nerde? Baba? (Panikler.) Anne babam konuşmuyor!
NERİMAN – (Sevinçli bir şekilde içeriye girer.) Ay ay konuşuyor mu? Kızım koş fotoğraf makinesini getir. Baban konuşmaya başlamış. İsmail, hayatım bu kaç? Hadi bir tanem bu kaç?
EMRAH – Anne konuşmuyor diyorum.
NERİMAN – Ah benim salak oğlum. Hatırlamıyor musun, doktor konuşma yetisini kaybetti demişti.
EMRAH – Alışkanlık olmuş. Her neyse kula temizleyicini aldım. Ben kaçıyorum kahveye bizimkiler bekliyor.
NERİMAN – İyi tamam geç kalma.
EMRAH – Tamam (Çıkar, Gül girer.)
GÜL – Anne ben çıkıyorum, yemeği yaptım. Tolga’yla buluşacağım.
NERİMAN – İyi, tamam.
GÜL – Buluşacağım diyorum anne.
NERİMAN – İyi, tamam.
GÜL – İyi de anne, para yok.
NERİMAN – İyi, tamam. Para boksa buluş Gül. Aaa…
GÜL – Para yok anne!
NERİMAN – Kızım sen çalışmıyor musun?
GÜL – Çalışıyorum.
NERİMAN – Kime?
GÜL – Elsi vaikikiye
NERİMAN – (Terliği eline alır.) Şimdi kıracağım kafanı. (Gül kaçar.)
GÜL – Tamam anne, tamam! (Çıkar.)
NERİMAN – Acıktınız mı İsmail Bey? Hemen getireyim çorbanızı. Radyoyu açıyım, canın sıkılmasın. (Radyoda Tanju Okan’dan Kadınım parçası çalar.) Şansın da bu kadarı… Bak İsmail Bey, bizim parçamız çalıyor. (Neriman İsmail’in yanına oturur. Ellerini elinin üstüne koyar.) Aslında bu parçayı eskisi gibi dans ederek dinlemek vardı. (Derin bir nefes çeker. Sahne donar. Birden İsmail’in hayalini görürüz. İsmail yerinden kalkar. Neriman’ı da kaldırır. İyice gözlerine bakar, yüzüne dokunur, özlem giderir. İyice sarılır, derin derin nefes çeker. Şarkı bitimine doğru ışıklar söner. Açıldığında ikisi de donmadan önceki haldedir. Şarkının ardından Tanju Okan’dan İçkim Sigaram parçası çalar.) Bugün Tanju Okan günü sanırım. Ben çorbanızı getiriyim hemen. (Çıkar.)
İSMAİL – Ah canım benim… Aslında bilsen ne kadar çok istediğimi? Eğer buna karşı gelip yaparsam, bir daha seni göremeyeceğim. Aslında bu şarkı beni çok iyi anlatıyor. Ama tek bir şey var. Sigara içemiyorum, tabii içki de. Bazen isyan etmek geliyor. İçimden “Yeter!” deyip, karşı gelmek istiyorum. Her birinize deliler gibi sarılmak, öpmek, koklamak istiyorum. Ama korkuyorum. Ben daha yaşayamadım sizleri. (Çerçeveli Ünlü Ailesi’nin resmini alır.) Canım ailem. (Seyirciye döner.) Yeşilçam filmleri gibi oldu değil mi? Ama bu filmin sonu iyi mi biter, kötü mü, hiç bilmiyorum.
NERİMAN – (İçeriden seslenir.) Çorba da muhteşem olmuş İsmail Bey. Tam kıvamında vallahi. (İsmail çerçeveyi geri koyarken düşürür. Onu alırken yere düşer. Kalkmaya çalışır, Neriman’ın seslerini duyar, ifadesiz durur. Neriman koşa koşa girer.)
NERİMAN – İsmail? Ne oldu hayatım? Ne yapıyorsun yerde? Deprem mi oldu? (Işıklar söner. Işıklar açıldığında Ünlü Ailesi’nin evi tekrar gözükür. İsmail yerindedir. Kapıdan Emrah ve arkasından Nihan girer. )
EMRAH – Gel hayatım geç şöyle. Babamla tanıştırayım seni. Babacım, bu Nihan.
NİHAN – (Babanın yanına doğru gelir.) Merhaba efendim. (Elini tutar, öpüp başına koyar. Ardından bir tepki bekler. Babanın baktığı tarafa bakar.)
EMRAH – Gel Nihancım.
NİHAN – Baban iyi mi?
EMRAH – Çok iyi bir insandır.
NİHAN – Yok onu demiyorum canım. Yani tepki vermedi de.
EMRAH – Ah… Onu mu diyorsun… Babam bundan iki yıl önce kalp krizi geçirdi. Ne olduysa, o ameliyattan sonra oldu. Ne konuşabiliyor, ne de tepki verebiliyor.
NİHAN – Peki ne istediğini nasıl anlıyorsunuz?
EMRAH – Anlayamıyoruz. Bir takvim ayarladık. Bütün her şeyi o takvimdeki zamana göre yapıyoruz. Babam da alıştı o zamana. 2 yıldır sorun olmuyor. (Saatine bakar.) Şimdi su saati. Sen de su ister misin?
NİHAN – Olur canım.
EMRAH – Ay ben senin olur diyen dilini yerim. Gel bakayım şöyle (Tam kaynaşacakları sırada babadan osuruk sesi gelir.)
EMRAH – Ben suyu getiriyim canım. (Çıkar. Kulisten ses devam eder. O sırada Nihan da inceler.) Aslında babam konuşsaydı çok iyi anlaşırdınız. Suyu şekerli mi şekersiz mi içersin? Ne diyorum ben ya… (O sırada Nihan’ın telefonu çalar, telefonu açar.) Benim aklım da allak bullak bu aralar.
NİHAN – Efendim? Ararım ben seni sonra. Kapat şimdi canım. (Kapatır.)
EMRAH - Suyunuz geldi… (Nihan hemen düzelir. Emrah girer.) Al canım ( Nihan’a suyu verir.) Babacım su saati… (Babaya suyu içirir.) Nasıl buldun evi?
NİHAN – Çok hoş… (O sırada içeri Neriman girer.)
EMRAH – Hoş geldin anne, zamanlaman süper. Bak, bu bahsettiğim Nihan. (Nihan’ın arkasından kaş göz yapar.)
NERİMAN – Hoş geldin kızım. Geç otur, rahatsız olma. (Otururlar.)
NİHAN – Emrah sizden çok bahsetti.
NERİMAN – Emrah, niye bahsetmedin oğlum annenden? (Örgüsünü eline alır.)
EMRAH – (Nihan’ın kulağına doğru ) Bazen konuşmaları yanlış duyuyor da… Annemin kulak zarının orada sorun var, ondan… (Anneye) Bahsettim annecim. Ondan geldi Nihan da.
NERİMAN – Ah iyi, iyi. Şimdi ben sana sorular soracağım, sen de sorularıma hızlı bir şekilde cevap vereceksin, tamam mı? (Neriman soruları ardı ardına hızlı bir şekilde sorarken Emrah şaşkın bakmaktadır.)
NİHAN – (Anlamsız bir şekilde) Tamam.
NERİMAN – Çalışıyor musun?
NİHAN – Üniversitede okuyorum.
NERİMAN – Kaçıncı yıl oldu?
NİHAN – Bu yıl son.
NERİMAN – Annen ne iş yapıyor?
NİHAN – Ev hanımı.
NERİMAN – Baban?
NİHAN – Fabrikatör.
NERİMAN – Yaşın?
NİHAN – 20
NERİMAN – Araban var mı?
NİHAN – Var.
NERİMAN – Kedin?
NİHAN – Var.
NERİMAN – Köpeğin?
NİHAN – Var.
NERİMAN – Kuşun?
NİHAN – Var.
NERİMAN – Aslanın?
NİHAN – Var. Şey, yok. Aslan yok.
NERİMAN – Öp bakayım annenin elini. (Nihan şaşkın, Neriman’ın elinden öper. Emrah mutludur.) Ne zaman istiyoruz seni babandan? (Örgüye devam eder.)
NİHAN – Şey aslında..
EMRAH – Daha o kadarına girmedik annecim.
NİHAN – (Saatine bakar.) Ooo bayağı geç kaldım eve hayatım.
EMRAH – Tamam, ben seni bırakırım tatlım. Anne, ben Nihan’ı bırakıp geliyorum.
NERİMAN – Tamam oğlum, geç kalma.
EMRAH – Tatlı yer miyiz hayatım, çoklu indirim var?
NERİMAN – Tövbe tövbe..
NİHAN – Yok, iyice geç kaldım hayatım. (Çıkarlar.)
NERİMAN – Görüyorsun değil mi İsmail Beycim bizim zamanımızda tatlıda boklu indirim bile yoktu. ( Gül ve akabinde Tolga içeri gelir.)
GÜL – Gir Tolga, annem de buradaymış. Anne bu, sana bahsettiğim Tolga.
NERİMAN – Hoş geldin evladım, gel şöyle.
TOLGA – Merhaba, öpeyim. (Elinden öper.)
NERİMAN – Sağ ol evladım. (Tolga İsmail’in elinden de öper. Tepki vermeyince şaşırır, baktığı yere bakar.) Gel sen otur şöyle. (Tolga Geçer, oturur.) Sen de bize kahve yap kızım.
GÜL – Nasıl alırsın kahveni Tolga?
TOLGA – Orta alırım. (Gül çıkar.)
NERİMAN – Fal da bakıyorsun yani?
TOLGA – Efendim?
NERİMAN – Fal da bakarım demedin mi?
TOLGA – Yok, hayır. Demedim efendim.
NERİMAN – Kulağımda biraz sorun var da.
TOLGA – Geçmiş olsun efendim.
NERİMAN – Sağ ol evladım böyle bazen kelimeleri yanlış anlıyorum. İnanır mısın, televizyonu açıyorum dizi ya da film izliyorum. Böyle sonu geliyor ya, orada bir şey diyor ama anlamıyorum. Bütün filmi birçok defa izlemek zorunda kalıyorum.
TOLGA – Kötü bir şey olsa gerek.
NERİMAN – Sorma evladım. Asuman Teyzen’le eskiden her sabah, sabah sporu yapardık ama artık yaşlılık işte koşamıyorsun.
TOLGA – (Güler.) Enteresan… (Duraksar.) İyi de duymamakla ilgili bir bağlantı kuramadım ben?
NERİMAN – Efendim?
GÜL – Kahveler geldi. (Kahveleri verdikten sonra oturur.) Ah… Bu arada anne, Tolga doktordur. Kulak - burun - boğazla ilgileniyor. Söylemeyi unuttum hayatım, benim annemin kulağında biraz sorun var da… Hazır gelmişken bir baksana.
TOLGA – (Tedirgin) Şey… Ama benim yanımda alet çantam yok. Başka bir zaman baksam olur mu?
NERİMAN – Olur evladım olur. (Aynı sual şekliyle) Bak şimdi sana sorular soracağım, sen de sorularıma hızlı bir şekilde cevap vereceksin, tamam mı?
TOLGA – Tamam.
NERİMAN – Nerede oturuyorsun?
TOLGA – Güzelyalı’da.
NERİMAN – Ev senin mi?
TOLGA – Benim.
NERİMAN – Araban var mı?
TOLGA – Var.
NERİMAN – Ne kadar kazanıyorsun?
TOLGA – 3-4 bin… Değişiyor.
NERİMAN – Kedin var mı?
TOLGA – Yok
NERİMAN – Kuşun?
TOLGA – Kuş? Ah yok.
NERİMAN – Askerlik yaptın mı?
TOLGA – Yaptım.
NERİMAN – Tamam, gel öp bakayım annenin elinden. (Kalkar öper. Tekrar oturur.) Ne zaman istemeye geliyorsunuz Gül’ü ailenle?
TOLGA – Şey..
GÜL – Aslında daha konuşmadık biz anne. (Tolga’nın telefonu çalar, bakmaz.)
NERİMAN – Çekinme evladım baksana.
TOLGA – (Telefonu çıkartır, meşgule atar.) Önemli değil, hatırlatma. Arkadaşımın doğum günü varmış da… Ben gideyim artık…
NERİMAN – Dur, kahveni içseydin evladım.
TOLGA – Anca yetişirim. Başka bir zaman tekrar gelirim.
GÜL – Israr etme anne, doğum gününe gidecekmiş.
TOLGA – (Annenin elinden öper.) Tanıştığıma memnun oldum efendim. (İsmail’in de elinden öper.)
GÜL – Ben bırakayım seni kapıya kadar.
TOLGA – Zahmet etmeseydin canım.
GÜL – Aa olur mu hayatım… (Tolga çıkarken içeriye Emrah girer.) Hoş geldin abi.
EMRAH – Hoş bulduk da, bu kim?
GÜL – Arkadaşım abi.
EMRAH – Yürü len evine! (Tolga hemen evden çıkar.) Sen de geç bakayım içeri. Anne, ne olmuş bu kızın hali?
NERİMAN – Ne olmuş ki?
EMRAH – Erkek arkadaşı var?
NERİMAN – İsteyecekler oğlum. Artık büyüdü, o da evlenip çoluk çocuğa kavuşacak.
EMRAH – Ahh senin haberin var yani… Tamam o zaman.
NERİMAN – Gül, bak abin de evleniyor.
GÜL – (Şaşkın) Aaaa
EMRAH – Çifte düğün mü olacak yani?
NERİMAN – İnşallah oğlum. İkinizin de evlendiğini göreyim, açık gitmez gözlerim öteki tarafa.
EMRAH – Tövbe de anne ya.. (Kapı çalar.)
GÜL – Ben bakıyorum.
KUDRET – Selamlar kızım. Neriman Teyze evde mi?
GÜL – Evde. (Kudret hemen içeri girer.)
KUDRET – Merhabalar efenim, merhabalar. Destur var mıdır?
NERİMAN – Hoş geldin Kudret, geç oğlum.
KUDRET – Sağ olun, sağ olun. Efendim teşrif etmemin nedeni… Biliyorsunuz krizdeyiz.
NERİMAN – Sorma oğlum Allah’tan İsmail Bey’in maaşı var. O yetiyor da artıyor bize.
KUDRET – Değil mi ya değil mi… Allah’tan İsmail Abi’nin maaşı var. Şimdi Allah korusun, bir haber dinledim geçenlerde…
EMRAH – Hayırdır Kudret Abi.
KUDRET – Keşke habere hayır diyebilsek… İsmail Abi gibi maaş alanların maalesef ki maalesef, aldıkları maaşı keseceklermiş. Eh, malum kriz var, paraları depolamak gerek. Devlet de haklı bir yerde değil mi ya değil mi?
NERİMAN – Deme… Bak sen… Oğlum duyuyor musun?
EMRAH – Duydum anne.
NERİMAN – Ben duymadım da ne diyor Kudret?
EMRAH – Diyor ki; babamın maaşını kesecekmiş devlet, krizi önlemek için.
NERİMAN – Tüh, tüh, tüh. Ne yapacağız şimdi? Görüyorsun değil mi İsmail Bey başımıza gelenleri…
EMRAH – Anne, satalım şu evi de rahatlayalım diyorum. Hazır Kudret Abi de burada?
KUDRET – Değil mi ya değil mi… Kıyamam, yerim seni… Ağzından bal damlıyor şerefsizim. (Düzelir.) Valla ben de başka ev satın alacaktım, artık nasip… Para yabancıya gitmemiş olur.
NERİMAN – Yok, ne olursa olsun bu ev satılmayacak, işte o kadar! Hem evi satamayız çünkü ev ,babanın üzerine. İmza neyim nasıl atacak. O yüzden, unutun siz onu.
KUDRET – Efendim parasal problemlerde çareler tükenmez. Malum, imza yoksa bazma var.
NERİMAN – Bazma neymiş?
EMRAH – Parmak izini mi diyorsun Kudret Abi?
KUDRET – Eh, yaşa sen Emrah! Evet efendim, imza atmasa bile parmak izi yeterli.
NERİMAN – Yok Kudret oğlum, satmıyoruz evi.
GÜL – Anne satalım ya…
NERİMAN – Sen sus bakayım.
GÜL – Of (İçeriye geçer.)
NERİMAN – Hadi ben yatıyorum. İyi geceler size.
KUDRET – İyi geceler efendim.
EMRAH – Allah rahatlık versin anne. (Neriman çıkar.) Kudret Abi şimdi biz bu evi satsak, kaç para eder?
KUDRET – En aşağı 500 bin eder. Ama bana satarsanız, ben size 1 milyon veririm.
EMRAH – Deme…
KUDRET – Tabi oğlum… Denize sıfır, müstakil 3 katlı ev. Bir de tarihi değeri var.
EMRAH – 1 milyon… Yuh ya… Her gün söylüyorum anneme satalım satalım diye. Hayır diyor, başka bir şey demiyor. Keçi inadı var annemde.
KUDRET – Bana yardım edersen satarız burayı.
EMRAH – Ne yapacağız Kudret Abi?
KUDRET – Şimdi… (Cebinden kağıt parçasını çıkartır.) Ben buraya bu evi sattığına dair babanın adını soyadını, tüm bilgileri yazdım. Tek geriye kalan, imza olayı. Eğer babanın başparmağını (Cebinden mürekkep kutusunu çıkartır.) bunun içine sokup, ardından bastırdık mı, cebinde 1 milyonu bitmiş bil Emrah!
EMRAH – Bu kadar kolay yani Kudret Abi?
KUDRET – Yok, geriye evrak falan bir ton zırtapoz iş var. Tabii bu işlerin hepsi de para demek. Ama size yük olmasın diye bütün işleri ben halledip, ben ödeyeceğim. Sizin iyiliğinizi düşünüyorum. Bu krizde kim verir 1 milyon buraya?
EMRAH – Doğru diyorsun Kudret Abi.
KUDRET – Bak, eğer ileride devlet buraya tarihi eser diye ya da yıkılacak kadar eskidiğinde devlet el koyarsa o zaman zırnık alamazsınız.
EMRAH – Satalım o zaman Kudret Abi de… Annem öldürür beni.
KUDRET – Bak, eğer sen bu işe yardım edersen, ilkten biraz kızar annen ama daha sonra krizi görünce diyecek ki: Aferin benim oğluma!
EMRAH – Valla evi sattık mı 1 milyon… Eh Nihan’la da evlendik mi, ondan gelen para… Oh mis… Yaşadık Kudret Abi.
KUDRET – Tabii oğlum… Direkt gidin yurt dışına, hayatınızı yaşayın.
EMRAH – Ya bırak yurt dışını Kudret Abi. Asıl, para olursa bizim memleketimiz cennet.
KUDRET – Eh yaşa oğlum sen. O zaman direkt batır babanın başparmağını şu kutuya, ardından bastır.
EMRAH – Ver Kudret Abi. (Alır. Babanın başparmağını tam bastıracakken babanın şiddetli osuruğu duyulur.) Off… (Emrah ve Kudret öksürük krizine girer, burunlarını tıkarlar. Babanın etrafından biraz uzaklaşırlar.)
KUDRET – Yuh! Leş gibi koktu! Ne yediriyorsunuz siz babanıza?
EMRAH – Valla kuru fasulye çok sever, onu veriyorduk. (Baba bir daha osurur.)
KUDRET – Biraz bekleyelim koku gitsin yaparız.
EMRAH – Yaklaşamam o koku varken. Bazen, ayıptır söylemesi, bir osuruyor babam, eve giremiyoruz.
KUDRET – Sen o alacağın paralarla hangi eve gireceğini şaşırırsın.
EMRAH – Değil mi… (O sırada Neriman içeriye girer.)
NERİMAN – Ne yapıyorsunuz siz orada?
EMRAH – Anne?
NERİMAN – Ne o elindeki.
EMRAH – Hangisi?
NERİMAN – Elindeki oğlum…
EMRAH – Ah elimdeki… Elimdeki resim boyası. Değil mi Kudret Abi?
KUDRET – Değil mi ya değil mi... Öyle canım… Şimdi Neriman Teyze, benim ufak oğlan var ya, hocası ona demiş ki: Sizin evin kuş bakışını çiz, sana beş vereceğim. Emrah’ta da atmaca gözü var maşallah. Göster gözü…
EMRAH – Biliyorsun anne işte, 07 numaralı bakışımdan bahsediyor.
KUDRET – İşte o mesele yani Neriman Teyze.
NERİMAN – Ah iyi… Çok tutma oğlum Kudret Abi’ni, işi gücü vardır.
KUDRET – İşte biz de şu an işimizi… (Öksürerek kendini düzeltir.) Estağfurullah.
NERİMAN – Bak, sana söyleyemez de o, saygılıdır. Hadi Kudretçiğim, sonra yine uğrarsın, görüşürüz. (Zorla kapıdan çıkartır. Kudret ve Emrah kaş göz anlaşması yapar.)
NERİMAN – Hadi yat bakayım sen de. Ben de salonda yatacağım bundan sonra. Sert zemine yat, dedi doktor, ağrı için. (Odadaki kokuyu farkeder.) Oda parfümü mü sıktınız eve?
EMRAH – Ne?
NERİMAN – Çok güzel kokmuş. Hep bundan alın, aferin.
(Işıklar söner. Işıklar açıldığında sahnede sadece İsmail vardır.)
İSMAİL – Enteresan değil mi? Gaz çıkartmanın bu kadar etkileyici olabileceğini düşünmemiştim açıkçası. (Kapı çalar.) Bu saatte kim gelebilir ki? (Gül içeriden seslenerek gelir.)
GÜL – Geldim geldim. (Kapıyı açar. Tolga kapıdadır.)
TOLGA – Gittiler mi?
GÜL – Gittiler hayatım. Bir babam var, o kadar. Sen otur istersen, ben bir duşa gireyim. Sonra hemen çıkalım.
TOLGA – Tamam hayatım (Gül gider. Tolga babanın koltuğa gelir.) İskele babası nasılsınız? Kıyamam ya… Ama keyfiniz yerinde maşallah. Ne isterseniz anında geliyor. Oh, ne ala memleket. Bizse sürünelim. Sen şimdi merak ediyorsundur, böyle bir adamın kızımın yanında ne işi var diye. Hemen anlatayım. Sümüklü kızınıza sırf şu evdeki ganimetleri almak için katlanıyorum. Yoksa ne işim var… Siz de ganimetlerin turşusunu kurmuşsunuz canım. İnsan en azından muhtacı olanlara verir değil mi? Ama nerede o sizdeki incelik… Her neyse ben alacağım zaten, siz merak etmeyin. (Tolga’nın telefonu çalar.)
TOLGA – Alo… Ah efendim canım? Girdim canım… Banyoda şu an… Tamam açıyorum… (Kapıyı açar. Kapıdan içeriye Nihan girer. Elinde torba vardır.)
NİHAN – Dondum orada, dondum.
TOLGA – Ancak aşkım. Hadi halledelim, hemen çıkalım.
NİHAN – Anne nerede?
TOLGA – Bilmem. Seninki nerede?
NİHAN – Kahvede. Her neyse sen burada bekle. Ben ganimetleri torbaya doldurup geliyorum hemen. (Odaya geçer.)
TOLGA – Tamam aşkım. (Sırıtarak babanın yanına gelir.) Meraklanma babalık, kızına bir şey yapmayacağız.
GÜL – (İçeriden) Tatlım bu tarafa mı geldin? Salona geç, üstümü değiştirip geliyorum.
(Dolu torbayla Nihan koşarak içeriye gelir.)
TOLGA – Aldın mı?
GÜL – (İçeriden) Tatlım?
NİHAN – Aldım aldım.
GÜL – (İçeriden) Tatlım?
TOLGA – Duydum tatlım. İçerideydim zaten.
GÜL – (İçeriden) Tamam. Hemen geliyorum.
TOLGA – Geç hadi geç (Nihan’ı salonda bulunan dolaba sokar. Ardından kapının oradan sesler duyulur.)
EMRAH – Ya işte böyle Muhsin Dayı. Ben de evleniyorum biliyor musun?
MUHSİN – Deme…
EMRAH – Valla… Dur içeride anlatırım. Anahtarı unutmuşum her neyse. (Kapıyı çalar. Tolga da dolaba girer.)
GÜL – (Giyinik bir şekilde gelir.) Hayatım? Abim geldi. İkimizi görürse, beni de senmi de öldürür. Hayatım? (Dolaba doğru gider.) Burada mısın?
EMRAH – Uyuyorlar galiba? (Kapıyı çalmaya devam eder. Tolga dolabı tıklatır.)
GÜL – Ah, tamam buradasın. Ses çıkartma sakın. Geldim geldim. (Kapıyı açar.)
EMRAH – Neredesin kızım sen?
GÜL – Yıkanıyordum abi. Aa Muhsin Dayı hoş geldin. (Elinden öper.)
MUHSİN – Hoş bulduk canım. Eşek kadar olmuşsun, maşallah maşallah.
EMRAH – Geç dayı içeri. Çıkart şu üstünü de… (Ceketini alır, dolaba götürür.)
GÜL – (Hemen hamle yapar.) Ver abi, ben asarım. (Elinden alır.) Yolculuk nasıl geçti dayı?
MUHSİN – İyiydi yeğenim.
EMRAH – Geç dayı, otur şöyle. (Gül, dolabı açıp içeriye bakmadan ceketi uzatır. Ardından kapatır. Muhsin, İsmail’i görür.)
MUHSİN – Aslan eniştem ya… Senin bu baban var ya Emrah, çok sağlam bir adamdır. Bizim köyde hala konuşurlar.
EMRAH – Bir tanedir benim babam. Gül, koş bize kahve yap.
GÜL – Tamam abi. (Çıkar.)
MUHSİN – Evi görmeyeli epey değiştirmişsiniz.
EMRAH – Evet dayı, gel sana evi göstereyim.
MUHSİN – Tamam yeğenim.
EMRAH – Ev çok pahalı biliyorsun dayı. Annem sattırmıyor da… Çürümeden gezdireyim; burası salon.
MUHSİN – Çok geniş ev, maşallah.
EMRAH – İçeride merdiven var. Oradan… (Çıkarlar.)
(Dolaptan Tolga ile Nihan’ın kafası çıkar.)
TOLGA – Gittiler. Hadi, hemen çıkalım evden. (Tam çıkacakları sırada dışarıdan sesler duyarlar.) Gir, gir içeri. (Kapıdan Kudret girer. Elinde parmak basma aleti ve dekont vardır.)
KUDRET – Zamanlama süper. Kimse yok. Hemen hallet şu işi Kudret… (Babanın yanına koşar.
Parmağı bastırır. Daha sonra parmağı kontrata bastırır.)
EMRAH – (İçeriden ses duyulur) İşte öyle Muhsin dayı…
(Kudret paniğe kapılır. Kapıdan dışarıya çıkmaya yönelir. Sokaktan sesler duyulur.)
NERİMAN – (Dışarıdan) Ay Asuman ne vardı bu kadar yürütecek beni?
ASUMAN – (Dışarıdan) Ay kız iyi oldu, spor oldu işte, fena mı?
(Kudret konuşmalar olduğunda dolabın oraya gelir. Tam oraya girecekken yanındaki ufak dolaba girer.)
MUHSİN – (İçeriden) Ablam sattırmıyorsa vardır bir bildiği.
EMRAH – Gelir birazdan annem de. Gül, kahvelere ne oldu?
GÜL – (İçeriden) Geliyor abi.
(Kapıdan içeriye Asuman ve Neriman girer.)
MUHSİN – Ablam…
NERİMAN – Asuman bak kız, kardeşim gelmiş. Canım benim, nereden çıktın sen? (Sarılırlar.)
MUHSİN – Sürpriz yapayım dedim.
NERİMAN – Biz de Asuman Teyze’nle yürüyüş yaptık.
ASUMAN – Hoş geldin oğlum.
MUHSİN – Hoş bulduk teyzecim.
EMRAH – Hoş geldin Asuman Teyze.
GÜL – Kahveler geldi.
NERİMAN – Ayakta kaldınız, geçin şöyle oturun. (Herkes oturur. Gül bir yandan Muhsin ve Emrah’a kahvelerini verir.) Hadi bize de kahve koy kızım.
GÜL – Tamam anne.
NERİMAN – Ee anlat bakalım Muhsin, hangi rüzgar attı seni böyle?
ASUMAN – Neriman, bu o kazandibi mi?
NERİMAN – Yok, o kazandibi Amerika’ya gitti. Ne zamandır gelmiyor. Muhsin, senin o yeğenin var ya, ne zamandır gelmiyor.
MUHSİN – Öyle deme abla, işi vardır. Ben de gideceğim bugün.
NERİMAN – Daha yeni geldin çocuğum, nereye gidiyorsun?
EMRAH – Valla dayı ya…
MUHSİN – Geliriz yine yeğenim kaçıyor muyuz? Abla, biliyorsun işler bırakılmaya gelmez. Geçenlerde bir haftalığına gideyim dedim, iflas ediyorduk. Ondan günü birlik sizi görmeye geldim zaten. Yeğenlerimi, eniştemi, seni gördüm, tamamdır.
NERİMAN – Ne zaman geleceksin bir daha?
MUHSİN – Şu işleri bitireyim, gelirim yine ablacım. (Saatine bakar.) Ooo çok geç kaldım bile. Öpeyim ablacım… (Öper.)
NERİMAN – Kendine iyi bak ablacım.
GÜL – Kahveler geldi. Nereye dayı?
MUHSİN – Gidiyorum yeğenim, kendinize iyi bakın.
GÜL – Yine gel dayıcım.
MUHSİN – Gelirim gelirim. (Gül kahveleri verir.)
EMRAH – Dur geçireyim seni Muhsin Dayı.
MUHSİN – Asuman Teyzecim görüşürüz.
ASUMAN – Görüşürüz evladım.
MUHSİN – (Muhsin kapıdan çıkarken ceketi unutur.) Dur ceketi unutuyordum az kalsın.
EMRAH – Vereyim dayı. (Küçük dolaba yönelir.)
GÜL – Dur ben veririm abi.
EMRAH – Tamam. (Gül dolabı açıp elini sokar, ceketi alır.) Yine gel dayı tamam mı? (Gül, dayıya ceketi verir.)
MUHSİN – Tamam yeğenim, hadi görüşürüz. Enişteme iyi bakın. (Çıkar.)
ASUMAN – Aç kız şu televizyonu da “Senden Çocuğum Olsun” başlamıştır, onu izleyelim.
NERİMAN – Sen katılacaktın buraya, ne oldu?
ASUMAN – O kadar çok talip geldi ki, uğraşamadım Neriman.
NERİMAN – Kumanda nerede oğlum?
EMRAH – Orada anne, dur vereyim. (Kumandayı alıp verir.)
NERİMAN – Hadi bakalım bismillah.
HABER SPİKERİ – Haber 1500’e hoş geldiniz.
ASUMAN – Dur bakalım şu haberlere.
NERİMAN – Tamam
HABER SPİKERİ – Hoş geldiniz.
NERİMAN – Hoş bulduk kızım.
HABER SPİKERİ – Dolandırıcı sevgililer hakkında son gelişmeyi vermek için sözü şimdi İzmir’de bulunan arkadaşımıza bırakıyoruz. Evet Emel, söz sende.
EMEL – Evet Ezgi, günlerdir ortalığı karıştıran dolandırıcı çiftin İzmir’de bulunduğuna dair bilgiler aldık. Takma isim kullanarak insanları ağına düşüren bu çiftin gerçek adlarıysa Cenk ile Ceren. Bildiğiniz üzere İstanbul başta olmak üzere Ankara, Antalya, Marmaris, Bodrum, Konya, Ağrı, Sinop, Trabzon…
HABER SPİKERİ – Evet Emel, sona gel.
EMEL – Son olaraksa İzmir’e gelen bu çift, bundan önce dolandırdıkları kişiler başta olmak üzere…
HABER SPİKERİ – Sona gel Emelcim.
EMEL – Son olaraksa Osmanlı torunlarından olan Osman Osmanlı’nın evine girip, değerli eşyaları alıp… Daha sonra bir bilgi vereceğim ama ondan sonra bir bilgi yok Ezgicim.
HABER SPİKERİ – Evet, şu an bizi izleyen izleyicilerimiz merakla bu dolandırıcı çiftin hedeflerinin kimler olduğunu merak ediyor.
NERİMAN – Asuman, sen merak ediyor musun?
ASUMAN – Yoo…
EMRAH – Anne dur, ben merak ettim şimdi.
EMEL – Bu çiftin hedefi para, tamamen para.
HABER SPİKERİ – Şu an gördüğüm kadarıyla yanında dolandırıcı çiftin mağduru bulunmakta. Biraz onunla iletişim kurabilir miyiz?
EMEL – Evt,hemen. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
OSMAN – Merhaba, ben Osman Osmanlı. Biz Osmanlı soyundan gelmeyiz.
EMEL – Evet Osman Bey ne tarz müziklerden hoşlanırsınız?
OSMAN – Her zaman rock!
HABER SPİKERİ – Ooo bu yine saçmalamaya başladı. Emelcim?
EMEL – Efendim?
HABER SPİEKRİ – Konuya girer misin?
EMEL – Özür dilerim. Evet Osman Bey. Hangi spor dalıyla ilgileniyorsunuz? Şey pardon Ezgi, hemen konuya giriyorum. Osman Bey nasıl oldu olay, anlatır mısınız?
OSMAN – Uyuyordum. Sabah kalktım, olan olmuş. Yani açıkçası evde hiçbir şey kalmamış. Sadece yayınınıza çıkarken bu kıyafetleri buldum, o kadar. Benim bir karım vardı. Onu da almışlar giderken, o derece yani… O konuda takdir ettim dolandırıcı çifti.
EMEL – Evet Ezgi, görüldüğü kadarıyla çiftimiz “Şipşak“ diye adlandırabileceğimiz türden hızlı.
SAFİYE – (Bağrırarak girer.) Osman!
OSMAN – Safiye?
SAFİYE – Hayvan herif! Beni kurtarmadın bilerek, elimden kaçacağını sandın değil mi? Geberteceğim seni geberteceğim!
EMEL – Evet Sinem, burada son dakika gelişmesi var.
OSMAN – Safiye bak, yanlış anlıyorsun karıcım. Ben bu kameralara seni ne kadar sevdiğimi anlatıyordum, valla bak. Bana sordular sen gelmeden önce, bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız üç şey diye, bende Safiye, Safiye, Safiye dedim, o derece! Valla bak… Değil mi Emel Hanım?
EMEL – Hayır.
SAFİYE – Ne?!
EMEL – Siz kaçırıldınız mı hanımefendi?
SAFİYE – Hayır! Bahsedilen çift beni yatak odamızdaki sandığa kapattı. Ben orada avazım çıktığı kadar bağırdım. Bu hayvan herif de beni duymazlıktan geldi.
OSMAN – Aa hayatım, o ses sana mı aitti? Ben kedi zannettim, valla bak.
SAFİYE – Bizim kedimiz var mı Osman?!
OSMAN – Benden izinsiz almışsındır diye düşündüm hayatım, valla bak.
SAFİYE – Ben bunların hepsini soracağım sana. Peki sandığın üstüne çıkıp zıplayan babam mıydı?
OSMAN – Baban bizi ziyarete gelmiş olabilir, bilmiyorum hayatım.
NERİMAN – Görüyorsun değil mi Asuman… Bu erkek milletinin kökünü kazımak lazım… Ama benim İsmail’im melek gibi… Bak hiç böyle şey yapmaz bana.
EMRAH – Anne istese de yapamaz zaten.
HABER SPİKERİ – Emel, öküze bakar gibi bakmasana, müdahale etsene. Karı koca kavgası çıkıyor orada.
EMEL – Hemen ediyorum. Şimdi Safiye Hanım, Osman Bey’in bana ilk söylediklerini söylüyorum. (Osman, hayır gibisinden işaretler yapar.) Sizden kurtulduğu için takdir etti çifti. Ne diyeceksiniz?
OSMAN – Ben böyle salak bir kanal görmedim!
SAFİYE – Yürü eve! Bunun hesabını evde sorarım ben sana, yürü! (Safiye, Osman’ı döverek çıkartır.)
EMEL – İzmir’den aktarabileceğimiz bilgiler bunlar. Söz sende Canan.
HABER SPİKERİ – Ezgi! Ezgi! Allahın belası, 1 aydır çalışıyorsun, hala adımı öğrenemedin, geri zekâlı, moron!
REJİ – Yayındasın!
NERİMAN – Kapat oğlum.
HABER SPİKERİ – Şey, evet pardon. Haber 1500 şimdi hava durumunu sunar.
ASUMAN – Ay kız ben kalkayım artık. (Emrah kapatır. Haber spikeri, Osman, Emel çıkarlar.)
NERİMAN – Nereye?
ASUMAN – Çocuğun okuldan çıkma saati gelmiştir şimdi.
NERİMAN – Tamam ben de bir yıkanayım, sonra yatacağım.
ASUMAN – Hadi çocuğum, kendinize iyi bakın.
NERİMAN – Hadi görüşürüz.
EMRAH – Görüşürüz Asuman Teyze.
GÜL – Dur, geçireyim sizi.
ASUMAN – Sağ ol kızım.(Çıkar.)
NERİMAN – Ben de geçtim içeriye. Kızım, yemeği sen yaparsın.
GÜL – Yaparım annecim. (Neriman çıkar.) Ee abi, daha daha? Siz buluşmayacak mısınız?
EMRAH – Kimle Nihan’la mı?
GÜL – Evet
EMRAH – Yok, onun işi varmış. (Kapı çalar.) Bu da kim şimdi? (Kapıyı açar. Polisler içeri girer.)
POLİS 1 – İyi akşamlar. İsmail Ünlü’nün evi mi?
EMRAH – Evet burası.
POLİS 2 – Ünlü müsünüz peki?
EMRAH – Anlamadım?
POLİS – Arkadaşım biraz salaktır da… Biz karakoldan geliyoruz. Malum bu aralar dolandırıcı çiftin İzmir’de olduğuna dair bilgi aldık.
EMRAH – Ah evet, duyduk televizyondan.
POLİS 1 – Hiç çift gördünüz mü bu yakınlarda?
EMRAH – Anlamadım?
POLİS 2 - İkili ikili gezen…
POLİS 1 – Oğlum sen sussana 2 dakika… Şüpheli kimseler gördünüz mü?
EMRAH – Açıkçası haberlerde sadece bu çifti duydum. Bir resim falan varsa, öyle yardımcı olabilirim.
POLİS 1 – Robot resimlerini çizdik. Göster oğlum. (Polis 2, büyük kartona çizilen çöp adamları gösterir.)
POLİS 2 – Bunlar…
EMRAH – (İyice bakar.) Valla ne diyeyim… Böyle bir çifti bırak, böyle bir insan görmedim. Ama bizim Kuddusi Abi var, o size belki yardım edebilir. Onun böyle acayip arkadaşları var.
POLİS 1 – Kuddisi Bey’e sorduk, görmediğini söyledi. Her neyse biz buralardayız. İlginiz için teşekkürler.
POLİS 2 – İyi günler. (Çıkarlar.)
EMRAH – İyi günler Gül, ben de çıkıyorum. Sen de kapıyı açma kimseye. (Çıkarlar.)
GÜL – Tamam abi. (Emrah çıkar.) Aşkım gitti herkes, çıkabilirsin. (Dolabı açmak ister, dolabı içerden tutarlar.) Ee çıkmayacak mısın aşkım?
TOLGA – Korkudan altıma ettim utanıyorum.
GÜL – (Güler.) Olur mu öyle şey… Çık çık, evleneceğiz biz. Benden mi utanıyorsun?
TOLGA – Aşkım beni böyle hatırlamanı istemiyorum. Sen içeri geç, ben hemen üstümü sileyim o zaman gel, olur mu?
GÜL – Tamam o zaman. İçeriye geçiyorum, hemen hallet.
TOLGA – Tamam aşkım. (Gül, içeriye geçer. Dolaptan Tolga kafasını çıkarır.)
NİHAN – (İçeriden) Gitti mi?
TOLGA – Gitmiş, çık çabuk sen.
NİHAN – Sen ne yapacaksın?
TOLGA – Aşkım gelirim ben hemen arkandan.
GÜL – Geliyorum aşkım.
NİHAN – Tamam aşağıda bekliyorum ben seni.
TOLGA – Tamam. (Nihan çıkar. Gül girer. Tolga pantolonunu siler gibi yapar.)
GÜL – Ee aşkım? Altına işediğine emin misin?
TOLGA – Kurudu hemen, ben de anlamadım.
GÜL – Ütü mü bastın?
TOLGA – Daha neler… (Saatine bakar.) Ooo saat de bayağı bir ilerlemiş.
GÜL – Ne oldu ki?
TOLGA – Bugün sürpriz yapacaktım ama sürprizin bütün büyüsü kaçtı. Annemle seni istemeye geleceğiz akşam.
GÜL – Gerçekten mi?
TOLGA – Tabii bir an önce gidersem…
GÜL – Git o zaman aşkım. Ben de hemen anneme söyleyeyim bu sevinçli haberi. (Kapı çalar.) Hayırdır inşallah.
ASUMAN – Gül, kızım aç, benim…
GÜL – Asuman Teyze merak etme. Bugün görür, yarın unutur bile.
TOLGA – Gideyim hemen aşkım.
GÜL – Tamam aşkım. Gidersin, acelen mi var. (Kapıyı açar.)
ASUMAN – Kızım, benim oğlanın patiği burada kalmış.
GÜL – Vereyim Asuman Teyzecim. (Küçük dolabı açar. Kudret, elinde kontratla yavaş yavaş çıkar.)
KUDRET – Annen evde mi canım?
GÜL – Kudret Amca?
KUDRET – Abin evde mi?
GÜL – Sizin orada ne işiniz var?
KUDRET – Sokak kapısını açık unutmuşsunuz. Ben de eve girdim, bağırdım bağırdım, kimse cevap vermedi. Bunun içindesinizdir diye düşündüm.
GÜL – Anlamadım?
KUDRET – Anlamadınız mı? Olsun, sorun değil. O zaman ben gideyim. (Tam giderken Emrah sahneye girer.)
EMRAH – Of, telefonu evde unuttum. Ne oluyor burada? Kudret Abi, o elindeki nedir?
ASUMAN – Hadi kızım versene patikleri.
NERİMAN – (İçerden seslenerek gelir.) Gül, Emrah, bu dedenden kalma antikalar kaybolmuş oğlum. (İçeriye girer.) Gördünüz mü siz? (Emrah, Gül, Tolga şoktadır.)
ASUMAN – Ne oldu Neriman?
NERİMAN – Sorma Asuman, bu antikalar olduğu yerde yok.
ASUMAN – Bak, şunu söyleyerek evi gez, bulursun: “Kemal Etem, kürkünü dikem, kaybettiğimi bulayım, sana bir Fatiha okuyayım.“
NERİMAN – Kim bu adam? Noter mi?
ASUMAN – Öyle deme kız… Geçenlerde benim ufaklığı kaybettim parkta. Bunu söyledim, ağaçların arasında çocuklarla oyun oynarken buldum.
NERİMAN – “Kemal Etem, kürkünü dikem, kaybettiğimi bulayım sana bir Fatiha okuyayım.“ Oldu mu?
ASUMAN – Oldu. Şimdi gez evi. (Neriman tam gezecekken kapıdan yanında Nihan’la beraber polisler girer.)
POLİS 2 – İyi akşamlar.
POLİS 1 – Ne akşamı salak.
POLİS 2 – İyi geceler.
POLİS 1 – Off. (Emrah hemen kontratı Kudret’ten alıp yırtar.)
EMRAH – Ben de tam sizi çağıracaktım; haneye tecavüz var efendim.
POLİS 2 – Hane dişi mi?
POLİS 1 – Dolandırıcı çiftimizin dişisini yakaladık. (Tolga’yı görür.) O da ne? Çiftin damını da bulduk. (Polis 2 silahını çeker. Tolga’ya doğru tutar.) Eller yukarı. (Tolga ellerini kaldırır.)
POLİS 2 – Amirim bu adam buraya damsız nasıl girmiş?
EMRAH – Ne oluyor burada?
GÜL – Ne oluyor ya?
POLİS 1 – Efendim dolandırıcı çiftimizi sizlerle tanıştırayım; Ceren ve Cenk…
POLİS 2 – Bildiğiniz o kartondaki kişiler.
POLİS 1 – Tam aşağıda gezinti yaparken, sizin evin oradan çıkan torbalı bu bayanı gördük içindekilere bakılırsa değerli eşyalar var.
NERİMAN – Ay Asuman ağzını öpeyim senin. Bak şipşak geri geldi. (Nihan’dan torbayı alır.) Ver kızım benim. Bu arada en yakın zamanda istemeye gelelim. Hadi ben koyayım bunları yerine.
ASUMAN – Hadi kızım sen de ver patiği bana. (Gül patikleri verir. Asuman ve anne çıkar.)
POLİS 1 – Millet et derdinde, elalem patik.
EMRAH – Ben fakir bir gencim, sense zengin bir fabrikatörün kızısın. Biz ayrı dünyaların insanlarıyız. (Düzelir.) Ne diyorum ben ya?
GÜL – Vücuduma sahip olabilirsin ama ruhuma asla. (Düzelir.) Ben ne diyorum ya?
POLİS 1 – Galiba bu beyi de götürüyoruz içeri.
EMRAH – Evet polis bey. Bu bey de dolandırıcı… (Kudret silahı çıkartır.)
KUDRET – Dağılın. (Emrah ve Gül ellerini kaldırır.)
POLİS 1 – İndirin o silahı!
KUDRET – Oldu paşam indiriyorum. İndirin lan silahlarınızı. İndirin yoksa vururum bunlardan birisini!
POLİS 2 – Bizi vurmuyor amirim, sorun değil.
POLİS 1 – Allahın salağı! Sus 2 dakika!
KUDRET – İndirin dedim!
POLİS 2 – Ben vereyim mi silahımı amirim?
POLİS 1 – Seni benim yanıma veren kimse…
KUDRET – İndirin dedim, son kez söylüyorum!
EMRAH – Polis Bey indirin, yoksa kaza kurşuna gideceğiz.
GÜL – Abi.
EMRAH – Sus sen de, gerilim verme!
POLİS 1 – Tamam indiriyoruz silahı. Sen de saçma hareket yapma sakın!
KUDRET – Geçin bakayım şöyle… Şimdi usluca durun… (Cebinden kontratı çıkartır. Televizyondan “Gool” sesi gelir. Herkes gol diye bağırır. Sahne karışır.)
KUDRET – (Babanın yanına gelir.) Gel sen, salak olan!
POLİS 2 – Ben mi?
POLİS 1 – Kimse konuşmuyor burada… Ben mi diye bir salak sen, ben mi diyorsun!
KUDRET – Evet sen! Şu cebimden al bazmayı, babanın parmağına bastır. Sonra koy yerine.
POLİS 2 – Tamam (Cebinden alır. Sahneden çıkmaya yönelir.)
KUDRET – Nereye gidiyorsun?
POLİS 2 – Babamın yanına.
KUDRET – Bu hakikaten salakmış.
POLİS 1 – Ben her gün diyorum anlamıyorlar beni.
KUDRET – Benim yanımdaki adamın başparmağına.
POLİS 2 – Ah anladım. (Dediklerini yapar.)
EMRAH – Kudret Abi, bu senin yaptığın şerefsizlik resmen!
GÜL – Şerefsiz!
KUDRET – Sus lan sen de… Senden mi öğreneceğiz şerefsizliği? Şimdi al şu kontratı, parmağa bastır.
POLİS 2 – Tamam. (Yapar. Verir.)
KUDRET – Aferin, sağ ol.
POLİS 2 – Taksi çağırayım mı size?
POLİS 1 – Allahın salağı!
KUDRET – Kımıldamayın. Şimdi yavaş yavaş çıkıyorum. Sakın aptalca bir hareket yapmayın.
(Televizyondan tekrar “Gool” sesi gelir. Sahne yine karışır. Kudret geri geri çıkarken Cem Ünlü elinde bavulla kapıda gözükür. Kudret, ona doğru gelmektedir. Herkes Cem’i görür, el işareti yaparken) Oynaşmayın! (Cem Kudret’in arkasından usulca sokulup birden iki elinle Kudret’in ellerini tutar. O sırada babaya doğru çevrilen silahın ateşlenmesiyle ışıklar söner ve babanın inlemesi üzerine Emrah ve Gül’ün “Baba!” diye sesleri duyulur. PERDE.)

2. PERDE

(Işıklar açıldığında sahnede sadece baba vardır. Omzu sarılmış bir şekildedir. Sahneye Emrah ile Cem girer.)
EMRAH – Oğlum, insan adamın ellerini yukarıya doğru kaldırır. Ne dengesizsin! Allah’tan babama bir şey olmadı.
CEM – I don’t know abi.
EMRAH – Ee neresinde yaşıyorsun Amerika’nın?
CEM – Vegas baby…
EMRAH – Beybi beybi ne biçim konuşuyorsun abinle? Dur, gündeme bakalım. Nerede bu kumanda (Kumandayı alır, koltuğa oturur.) Ah buldum.
HABER SPİKERİ – Haber 1500’e hoş geldiniz. Son durumlardan haber vermek için hemen sözü Emel’e bırakıyoruz. Evet Emel, söz sende…
EMEL – Merhaba Ecem.
HABER SPİKERİ – Ezgi!
EMEL – Evet Latife, İzmir’de bugün gergin anlar ve bir o kadar sürpriz dolu anlar yaşandı.
Bunlardan biri de dolandırıcı çiftin yakalanmasıydı. Dolandırıcı çift başta olmak üzere...
HABER SPİKERİ – Başı geç.
EMEL – Son olarak Ünlü Ailesi’nin evine girip, iş üzerinde şu an yanımda bulunan iki polis memuru tarafından yakalandılar. Bu polis memurları başta olmak üzere…
POLİS 2 - Bizi yakalamışlar amirim.
POLİS 1 – Geri zekâlı, sus! Devam edin hanımefendi.
HABER SPİKERİ – Sona gel sona…
EMEL – Son olarak bu çift yakalandı.
HABER SPİKERİ – Bu olayı bir de onların ağzından duyabilir miyiz Emelcim?
EMEL – Tabii ki Melis. Evet efendim, sizi dinliyoruz.
POLİS 2 – Valla hiç zor olmadı yakalamamız. Yolda gidiyorduk. Gördük, yakaladık.
POLİS 1 – (Öksürerek keser.) Sus, salak oğlum benim. Ben anlatayım efendim. Öncelikle adım Recep. Şimdi şöyle oldu; biz ünlü ailesinin evinin orada pusu kurduk, daha önce bunun üzerine birçok araştırma yaptık ve araştırmaların sonuncusunda bu evde olduklarını tespit ettik. Takma isimlerinin bu sefer Polat ile Yaren olduklarını öğrendik.
EMRAH – Bari ex aşkımın ismini doğru söyleyin!
POLİS 1 – Ardından usta çizimim ile robot resimlerini çizdik. Bire bir uyan bu resimler…
EMEL – Yanınızda mı efendim robot çizimleri?
POLİS 2 – (Gösterir.) Bu!
EMEL – Evet çok benziyorlar.
HABER SPİKERİ – Sona gelin sona!
POLİS 1 – Son olarak, müthiş baskının ardından ele geçirdik.
POLİS 2 – Geçirdik!
EMEL – Evet Pelin, buradan aktaracağımız bilgiler bunlar. Bir sonraki durağımız, çiftin en son girdikleri ev olacak.
HABER SPİKERİ – Ezgi! Allahın belası! Ezgi adım! Öküz! Sen hangi kulağınla dinliyorsan beni… Bu kızı atmazsanız ben bir daha sunuculuk yapmam diyeyim!
REJİ – Yayındasın!
HABER SPİKERİ - Özür dilerim. Haber 1500 şimdi spor programını sunar…
EMRAH – (Kumandayı alıp kapatır.) Koca televizyon gelecek oğlum eve.
CEM – Buraya mı?
EMRAH – Yes Yes… (Kapı çalar.) Aha geldiler. Sen otur, ben açarım canım. (Kapıyı açar. İçeriye Gül’ün arkadaşı girer.)
İREM – Merhaba
EMRAH – Yayından mı geliyorsunuz?
İREM – Yoo. Ben Gül’ün arkadaşıyım da... Evde mi diye uğrayayım dedim.
CEM – Kim gelmiş brother? (Arkasına bakar. İrem’i görür.) Oh my god!
EMRAH – Buyurun birazdan gelir o.
İREM – O zaman sonra geleyim.
CEM – (İrem’in yanına gelir.) Please… My name is Jem.
İREM – Pardon?
EMRAH – Cem durur musun! Yayın akışını bozma ya. Siz buyurun.
İREM – Yok, geldiğimi söylersiniz. (O sırada Gül gelir.)
GÜL – Neden bu kapı açık? Aa İrem…
İREM – Gül… (Sarılırlar.)
GÜL – Gel, geç otur şöyle. Geldin mi temelli artık? (İrem, Emrah ve Cem oturur. Gül İrem’in yanına geçer.)
İREM – Geldim canım. (Cem öksürür.)
GÜL – Dur tanıştırayım seni bizimkilerle. Bak, abim Emrah. Küçük kardeşim Cem.
İREM – Memnun oldum.
EMRAH – Biz de memnun olduk.
CEM – Glad to meet you İrem.
GÜL – Kardeşim Amerika’dan geldi de… Türkçe’yi unuttu iyice.
CEM – Aa abla… Ayıp oluyor ama. Pardon, isim İrem’di değil mi?
İREM – Evet.
CEM – The person you have called, can not be reach at the moment. Please try again later. (Toparlanır.) Pardon. O kadar ülke gezdim ama sizin kadar güzelini görmedim.
EMRAH – Ufak at! Sadece Amerika’ya gidip geldin.
İREM – Teşekkür ederim. Sağ olun.
CEM – You’re welcome. Pardon bir soru daha sormak istiyorum size.
İREM – Tabi buyurun?
CEM – Ama zor bir soru bu. Very hard, you know?
İREM – Olsun, siz yine de sorun. Belki cevap verebilirim.
CEM – Tamam o zaman soruyorum. Neden bu kadar güzelsiniz?
EMRAH – Ooo…
GÜL – Abi bu Amerika’da hangi bölümü okuyor?
EMRAH – Ne bileyim kızım… Çocuk, bildiğin halkla ilişkiler okumuş.
İREM – Ama beni utandırıyorsunuz. Her neyse, ben kalkayım. Sinemaya gideceğiz. Gelecek misin sen de?
GÜL – Olur valla ya… Ama param yok.
CEM – Aa duymamış olayım sister. I’m ne güne duruyorum here?
GÜL – Kardeşim de gelse olur mu?
İREM – Tabii ki. Hadi kalkalım bir an önce. Bekletmeyelim insanları.
CEM- Seni beklemek demek, dünyanın en güzel şeyi olsa gerek.
GÜL – Cem, kararımı değiştirmeden yürü! (Çıkarlar.)
EMRAH – Ya baba… Kaldık işte baş başa yine... (Kapı çalar.) Aha, kesin haberciler. (Kapıyı açar. Polislerle birlikte Emel gelir.)
POLİS 2 – İyi akşamlar.
EMRAH – Bu, hala sizinle birlikte mi amirim?
POLİS 1 – Maalesef.
EMEL – İsmail Ünlü’nün evi mi burası?
EMRAH – Evet, hoş geldiniz.
EMEL – Hoş bulduk. Birazdan yayına gireceğiz. İsmail Ünlü kim oluyor?
EMRAH – Babam oluyor. Şurada kendisi. (Emel babanın yanına geçer.)
REJİ – Yayındasın! (Haber spikeri de devreye girer.)
HABER SPİKERİ – Yine mi bu! Off, Allah’ım! Evet, şimdi gelişmeleri almak için İzmir’e, bağlanmak istemediğim birine bağlanıyoruz. Evet, sendeyiz Emel.
EMEL – Evet Şükran, şu an yanımda bulunan İsmail Ünlü, gördüğünüz gibi sağ omzu tamamen sargı bezleriyle kapanmış bir şekilde. Sargı bezlerinin üzerine baktığımızda el iş ve birbirinden farklı motifler görüyoruz.
HABER SPİKERİ – Ne saçmalıyorsun yine, ne saçmalıyorsun? Konuya gir konuya!
EMEL – Evet, şu an yanımda İsmail Ünlü’nün oğlu bulunuyor. Merhaba…
EMRAH – Merhaba, buradan Muhsin Dayıma selamlarımı iletmek istiyorum.
EMEL – Evet, Muhsin Dayınıza buradan selamlarınızı ilettik. İlk sorumu soruyorum hemen. Ünlü müsünüz?
POLİS 2 – O soruyu ben de sormuştum.
POLİS 1 – Oğlum sen hala akıllanmadın mı? Seni dövmedik mi biz? (Öksürür. Gülerek üstünü kapatmaya çalışır.) Yani sevmedik mi bu davranışları yapma diye?
HABER SPİKERİ – Ya bu kadın beni delirtecek! Arkadaşım, siz komplo düzenleyip reyting artsın diye mi yapıyorsunuz bunu?
EMEL – Efendim?
HABER SPİKERİ – Efendim diyor hala, efendim diyor! Yok, ben bu işi burada bırakıyorum.
REJİ – Yayındasın!
HABER SPİKERİ – İsterse Mars’ta olayım, ben bırakıyorum bu işi! (Sahneden çıkar.)
POLİS 1 – Sen kendi sesine bak cırtlak karı!
EMEL – Ezgi? Orda mısın?
HABER SPİKERİ – (Koşarak gelir.) Bir daha söyle!
EMEL – Ezgi?
HABER SPİKERİ – Bir daha söyle!
EMEL – Şükran mı?
HABER SPİKERİ – Hühühü (Ağlayarak sahneden çıkar.)
EMRAH – Ne oldu Emel Hanım?
EMEL – Bilmem… İsmini yanlış söyledim galiba.
(Işıklar söner. Loş bir ışık verilir. Sahnede sadece İsmail vardır, uyukluyordur. Sahneye arkadan yavaş yavaş Cem, Emrah, Gül, Muhsin, İrem, elinde mum yakılmış bir pastayla Neriman gelir.)
EMRAH – Anne, adamın yüreğine indireceğiz!
MUHSİN – Yeğenim doğru diyor abla. Bak, ödü patlar Allah korusun, gider o tarafa.
NERİMAN – Asuman Teyzeniz televizyonda görmüş. Hafızası gidenleri böyle korkutacakmışsın, hafızası yerine gelirmiş.
GÜL – Allah’ım sen babamı koru…
CEM – Anne, ne yapacağız şimdi?
NERİMAN – Hepimiz sıralı bir şekilde babanızın yanına geçeceğiz. Ben 3 deyince, hep bir ağızdan “İyi ki doğdun!” diye bağıracağız tamam mı?
CEM – Peki. (Hepsi sıralanır. Anne parmağıyla 1-2 işareti yapar.)
NERİMAN – Üç!
HEPSİ BİRDEN – İyi ki doğdun baba!
İSMAİL – (Panikleyerek havaya zıplar.) Ne oluyor ya? Geldi mi zaman? Bitti mi? (Herkes şaşkın bir şekilde babaya bakar.)
NERİMAN – İsmail?
İSMAİL – Hayır konuştum! Ayağa bile kalkmışım. (Yerine oturur. Hiçbir şey olmamış gibi, eskisi gibi durur.)
NERİMAN – İsmail, konuş canım. Hadi hayatım benim…
İSMAİL – Bir saniye… Ee az önce ben konuştum değil mi? (Herkes şaşkın bir şekilde kafa sallar.) Ayağa da kalktım değil mi? (Herkes bir daha kafa sallar.)
İSMAİL – Peki neden ben ölmedim? Ne yani? Yoksa bir rüya mıydı o? Bir rüya yüzünden mi ben her şeyin olmasına izin verdim?
EMRAH – Anne, dedim ben sana yapmayalım diye.
GÜL – Ay anne, babama geldiler.
NERİMAN – Kim geldi?
İSMAİL – (Herkese) Hepinizden ayrı ayrı özür dilemem gerekiyor. (Herkes donar. Loş ışık iyice açılmıştır. İsmail yukarıya bakar, ışık gözünü almıştır. Yukarıyı dinler.) Çok teşekkür ederim efendim. (Ağzını fermuarlar gibi yapar.) Sustum bile. Çok teşekkür ederim efendim. (Işıklar tekrar loş bir hal alır. İsmail herkese iyice sarılır.)
CEM – Baba, düzeldiğine göre sana bomba bir sürprizim var. Biz İrem’le married. Yani evleniyoruz. Yarın istemeye gideriz değil mi?
HEPSİ BİRDEN – Cem!
(Işıklar söner. Açıldığında İsmail’in üzerinde deli gömleği vardır ve bir hücrededir. Hücrenin yanında, elinde not defteriyle bir doktor {Doktor-1} görülür. Ardından başka bir doktor {Doktor-2} daha gelir.)
DOKTOR 2 – Kolay gelsin.
DOKTOR 1- Sağ ol.
DOKTOR 2 – Bu yeni mi geldi?
DOKTOR 1 – İzmir’den sevk ettiler.
DOKTOR 2 – Nasıl olmuş?
DOKTOR 1 – Karmaşık. Doğum gününde deprem olmuş. Evleri yıkılmış. Çocukları, eşi ve yakınları göçük altında kalmış, gözleri önünde can vermişler.
DOKTOR 2 – Karmaşık olan kısmı?
DOKTOR 1 – Kimilerine göre farklı. İsmail Bey bir yazarmış. Tanrı hakkında bir oyun yazıyormuş. Ama kendini kelimelerin büyüsüne öyle kaptırmış ki, bir türlü bu hikayenin sonunu getirememiş. Sonra, yazarın üstüne büyük bir lanet gelmiş ve Tanrı İsmail’in yazdığı o hikayeyi gerçek kılmış. Hikayenin sonunda da doğum gününde evde deprem oluyor ve sevdikleri, yakınları göçük altında, onun gözleri önünde can veriyor.
DOKTOR 2 – Enteresanmış.Bugün yemek ısmarlama sırası sende bu arada.
DOKTOR 1 – Tamam birkaç not alıp geliyorum. (Çıkar. Doktor notunu alır. Ardından İsmail’e bakar, iç çeker ve gider. İsmail, hücrede bir ileri bir geri sallanmaktadır ve fonda İsmail’in çocuklarıyla konuşması duyulur.)
İSMAİL – Emrah, Cem, Gül gelin. Bakın, şimdi beni dikkatle dinleyin. Şerefle bitirilmesi gereken en asil görev hayattır. Bir lokma ekmek için şerefini çiğnetmeye, bir anlık eğlence için servetini tüketmeye, bir zamanlık mevki için el ayak öpmeye, insanları ezip geçmeye, günlük menfaatler için, onurunu terk etmeye, bir kısım insanlara kızıp tüm insanlara düşman olmaya değmez bu hayat.
EMRAH – İyi de baba nereden çıktı şimdi bu?
İSMAİL – Benim babam söylemişti bunu. Unutmadan bir yere kaydedeyim dedim. Şimdi de unutmadan söyleyeyim dedim.
CEM – Thank you so much baba.
GÜL – Cem!
NERİMAN – Hayatım, yemek hazır…
İSMAİL – Geliyorum…
NERİMAN – Tamam canım. Tuvaletten çıkınca gelirsin…
İSMAİL – Hey Allah’ım… (İsmail, olduğu yerde sallanmaya devam eder. Yavaş yavaş fısıldamaya başlar ve bu fısıldama giderek büyür.)
İSMAİL – Sessizliğim benden değil! Sessizliğim benden değil! Sessizliğim benden değil! (Sayıklar. Ses tonun en yüksek anına geldiğinde doktorlar sahneye girer ve İsmail’i zorla sahneden çıkartırlar. Işıklar söner. Işıklar yavaş yavaş açıldığında sahneye Cem girer.)
CEM – Baba?
İSMAİL – (Cem’i fark etmemiştir.) Sessizliğim benden değil! Sessizliğim benden değil!
CEM – Baba?
İSMAİL – Oğlum…
CEM – Baba…
(İsmail Cem’e sarılmaya çalışır. Kolları deli gömleğiyle bağlı olduğu için bir şey yapamaz. Cem ona sarılır.)
CEM – Gidiyorum baba.
İSMAİL – Nereye?
CEM – Bilmiyorum, ama gidiyorum.
İSMAİL – Daha yeni geldin oğlum. Nereye gidiyorsun? Kardeşlerin nerede?
CEM – Benim gittiğim yere gidiyorlar.
İSMAİL – Nereye gidiyorsunuz? Beni de götürün. Beni de alın yanınıza…
(Neriman sahneye girer. Donuk bir şekilde sadece bakmaktadır.)
İSMAİL – Hayatım, çocuklar gitti. Beni bırakıp gitti. Beni götürmediler giderken. Sen de mi beni yalnız bırakacaksın? Beni tekrar eve götür. (Neriman ağır ağır İsmail’den uzaklaşmaya başlar.) Sen de mi beni yalnız bırakıyorsun? Gitme lütfen! Gitme, bırakma beni burada. Ben ne yaparım tek başıma burada? Üşüyorum, korkuyorum. Yanımda kal lütfen! Yanımda kal, yalnız bırakma beni! Son bir kez daha kal yanımda, lütfen! Sessiz kalmam bir daha. Susmam hiçbir zaman. Zaten sessizliğim benden değil ki! (Haykırmaya başlar. Doktorlar sahneye girer ve İsmail’i alıp götürürler. Işıklar Söner.)

BEBEĞİN OLUŞUM TARİHİ - 12 Kasım 2008 / 00:22 (Çarşamba) (İzmir)
BEBEĞİN DOĞUM TARİHİ - 23 Ocak 2009 / 06:38 (Cuma) (İzmir)

SON…

BelgesizZamir BelgesizZamir
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 614
favori
like
share